İran: Cumhurbaşkanı adaylarına seçim kampanyalarında hükümeti hedef alma suçlaması

Ahmedinejad, yarıştan saf dışı bırakılırsa seçimleri boykot edecek. Resmi bir anket merkezi, seçimlere katılımın düşük olacağı tahmininde bulundu

İran Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK) resmi internet sitesi üzerinden geçtiğimiz Pazartesi günü cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak için yapılan başvuruları incelemek üzere gerçekleştirdiği ilk toplantıya ait bir kare paylaştı
İran Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK) resmi internet sitesi üzerinden geçtiğimiz Pazartesi günü cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak için yapılan başvuruları incelemek üzere gerçekleştirdiği ilk toplantıya ait bir kare paylaştı
TT

İran: Cumhurbaşkanı adaylarına seçim kampanyalarında hükümeti hedef alma suçlaması

İran Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK) resmi internet sitesi üzerinden geçtiğimiz Pazartesi günü cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak için yapılan başvuruları incelemek üzere gerçekleştirdiği ilk toplantıya ait bir kare paylaştı
İran Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK) resmi internet sitesi üzerinden geçtiğimiz Pazartesi günü cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak için yapılan başvuruları incelemek üzere gerçekleştirdiği ilk toplantıya ait bir kare paylaştı

İran hükümeti, bazı cumhurbaşkanı adaylarını seçim kampanyalarında Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin 8 yıllık yönetimini hedef almakla suçladı. Öte yandan eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, İran Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin (AKK) 18 Haziran'da yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı yarışına katılma talebini reddetmesi halinde, seçimleri boykot etmeye hazırlanıyor.
İran Hükümet Sözcüsü Ali Rebii düzenlediği basın toplantısında, “Bazı adayların seçim kampanyalarını, ekonomik savaşı, daha önce eşi-benzeri görülmemiş yaptırımları ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınını hesaba katmadan hükümetin sekiz yıllık performansına yönelik eleştirilere dayandırması üzücü” ifadelerini kullandı.
Söz konusu adayların kimler olduğunu açıklamayan Rebii, bu adayları seçim savaşına olumsuz bir tavırla girdikleri suçlamasında bulunarak, “Adayların olumlu seçim kampanyaları yürütmelerini görmeyi umuyoruz” dedi. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in son konuşmasında seçimlere en yüksek katılımın sağlanması ve ‘kişilerin seçimlerine müdahale edilmemesi’ konusundaki tavsiyelerini hatırlatan Rebii, Hamaney'in bu bağlamda söylediklerinin tam olarak anlaşılması gerektiğini vurguladı.
Hamaney, geçtiğimiz hafta televizyonda yayınlanan bir konuşmasında şunları söyledi:
“Ben kişilerin seçimlerine karışmadım. Önceki dönemlerde aday olmak isteyenlerin bazıları bana fikrimi sorarlardı. Ben bunu ne onaylarım ne de karşı çıkarım derdim. Yani, hiçbir fikir beyan etmezdim. Bu kez bunu dahi söylemedim.”
Yabancı basının Hamaney'in açıklamalarının ne bir ipucu verdiği ne de ‘yurt içinde açıklamalarından yararlanma imkanı tanıdığını’ yazdıklarını belirten Rebii, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerini İran'ın ‘siyasi, sosyal ve ekonomik hayatı için bir gereklilik’ olarak değerlendirdi. Ülkesinin cumhurbaşkanı ve yeni hükümeti seçme konusunda ‘azami katılıma’ ihtiyacı olduğunu vurgulayan Rebii, bunun neden önemli olduğunu ise, ‘bölgesel gelişmeler, yeni dünya düzeni ve İran’ın ulusal çıkarları’ olarak üç faktöre bağladı.
İç meselelerin üstesinden gelmenin ve uluslararası arenada güçlü bir varlığa sahip olmanın, seçimlere yüksek katılımla kurulacak güçlü bir hükümete ihtiyaç duyduğunun altını çizen Rebii, bunu yaparken herkesi sandık başına gitmeye ve en yüksek katılımı sağlamak için çaba göstermeye çağırdı.  Rebii, “Böylece toplumun tüm kesimleri taleplerini seçim sandığında görür ve bu da adaylara yansır” dedi.
Rebii, İran Radyo Televizyon Kurumu’na (İRİB) da üstü kapalı bir şekilde hitap ederek şunları söyledi:
“Genel bütçeden doğrudan veya dolaylı olarak yararlanan televizyon ve tüm medyanın adil olacağı kesindir. Herkese eşit fırsatlar tanımalı, doğrudan veya dolaylı olumsuz eylemlerden kaçınmalıdır.”
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri’nin adaylığına atıfta bulunarak hükümetin ‘seçimlerde temsilcisi olarak kimseyi önermediğini’ belirten Rebii, “Hükümette yer alan isimlerin, seçimlere katılmasının örgütsel bir karar olmadığını ve bu kişilerin kendi istekleriyle yarışa girdiğini bir kez daha tekrarlıyorum. Birbirleriyle koordinasyon içinde olmadıklarından ve birbirlerinin adımlarından habersiz olduklarından eminim” şeklinde konuştu.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin grubu olan Ilımlılık ve Kalkınma Partisi, AKK’nin nihai aday listesini açıklamasının ardından, desteklenen adayı seçip ilan edeceğini duyurdu. Ilımlılık ve Kalkınma Partisi Sözcüsü İran'ın yarı resmi ajansı ISNA’ya yaptığı açıklamada, partisinin önceliğinin, İran halkının tüm kesimlerinden maksimum katılımı ve seçimlerin ciddiyetle yapılmasını sağlamak olduğunu söyledi.
Associated Press'e (AP) konuşan AKK Sözcüsü Abbas Ali Kethudayi ise, yetkililer, İranlıların sandık başına gitme konusunda isteksiz davranmasından endişe duyarken, İran cumhurbaşkanlığı seçimleri için çeşitli adayların onaylanmasının katılımın artmasına yardımcı olabileceğini belirtti.

