İran Anayasa Koruma Konseyi, cumhurbaşkanlığı adaylarının ilanını erteliyor

Yeni bir anket, İran seçimlerinde yüzdü 53’lük kesimin çekimser kalmasını bekliyor

Devrim Muhafızları Komutanı’nın danışmanı Said Muhammed, geçen hafta koruma ekibiyle çevrili bir şekilde cumhurbaşkanlığı başvurusunu sunuyor (Tesnim)
Devrim Muhafızları Komutanı’nın danışmanı Said Muhammed, geçen hafta koruma ekibiyle çevrili bir şekilde cumhurbaşkanlığı başvurusunu sunuyor (Tesnim)
TT

İran Anayasa Koruma Konseyi, cumhurbaşkanlığı adaylarının ilanını erteliyor

Devrim Muhafızları Komutanı’nın danışmanı Said Muhammed, geçen hafta koruma ekibiyle çevrili bir şekilde cumhurbaşkanlığı başvurusunu sunuyor (Tesnim)
Devrim Muhafızları Komutanı’nın danışmanı Said Muhammed, geçen hafta koruma ekibiyle çevrili bir şekilde cumhurbaşkanlığı başvurusunu sunuyor (Tesnim)

İran Anayasa Koruma Konseyi (AKK), uyarılara rağmen adaylar arasındaki söz savaşının artması nedeniyle gelecek ay yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri adaylarının başvurularının incelenmesi sürecini beş güne daha uzatmaya karar verdi. Ayrıca Cumhurbaşkanı adayı General Said Muhammed de dahil Devrim Muhafızları çevreleri, kötüleşen ekonomik durumla ilgili olarak muhafazakâr müttefiklerine yönelik eleştirilerini artıran eski meclis başkanı Ali Laricani’yi eleştirdi.
AKK Sözcüsü Ali Abbas Kedhudayi, yaptığı açıklamada “Cumhurbaşkanlığı için başvuranlardan hiçbirinin uygunluğu henüz onaylanmadı. Yasaların öngördüğü on gün içinde adayların uygunluğunu açıklayacağız” dedi. Komisyon üyelerinin adayların raporlarını ve dosyalarını ‘dikkatlice’ incelediğini belirten Kedhudayi, “Dosyaların her biri, ön fikir birliğine varma konusunda saatler alıyor” ifadelerini kullandı.
Başvuruları inceleme sürecinin beş gün içinde tamamlanması bekleniyordu, ancak seçim takviminde sürenin beş gün daha uzatılması öngörülüyor.
AKK, İran Dini Lideri’nin yetkilerine tabi bir organ olarak biliniyor. Parlamento tarafından onaylanan yasaları gözden geçirmenin yanı sıra cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimleri için adaylık başvurularını incelemekte. 12 üyesi doğrudan rejim lideri “Rehber” Hamaney tarafından belirlenirken, diğer yarısı da Dini Liderin belirlediği yetkililer arasında sayılan Yargı Erki Başkanı tarafından seçiliyor.
İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’na (ISNA) göre İran polis gücü yardımcısı General Kasım Rızai, “Düşmanlar, hayati seçimlerin yapılması için çalışıyor. Ama hata yapıyorlar. İran halkı, canlı ve etkin bir şekilde katılacak” dedi.
Geçen hafta adaylar için kayıt kapılarının beş günlüğüne açılmasının ardından, İranlı yetkililerin tavırlarına ‘en üst düzeyde katılım’, ‘onurlu katılım’ ve ‘etkili katılım’ çağrıları hâkim oldu.
Yetkililer, resmi istatistiklere göre 41 yılın en düşük katılım oranını (yüzde 43) kaydeden yasama seçimleri senaryosunun tekrarlanmasından korkuyor. Başkent Tahran’da yüzde 25 aşılamamıştı.
Öte yandan Devrim Muhafızları’na ait Fars Haber Ajansı, yeni bir kamuoyu yoklamasının sonuçlarını bildirdi. Ajans, anketin ülkenin en önemli merkezlerinden biri tarafından gerçekleştirildiğini söylerken, merkezin ismini açıklamadı. Ajansa göre anket, şu ana kadar beklenen katılım oranının yüzde 42,9 olduğunu ve önceki bir ankete kıyasla yüzde üç iyileşme kaydedildiğini gösterdi. Ankete göre yüzde 32’lük kesim, yaşamsal ve ekonomik koşullar dolayısıyla ve yüzde 21’lik bir kesim ise koronavirüs korkusu nedeniyle seçimlere katılmayacak.
