Filistinliler zaferi kutlarken İsrailliler denklemin değiştiğini savunuyor

Hamas’tan yapılan açıklamalar “elin tetikte” olduğu yönünde.

Gazze'de ilan edilen ateşkes dolayısıyla Mescid-i Aksa’da tatlı dağıtan Filistinli bir kadın. (AFP)
Gazze'de ilan edilen ateşkes dolayısıyla Mescid-i Aksa’da tatlı dağıtan Filistinli bir kadın. (AFP)
TT

Filistinliler zaferi kutlarken İsrailliler denklemin değiştiğini savunuyor

Gazze'de ilan edilen ateşkes dolayısıyla Mescid-i Aksa’da tatlı dağıtan Filistinli bir kadın. (AFP)
Gazze'de ilan edilen ateşkes dolayısıyla Mescid-i Aksa’da tatlı dağıtan Filistinli bir kadın. (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki yıkıntıların üzerinde duran, zafer işaretleri yapan, ateşkesi işgal gücü için bir yenilgi olarak gören on binlerce Filistinli zaferi kutlamak için sokaklara döküldü. İsrail’de ise hükümete ve orduya yönelik başarısızlık suçlamaları arttı. Operasyonda hedefe ulaşılmadan “hemen” ateşkes ilan edilmesine yönelik eleştiriler hız kazanırken zor bir hesap süreci başladı.
İsrail polisi dün Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın dışında çıkan çatışmalarda Filistinlilere ses bombaları attı. İsrail Polis Sözcüsü Micky Rosenfeld konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Mescid-i Aksa kapılarından birinde İsrail polissine taş atıldığını, “birimlerin karşılık vererek Tapınak Tepesi bölgesine girdiklerini ve durumu kontrol altında tutmak amacıyla karışıklıklarla ilgilendiklerini” söyledi. Kudüs Kızılayı, Mescid-i Aksa’da çıkan çatışmada yaralanan 20 kişiye müdahalede bulunduklarını bildirdi.
İsrail medyasının, bir dizi siyasetçinin ve askeri uzmanın Gazze’ye yönelik yürütülen savaşta hükümetin, ordunun ve istihbarat birimlerinin performansına sert eleştirilerde bulunmasının ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün “İsrail’e olağanüstü kazanımlar sağlayan büyük operasyondan” övgüyle söz etti. Netanyahu açıklamasında şu ifadeleri kulandı:
“Askeri operasyonu başlatmaya karar verdiğimizde operasyonun asıl amacını belirledik: Caydırıcılığı sağlamlaştırarak sükuneti yeniden sağlamak ve terör örgütlerine ağır bir darbe indirmek. Operasyonu da bu yönde düzenledik.”
Netanyahu dün öğleden sonra Tel Aviv'deki Savunma Bakanlığı karargahında Savunma Bakanı Benny Gantz, Genelkurmay Başkanı Korgeneral Aviv Kochavi ve İç İstihbarat Servisi Şin-Bet (Şabak) Başkanı Nadav Argaman’ın katılımıyla düzenlenen basın toplantısında konuştu.
Netanyahu, savaşın başlangıcından bu yana gösterdiği performansa yönelik eleştirileri ve bu savaşı, kendisine muhalif bir hükümet kurma çabalarını engellemek, başbakan olarak pozisyonunu güçlendirmek ve yolsuzlukla ilgili davasını düşürmek amacıyla kişisel çıkarlarına hizmet etmesi için başlattığı yönündeki suçlamaları reddetti. İrail Başbakanı konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Bunların hepsi iftiradır. Hamas ve örgütlerine büyük darbeler indirdik ve onları yıllarca geriye götürdük. Şu an her şey halk tarafından bilinmiyor. Bu Hamas için de geçerli. Tüm başarılarımız zamanla ortaya çıkacak. Bu noktada gereksiz maceralara çekilmeden cesur, yeni ve eşi görülmemiş işler başardığımızı söyleyebilirim. Gazze Şeridi'ni yok etmemiz ve kara kuvvetleriyle buraya girmemiz gerekseydi bunu yapardık. Ancak bu sefer, belirlediğimiz hedefe karşılık daha güvenli başka yollarla daha iyi sonuçlar elde edebileceğimizi düşündüm. İsrail’de en az zayiatla Hamas’a ciddi şekilde zarar verdik. Hamas, rüyalarında da kabuslarında da varlığını hayal bile edemeyeceği darbeler aldı.”
Netanyahu ordusunun yürüttüğü, Filistinlilerin "korkunç bir yıkım" olarak gördüğü ve dünyanın dört bir yanında tepki çeken operasyonlarla övündü:
“100 kilometre uzunluğundaki saldırı tünellerini çökerttik. Bu, bugüne kadar dünya üzerindeki hiçbir ordunun başaramadığı müthiş bir başarıdır. Dokuz terörist kulesini ve liderlere ait onlarca evi yıktık. Bu hedefler masum değildi. Buralar Hamas’ın ofisleri, karargahları ve silah depolarıydı. Füze fabrikalarını, laboratuvarları ve silah depolarını hedef aldık. Tüm bunları savaşa katılmayan sivilleri asgari düzeyde hedef alarak yaptık.”
