Yeterince konuşuldu!

Artık Arap, Afrika ve Avrupa ülkelerinin, kararlı ve somut tutumlar sergileme, kararlar alma ve eylemlerde bulunma zamanı geldi

Filistin davası, yerleşim ihlalleri nedeniyle önemli bir uluslararası kavşağa geldi (AFP)
Filistin davası, yerleşim ihlalleri nedeniyle önemli bir uluslararası kavşağa geldi (AFP)
TT

Yeterince konuşuldu!

Filistin davası, yerleşim ihlalleri nedeniyle önemli bir uluslararası kavşağa geldi (AFP)
Filistin davası, yerleşim ihlalleri nedeniyle önemli bir uluslararası kavşağa geldi (AFP)

Nebil Fehmi
Filistinliler, Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da, Ramazan ayı boyunca savunmasız müminlerin ibadetlerini yerine getirmelerinin engellenmesi ve Şeyh Cerrah Mahallesi’nde evlerinden zorla tahliye edilerek evlerinin Yahudi yerleşimcilere tahsis edilmesi amacıyla yapılan sistematik saldırılar gibi suçlara maruz kaldılar. Bunların hepsi, İsrail'in uluslararası yasalar ve insan hakları duvarına çarpan işgalci bir güç olduğunun kesin kanıtlarıdır.
Tüm bunlar, ülkelerin ve liderlerinin net tutumlar sergilemesini gerektiren dönüm noktası olaylarıdır. Uluslararası hukuka dayalı küresel bir sisteme bağlı olanlar tarafından belirli ve etkili önlemleri içeren etkili kararların alınmasını ya da çıkarlarını ve duruşlarını, tüm kabul edilemez ihlalleriyle birlikte güç kanunları uydurmak yerine hukukun ilkelerine ve gücüne bağlılık temelinde menfaatlerini ve duruşlarını korumalarını gerektirmektedirler.
Acı ve utanç verici son olaylar, 70 yılı aşkın bir süredir devam eden İsrail işgal tarihinde bir kez daha tekrarlandı. Artık durumu analiz etmeye devam etmek veya kınamak ya da temennilerini ifade etmekle yetinmek kabul edilemez. Bu nedenle, bugün sözlerimi açıkça ve belirli isteklerle sınırlayacağım. Ancak yine de yazdıklarımın başından beri tanık olduğumuz suçların boyutunun altında kaldığını itiraf etmeliyim. Daha ziyade asgari düzeyde ve saldırgan taraf için hesap verebilirlik yolunda atılabilecek adımlara değiniyorum. Gazze Şeridi, neredeyse giriş ve çıkışlarının çoğunu kontrol eden İsrailli işgalcinin baskısı altında olsa da, sözlerimi, sanki bu sadece işgalci gücün hakkıymış ve işgal altındaki Filistin halkı tarafından sömürülüyormuş gibi davranılan meşru müdafaada güç kullanımına yönelik uygunsuz gerekçelere ve yanlış karşılaştırmalara kapıyı aralamaması için Kudüs ve çevresiyle sınırlandırıyorum.
Her şeyden önce, aramızda Arap ülkelerinin uluslararası camiada ve Arap dünyasında büyük yankı uyandıran İsrail’in uygulamalarını kınamakla yetindiklerini düşünenler yanılıyorlar. Bu kınamaların, İsrailliler tarafından tamamen göz ardı edildiğinden veya Arap Birliği (AL) kararlarının olağan diplomatik hareketliliğe odaklanmasının, son olayların sertliği ve kabalığıyla tutarlı bir pozisyon ve güvenilirliği olduğundan bahsetmiyorum bile. Artık Araplar tarafından belirli adımlar atılmadan uluslararası toplumdan net pozisyonlar almasını istemek yeterli değil.
Arap ülkeleri, İsrail eylemlerinin hukuka aykırılığını ve kanunsuzluğunu ve ihlallerini teyit etmek amacıyla ve bu yaklaşımı sürdürmesi halinde işgalci yönetime karşı ceza uygulanması önerisiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu ve uluslararası hukuk kurumlarının toplanması ve tüm bu kurumlardan bir takım taleplerin ve prosedürlerin görüşülmesi ve onaylanması için doğrudan talepte bulunuyorlar.
Arap ülkelerinin İsrail’deki büyükelçilerini istişare için geri çağırmaları, ilişkileri koparmak değil, daha ziyade İsrail’in son uygulamalarını reddettiklerinin bir ifadesi ve bu yaklaşımın sürdürülmesinin İsrail'in Arap ülkeleriyle ilişkilerine uzun vadeli yansımaları ve gerçek maliyetleri olacağını vurgulamaktır. Yine Arap-İsrail barışının tersine çevrilmesi değil, daha ziyade bir Arap ülkesinin İsrail ile barışı istemesinin, herkes tarafından reddedilen uygulamalara izin verilmesi olarak yorumlanmasını reddetmektir.