Seçimlere katılım yüzde 39'a gerileyebilir
ISNA’ya bağlı İranlı Öğrenciler Anket Merkezi (İSPA), seçimlere katılım oranının 1979 devriminden bu yana en düşük oran olan yüzde 39'a gerileme olasılığına dair uyarıda bulundu.
AKK Sözcüsü Kethudayi, “Farklı geçmişlere sahip adayların olması seçimlere katılım oranını artırabilir” değerlendirmesinde bulundu. Ancak adayların ateşli açıklamalarının AKK üyelerini etkilemeyeceğinin de altını çizen Kethudayi, “AKK, adayların özelliklerini, asla eleştiri ve protesto içeren ifadelere, özellikle de sözlü eleştirilere dayanarak değerlendirmeyecektir” dedi.
Bu endişeler, geçtiğimiz yıl seçimlere katılım oranının ülke genelinde yüzde 42,5'e, Tahran'da ise yüzde 25’in altında olması nedeniyle ortaya çıkarken bu rakamlar, 1979'dan bu yana kaydedilen en düşük seçimlere katılım oranları olarak kaydedildi. Hükümetin istatistiklerine göre 2017 yılındaki İran cumhurbaşkanlığı seçimlerine yüzde 73 oranında bir katılım gerçekleşti. Öte yandan resmi rakamlar, 18 Haziran seçimlerinde 59,3 milyon kişinin oy kullanabileceğine işaret ediyor.
Kethudayi, “Toplumsal, sosyal ve siyasi beklentiler her zaman seçimlere yüksek bir katılım olmasını ister. Ancak insan hakları ve hukuk açısından bakıldığında, düşük katılım herhangi bir hukuki soruna yol açmamaktadır” ifadelerini kullandı.
Adaylık başvurularını da değerlendiren AKK Genel Sekreteri, “İnsanlar bizim ağır bir yük taşıdığımızı bilmeliler. Cumhurbaşkanlığı için adaylık şartlarını belirleyen yasa dışında hiçbir şey söyleyemeyiz” şeklinde konuştu.
Adaylardan biri olan Ali Laricani’nin kardeşi olan AKK üyesi Sadık Amuli Laricani ise yaptığı açıklamada, “AKK, başvuruları doğruluk, tarafsızlık, ahlaki ve dini değerleri dikkate alarak inceleyecektir” dedi. Çalışmaların kişilerin özgeçmişlerine ilişkin bilgilere göre yapıldığına dikkati çeken Laricani, adayların seçimlere katılmaya uygun olup olmadığını belirleme sürecinin ‘seçimlere katılmasının uygun olduğu kabul edilen kişinin, tüm şartları karşıladığına ikna olmayla’ ilgili olduğunu açıkladı.