Netanyahu sözlerinin devamında Hamas’a tolerans göstermeyeceklerini vurguladı:
“Denklemi sadece askeri harekat günlerinde ve harekat esnasında değil, gelecek için de değiştirdik. Hamas roketlerin düşmesine tolerans göstereceğimizi düşünüyorsa yanılıyor. Gazze sınırındaki Sderot yerleşim birimine veya başka herhangi bir yere saldırı yapılacağına dair tek bir işaret görürsek farklı bir güçle karşılık vereceğiz. Kendi elleriyle kendilerine getirdikleri yıkımı biliyorlar. Onları yıllarca geriye götürdüğümüzün farkındalar.”
Mavi-Beyaz İttifakı (Kahol Lavan) lideri Savunma Bakanı Benny Gantz da şu değerlendirmelerde bulundu:
“Güvenlik güçleri ve İsrail ordusu son günlerde İsrail Devleti tarihindeki en güçlü istihbarat yeteneklerini ve operasyonlarını ortaya koydular. Koyduğumuz askeri hedeflere ulaştık. Hamas'a çok yüksek bir bedel ödettik. Tünel sistemini yok ettik ve aralarında birçok üst düzey liderin de bulunduğu 200'den fazla terörist eylemciyi öldürdük. Sızma operasyonları, insansız hava araçları (İHA) gönderme ve benzeri yöntemlerle Hamas’ın planlarını suya düşürmeyi başardık. Bu noktada askeri eylemin sona ermesiyle siyasi eylem başladı. Siyasi eylem anlık bir anlaşma yapmaktan ziyade aşırılık yanlılarını zayıflatacak, ılımlıları güçlendirip birbirine bağlayacak ve kuvvetlendirecek uzun vadeli adımlar atmak demek. Bugün ılımlı Arap ülkelerinin liderleriyle görüştüm. Açılan kapıyı kapatmamız yasak. Siyasi açıdan hızlı ve doğru bir şekilde hareket etmezsek, Surların Muhafızı Operasyonu bir sonraki askeri operasyona giden yolda başka bir raunt olarak kaydedilecek. İsrail hükümetinin eşi görülmemiş bir askeri başarıyı hiç edilmiş siyasi bir fırsata dönüştürme yetkisi yok.”
Duruma dair açıklama yapan bir diğer isim de Genelkurmay Başkanı Korgeneral Aviv Kochavi oldu:
“Hamas, İsrail Devleti’ne doğru füzeler fırlatarak büyük bir hata yaptı. Basit bir ifadeyle; gücümüzü doğru bir şekilde değerlendirmiş oldu. Hiç görmediği ve beklemediği şekilde bir saldırı gücü ve savunma sistemleri ile karşılaştı. Düşmanımızın aldığı darbenin boyutunu idrak etmesi uzun zaman alacak. Bana ve İsrail ordusuna göre mesele bitti ama henüz tamamlanmış değil. Her an geri dönüp güçlü bir şekilde harekete geçmeye hazırız.”
İç İstihbarat Servisi Şin-Bet (Şabak) Başkanı Nadav Argaman da şunları söyledi:
“Bu askeri operasyon, İsrail ordusu ve Şin-Bet tarafından yapılan titiz hazırlıkların ve kusursuz istihbarat çalışmalarının bir sonucu. Bu operasyon Hamas'ın aldığı darbe açısından önceki askeri operasyonlara benzemiyor. Bu operasyon, bundan sonraki performansımıza bağlı olarak gerçek bir değişim süreci başlatabilir. Oyunun kuralları değişti.”
İsrail medyası dün sabah, içinde hükümete ve orduya yönelik ağır eleştirilerin olduğu haberler yayınladı. Bu eleştirilerin bizzat hükümetin masasına ulaştığını aktardı. Nitekim perşembe akşamı ateşkesi onaylamak için yapılan İsrail'in Güvenlik İşleri için Küçültülmüş Bakanlar Kurulu’nun (Kabinet) oturumunda bazı bakanlar güvenlik teşkilatının Gazze'ye yönelik yürütülen savaşta sergilediği performansa ağır eleştirilerde bulunurken siyasetçiler ve uzmanlar da hükümeti eleştirdi.
Haaretz gazetesinin internet sitesinde, Netanyahu ve Kabinet bakanlarının Filistinlilerin ve bazı İsraillilerin Hamas Hareketi için zafer olarak kabul ettikleri “askeri operasyonun” sonuçlarından dolayı endişeli oldukları ifade edildi.
Medya kuruluşlarında yer alan haberlere göre Kabinet’teki bakanlar söz konusu operasyonu “İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırısının gerçekliğini değiştirecek hedefler sunamaması ve başarılı bir operasyonel sonuç elde edememesi nedeniyle faydasız” olarak nitelendirdi. Bakanlardan biri “İsrail Hava Kuvvetleri’nin, askeri operasyonun ana görevlerinden biri olan Hamas’ın savunma tünellerinin çoğunu yok etmekte başarısız olduğunu” söyledi. Ayrıca bakanlar, İsrail’deki askeri ve siyasi liderlerin Gazze Şeridi’ne girip kara harekatı yapmaktan kaçınarak çoğunlukla hava saldırıları ile yetinmelerini eleştirdiler. Yahya Sinvar veya Muhammed ed-Dayf gibi Hamas'ın önde gelen liderlerine suikast düzenlenememesini İsrail ordusunun büyük bir başarısızlığı olarak değerlendirdiler.