İşgalci İsrail’e karşı insanlık dışı uygulamaları nedeniyle ulusal düzeyde bir takım özel önlemler alındı. İsrail ile tam bir ilişkisi olan bir ülke eğer henüz bu adımları atmamışsa, en azından işgalci İsrail’in temsilcileri için iletişim seviyesinin bakanlık seviyesinin altına düşüreceğini duyurmalıdır.
İsrail vatandaşlarına ülkeye giriş vizesi verilmesi ve bu tür uygulamalar durdurulana kadar İsrail ile yeni ticari anlaşmalar yapılması dondurulurken Biden yönetiminin açıklama yapmakla yetinerek, insan hakları ve demokrasi savunucusu olduğunu iddia etmesi gülünçtür. Biden yönetimi, sanki şuan İsrail’in kötü uygulamalarına değil de yeni olaylara tanık oluyormuşuz gibi hem Filistinlilere hem de İsraillilere itidal çağrısında bulunuyor. ABD’nin tek yaptığı, 5 Haziran 1967 sınırlarında iki devletli çözüme uygun olarak Doğu Kudüs'ün işgal edilmiş bir bölge ve Filistin devletinin başkenti olduğunu kabul ederek hukukun üstünlüğünü onaylamasıdır.
ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin bölgedeki başlıca müttefiki olan İsrail’in Filistin halkına karşı yasadışı uygulamalarını kategorik olarak durdurduğunun açık ve net bir şekilde vurgulandığı yıllık raporu Kongre'ye sundu. ABD’nin İsrail’e yardımı sürdürmesi, işgal altındaki topraklardaki yasadışı ve insanlık dışı uygulamaları durdurmasına bağlandı.
BMGK’nın diğer daimi üyelerine (Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa) gelince, BMGK’nın saldırganı caydırmayan kararlar alması veya trajik gerçeği yansıtmayan açıklamalar yayınlaması artık kabul edilemez. Şunu merak ediyorum, acaba Filistin’e yönelik dostça ve destekleyici rolünüz sadece endişe ifadeleriyle mi sınırlı? BMGK’da yalnızca sizi ilgilendiren konular mı gündeme getirilebilir? Sanki BMGK, BM Sözleşmesi çerçevesinde uluslararası barış ve güvenliği sağlamak amacıyla çağdaş uluslararası sistem çerçevesinde size emanet edilen sorumluluğu yerine getirmeniz için değil de çıkarlarınıza adanmış ve yönlendirilmiş gibi görünüyor. Beyler, bu artık kabul edilemez. BMGK’yı, İsrail’in tüm dünya ile alay etmesini durduracak ve yasadışı politikalarından caydıracak gerekli kararları almaya davet etmeniz gerekiyor.
Müslüman ülkeleri, Bağlantısızlar Hareketi ülkelerini, Afrika ve Asya ülkelerini Filistin'deki kardeşlerinin milli ve insani haklarını ihlal eden İsrail’in Ramazan ayı boyunca dini ibadetlerimize yönelik açık bir hakaret dolu uygulamalarına karşı bir tavır almaya çağırıyorum. Bu dost ülkelerin, ülkelerindeki İsrail büyükelçilerini dışişleri bakanlıklarına çağırmaları ve Filistinlilere yönelik ihlallerinin derhal sona erdirilmesini talep etmeleri gerekiyor. Aynı zamanda, Arap ülkelerinin İsrail uygulamalarını durdurmak ve bu uygulamalardan sorumlu tutmak için uluslararası platformlardaki girişimlerini desteklemeleri de lazım.
Hukukun üstünlüğünü savunmakla, insan haklarını ve insani ilkeleri desteklemekle övünen Avrupa ülkelerine soruyorum; gerçekten insan haklarını destekliyor musunuz yoksa bu, yerli lobilerin etkisi altında zaman zaman dile getirilen, Filistinlilerin maruz kaldığı insanlığa karşı suçları tamamen görmezden gelen ve sadece bireylerin haklarıyla sınırlı olan bir görev mi? Sizden istenen, Doğu Kudüs'ü işgal edilmiş bir toprak ve 1967 sınırları temelinde Filistin devletinin başkenti olarak tanımanız ve İsrail'i hukuki ve insani forumlarda Filistinlilere yönelik ihlallerinden sorumlu tutacak ve onu bu uygulamaları tekrarlamaktan caydıracak önlemler önerme konusunda inisiyatif ve öncü rol üstlenmenizdir. Yeterince konuşuldu, artık kararlı ve somut tutumlar sergileme, kararlar alma ve eylemlerde bulunma zamanı geldi.