Ankete göre Tahran, İsfahan, Şiraz, Senendec, Kerec ve Reşt şehirleri, seçimlere katılım açısından en düşük oranı kaydetti. Afganistan sınırındaki Kum, İlam, Zahidan, Hürremabad ve Bircend şehirleri de en yüksek oranı kaydetti.
Ankete göre Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi, yüzde 32,6 ile birinci sırada yer alırken, onu yüzde 26,7 ile eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad takip ediyor. Olumsuz oylar açısından ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak cihangiri yüzde 21, eski Meclis Başkanı Ali Laricani yüzde 8, Ahmedinejad yüzde 6 ve Reisi de yüzde 4,7 oy aldı.
Ahmedinejad’a oy vereceğini söyleyenlere, adaylık başvurusu reddedildiği takdirde oylarını kime verecekleri soruldu. Bu çerçevede yüzde 10’lık kesim Reisi’ye, yüzde 1,5’lik kesim ise Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rezai’ye oy vereceğini söyledi. Aynı şekilde yüzde 1,3, Laricani’ye oy vereceğini ve yüzde 3,3 ise seçimlere katılmayacağını belirtirken, Fars ajansına göre diğerleri ise henüz karar vermediklerini ifade etti.
Ajans, Laricani’nin yalnızca yüzde 1,5, Devrim Muhafızları Komutanı General Said Muhammed’in yüzde 3,6 oy alacağını kaydetti.
Hükümet yanlısı çevreler ve müttefikleri, adaylarını cumhurbaşkanlığı yarışında koruma ve AKK tarafından başvurularının reddedilmemesi taleplerini savunmak için sorumlu kurumların endişelerine yatırım yapma konusunda bahis oynuyorlar.
Bu çerçevede İran cumhurbaşkanlığı bürosu direktörü Mahmud Vaizi, seçimlere maksimum bir katılım gösterilmesinin, herkesin çıkarına olduğunu ve hükümetin, bir başkası karşısında bir adayı destekleme durumundan uzak olduğunu belirtti. “Hükümet, seçimlerde tarafsız ve siyasi akımların hiçbiri lehine bir rekabet vermiyor” diyen Vaizi, Twitter üzerinden de “Saygı değer adaylar, hükümet aleyhine suçlamalarda bulunmak ve yanlış bir atmosfer yaymak yerine ülkeyi yönetme programlarını sunmalıdır” açıklamasında bulundu.
Muhafazakâr akımın sert bir kanadı olan ‘Baidari’ grubunun medya platformu olan ‘Raja News’ internet sitesi, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin geçen çarşamba günü cumhurbaşkanlığı adaylarına yönelik yaptığı eleştirilerinin, eski Meclis Başkanı Ali Laricani tarafından üstü kapalı şekilde alay konusu olduğunu belirtti.
Ruhani, geçen çarşamba günü yaptığı açıklamada, eski müzakerecilerin İran’a karşı Birleşmiş Milletler (BM) kararı olmadan müzakerelere gitmediklerini belirtti.
Laricani, 2004- 2006 yılları arasında İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri olarak Ruhani’nin yerini aldı ve mesele BM’ye sevk edilmeden ve Aralık 2006 sonlarında 1737 sayılı kanun kabul edilmeden önce Avrupa troykası ile ‘İran meselesini’ müzakere görevini üstlendi. Kanun, İran’a nükleer teknolojinin temini yasaklıyor ve İran’ın uranyum zenginleştirmesine dahil olan şirketlere yaptırımlar içeriyor. Söz konusu kanun, İran’ın Temmuz 2006 sonunda zenginleştirme faaliyetlerini askıya almasını talep eden 1696 sayılı karardan sonraki ikinci karar olarak biliniyor.
Raja News, “Ruhani, seçim günlerinde muhaliflerine saldırmaya çalışıyor. Ancak görünen o ki Laricani, üçüncü hükümetini kurmak isteyen müttefiki Ruhani’nin iki yılda 3 BM kararını aldığını unutmuş” ifadelerine yer verdi.