Hamas: Elimiz tetikte
Hamas Siyasi Büro Üyesi İzzet er-Rişk yaptığı açıklamada “Bugün bu savaşın durduğu doğru. Ancak Netanyahu ve tüm dünya bilsin ki elimiz tetikte ve bu direnişin imkanlarını büyütmeye devam edeceğiz. Netanyahu ve ordusuna sözümüz şu: Dönerseniz döneriz” ifadesini kullandı. Rişk, Doha’da Reuters’a verdiği demeçte Mescid-i Aksa’nın korunmasının ve Filistinlilerin Doğu Kudüs’teki evlerinden çıkarılmasına bir sona verilmesinin de Hamas’ın taleplerinin içerisinde olduğunu belirterek bunun “kırmızı çizgileri” olduğunun altını çizdi. Rişk sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kudüs’ün Kılıcı savaşı sonrası öncesi gibi olmayacak. Çünkü Filistin halkımız direnişin etrafında toplandı ve direnişin topraklarını özgürleştireceğini ve kutsal yerlerini koruyacağını biliyor.”
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye de dün para ve silah yardımı yaparak Filistin “direnişine” verdiği destekten ötürü İran’a teşekkür etti. İsrail ile yapılan son askeri çarpışmanın ardından hazır hale geldiklerini vurguladı. AFP’nin haberine göre Heniyye, Hamas’a ait El-Aksa Kanalı tarafından yayınlanan televizyon konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Kudüs’ün Kılıcı savaşı sonrası öncesi gibi olmayacak. Kelimenin tam anlamıyla kendimizi Kudüs'ün Kılıcı savaşından sonraki döneme hazırlayacağız. Bu savaşı, İsrail ile mücadele tarihinde ciddi bir sıçrama ve düşman içerisindeki tüm karar mercilerinin anlayacağı çok büyük bir dönüm noktası olarak görüyoruz.”
Ateşkes, İsrail ve Hamas liderliğindeki grupların Mısır'ın önerisini kabul ettiklerini açıklamasının ardından dün saat 02.00’da yürürlüğe kondu. Netanyahu’nun Sözcüsü, İsrail’in “Mısır’ın karşılıklı ve koşulsuz olarak ateşkes yapılmasına yönelik önerisini kabul ettiğini” söyledi. Hamas ve İslami Cihat Örgütü de Mısır’ın önerisini kabul ettiklerini duyurdu.
Kahire, uygulama prosedürlerini takip etmek ve kalıcı olarak durumun istikrarını sağlayacak müteakip uygulamalar üzerinde mutabakata varmak amacıyla biri Tel Aviv’e diğeri ise Filistin bölgelerine olmak üzere iki ayrı güvenlik heyeti gönderdiğini duyurdu. Filistin tarafı bu adımı Kudüs meselesini müzakere etmek anlamına geldiği şeklinde yorumladı. İsrail'deki siyasi kaynaklar ise bunu yalanladı. Kaynaklar basına yaptıkları açıklamalarda “Hamas'ın ateşkesin bir parçası olarak Kudüs, Tapınak Tepesi ve Şeyh Cerrah mahallesi konusunda uzlaşmaların olduğuna ilişkin iddiaları hayali ve asılsız” ifadelerini kullandılar.