 


Bağdat: 5 bin DEAŞ mensubu Suriye’den Irak’a nakledildi... DEAŞ mensuplarının iaşesinden DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu sorumlu

DEAŞ mensuplarını Kamışlı’dan Irak’a taşıyan bir konvoy (Reuters)
DEAŞ mensuplarını Kamışlı’dan Irak’a taşıyan bir konvoy (Reuters)
TT

Bağdat: 5 bin DEAŞ mensubu Suriye’den Irak’a nakledildi... DEAŞ mensuplarının iaşesinden DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu sorumlu

DEAŞ mensuplarını Kamışlı’dan Irak’a taşıyan bir konvoy (Reuters)
DEAŞ mensuplarını Kamışlı’dan Irak’a taşıyan bir konvoy (Reuters)

Irak Adalet Bakanlığı Sözcüsü Ahmed el-Luaybi, Suriye’den Irak’a terörist nakline ilişkin hükümet prosedürlerinin ‘sağlam ve hukuka uygun’ olduğunu açıkladı.

El-Luaybi, Irak Haber Ajansı’na (INA) yaptığı açıklamada, şimdiye kadar Suriye’den Irak’a 5 bin 64 teröristin nakledildiğini belirtti. Bunlar arasında 270’ten fazla Iraklı, 3 binden fazla Suriyeli ve farklı ülke vatandaşlarının da bulunduğunu ifade etti.

Söz konusu kişilerin tamamının tek bir cezaevinde toplandığını kaydeden el-Luaybi, haklarında Irak yasalarına göre soruşturma yürütüleceğini ve yargılanacaklarını söyledi. Irak’ın DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun (DMUK) temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan el-Luaybi, bu kişilerin Irak’ta tutulmasının ve barındırılmasının koalisyonun talebi doğrultusunda gerçekleştiğini dile getirdi.

Görsel kaldırıldı.
ABD askeri araçları, Suriye'nin Kamışlı kentinde DEAŞ mensuplarını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik ediyor... 8 Şubat 2026 (Reuters)

El-Luaybi, Adalet Bakanı Halid Şevani’nin, söz konusu teröristlere ilişkin alınan tüm önlemlerin DMUK ile koordinasyon içinde yürütüldüğünü teyit ettiğini aktardı. El-Luaybi ayrıca, DEAŞ mensuplarının iaşe giderlerinin Irak tarafından değil, koalisyon tarafından karşılandığını vurguladı.

Irak’ın, Suriye’deki cezaevlerinde tutulan 7 bin DEAŞ unsurunu aşamalı olarak teslim almaya hazırlandığı belirtiliyor. Bu kapsamda, örgüte mensup 150 kişiden oluşan ilk grubun 26 Ocak’ta Irak’a ulaştığı kaydedildi.


Mısır, Sudan ve Somali’nin birliğini desteklemek için Afrika’yı harekete geçirdi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati dün düzenlenen Somali ve Sudan konulu Barış ve Güvenlik Konseyi Bakanlar Toplantısı’nda konuşurken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati dün düzenlenen Somali ve Sudan konulu Barış ve Güvenlik Konseyi Bakanlar Toplantısı’nda konuşurken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, Sudan ve Somali’nin birliğini desteklemek için Afrika’yı harekete geçirdi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati dün düzenlenen Somali ve Sudan konulu Barış ve Güvenlik Konseyi Bakanlar Toplantısı’nda konuşurken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati dün düzenlenen Somali ve Sudan konulu Barış ve Güvenlik Konseyi Bakanlar Toplantısı’nda konuşurken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Addis Ababa’da düzenlenen Afrika Birliği (AfB) Yürütme Konseyi toplantıları ve zirve oturumları kapsamında Sudan ve Somali’nin birliğine destek amacıyla Afrika nezdindeki temaslarını yoğunlaştırdı. Dün gerçekleştirilen diplomatik görüşmelerde, Kahire’nin Hartum ve Mogadişu’daki istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları öne çıktı.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati dün düzenlenen Barış ve Güvenlik Konseyi Bakanlar Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, ülkesinin AfB bünyesindeki Barış ve Güvenlik Konseyi’nin Sudan’ın birliği ve egemenliğini destekleyen tüm karar ve açıklamalarına verdiği desteği yineledi. Abdulati, milis güçlerin işlediği tüm ihlalleri ve Sudan’ı bölmeye yönelik girişimlerini kınadıklarını ifade etti.

