İran asıllı Alman vatandaşı Tahran hapishanelerinde infaz edilme riskiyle karşı karşıya

İran asıllı tutuklu Alman Cemşid Şarmehd ve eşi
İran asıllı tutuklu Alman Cemşid Şarmehd ve eşi
TT

İran asıllı Alman vatandaşı Tahran hapishanelerinde infaz edilme riskiyle karşı karşıya

İran asıllı tutuklu Alman Cemşid Şarmehd ve eşi
İran asıllı tutuklu Alman Cemşid Şarmehd ve eşi

Geçtiğimiz yıl Temmuz ayından itibaren kaçırılan ve Tahran hapishanelerinde bulunan İran asıllı Alman vatandaşı Cemşid Şarmehd, mahkeme çıkarılmadan 267 gündür tutuklu bulunuyor.
20 yılı aşkın bir süredir Kaliforniya’da yaşayan Şarmehd’in ailesi, Cemşid’in tutuklanmasının İranlı yetkililer tarafından kaçırılmasıyla başladığını ve İranlı muhaliflerin 2009 yılında Devrim Muhafızları ile İran rejimine sadık grubun başarısız suikastını maruz kaldığını bildirdi.
Los Angelas’da sağlık sektöründe çalışan ve babasının kaçırıldığı günden bu yana ailesiyle yaşayan Cemşid’in kızı Giselle Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, babasının geçtiğimiz yıl Mart ayında Hindistan ziyareti öncesi Almanya’ya gittiğini, koronavirüs salgını sebebiyle   üç ayı aşkın bir süre Hindistan’da mahsur kaldığını belirterek, Hindistan’dan ayrılma fırsatı bulduğu sırada aralıklı geziler ve Arap Körfezi’ne gittiğini, günler sonra ise kendisiyle teması tamamen kaybettiklerini belirtti. Devrim Muhafızları medyasına göre, Cemşid Tacikistan’da tutuklandı.
Cemşid Şarmehd ailesiyle en son bir ay önce tutuklu olduğu Tahran’dan iletişime geçti. Giselle, kısa sözlerine rağmen ses tonunun babasının yaşadığı acı ve hastalığı maskelediğini söyledi.
Cemşid 10 ayı aşkın bir süredir tutuklu bulunduğu Tahran’da ailesiyle yaptığı görüşmede, “Ben iyiyim, siz nasılsınız? Derken ailesi ona, “Söyle sana yemek veriyorlar mı?, İlaçlarını alıyor musun? Sorularını yöneltti. Cemşid ailesi tarafından kendisine yöneltilen soruları öksürükle karışık boğuk bir sesle “Şimdi kapatmam gerek, elveda” şeklinde cevap verdi. İran asıllı Alman vatandaşın ailesi bu konuşmanın ötesinde başka bir şey bilmiyor.
Los Angelas’ta ikamet etmesine rağmen Alman vatandaşı olan Cemşid kendisine ait bir kuruluşta yazılım ve elektronik mühendisi olarak çalışan babalarından farklı olarak yeşil karta sahip olan aile, Kaliforniya’daki diğer İranlılar gibi, rejime yönelik sert eleştirileriyle tanınan bu senaryonun bir gün başlarına geleceğini bilmiyorlardı.
Giselle, babasının hücre hapsinde olduğunu, ziyaret edilemediğini ve yasal işlem olmadan gayri resmi suçlamalarla karşı karşıya kaldığını ifade ederek, İranlı yetkililer tarafından belirlenen avukat dışında avukat tutma hakkının olmadığını vurguladı. Bunun insanlık dışı ve delilik olduğuna dikkati çeken Giselle, hala tam olarak babasının nerede olduğunu bilmediklerini kaydetti.
Giselle açıklamasında, “Babamla son telefon görüşmemizde 60 kilo olduğunu söyledi. Bu da dişlerinin çıkarılmasıyla 40 kilo verdiği anlamı taşıyor. Konuşma sırasında korkunç derecede öksürüyordu umarım koronavirüs bulaşmamıştır. Parkinson ve kalp hastalığından mustarip olduğu için ne yapacağımızda bilmiyoruz. Tıbbi bir şey uygulanıp uygulanmadığını da bilmiyoruz” ifadelerini kullandı.
ABD’nin yanlarında olup olmadığı ve 20 yılı aşkın bir süredir burada yaşayan babaları için savunma talep ettiler mi? sorularına yönelik Giselle, ABD yönetimiyle iletişim kurmadıklarını ve İranlı yetkililerden babalarını serbest bırakılmasının talep edilmediğini söyleyerek, “ Kimse bizi aramadı. ABD'nin  İran Özel Temsilcisi Robert Malley’in İran’da tutuklu bulunan bazı ABD’li ailelerle temasa geçtiğini duyduk. Ancak bizimle iletişim kurmadı. Onlara birden fazla mail attım ama babamın durumuyla ilgili bir cevap yok, Sanırım rejim veya intikamdan endişe ediliyor. Ya da belki de insanların kaçırılıp başka bir ülkeye götürülmesini ve tüm haklarının çalınmasını umursamamak doğal hale geldi” şeklinde yanıtladı.
Eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde Cemşid’in ABD vatandaşı olduğu açıklamaları ve İranlı yetkililerden serbest bırakılmasını talebinin aksine, mevcut yönetim konu hakkında yorum yapmıyor. Geçtiğimiz Şubat ayından bu yana Şarku’l Avsat ABD Dışişleri Bakanlığı’yla bu konu üzerine iletişim sağlamaya çalışıyor ancak yanıt alamıyor.
Malley son NPR radyosuna verdiği mülakatta, tutuklular ve insan hakları ihlalleri dosyasının Viyana’da İran heyetiyle yapılacak müzakere masasında olmadığını dile getirerek, buna rağmen ABD’nin insan hakları ve İran’daki tüm tutukluların serbest bırakılması çağrısına kayıtsız kalmayacağını aktardı.
Ağustos 2020’de İran yetkilileri Cemşid’e atıfta bulunarak Kaliforniya merkezli  bir muhalefet grubunun ‘ABD’li bir İranlı lideri’ tutuklandığını duyurdu. Yetkililer Şarmehd’i 2008’de İran’ın Şiraz kentinde bombalı saldırıda 14 kişinin ölümüne 200 kişinin ise yaralanmasına sebep olmakla suçluyor.
İran İstihbarat Bakanlığı, tutuklu olan Şarmehd’in Şah rejimine bağlı Kraliyet Konseyi üyesi olduğunu ve İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik saldırı planları olduğunu duyurdu. Bakanlık Cemşid’i Farsça Tinder ve Thunderbolt sitesini işletmek ve Kraliyet Konseyi’nin askeri kanadına üye olmakla suçlayarak, ayrıntıya girmeden olayı ‘karmaşık bir operasyon’ olarak nitelendirdi. Diğer yandan o dönem Şarmehd’in gözlerinin bağlı olduğu iddia edilen bir fotoğraf kendisine ait internet sitesinden yayınlandı.
Buna karşılık Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndan bir kaynak, Şarku’l Avsat’ın sorularına yanıt vererek, “Alman hükümetinin defalarca İran makamlarından ilgili kişiyle ilgili konsolosluğa erişim talebinde bulundu. Ancak İranlı yetkililer bu talepleri reddettiler. Ayrıca ilgili kişiye dahil yargılanma izni verilmesi konusunda da ısrar ettik” şeklinde yanıt verdi.
Almanya Dışişleri Bakanlığı 66 yaşındaki tutuklu Cemşid Şarmedh’in karşı karşıya kalabileceği suçlamalar hakkında bilgisi olduğunu teyit etmezken, İran hükümetinin daha önce bazı medya kuruluşlarının bildirdiklerinin aksine rejimi devirmek ve ona karşı komplo kurmakla suçladı.
Şarku’l Avsat’ın batılı bir kaynaktan edindiği diplomatik bilgiye göre, İran makamlarının insan hakları örgütleri ve Batı ülkeler nezdinde hem yabancı hem de çift vatandaşlığa sahip olan İran asıllı tutuklulara konsolosluk erişimi sağlamayacaklarına dair genel bir kural koyduklarını, İran’ın politikası gereği ise hapishanelerde yaşanan vakaların her birinden ayrı ayrı bahsetmenin zor olduğu kaydedildi.
Daha önce babası Lübnan Hizbullah’ı tarafından kaçırılıp tutuklandıktan sonra geçtiğimiz yıl serbest bırakılan ve ABD’ye dönmesinin ardından hayatını kaybeden Amer Fakhoury Vakfı kurucularından Zoya Fakhoury, babasının kaçırılması olayında vakıftan yardım isteyen Şarmedh ailesinin yanında olduğunu ifade etti. Fakhoury açıklamasında, İran rejiminin eylemlerinden sorumlu tutulması ve siyasi araç olarak kullandıkları masum kurbanları serbest bırakması gerektiğini vurguladı.
Konuyla ilgili Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Zoya, “Şarmedh ve ailesini başına gelenler trajik. İran hükümetinin bir an önce serbest bırakılması gerekiyor. Babamız Amer Fakhoury'nin başına gelenlerin başka bir masumun daha yaşamasını istemiyoruz. Babam Lübnan'da yasadışı gözaltında tutulması nedeniyle öldü ve Şarmedh’e nasıl davranıldığını ve serbest bırakıldığında hayatta kalıp kalmayacağını sadece hayal edebiliyoruz” şeklinde konuştu.
Öte yandan Washington İran Demokrasi Ulusal Birliği'nin politika müdürü, Şarmedh davasını İran'ın içinden geçtiği acımasız diktatörlüğün utanç verici bir örneği olduğunu ifade ederek, bu davanın çok ciddi olduğu bilgisini verdi.
Yetkili isim Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran’ın  çok sayıda muhalifi rehin aldığını durumlarının gittikçe kötüye gittiğini belirterek insan hakları sorunlarının ABD yönetiminin en önemli önceliği olması gerektiğini vurguladı.



Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.