Gece 02.00’da ateşkesin ilan edilmesiyle Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Kudüs’teki on binlerce Filistinli sokaklara döküldü. Kornolar çaldılar. Havaya ateş açıp havai fişekler patlattılar. Filistin’in yanı sıra Hamas Hareketi’nin, İslami Cihat Örgütü’nün ve Fetih Hareketi’nin bayraklarını açtılar. Arabalarla ve yayan olarak sokaklara akın edip kutlayamadıkları bayramın tekbirlerini getirdiler. Aynı şekilde dün Gazze’deki çocuklar da bayramlıklarını giyerek sokaklara çıktılar. Ancak evlerine dönüp yuvalarını yıkılmış, dağılmış ve oturulamayacak halde bulanların ve İsrail bombardımanlarının büyük hasar verdiği dükkanlarını tanımakta zorlanan dükkan sahiplerinin sevinçleri kursaklarında kaldı.
Diğer yandan özellikle Gazze Şeridi civarındaki güney kasabalarında yaşayan İsrailliler bir “Filistin oyununa” ve tekrar bir füze saldırısına başlamasına hazırlık olarak sivil savunma talimatları doğrultusunda sığınaklarda kaldılar. Belediye makamlarındaki yerel liderler, hükümeti ateşkes kararından ötürü eleştirerek hükümetin kendilerini önemsemediğini, sadece Tel Aviv ile kenar mahallelerinde yaşayanlarla ilgilendiğini, Hamas’ı dize getirip kötülüğünü üstlerinden tamamen çekme fırsatını kaçırdığını ve onlar sığınaktayken Tel Aviv'dekilerin restoranları ve gece kulüpleri doldurduğunu savundular.
Dün Filistinli gruplar Gazze Şeridi halkının “efsanevi direnişi” neticesinde varılan ateşkesi kabul etti. Gazze Şeridi’ndeki birçok grubun lideri zafer kelimesini kullandı. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Başbakan Muhammed Iştiyye ateşkes kararını memnuniyetle karşıladılar. Ateşkesin Kudüs için verilen barışçıl mücadelenin durdurulacağı, yerleşimcilik ve Yahudileştirme planlarına karşı direnilmeyeceği veya Mescid-i Aksa'ya zarar verilmesine müsaade edileceği anlamına gelmediğini vurguladılar.
Filistin Devlet Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada Mısır, Katar, Ürdün ve ABD yönetimi ile Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler'in (BM) ateşkes sağlama çabalarından övgüyle söz edildi. Söz konusu açıklamada Filistin Devlet Başkanlığı “Mısır, Arap ülkeleri ve ABD'nin çabaları ile BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu ve BM İnsan Hakları Konseyi'ne yönelik hareketlilik de dahil olmak üzere Filistin'in 7/24 yaptığı görüşmelerle eş zamanlı olarak gelen Gazze Şeridi’ndeki halkın direnişini ve fedakarlıklarını, Kudüslülerin İsrail’in uygulamalarına meydan okumalarını ve Batı Şeria'daki barışçıl halk hareketini” kutladı.
Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye de yaptığı açıklamada “İsrail’in Gazze Şeridi'ndeki insanlara yönelik saldırısını durdurmak için kardeş Mısır Arap Cumhuriyeti'nin liderliğinde uluslararası çapta yürütülen çabaların başarısından” övgüyle bahsedildi.



Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
TT

Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)

Amir Ziyab et-Temimi

Geçtiğimiz 1950'li yılların başlarından itibaren, petrol gelirlerinin artmasıyla birlikte Körfez ülkeleri, çeşitli alanlarda Arap ülkelerine yardım ve uygun koşullu krediler sunmayı başardılar. Bu yardımlar arasında, Arap Devletleri Birliği kararları uyarınca savaş çabalarına verilen destek ile bu ülkelerdeki kalkınma projelerini ve altyapı geliştirme çalışmalarını finanse etmek için verilen uygun koşullu krediler yer alıyor. 1970’li yıllarının ortalarında petrol fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Körfez ülkeleri büyük mali fazlalar elde etmiş ve ekonomik destek daha da güçlendi. Bu ülkeler, başta gayrimenkul ve turizm sektörleri olmak üzere bir dizi Arap ülkesinde doğrudan yatırım şirketleri kurmaya yöneldi. Ayrıca petrol, enerji, deniz taşımacılığı ve tarım sektörlerinde uzmanlaşmış özel şirketler de kuruldu. Ancak desteğin en belirgin şekli, Arap ülkelerinin döviz rezervlerini güçlendirmek ve ithalat finansmanı ya da borç servisi gibi dış yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmak amacıyla merkez bankalarındaki mevduatlara odaklandı. Mevcut gelişmeler ışığında, savaşın sona ermesinden sonra Körfez ülkeleri diğer Arap ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini nasıl şekillendirebilir?

Mısır Merkez Bankası'na göre Mısırlılar Temmuz 2025 ile Ocak 2026 arasındaki dönemde yaklaşık 25,6 milyar dolarlık havale yaptılar. Bu rakam, bir önceki yılın aynı döneminde 20 milyar dolardı. Bu havaleler, savaşın patlak vermesinden önce, bu yılın başlarında Mısır'ın döviz rezervlerinin 50 milyar doların üzerine çıkmasına katkıda bulundu. Bu havalelerin uzun zamandır Mısır ekonomisini desteklemek için hayati öneme sahip olduğu şüphe götürmez. Çünkü bunlar devletin dış yükümlülüklerini karşılamasına yardımcı oluyor ve birçok ailenin geçim ihtiyaçlarını karşılamasını sağlıyor.

 Sayılarının 500 binin üzerinde olduğu tahmin edilen Lübnanlılar da Körfez ülkelerinde çalışıyor. Bunların arasında, yüzlerce kuruluşa sahip binlerce yatırımcı ve iş adamı bulunuyor. Yatırımlarının hacmi on milyarlarca dolar olarak tahmin ediliyor. Lübnanlılar Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Kuveyt'te yoğunlaşıyor. Suudi Arabistan'da 200 ila 300 bin, BAE’de yaklaşık 150 bin, Katar ve Kuveyt'te ise on binlerce Lübnanlı bulunuyor.

Körfez ülkelerinde çalışan Lübnanlıların yıllık para transferi yaklaşık 6 ila 7 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Yurtdışındaki Lübnanlıların para transferlerinin, özellikle ekonomik performansın gerilemesi ve imalat, turizm ve tarım gibi ana sektörlerin durması karşısında, Lübnan ekonomisinin en önemli gelir kaynaklarından biri olduğu bir sır değil.