Abdulati, Mısır’ın Sudan’da barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik taahhüdünü yineleyerek, kapsamlı bir insani ateşkese ulaşılması, bunun kalıcı ateşkese dönüşmesi ve insani yardımların acilen ulaştırılması için yürütülen çabaları aktardı. Mısır’ın çözüm sürecini desteklemek amacıyla uluslararası ve bölgesel taraflarla etkin temas halinde olduğunu belirten Abdulati, Sudanlılara yardımcı olabilecek tüm girişimlere açık olduklarını vurguladı.

trgt
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati dün Afrika Birliği (AfB) Siyasi İşler, Barış ve Güvenlik Komiseri ile bir araya geldi. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır’ın silahlı milislerin işlediği suç ve ihlalleri tamamen kınadığını dile getiren Abdulati, Sudan’daki ulusal devlet kurumlarının desteklenmesi, ülkenin birliği ve egemenliğinin korunması ve güvenlik ile istikrarın sağlanması için bu kurumların görevlerini yerine getirebilmesinin önemine dikkat çekti. Bunun, barışın yeniden tesisi ve halkların kalkınma ile istikrar yönündeki beklentilerinin karşılanması açısından temel dayanak olduğunu belirtti.

Bölünmenin reddi

Somali’ye ilişkin değerlendirmesinde Abdulati, Somali devlet kurumlarının inşası sürecinde kaydedilen ilerlemeyi memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, Mısır’ın Somali’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne verdiği desteğin kararlılıkla sürdüğünü vurguladı. Abdulati, Somali’nin istikrarı ve güvenliğine zarar verebilecek, Afrika Boynuzu’nda bölgesel barış ve güvenliği, ayrıca Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nin emniyetini tehdit edebilecek her türlü dış müdahale ve bölme girişimine karşı olduklarını ifade etti.

Abdulati, Kızıldeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin Afrika Boynuzu’ndaki kırılgan durumu istismar ederek sahillerde askeri varlık oluşturma çabalarını Mısır’ın kesin bir dille reddettiğini belirtti. Bu tür adımların egemenlik ilkelerine ve devletlerin iç işlerine müdahale yasağına açık aykırılık teşkil ettiğini, bölgesel gerilimleri artırabileceğini kaydetti.

Aynı bağlamda Abdulati, Mısır’ın Somali’de devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve özellikle terörizmle mücadele kapsamında güvenlik ve istikrarın tesisine yönelik kapasitenin artırılması çabalarına desteğini sürdüreceğini dile getirdi. Bölgesel ve uluslararası çabaların eşgüdüm içinde yürütülmesinin ve bu tehditlerin kaynaklarının kurutulmasının önemine dikkat çekti.

fvdbgrhyj
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati dün Somalili mevkidaşı ile yaptığı görüşmede (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Afrika İşleri Konseyi Başkan Yardımcısı Salah Halime ise Sudan ve Somali konusunda Mısır’ın istikrarın korunması, devletlerin birliği ve toprak bütünlüğünün savunulması yönünde net bir tutum sergilediğini söyledi.

Salah Halime, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Mısır’ın defalarca vurguladığı ‘kırmızı çizgilerin’ paralel yapılar oluşturulmasına ya da devletin birliği ve toprak bütünlüğünü zayıflatacak adımlara karşı çıkmak olduğunu belirtti. Ayrıca Sudan ve Somali halklarının imkân ve kaynaklarının korunmasının yanı sıra iç işlerine müdahale edilmemesinin de temel ilke olduğunu ifade etti.