Ahmedinejad’dan rest
Öte yandan eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, AKK’nin adaylık başvurusunu reddetmesi halinde seçimleri boykot etmeye hazırlanıyor. Ahmedinejad gazetecilere yaptığı açıklamada, “Daha önce iki kez reddedildim ama halka, devrime ve ülkeye duyduğum saygıdan dolayı sessiz kaldım. Eğer şimdi de beni reddederlerse, kesinlikle seçimlere katılmayacağım ve katılanları da kabul etmeyeceğim, ancak gösterilere ve şiddet olaylarına da katılmıyorum. Seçimleri boykot edeceğimi söyler söylemez, bazıları zalim yüzlerini gösterdi” ifadelerini kullandı. Ancak seçimler i boykot etmenin, güvenlik servisleri içinde yuvalanan yozlaşmış unsurların, halkın ve kendisinin üzerine atmak istedikleri bir sebep yaratacağı konusunda uyaran Ahmedinejad, “Bu halkın hakkıdır, neden halkın seçim çevresini sınırlayıp adayları reddediyorlar? Neden seçimlere katılmayayım?” dedi.
Muhafazakârlar Birliği Konseyi’nden ve muhafazakâr kanadın en büyük grubu olarak bilinen Devrimci Güçler Koalisyonu’ndan temsilciler, seçimle ilgili ortak adımlar atmanın yollarını tartışmak üzere dün bir toplantı düzenlediler. İran’ın eski Dışişleri Bakanı ve Muhafazakârlar Birliği Konseyi Sözcüsü Manuçehr Muttaki konuya ilişkin açıklamasında, “İki taraf, seçimlerde birlik ve sürekliliğin güçlendiğini vurguladı. Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi'nin aday gösterilmesine yönelik kapsamlı ortak bir desteğe vurgu yaptılar” diye konuştu.
Eski milletvekili Hüseyin Nakvi Hüseyni, Nameh News internet sitesine yaptığı açıklamada, Hamaney'in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ndeki temsilcisi ve Dış İlişkiler için Stratejik Komite üyesi Said elili’nin cumhurbaşkanlığı için gerekli şartlara sahip olduğunu, ancak İbrahim Reisi'yi desteklemek amacıyla aday olduğunu söyledi.