Körfez ülkelerindeki Lübnanlılar, mesleki becerileri ve yüksek eğitim seviyeleri temelinde hayati öneme sahip sektörlerde çalışıyor. Lübnanlılar, Lübnan'daki siyasi ve güvenlik durumunun yansımaları da dahil olmak üzere, Körfez'de çalışan çok sayıda kişinin istikrarını etkileyen büyük zorluklarla karşı karşıya.

ABD/İsrail-İran Savaşı, Körfez ülkelerine ağır mali yükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da yayılan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçe tahsisatlarına yol açıyor.

Buna karşın, yarım asrı aşkın bir süredir Lübnan’da yaşayan Körfez ülkeleri vatandaşları da var. Bunlar, bu ülkede konut ve gayrimenkuller edinmiş, birçok projeye yatırım yapmış ve Lübnan bankalarına para yatırmış kişiler.

Savaş sonrası mali ve savunma yükümlülükleri

Şüphesiz ki savaş, Körfez ülkelerine ağır mali yükümlülükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da uzanan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçelerin ayrılmasını gerektirecek.

Örneğin, Katar'daki doğal gaz tesisleri, üretimi ve ihracatı durduran büyük hasarlara uğradı ve tahminlere göre bu tesislerin yeniden faaliyete geçmesi ve gelir elde etmesi üç ila beş yıl sürebilir. Kuveyt'teki petrol rafinerileri de İran saldırıları nedeniyle hasar gördü; buna havaalanı ve limanda meydana gelen hasarlar da eklenince hava ve deniz ulaşımı aksadı. Sivil kurumların uğradığı hasarlardan bahsetmeye bile gerek yok.

frvfr
İran'ın BAE’nin Fuceyra kentindeki bir tesisi hedef almasının ardından, bir işçi bisiklet sürerken arkasında yükselen dumanlar, 14 Mart 2026 (AP)

Aynı durum Suudi Arabistan ve BAE için de geçerli. Bu ülkelerin petrol ve sivil tesisleri ile altyapıları hasar görürken, Bahreyn ise insan ve ekonomik kayıpların boyutunu artıran şiddetli saldırılarla karşı karşıya kaldı. Böylece, İran ile sıkı bağları olan Umman dahil Körfez ülkeleri, hasarları telafi etmek ve zarar gören çeşitli tesislerde çalışmaları yeniden başlatmak için en az 200 milyar dolar olarak tahmin edilen devasa mali kaynaklar ayırmak zorunda.

Körfez ülkeleri, başta Mısır Merkez Bankası olmak üzere merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve bunun sonucunda tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle, bu ülkelerin petrol ve gaz gelirlerinde düşüş ve mal ithalatı maliyetlerinde artış yaşayacağına şüphe yok.

Bunun yanında, askeri kapasitelerin geliştirilmesi, savunma sistemlerinin güçlendirilmesi ve silahların askeri teknoloji gelişmelerine uygun olarak modernize edilmesi için savunma harcamalarının artırılması da gerekecek.

Körfez-Arap ekonomik ilişkileri gerileme mi yaşıyor?

Savaşın etkilerinin, Körfez ülkelerinin, savaş nedeniyle ekonomileri zarar gören ve zaten karmaşık ekonomik koşullar, dış borçların hizmet maliyetindeki artış ve ulusal para birimlerinin değer kaybı ile boğuşan bir dizi Arap ülkesine destek sağlama kapasitesini etkilemesi bekleniyor.

wefre
Kahire'de düzenlenen Arap Birliği Dışişleri Bakanları Toplantısı, 10 Eylül 2024 (AFP)

Körfez ülkelerinden gelen petrol arzındaki kesinti birçok Arap ülkesini etkiledi. Mısır da bu durumdan nasibini aldı ve elektrik tüketimini kısıtlamak ve yakıt fiyatlarını artırmak zorunda kaldı. Ayrıca, savaşın etkisiyle ziyaretçi sayısının azalması nedeniyle Mısır turizm sektörü de ek baskılarla karşı karşıya. Bu veriler çerçevesinde Körfez ülkeleri, karşılaştıkları yeni mali baskılar ve bazı Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt'in İran'ın saldırılarına karşı bazı Arap ülkelerinin tutumlarından duyduğu hoşnutsuzluk nedeniyle, kısa vadede Mısır, Lübnan, Suriye ve Yemen'e mali destek sağlayamayacak gibi görünüyor.