Öte yandan Devrim Muhafızları’na bağlı kanallar, eski Meclis Başkanı Ali Laricani’ye üstü kapalı bir saldırı başlattı. Cumhurbaşkanı adayı General Said Muhammed’e yakın olan ‘Sabereen News’, “Edinilen bilgiler, cumhurbaşkanı adaylarından birinin akrabalarının etkisiyle rakiplerinden bazılarını dışlamaya çalıştığını gösteriyor” açıklamasında bulundu. Kanal, “Adayların uygunluğuna karar veren birimdeki bu akımın garip açıklaması; adayların bazı rakiplerinin seçim sepetlerini güçlendirmeye devam etmeleri halinde İslam Cumhuriyeti için büyük bir tehlike oluşturacağı yönündedir. Bu nedenle son günlerde sahte nedenlerle bazı adayların seçime katılamayacağı söylentisi yayıldı” ifadelerini kullandı. ‘Islahat Press’ internet sitesinin, Anayasa Koruma Konseyi’nin Düzenin ‘Maslahatını Teşhis Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ve Devrim Muhafızları komutanı danışmanı General Said Muhammed’in adaylığını reddettiğini açıklaması sonrasında geçen salı günü, Anayasa Koruma Konseyi Sözcüsü, konuya ilişkin olarak ‘söylentileri’ yalanlamıştı.
Sabereen News ise, adayların uygunluğunu inceleyen 12 yetkili arasında, Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi eski başkanı olan Sadık Laricani’nin (Ali Laricani’in kardeşi) de bulunduğunu aktardı.
Öte yandan General Said Muhammed, 20 Mayıs’ta Laricani’nin, adaylık başvurusunda yaptığı ve muhafazakâr kampta öfkeye yol açan bir açıklamasını eleştirdi. Muhammed, Hamaney’in ‘bir sonraki hükümet için önceliğin ekonomi olduğu’ yönündeki ifadeleri göz önüne alındığında, ekonomik nedenlerle aday olanlara sözlü saldırıda bulundu. Laricani, “Ekonomi bir askeri kışla ya da mahkeme değildir” diyerek, cumhurbaşkanlığı adayları olan Devrim Muhafızları Generali ve Yargı Erki Başkanına atıfta bulunmuştu. Bu bağlamda Said Muhammed, Laricani’ye cevaben, “Devrim Muhafızları ve askeri kışlalarda bulunan bir şahıs ve yıllarca mahkemelerde başkan olan kardeşi, şu an tüm ölçeklere ilişkin sorular ortaya koyuyor” dedi. “Bir kez daha ikilik oluşturmak ve insanları savaş ve güç talebiyle yıldırmak istiyorlar” diyen General Muhammed, “Bizim ve aşırılık yanlısı reformcular arasında var olan sorun kadar, Velayet-i Fakih’e mensup olanlar da zarar görüyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan Laricani, 20 Mayıs’ta bir kez daha Twitter üzerinden bir açıklama yaparak, “Dünya ile finansal takas ve ihracat sorununun çözülmesine karşı çıkıyorlar. Yaptırımları kaldırmak için hiçbir kararlılıkları ve deneyimleri yok, içeride fikir birliği yerine çatışmayı körüklüyorlar. Ancak tüm dünyayla uğraşmak istediklerini söylüyorlar. Bu bir çelişki ve kamuoyu aldatmacasıdır” ifadelerine yer verdi.
Laricani, hükümetin ‘kara para aklanması ve terör finansmanıyla ilgili FATF anlaşmasına katılma’ projesine ilişkin çatışmaya dikkati çekerken, bu durumun uluslararası örgütü İran’ı yeniden ‘küresel finans sistemi için en tehlikeli ülkelerin kara listesine’ dahil etmeye ittiğini belirtti.
Ali Laricani, son günlerde Twitter ve Clubhouse uygulamalarında aktif. Adaylık başvurusu yaptıktan sonraki ilk videosunda, halk ve iktidar arasındaki ilişkinin belirginleşmesi, halkın hak ve görevlerinin tanımlanması çağrısı yaptı.
Laricani’nin ofisine bağlı ‘Haber Online’ internet sitesi, 20 Mayıs’ta uzun bir analiz yayınlayarak, ‘muhafazakarların seçimleri kazanacağını ve bunun bir hayal olmadığını’ belirtti. Ancak Reisi’nin seçimlerde ikinci kez yenilgi yaşamasının, mevcut Dini Lider Ali Hamaney’in yerine geçme şansını etkileyeceğini dile getirirken, internet sitesinin editörü de Laricani’nin rakiplerinden bir adım önde olduğunu kaydetti.
Aynı şekilde cumhurbaşkanlığı adayı ve Tahran Belediye Meclis üyesi Muhammed Cevad Hak Şanas, ‘Jahane Sanat’ gazetesinde yayınlanan bir makalede, seçimlerin ikinci tura uzayacağını ve Reisi’nin cumhurbaşkanlığı koltuğunu kazanmasının beklendiğini duyurdu.



İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele
TT

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İbrahim Hamidi

Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor

Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.

Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.

Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.

Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.

Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.

Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor

Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.

İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.

Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.

Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.

Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.


Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
TT

Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)

Selam Zeydan

Irak, son dönemde, hükümete bağlı Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Kurumu şemsiyesi altında yer almayan, hükümet ve diğer resmi kurumlar tarafından belirgin veya bilinen bir liderliği bulunmayan yeni isimler taşıyan çeşitli silahlı grupların oluşumuna tanık oldu. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) doğrudan desteğiyle Körfez ülkelerini ve Ürdün'ü hedef aldı.

Bu gruplar, 9 Ekim 2023 tarihinden bu yana art arda devam eden aşamalarda ortaya çıktı. Bu yıl içinde ise, Ürdün'ü hedef alan ‘Ricalu'l-Be's eş-Şedid’ (Şiddetli Güç Adamları) ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) saldırılar düzenleyen ‘Ceyşu'l-Gadab’ (Öfke Ordusu) adlı iki yeni grup öne çıktı. Bunun yanı sıra, daah önce sınırlı bir rol oynayan ‘Saraya Evliyai'd-Dem’ (Kan Dostları Tugayı) grubu da yeniden faaliyetlerine başladı.

Bu bağlamda Saraya Evliyai'd-Dem Askeri Sözcüsü Ebu Mehdi el-Caferi yaptığı açıklamada, “Biz herhangi bir tarafa veya başka bir isme bağlı bir grup değiliz, herhangi bir tarafın cephesi değiliz ve yalnızca şer'i, ulusal ve insani sorumluluğumuzun bize dayattığı görevi yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu gelişmeler, 2014 yılında DEAŞ terör örgütüyle savaşmak amacıyla kurulan ve çeşitli silahlı grupları bünyesine katan hükümet kurumu Haşdi Şabi'nin merkezlerini hedef alan ABD saldırılarının ardından yaşandı. Söz konusu saldırıların ardından, İran'a atfedilen yeni bir strateji uygulamaya konuldu. Bu strateji, Irak hükümetini siyasi ve diplomatik açıdan ‘mahcup etmekten kaçınmak’ amacıyla, bilinen grupların yönettiği yeni isimler altında silahlı cepheler oluşturulmasına dayanıyor.

Grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yeni strateji, sorumluluktan kaçınmayı amaçlıyor. Zira bazı grupların siyasi ve ekonomik kanatları bulunuyor ve kendi açık isimleri altında hareket etmek, siyasi ve mali kazanımlarını tehlikeye atabilir. Bunun yanı sıra, operasyonların yeni ve yapısı belirsiz isimler altında duyurulması dikkatleri dağıtmayı amaçlıyor. Bu da ABD güçlerinin doğrudan misilleme saldırıları düzenlemesini zorlaştırıyor.

cdfv
Irak'ın orta kesimlerindeki Diyala'da düzenlenen hava saldırıları sonucu hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyelerinin cenaze töreninden, 29 Temmuz 2026 (AFP)

Önümüzdeki günlerde, Irak hükümetinin bu grupları dağıtma ve silahları devlet elinde toplama planından kaçınmak amacıyla yeni isimler altında başka gruplar ortaya çıkabilir. Bu yeni gruplar, birleşmeyi reddeden veya silahını teslim etmeyen grupların, güvenlik birimleriyle doğrudan ve açık bir çatışmaya girmeden askeri operasyonlarını serbestçe sürdürmesine imkan tanıyor. Özellikle şimdiye kadar grupların silahlarını teslim etme programının, ağır silahların gerçek anlamda teslim edilmeden yalnızca devletle bağlantı kurulmasından ibaret olması, bu unsurların hem gruplar hem de devlet içinde birlikte faaliyet gösterebilmesine olanak sağlıyor.

Bu grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor. Şu an bu yaşanıyor. ‘Irak İslami Direnişi’ adı verilen çatı örgüt, geçtiğimiz dönemde Körfez ülkelerine yönelik herhangi bir saldırı düzenlediğini reddetti.

Irak devleti, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın bir Şii-Şii savaşının kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle yeni gruplarla mücadelede tamamen çaresiz kalıyor.

İran'ın yönlendirmesiyle bu yeni isimler altında faaliyet gösteren gruplar, hedef aldıkları alanı Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor. Bu hareketlilik, ABD güçlerini Irak sahnesi içinde meşgul etme politikasının bir parçası olarak, ABD-İran müzakere süreçlerinde çatışma dosyalarını çözmek için bir baskı kozuna dönüştürme amacı taşıyor. Bu çerçevede, İran'ın, özellikle Suudi Arabistan'ı hedef almadığını açıklamasıyla birlikte Irak'ı resmen bu duruma soktuğu belirtiliyor. Bu süreçte, Irak toprakları içinde gerçekleştirilen ABD-Suudi Arabistan saldırıları sonucunda dört İranlı danışman hayatını kaybetti.

Irak sahnesi

Al Majalla'ya özel bir açıklama yapan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey Iraklı bir yetkili, ‘İran ve ABD'nin, çatışmanın kapsamının genişletilmesinin sona ermesini hızlandırabileceği kanaatinden hareketle, Körfez ülkelerini de bu çatışmaya çekme yönünde açık bir arzu göstererek Irak'ı açık bir savaş alanına sürüklediğini’ ortaya koydu.

Yetkili, sahada gerçek anlamda yeni grupların oluşumunun bulunmadığını, bunların yalnızca bilinen grupların gerçek isimlerinden uzak durarak saldırıları üstlenmek için kullandığı isimler ve medya etiketleri olduğunu vurguladı.

fvbgyhjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da İran ile Irak arasında imzalanan mutabakat muhtırasının imza töreni sırasında, 23 Temmuz 2026 (Reuters)

Iraklı yetkili, mevcut tırmanışa görünürde katılmayan ve devlet içinde geniş nüfuza sahip bazı önde gelen grupların, içerideki hareketlilik ve gizlenme operasyonlarını kolaylaştırmak amacıyla kendi açık isimlerini kullandığını, operasyonlara ilişkin açıklamaların ise bu hayali cephelerin isimleriyle yayımlandığını açıkladı.