2013 senaryosunun tekrarı
Muhafazakârların Reisi’yi destekle konusunda fikir birliğine varmaları, reformistlerin eski Meclis Başkanı Ali Laricani'ye daha yakın olduğu bir zamanda yaşanan bir gelişme olurken eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani'nin grubu olan Kargozarani Sazendegi Partisi’nin Merkez Komite üyesi reformist aktivist Ali Muhammed Nemazi, Haşimi Rafsancani'nin adaylığının reddedilmesinden sonra reformistlerin muhafazakar adaylara karşı Ruhani'ye destek verdiği 2013 seçimleri senaryosunun tekrarlanacağını öne sürdü.
Nemazi, Nameh News internet sitesine yaptığı açıklamada, “Eğer reformist güçler diskalifiye edilirse veya anketler reformist güçlerin adaylarının gerekli oyları alamayacağına işaret ederse reformistlerin bir kısmı, 2013’teki deneyimini tekrarlayabilir ve Laricani'yi destekleyebilirler” dedi.
Laricani ise Twitter hesabından paylaştığı tweette, “İnsanlara cennet vaat eden yalan söyler. Önce cehennem ateşi söndürülmelidir. Karmaşık sorunları çözmek için Süpermen'e değil, gerçek bir yöneticiye ihtiyaç vardır” yazdı.
Bu arada ISNA’nın haberine göre Laricani'nin danışmanlarından Mansur Hakikatpur, eski meclis başkanının hükümetinde yer alacak isimlerle ilgili yayınlanan bir listenin gerçeği yansıtmadığını açıkladı. Hakikatpur, “(Laricani) henüz geçtiğimiz Çarşamba günü seçimlere katılmaya karar verdi, kadroya bu kadar çabuk ulaşmayı nasıl başardı?! Daha Seçim kampanyasının başkanı dahi henüz seçilmedi, kurulması planlanan hükümetteki isimlere dair bir liste nasıl sunulsun?!” ifadelerini kullandı. Bunu ‘kötü niyetli’ bir propaganda olarak niteleyen Hakikatpur, “Laricani'nin verimli ve dinamik bir kadro oluşturacağından eminim” şeklinde konuştu.
Laricani’ye atfedilen listeden bir gün önce ise aynı şey Reisi’nin başına geldi. Reisi’nin hükümetinde yer alacak isimlerin olduğu söylenen liste Reisi’ye yakın basın kuruluşları tarafından yalanlandı.
İran’daki basın kuruluşlarının çoğu, Cihangiri'nin başvurusunun AKK tarafından onaylanıp onaylanmayacağına dair şüpheler çerçevesinde son düzlükte mücadelenin Laricani ve Reisi arasında olacağını düşünüyor. Adayların özellikle televizyon tartışmalarında Laricani ve Reisi'nin arkasında iki takıma ayrılması bekleniyor. Bu da adayların ülkedeki iki ana akımdan biri için nihai bir adayı desteklemeyi amaçladıkları ‘gölge aday’ olgusunun tekrarı anlamına geliyor.
Reformist eğilimli Şark gazetesi, gölge aday olgusunun kamuoyuna yönelik bir ‘aldatmacadan’ ibaret olup olmadığını sorguladı. Gazete, Said Celili'nin ‘yaklaşan seçimlerde İbrahim Reisi’nin gölge adayı olacağını ve adaylığının amacının televizyon tartışmalarının atmosferini Reisi lehine çevirmek veya hükümete yönelik eleştirilere odaklanmak olduğunu’ öne sürdü.
Cumhur-i İslami gazetesi ise adayların birbirlerine yönelik eleştirilerinin ‘kirli bir savaşın’ habercisi olduğunu yazdı. Gazete, bu yılki seçimlerle önceki seçimler arasındaki farkın, internetin geniş kapsamlı kullanımıyla yaşanan bir sıçrama olduğunu ve bunun adaylara ve destekçilerine olağanüstü imkanlar verdiğini belirtti. Gazete, “Adaylar, birbirlerine karşı bir propaganda savaşı başlattılar ve kullandıkları tondan bize çok kirli bir savaşın yaklaştığı anlaşılıyor” yazdı. Gazeteye göre ekonomik krizin ve Kovid-19 salgınının yanı sıra ‘kirli propaganda savaşına’ katlanmak zorunda olmaları ülkedeki yetkilileri endişelendiriyor.



Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.

Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.

27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.

Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.

Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.

İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.

Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?

Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.

Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.

İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.

1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.

Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?


Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
TT

Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)

Çin'in himayesinde Suudi Arabistan ile İran arasında anlaşmanın imzalanmasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçerken Riyad ile Tahran arasındaki uzlaşma en zorlu sınavlarından biriyle karşı karşıya. İran'ın Yemen ve Irak'ta Suudi Arabistan'ı hedef alan silahlı grupları desteklediğine yönelik suçlamaların artması ve Husilerin Babül Mendeb  Boğazı'na doğru hareketlenmesi, Krallığın güvenliği ile Kızıldeniz'deki deniz ulaşımı açısından yeni tehditler doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı analize göre  Husilere bağlı askeri kaynaklar İran Devrim Muhafızları'ndan uzmanlar Babül Mendeb  bölgesinin yanı sıra Hudeyde'nin güneyindeki El-Muha limanı ve havaalanı ile kentin doğusundaki Cebel el-Nar kampını ziyaret etti. Uzmanların El-Muha ve Babül Mendeb Boğazı'na hakim dağlık tepelerde tünel kazma çalışmalarını denetlediği, ayrıca El-Muha yakınları ile Kızıldeniz'in güneyindeki Zukar Adası'na radar kurulmasını görüştüğü belirtildi.