Körfez ülkeleri, merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu. Bunların en önemlisi, Körfez ülkelerinden gelen mevduatlara sahip olan Mısır Merkez Bankası'ydı. Bu mevduatlar, Kuveyt'ten 4 milyar dolar, Suudi Arabistan'dan 5,3 milyar dolar, Katar'dan 4 milyar dolar ve BAE’den 12 milyar dolar olarak dağılıyordu.

Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.

BAE, bu mevduatın 11 milyar dolarlık bir kısmını, Mısır'ın kuzeyinde toplam değeri 35 milyar dolar olarak tahmin edilen uzun vadeli bir gayrimenkul projesi olan Ras el-Hikme Projesi’ne doğrudan yatırım olarak aktardı. Körfez ülkeleri bu parayı geri almak konusunda birçok zorlukla karşı karşıya bulunurken, projenin kendisi de beklenen getiriyi sağlayamayabilir.

dfrbg
Beyrut’taki Lübnan Merkez Bankası binası, 4 Nisan 2025 (Reuters)

Ayrıca, Lübnan Merkez Bankası'nda Körfez ülkelerine ait mevduatlar bulunuyor. Suriye gibi diğer Arap ülkelerindeki bankalar ve finans kurumlarındaki fonlar da özellikle Körfez ülkelerinden gelen devlet fonlarını barındırıyor. Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.  Aynı zamanda bu paranın tamamının veya bir kısmının geri alınmasının mümkün olup olmadığı ve bu yatırımların kayda değer bir getiri sağlayıp sağlamadığı sorusu halen cevap bekliyor.

Mali ve ekonomik zorluklar ve yeniden yapılanma

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleriyle ekonomik iş birliği stratejilerini yeniden gözden geçirmek, yatırımları rasyonelleştirmek, yeni alternatifler değerlendirmek ve yatırılan fonların tamamını veya bir kısmını geri kazanmak için uygun yollar bulmak zorunda kalabilir.

Arap ülkelerinin ekonomileri, istenen ekonomik sonuçları elde etme kapasitelerini sınırlayan yapısal dengesizliklerle boğuşmaya devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Körfez ülkeleri, önümüzdeki yıllarda enerji ekonomileriyle ilgili zorluklarla karşılaşacaklarına şüphe yok. Özellikle de mevcut savaşın yakıt tedariki ve deniz taşımacılığının aksamasına ilişkin endişeleri göz önüne alındığında, bu durum tüketici ülkeleri alternatif enerji kaynakları geliştirmeye ve fosil yakıtlara olan bağımlılıklarını azaltmaya itebilir.

Tüm bu zorluklar, Körfez ülkelerini farklı ekonomik seçeneklere yönlendirmeli ve Arap ülkelerine yönelik cömert destek ve finansman politikalarının gözden geçirilmesine, hatta belki de ekonomik yapılarının yeniden değerlendirilmesine yol açmalı. Bu da Körfez ülkelerinin gelecekte yabancı işgücüne, özellikle de vasıfsız işgücüne olan ihtiyaçları konusunda soru işaretlerinin ortaya çıkmasına sebep oluyor.


Suriye hükümeti cumartesi günü SDG mensuplarından oluşan üçüncü grubu serbest bırakacak

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat, Suriye’nin doğu ve kuzeyindeki saha gezisi kapsamında Haseke vilayetini ziyaret etti. (Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı)
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat, Suriye’nin doğu ve kuzeyindeki saha gezisi kapsamında Haseke vilayetini ziyaret etti. (Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı)
TT

Suriye hükümeti cumartesi günü SDG mensuplarından oluşan üçüncü grubu serbest bırakacak

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat, Suriye’nin doğu ve kuzeyindeki saha gezisi kapsamında Haseke vilayetini ziyaret etti. (Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı)
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat, Suriye’nin doğu ve kuzeyindeki saha gezisi kapsamında Haseke vilayetini ziyaret etti. (Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı)

Haseke Valiliği Enformasyon Müdürlüğü, Haseke vilayetinde yeni bir tutuklu grubunun serbest bırakılması için hazırlıkların sürdüğünü ve bu adımın, tutuklular dosyasını çözmeye yönelik çabalar kapsamında önümüzdeki cumartesi günü hayata geçirilmesinin planlandığını açıkladı.