Bu çifte tutumun amacının birbiriyle bağlantılı iki yöne ayrıldığını belirten yetkiliye göre bunlardan birincisi, askeri kanatlara sahip, yıllardır siyasi çalışmaların içinde olan ve ABD ile çıkarları örtüşen etkili siyasi güçleri korumak. Bu güçler, İran'ın yönlendirmesiyle, siyasi cephelerini tehlikeye atmadan doğrudan saldırılar gerçekleştirmek için yeni isimleri kullanıyor. İkincisi ise, İran'ın eski grupların olası bir isyanına veya ABD baskısının sonuçlarından korkarak görevlerini yerine getirmeyi reddetmesine karşı tedbir olarak yeni grup ve oluşumlar kurmaya yönelik fiili çabasında somutlaşıyor.

Devletin çaresizliği

Iraklı yetkili, açık bir şekilde, bu yeni grupların icat edilmesi sürecinin, Irak devleti tarafından titizlikle tespit edildiğini ve izlendiğini, ancak devletin, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın Şii-Şii bir iç savaşın kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle bunlarla mücadelede tamamen çaresiz kaldığını vurguladı.

Irak hükümetinin, ülkenin topraklarının komşu devletlerin hedef alınması için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerekiyor

Yetkili, iç siyasi güçlerin mevcut kaos durumundan geçindiğini ve yararlandığını, grupların dosyasının çözülmesinin otomatik olarak kendi siyasi ve mali etkilerinin sonu anlamına geleceğinin farkında olduklarını belirtti.

Yetkili, grupların silahlarını teslim etmesi meselesinin, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) çekilse bile artık geçmişte kalmış bir fikir haline geldiğini, İran iradesinin bu yönelimi kesinlikle reddettiğini, özellikle bu grupların komşu ülkeleri hedef alıp etkileyebilecek stratejik silahlara sahip olması nedeniyle bu durumun daha da belirginleştiğini belirtti.

Bağdat, bu ayın ortalarında, Irak'ın Körfez ülkelerini hedef alma sürecine karıştığına dair kanıtlar ve ülkenin komşularını tehdit eden bir yer haline geldiğine ilişkin bilgilendirildi. Verilere göre DMO’dan çok sayıda kişi, ‘sahalar birliği’ çerçevesinde gruplarla askeri operasyonları koordine etmek amacıyla Irak'ta bulunuyor. Hükümet ise, devlet kurumları içindeki büyük nüfuzları nedeniyle bunlarla mücadele için harekete geçmekte çaresiz kalıyor. Özellikle hükümet, gelecek 30 Eylül'den sonra grupları feshederek dosyayı kapatmayı arzuluyor.

xcdf
Irak'ın batısında, Suriye sınırında bulunan bir Haşdi Şabi merkezine düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde milis grup Irak Hizbullah'ı üyeleri, Bağdat, Irak, 2 Mart 2026 (Reuteres)

Öte yandan, İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan araştırmacı Haydar eş-Şakiri, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, bu isim çokluğunun gruplara siyasi ve güvenlik açısından esneklik kazandırdığını belirtti. Şakiri, grupların resmi olarak Haşdi Şabi bünyesinde kayıtlı bir tugay aracılığıyla faaliyet gösterip devletten kaynak alabildiğini ve kılıf olarak kullanabildiğini, aynı zamanda daha hassas veya resmi çerçevenin dışındaki faaliyetleri yürütmek için ayrı isimler altında grupları destekleyebildiğini belirtti.

Şakiri, bu faaliyetlerin kendi çıkarlarına hizmet ettiğinde bunları üstlenebildiklerini veya destekleyebildiklerini, ancak siyasi veya hukuki maliyeti arttığında bunlardan sıyrılabildiklerini, bunun da sorumluluğun ve hesap verebilirliğin belirlenmesini zorlaştırdığını ekledi. Bu örüntünün küçük gruplarla sınırlı kalmadığını, siyasi ağırlığı olan büyük güçlerde de farklı derecelerde görüldüğünü belirtti.