Meşruiyeti desteklemek

Salah Halime, söz konusu ilkelerin uluslararası hukuka ve AfB’nin ‘miras alınan sınırların dokunulmazlığı’ ilkesine dayandığını belirterek, bazı güçlerin ise bazı ülkelerin birliğini parçalamaya yönelik ‘ters yönde’ adımlar attığını söyledi. Salah Halime, Mısır’ın Sudan’da bölgesel ve uluslararası düzeyde tanınan mevcut yönetimi desteklediğini, Somali’de ise meşru yönetimin yanında yer aldığını ifade etti.

rfer
Dün düzenlenen Somali ve Sudan konulu Barış ve Güvenlik Konseyi Bakanlar Toplantısı’ndan (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Abdulati dün, AfB’ye bağlı Barış ve Güvenlik Konseyi’nin Sudan’daki gelişmelere ilişkin düzenlediği istişare toplantısına başkanlık etti. Abdulati, Sudan’ın istikrarının, kaosun ve silahların yayılmasının ve terör tehdidinin artmasının önüne geçilmesi açısından acil bir bölgesel gereklilik olduğunu vurguladı. Kapsamlı bir ateşkese ulaşılması, yardımların engellenmeden ulaştırılmasını sağlayacak etkin bir insani sürecin başlatılması ve eş zamanlı olarak tamamen Sudanlıların sahipliğinde kapsayıcı bir siyasi sürece zemin hazırlanmasının önemine işaret etti; bu çerçevede Dörtlü Mekanizma’nın çabalarına destek verilmesi gerektiğini kaydetti.

Siyaset bilimi profesörü ve Afrika uzmanı Dr. Necla Muri ise Mısır’ın Sudan ve Somali konusundaki temaslarının hem ikili hem de çok taraflı düzeyde yürütüldüğünü belirtti. Muri, bunun Mısır’ın rolü ile AfB Barış ve Güvenlik Konseyi’nin Sudan ve Somali’deki gelişmeleri takip etme sorumluluğundan ve Kahire’nin kıtadaki bölgesel örgütlerle sürekli temas içinde olma yaklaşımından kaynaklandığını söyledi.

Muri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Mısır’ın Sudan’da barış ve istikrarın sağlanmasında önemli bir rol üstlendiğini, Kahire’nin Sudan’da güvenliğin tesis edilmesi için tüm kapıları zorladığını ve özellikle Sudan devlet kurumlarının her alanda desteklenmesine vurgu yaptığını ifade etti.

Mısır’ın çabaları

Muri, Mısır’ın Sudan’a destek amacıyla çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yaptığını belirtti. Bunlar arasında Temmuz 2024’te düzenlenen Sivil Siyasi Güçler Forumu, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve ABD ile birlikte yürütülen Uluslararası Dörtlü çalışmaları ve ocak ayında Birleşmiş Milletler (BM) iş birliğiyle gerçekleştirilen Sudan’da barış girişimlerinin güçlendirilmesine ve koordinasyonuna yönelik beşinci istişare toplantısı yer alıyor. Muri, Mısır’ın Sudan güvenliğini ‘kırmızı çizgiler’ arasında sayarak, bunun aşılmasına asla izin verilmeyeceğini vurguladığını aktardı.

Muri ayrıca, Mısır’ın Somali devlet kurumlarının inşasına verdiği önemi ve Somali’nin birliği ile egemenliğini destekleme kararlılığını yineledi; ülkenin bölünmesine yönelik tüm girişimlere karşı durulduğunu belirtti.

Mısır’ın siyaset, güvenlik ve ekonomi alanlarında çeşitli adımlar attığını ifade eden Muri, bu kapsamda Afrika Boynuzu’nda istikrar ve birliği desteklemeye yönelik güvenlik anlaşmalarını örnek gösterdi. Bunlar arasında, Ekim 2024’te Somali ve Eritre ile imzalanan üçlü iş birliği anlaşması bulunuyor; anlaşma Somali’nin birliği ve egemenliğini korumayı, Eritre’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklemeyi öngörüyor. Muri, Mısır’ın ayrıca İsrail’in Somaliland’ı tanıma girişimine de karşı çıktığını bildirdi.