Şarku’l Avsat'a konuşan analistler, son gelişmelerin yalnızca Tahran'ın taahhütlerine bağlılığını değil, aynı zamanda Çin'in arabulucu rolünün güvenilirliğini de sınadığını belirtiyor. Mesele artık Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin sürüp sürmeyeceğiyle sınırlı değil. Asıl soru, anlaşmanın dolaylı tehdit kaynaklarını kontrol altına alıp alamayacağı ve silahlı grupların bölge ülkelerine baskı yapmak amacıyla kullanılmasının önüne geçip geçemeyeceği.

bghj
Analistlere göre İran'ın Husiler üzerinden Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetleri, Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınama oluşturuyor (SPA)

Riyad ve Tahran, yaklaşık yedi yıllık diplomatik kopukluğun ardından ilişkileri yeniden başlatmak amacıyla Mart 2023'te Pekin'de Çin'in himayesinde bir anlaşma imzalamıştı.

Babül Mendeb... Anlaşma için ciddi bir sınav

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdülaziz bin Sakr, Mart 2023'te imzalanan Pekin Anlaşması'nın üç temel unsura dayandığını belirtiyor. Bunların ilki, yedi yıllık kopukluğun ardından diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi. İkincisi, ikili iş birliği anlaşmalarının yeniden hayata geçirilmesi. Üçüncüsü ise devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi. Bin Sakr'a göre son unsur “en önemli ve en hassas” başlığı oluşturuyor.

Bin Sakr, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada İran'ın Husiler üzerinden Babül Mendeb Boğazı yakınlarında yürüttüğü faaliyetlerin “Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınav” olduğunu söyledi. Bunun anlaşmanın güven inşa etmeye dayanan ruhuna ve hükümlerine aykırı olduğunu belirten Bin Sakr, İran'ın taahhütlerinin yalnızca doğrudan yürüttüğü faaliyetleri değil, Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların davranışlarını da kapsaması gerektiğini ifade etti.

cdfvgh
Yemen açıklarındaki stratejik Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen ticari tankerlerden biri (AFP)

Bin Sakr, “İran'la bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden vekil güçlerinin faaliyetlerini kapsamayan herhangi bir anlaşmanın anlamı yok” dedi. Husilere verilen desteğin veya Husilerin Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehdit etmeye teşvik edilmesinin egemenliğe saygı gösterme ve içişlerine müdahale etmeme taahhüdünün “açık bir ihlali” olduğunu savundu.

Çin ve Asya meseleleri araştırmacısı ve danışmanı Abdülaziz eş-Şabani ise İran'ın Babül Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetlerinin Pekin Anlaşması'nı sınadığını ancak bunun anlaşmanın çöktüğü anlamına gelmediğini belirtti. Eş-Şabani, anlaşmanın temel olarak Riyad ile Tahran arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmek ve diyalog kanallarını açmak amacıyla tasarlandığını, iki ülke arasındaki rekabeti sona erdirmek veya stratejik ortaklık kurmak için yapılmadığını kaydetti.

Vekil güçler politikası

Suudi siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise milis politikasının Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Habbas, Devrim Muhafızları'nın bu grupları desteklediğini, eğittiğini ve organize ettiğini, böylece gerektiğinde İran'ın hedeflerine hizmet eden roller üstlenmelerini sağladığını söyledi.

Habbas, son dönemdeki Husi hareketliliğini ve daha önce Irak'taki İran yanlısı grupların faaliyetlerini Tahran üzerindeki artan askeri ve ekonomik baskının yanı sıra İran'ın alternatif baskı alanları oluşturma girişiminin bir parçası olarak değerlendiriyor. Babül Mendeb'e doğru gerçekleştirilen hareketliliğin deniz ulaşımını tehdit etme, enerji fiyatlarını yükseltme ve tedarik zincirlerini aksatma imkânı sağlayabileceğini belirtiyor.