Mevcut dönemin son derece hassas olduğunu, zira son saldırıların hem grupları hem de bir Irak güvenlik kurumu olan Haşdi Şabi'ye ait bir merkezi, belirli grupları hedef alma çerçevesinde vurduğunu açıklayan Şakiri, Irak hükümetinin, ülkenin komşu devletleri vurmak için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerektiğini vurguladı.

Başlangıç noktası

Öte yandan güvenlik uzmanı Sermed el-Beyati, İran'ın insansız hava araçlarının (İHA) menzilinin yüksek olduğunu, özellikle Şahed türü olanların 2 bin kilometreyi aştığını, bunların İran içinden fırlatılıp Irak radarlarından kaçabilecekleri için Irak'a sokulabildiğini, ardından Körfez ülkelerine yönlendirilebildiğini belirtti.

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı.

Beyati, İHA’ların rotasından ziyade fırlatıldıkları başlangıç noktasına odaklanılması gerektiğini ekleyerek, Irak'ın çok geniş çölleri bulunduğunu, bunların da insansız hava araçları fırlatmak için kullanılabileceğini açıkladı.

İsrail güçleri, İsrail ile İran arasındaki savaş patlak vermeden önce, Irak hükümetinin bilgisi dışında, Enbar eyaletinde lojistik destek sağlamak amacıyla bir askeri üs kurmuştu. Bu nedenle Irak güçleri, İran tarafından da kullanılabilecek çöl bölgesini kontrol altında tutamıyor; nitekim Curfu's-Sahr bölgesi bir askeri üs olarak değerlendiriliyor.

Güvenlik uzmanı Mahled Hazım, İran'ın Haşdi Şabi'nin bilgisi dışında Irak içinde gölge hücreler yerleştirdiğini ve bunların serbestçe hareket ettiğini, bunun da güvenlik sahnesinde karışıklığa yol açtığını belirtti. Hazım, Başbakan Ali Zeydi komşu ülkelerin Irak'a olan güvenini yeniden kazanmaya çalışsa da bu durumun Irak'ın çıkarına olmadığını vurguladı.

Dolayısıyla Iraklı gruplar dosyasının çözümü, resmi İran devlet kurumlarıyla geleneksel diplomatik kanallar aracılığıyla değil. Bu yaklaşım, Iraklı gruplar dosyasının tamamının münhasıran DMO’nun yönetim ve kontrolüne tabi olması gibi temel bir nedenden dolayı yetersiz ve içeriksiz kalmaya devam edecektir.


Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
TT

Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı, bugün (Salı) İran'ın Doha Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhsin Kanani'yi bakanlığa çağırarak, Al Rekayyat adlı tankerin Hürmüz Boğazı yakınlarından geçişi sırasında hedef alınmasına ilişkin protesto notası verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi Müdürü İbrahim Fahru tarafından Muhsin Kanani'ye teslim edilen protesto notasında, saldırının uluslararası deniz taşımacılığı güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğu, küresel enerji arzının güvenliğini doğrudan tehdit ettiği ve uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edildiği vurgulandı.

Notada, Katar'ın söz konusu saldırıyı ve bunun uluslararası deniz güvenliği ile bölgesel istikrara yönelik oluşturduğu tehdidi kesin bir dille reddettiği belirtildi. Doha yönetimi, İran'dan bölge güvenliğini tehdit eden tüm uygulamalara derhal son vermesini, uluslararası deniz taşımacılığı ile küresel enerji tedarikini riske atan eylemlerden vazgeçmesini talep etti.

Protesto notasında ayrıca Katar'ın, çıkarlarını ve ulusal varlıklarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde uygun göreceği tüm adımları atma hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. İran'dan saldırıyla ilgili acilen açıklama yapması, benzer olayların tekrarını önleyecek derhal tedbirler alması ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına tam olarak bağlı kalması istendi.