Bu çerçevede Abdulati dün bir dizi Afrikalı mevkidaşıyla görüşmeler yaptı. AfB Siyasi İşler, Barış ve Güvenlik Komiseri Bankole Adeoye ile görüşmesinde, Sudan konusunda AfB’nin yaklaşımının ‘Afrika sorunlarına Afrika çözümleri’ ilkesine göre yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı ve Mısır’ın Sudan’ın AfB üyeliğinin yeniden başlamasını desteklediğini ifade etti.

Abdulati, Somali Dışişleri Bakanı Abdüsselam Abdi Ali ile görüşmesinde ise Mısır’ın Somali toprak bütünlüğünü zedeleyecek herhangi bir tek taraflı tanıma girişimine karşı kesin tutum sergilediğini belirtti; bu tür adımların uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve Afrika Boynuzu ile Kızıldeniz bölgesinin istikrarını tehdit ettiğini vurguladı.


Hamas heyeti Kahire’de... Silahsızlanma ve ikinci aşamanın ilerletilmesi üzerine görüşmeler

Gazze şehrinde yıkılmış binaların enkazı arasında tel örgülere tutunmuş Filistinli bir çocuk (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış binaların enkazı arasında tel örgülere tutunmuş Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Hamas heyeti Kahire’de... Silahsızlanma ve ikinci aşamanın ilerletilmesi üzerine görüşmeler

Gazze şehrinde yıkılmış binaların enkazı arasında tel örgülere tutunmuş Filistinli bir çocuk (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış binaların enkazı arasında tel örgülere tutunmuş Filistinli bir çocuk (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının uygulanmasına ilişkin ikili temaslar hız kazandı. ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmeden, Hamas heyetinin Kahire’ye yaptığı ziyarete kadar uzanan diplomasi trafiğinde, anlaşmanın ikinci aşamasının ilerletilmesi ve hareketin silahsızlandırılmasına ilişkin olası mutabakat arayışları ele alınıyor.

İsrail’in ısrarla gündemde tuttuğu, Hamas’ın ise çekinceyle yaklaştığı ve yeni bir yaklaşım talep ettiği bu kritik dosyada Kahire’nin, bölgenin ve Filistin davasının çıkarlarını gözeten bir çıkış yolu bulmaya çalışacağı belirtiliyor. Uzmanlar, ABD tarafından gündeme getirilen ve söz konusu başlıkta kademeli ilerlemeyi öngören önerinin, 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk Barış Konseyi toplantısı öncesinde masada olduğuna dikkat çekti.

Hamas’ın öncelikleri

Hamas’a yakın bir Filistinli kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, hareketten bir heyetin Halil el-Hayye başkanlığında Kahire’de bulunduğunu ve ateşkes anlaşmasının maddelerinin uygulanması ile İsrail tarafından sürdürülen ihlallerin ele alındığını söyledi. Kaynak, heyetin gündeminde silahsızlanma dosyasının da yer aldığını, ancak hareketin mevcut önceliğinin Filistin halkının toparlanmasının desteklenmesi ve özellikle Ramazan ayı yaklaşırken insani yardımların artırılması olduğunu belirtti. Aynı kaynak, Hamas’ın ön şart ileri sürmediğini vurgulayarak, Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin (El-Fetih) irade göstermesi halinde Kahire’de Hamas ile El-Fetih arasında bir görüşmenin gerçekleşebileceğini de dışlamadı.

fevffev
Filistinli gruplara mensup silahlı kişiler, 17 Ocak 2024’te Gazze’de yardım konvoylarını koruyor. (Reuters)

İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesi dün yayımladığı haberde, 19 Şubat’ta ilk toplantısını yapacak olan Barış Konseyi’nden üst düzey bir yetkiliye dayandırdığı bilgide, Hamas’ın silahsızlanmayı kabul ettiğini ve sürecin gelecek ay başlayacağını öne sürdü. Yetkili, “Son olarak hafif silahlar tasfiye edilecek; çünkü Hamas Gazze’deki diğer gruplardan endişe ediyor” ifadesini kullandı.

Bu İsrail kaynaklı sızıntılar, ABD’nin The New York Times gazetesinin Washington yönetiminin Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmasının ardından geldi. Gazeteye göre teklif, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini ve ilk aşamada bazı hafif silahların tutulmasına izin verilmesini öngörüyor.

Söz konusu öneri, Hamas’ın önde gelen isimlerinden Halid Meşal’in pazar günü Doha’da düzenlenen bir forumda silahsızlanmayı tamamen reddetmesinden iki gün sonra gündeme geldi. Meşal, “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek ve yok edilebilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası silahlarla donatılmış durumda” dedi.