Dr. Habbas, Husilerin gemileri hedef almayacaklarına ilişkin taahhütlerine güvenilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Kızıldeniz'de 2023'ün sonlarından bu yana yaşanan gelişmelerin bunun aksini gösterdiğini belirten Habbas, deniz ulaşımının korunmasının “yalnızca Krallığın değil, uluslararası toplumun sorumluluğu” olduğunu vurguladı.

vfghyju
Milisler, Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor (EPA)

Habbas'a göre Suudi Arabistan, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinde ve diplomasi kapısının açık tutulmasında ısrar etse de Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca kendisini savunma hakkına sahip. Riyad ayrıca İran'dan anlaşmanın maddelerine uymasını talep edebilir ve taahhütlerine ne ölçüde bağlı kaldığı ışığında anlaşmayı gözden geçirebilir.

Sınama dönemi sona erdi mi?

Profesör Dr. Samir Salha ise daha sert bir değerlendirmede bulunuyor. Salha, “Artık mutabakatların sınanması aşamasını geride bıraktık. İran tarafının anlaşmanın ruhundan uzaklaştığı ve verdiği taahhütlerden farklı bir bölgesel politika izlemeye başladığı açık” dedi.

Salha, temel sorunun artık yalnızca Tahran'ın anlaşmaya uyup uymadığı olmadığını, Husileri kimin silahlandırdığı, eğittiği ve operasyonlarını yönlendirdiğinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Tehditler kamuoyu önünde Husilerden geliyor gibi görünse de meselenin özünde İran var” diyen Salha, Yemen, Irak ve Lübnan'daki vekil güçlerin harekete geçirilmesinin Riyad ile ilişkilerin yeniden kurulmasına rağmen İran'ın değişmeyen önceliklerine işaret ettiğini savundu.

Salha'nın değerlendirmesine göre Suudi Arabistan seçeneklerini yalnızca Çin'in harekete geçmesini bekleyerek şekillendirmeyecek. Riyad, diplomatik kanalı açık tutarken güvenliğini garanti altına alacak stratejik alternatifler aramayı sürdürecek. Salha, bunun son aylarda zaten atılmaya başlanan adımlardan biri olduğunu belirtti.

Pekin... Yolu açmak yetmez!

Analistler, Çin'in İran üzerindeki ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinden kaynaklanan geniş etki araçlarına sahip olduğu konusunda hemfikir. Ancak Pekin'in anlaşmanın sembolik hamisi konumundan çıkarak uygulanmasını daha etkin biçimde denetleyen bir role geçmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bin Sakr, Pekin'in “anlaşmaya aykırı İran davranışlarını tespit edebilecek kapasiteye sahip olduğunu” söyledi. Ancak Çin'in, krizlerin kendi ulusal güvenliğini doğrudan etkilemediği durumlarda belirsiz ve kararsız bir tutum sergilemeye eğilimli olduğunu belirten Bin Sakr, bugün ihtiyaç duyulanın Tahran'ın taahhütlerine uyup uymadığını doğrulayacak ve vekil güçlerini sınırlandıracak açık bir mekanizma olduğunu ifade etti.

Salha ise Çin'in İran'la ilişkilerini korumakla Körfez ülkeleriyle daha geniş çıkarlarını ve Kızıldeniz üzerinden geçen ticaret yollarını savunmak arasında hassas bir tercih yapmak durumunda olduğunu belirtti.

“Bu öncelikle İran için bir sınav, ikinci derecede ise Pekin için bir sınav” diyen Salha, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Pekin zor, hassas ve kritik bir durumla karşı karşıya. Son dönemde Çin'in tutumlarında ve İran'a yönelik siyasi mesajlarında olumlu göstergeler var. Ancak Tahran'ın Pekin'in söylediklerini kabul edeceğine ve bunlara kulak vereceğine güvenmek zor.”

Dr. Salha, “Pekin, Suudi Arabistan ile İran ilişkilerinde yeni bir sınamanın önünü açmayı başardı. Ancak Çin çıkarlarını ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini korumak istiyorsa bugün bunun ötesine geçmek zorunda” dedi.

Eş-Şabani ise Pekin'in diplomasiye ve doğrudan müdahaleden kaçınmaya daha fazla ağırlık verdiğini ve herhangi bir tarafa kesin biçimde destek vermesinin beklenmediğini belirtti.

Eş-Şabani, anlaşmanın geleceğinin Çin'in diyaloğu açık tutma ve krizleri kontrol altına alma kapasitesine bağlı olduğunu, Suudi Arabistan'ın ise kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumak için sahip olduğu imkânları ve bölgesel ortaklıklarını kullanma hakkını elinde tuttuğunu ifade etti.


Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Umman ve İran, salı günü, Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılması için geçici bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardı. Anlaşma, ortak bir geçici denizcilik koridorunun oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini öngörüyor. İki ülke ayrıca kalıcı bir geçiş koridoru ve gelecekte gemi trafiğinin yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda müzakereleri sürdürme kararı aldı.

Anlaşma, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran'a gerçekleştirdiği çalışma ziyareti sırasında sağlandı. Busaidi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşme, iki ülke arasında boğazdaki deniz ulaşımının yeniden düzenlenmesine ilişkin haftalardır sürdürülen teknik müzakerelerin ardından gerçekleşti.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, görüşmelerde iki ülkenin egemenliklerini ve egemenlik haklarını koruyacak şekilde Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılmasına verdiği önemin ele alındığı belirtildi.

Açıklamada, mevcut koşullar ve son savaşın boğaz üzerindeki etkileri dikkate alınarak, "uygulanabilir ve hayata geçirilebilir bir temel" oluşturacak "aşamalı bir çerçeve" üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

Önerilen çerçeve, Hürmüz Boğazı'ndan ortak bir geçici denizcilik koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin uygulanmasını içeriyor.

srgthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi ile görüşmeler gerçekleştirirken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Taraflar ayrıca kalıcı bir denizcilik koridoru ile boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla teknik müzakerelerin sürdürülmesi üzerinde mutabık kaldı. Bunun yanı sıra, bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve ilgili denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulması kararlaştırıldı.

Maskat ve Tahran, Körfez'in sularına kıyısı bulunan bölge ülkeleriyle ortak görüşmeler yapılmasının önemini de vurguladı. İki taraf, uluslararası hukuk hükümlerine uyulması ve kıyı devletlerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Haftalar süren müzakereler

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan görüntülere göre Arakçi, Busaidi'yi bakanlık binasına gelişinde karşıladı. Ardından iki bakan görüşmelere başladı.

İran devlet haber ajansı İSNA, görüşmelerin ana gündem maddesinin Tahran ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişi için bir su koridorunun belirlenmesine ilişkin anlaşma ve bu konudaki son mutabakatların gözden geçirilmesi olduğunu bildirdi. Busaidi'nin ziyareti sırasında başka üst düzey İranlı yetkililerle de görüşmesi bekleniyor.

Ortak açıklama, tarafların üzerinde uzlaştığı unsurları açık biçimde ortaya koyan ilk resmi açıklama oldu. İran tarafından son haftalarda yapılan açıklamalar ise teknik müzakerelerde ilerleme sağlandığı ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya varıldığı yönündeki ifadelerle sınırlı kalmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü, Umman ile görüşmelerin "devam ettiğini" ve iki tarafın bir mutabakat zaptını kesinleştirmek ve nihai bir formüle ulaşmak için "son rötuşları" yaptığını söylemişti.

Bekayi, 15 Ağustos'ta yaptığı açıklamada ise iki ülkenin gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya vardığını ve ulaşılan düzenlemelere ilişkin ortak bir açıklama hazırladığını duyurmuştu.

dfvgthyj
Gemiler, 25 Ağustos 2026 Salı günü İran'ın güneyindeki Bender Abbas kıyıları açıklarında Hürmüz Boğazı'nda (Reuters

Salı günkü görüşme öncesinde Busaidi ile Arakçi arasında cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Umman Haber Ajansı, iki bakanın "diyalog ve müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulların hazırlanmasının yolları ile Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımındaki gelişmeleri" ele aldığını bildirmişti.

Ajansa göre taraflar, deniz ulaşımının özgürce ve kesintisiz şekilde yeniden başlamasını, bölgenin güvenliği ve istikrarını destekleyecek "pratik mutabakatlara ulaşmak için görüşmelerin sürdürülmesinin önemini" vurguladı.