Meşal ayrıca, başkanlığını Donald Trump’ın yaptığı Barış Konseyi’ne, yaklaşan toplantı öncesinde ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. İsrail Başbakanlık Ofisi ise Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, çarşamba günü ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında, Trump’la yapacağı buluşma öncesinde Barış Konseyi üyeliğine katılım belgesini imzaladığını açıkladı.

Hamas heyetinin Kahire’ye ulaştığının duyurulması, El-Fetih hareketinden bir heyetin salı günü Kahire’de Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından geldi.

Filistinli siyasi analist İbrahim el-Medhun, Hamas ve bazı Filistinli gruplardan oluşan bir heyetin Kahire’de bulunmasının, Gazze Şeridi’nde ‘ertesi gün’ düzenlemelerine yönelik yürütülen çabalardan ve Filistin tarafının onay verdiği ‘barış planının’ hayata geçirilmesi girişimlerinden ayrı değerlendirilemeyeceğini söyledi. El-Medhun, Filistinli taraflar arasında istişarelerin yapılabileceğini, bunun Mısır yönetimiyle sürdürülen koordinasyona paralel ilerleyebileceğini belirterek, El-Fetih hareketi ve Filistin Yönetimi’yle bir diyalog kanalı açılmasının da gündeme gelebileceğini ifade etti.

Silah meselesine ilişkin değerlendirmesinde ise Hamas’ın bu başlıkta erken bir tartışmaya sürüklenme konusunda temkinli davranacağını öne süren el-Medhun, hareketin mevcut aşamada önceliği “saldırıların durdurulması, İsrail’in ‘kırmızı hat’ olarak bilinen sınırlara çekilmesi ve ateşkesin kalıcı hale getirilmesi” dedi. El-Medhun’a göre Hamas ayrıca, ateşkesin korunması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için uluslararası ya da bölgesel güçlerin sahada rol üstlenmesini, Filistin halkının korunmasını ve insani yardımın artırılmasını, bununla eş zamanlı olarak yeniden imar için uygun koşulların oluşturulmasını öncelikli görüyor.

vedfvr
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Meğazi Mülteci Kampı’nda bir duvardaki boşluktan geçen Filistinli çocuklar (AFP)

Filistinli siyasi analist Husam ed-Decni, Hamas’ın tutumunun ‘işgalin sona ermesi karşılığında silahların bırakılması’ yaklaşımına dayandığını belirterek, Washington’un ağır silahlar ve kademeli silahsızlanmaya ilişkin önerisinin ise yeterli güvencelerin sağlanması halinde ilerleyen aşamalarda hareket tarafından tartışılabileceğini söyledi. Ed-Decni, İsrail’in bu dosyayı büyütmeye çalışacağını savunarak, Hamas’ın elindeki roketlerin yaklaşık altı aydır kullanılmadığını ve tükenmiş olabileceğini ifade etti.

Hamas heyetinin Kahire ziyaretine ilişkin açıklama, İsrail ordusunun çarşamba günü Gazze Şeridi’nin kuzeyinde düzenlenen bir operasyon sırasında Hamas’a bağlı Beyt Hanun Taburu Komutanı Ahmed Hasan’ın öldürüldüğünü duyurmasının ardından geldi.

El-Medhun, yaşanan ihlaller ışığında Hamas’ın silah meselesini dış baskı ya da İsrail şartlarıyla değil, kapsamlı bir Filistin uzlaşısı çerçevesinde ve gelecekteki herhangi bir siyasi formülün parçası olarak ele alınması gereken ulusal bir konu olarak gördüğünü belirtti. El-Medhun’a göre İsrail’in bu aşamada silah konusunu gündeme taşıması, özellikle ikinci aşamanın temelini oluşturan çekilme, sınır kapılarının açılması ve yeniden imarın başlatılması maddelerini sekteye uğratma ya da içini boşaltma girişimi niteliği taşıyor.

Ed-Decni, ABD Başkanı Donald Trump’ın kademeli silahsızlanma önerisiyle bu açmazı aşmaya çalışacağını savunarak, Gazze Şeridi’nde konuşlandırılacak istikrar güçlerinin tarafsız olması halinde kabul edilebilir olacağını ve bunun hem Gazze Şeridi’nin hem de bölgenin istikrarı için güvence teşkil edebileceğini dile getirdi.