Geçici koridordan kalıcı güzergâha

Arakçi daha önce boğaza ilişkin müzakerelerin, ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan ayrı teknik bir süreç olduğunu belirtmişti. Arakçi, İran Silahlı Kuvvetlerinin de katılımıyla iki ülkenin uzmanlarının yeni deniz koridorlarına ilişkin düzenlemeler üzerinde çalıştığını söylemişti.

Tahran, önceki müzakerelerde, onlarca yıldır uygulanan deniz ulaşım sisteminin aşamalı olarak değiştirilmesini ve gemi trafiğinin yönetiminde İran'a daha büyük bir rol verilmesini öngören bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Ortak açıklama öncesinde İranlı yetkililer tarafından aktarılan ayrıntılara göre geçiş aşamasında gemilerin İran kıyıları ile Lark Adası yakınlarındaki kuzey koridorundan Basra Körfezi'ne girmesi, Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkması planlanıyordu.

Tahran, bu aşamanın iki ila dört ay veya daha uzun süre devam edebileceğini, ardından kalıcı bir düzenleme kapsamında "orta güzergâha" geçilebileceğini belirtmişti.

Ancak Umman-İran ortak açıklamasında salı günü geçici koridorun yeri veya coğrafi güzergâhı belirtilmedi. Açıklamada ayrıca Tahran'ın daha önce ortaya koyduğu, giriş ve çıkış sorumluluklarının nasıl paylaşılacağına ilişkin ayrıntılar da açıkça benimsenmedi.

Buna karşılık açıklamada, gelecekte boğazın yönetimine ilişkin düzenlemeler ile kalıcı denizcilik koridorunun bundan sonraki müzakerelerin açık gündem maddeleri olacağı ilk kez resmen kabul edildi.

Bu yaklaşım, gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgilerin paylaşılması amacıyla İran-Umman ortak bir merkez kurulmasına yönelik daha önceki İran önerisiyle de örtüşüyor.

Yeni açıklama ise bunun ötesine geçerek bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve buna bağlı denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Yeniden açılma ve ücretler

Ortak açıklamada, İran'ın daha önce Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması için ortaya koyduğu şartlara açıkça yer verilmedi. Açıklamada ayrıca müzakerelerin önceki aşamalarında gündeme gelen geçiş ücretlerine ilişkin herhangi bir rakam da belirtilmedi.

Arakçi, Maskat ile yürütülen müzakereler sırasında deniz ulaşımının düzenlenmesi ve yeni geçiş koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik mutabakatların Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Tahran, boğazın yeniden açılmasını askeri operasyonların durdurulması, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının kaldırılması ve İran petrol ihracatının yeniden başlamasına izin verilmesi şartlarına bağlamıştı.

İran daha önce yapılan görüşmelerin bazı aşamalarında, boğazdan geçen yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7'si arasında değişen ücretleri gündeme getirmişti. Umman tarafında ise daha geniş bir uzlaşmanın parçası olarak yaklaşık yüzde 3'lük bir formül önerilmişti.

Ancak İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu pazar günü farklı bir düzenlemeyi kabul etti. Buna göre, geçişine izin verilen ülkelerin gemilerinden; seyir, sigorta, güvenlik, çevre hizmetleri ve özel koşullarda yakıt ikmali gibi hizmetler karşılığında ücret alınmasına izin veriliyor.

Parlamento metninde yük değerinin belirli bir yüzdesi şeklinde bir oran öngörülmüyor ve yalnızca geçiş yapılması karşılığında ücret alınması şartı getirilmiyor. Ücretlendirme, sağlanan hizmetlere bağlanırken ödemelerin İran riyaliyle veya Tahran'ın belirleyeceği herhangi bir para birimiyle yapılması öngörülüyor.

ABD ise İran'a Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımı üzerinde tek taraflı yetki verilmesine veya geçiş karşılığında zorunlu ücret uygulanmasına karşı çıkıyor ve boğazda seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump da Hürmüz Boğazı'na ilişkin herhangi bir düzenlemenin ABD planının "önünde durması" halinde buna karşı mücadele edecekleri uyarısında bulunmuştu. Trump'ın açıklaması, Umman'ın İran ile yürüttüğü söz konusu mutabakat görüşmelerine işaret ediyordu.