Kürt medya kaynakları, söz konusu grubun üçüncü aşamayı oluşturduğunu ve yaklaşık 300 tutukluyu kapsadığını bildirdi. Serbest bırakma sürecinin, Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında 29 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın uygulanması çerçevesinde gerçekleştiği, tarafların anlaşma maddelerini hayata geçirmeyi sürdürdüğü ifade edildi.

rb
Haseke Valisi Nureddin Ahmed, 11 Mart’ta cezaevlerindeki mahkûm ve tutukluların aileleriyle bir araya geldi. (Haseke Valiliği Enformasyon Müdürlüğü)

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) Dış İlişkiler Komitesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, Haseke’de Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat’ın da katıldığı bir toplantıda, tutuklular dosyasının hâlâ zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın Hawar Haber Ajansı’ndan (ANHA) aktardığına göre Ahmed, yaklaşık 300 tutuklunun serbest bırakılacağına dair sözler verildiğini ancak bu sözlerin henüz yerine getirilmediğini ifade ederek, dosyanın takibinin kolektif bir ahlaki sorumluluk olduğunu ve konunun önümüzdeki toplantılarda yeniden gündeme getirileceğini söyledi.

Bu gelişmeler, Haseke kırsalındaki Til Birak beldesinden bazı ailelerin, Irak makamları nezdinde girişimde bulunulması için Suriye hükümetine acil çağrı yaptığı bir dönemde yaşandı. Aileler, Musul’daki çocuk cezaevinde terör suçlamasıyla tutulan oğullarının serbest bırakılmasını talep etti. Aileler, oğullarının iş bulmak amacıyla Irak’a gittiğini ve burada gözaltına alındığını belirtti. Öte yandan Haseke Valiliği Enformasyon Müdürlüğü daha önce, Til Birak beldesinde düzenlenen bir gösteride protestocuların, SDG cezaevlerinden Irak’taki cezaevlerine nakledilen yakınlarının geri getirilmesi için Suriye hükümetine çağrıda bulunduğunu bildirmişti.

rffrgbrf
Suriye hükümetinin, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Haseke’den çekilmesinin ardından kontrolü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndaki bir grup tutuklu (Reuters)

ABD güçleri, Suriye ordusunun ocak ve şubat aylarında ülkenin doğu bölgelerinde ilerleme kaydetmesiyle birlikte, Haseke’de SDG’nin kontrolündeki cezaevlerinden Irak’taki cezaevlerine 5 bin 700’den fazla DEAŞ mensubunu sevk etti.

Öte yandan, entegrasyon anlaşmasının uygulanmasının takibi kapsamında, Suriye Enerji Bakanlığı dün Haseke kırsalındaki Resulayn kentinde bulunan Allouk Su İstasyonu’nu resmen devraldı. Haseke Valiliği Enformasyon Müdürlüğü, bakanlık ekiplerinin anlaşmanın uygulanmasını izlemekle görevli başkanlık ekibinin gözetiminde tesise giriş yaptığını, değerlendirme çalışmalarının başlatıldığını ve kısa süre içinde rehabilitasyon ile işletme planlarının hazırlanacağını bildirdi.

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat da dün Haseke’yi ziyaret ederek bir dizi temasta bulundu. Kabavat, programına Haseke Valisi Nureddin Ahmed ile yaptığı görüşmeyle başladı. Toplantıya, Haseke Valiliği Siyasi İşler Dairesi Müdürü Abbas Hüseyin, Afrin seçim bölgesini temsilen Halk Meclisi üyesi Zenkin Abdo ve bakanlık heyeti de katıldı. Görüşmede vilayetin hizmet alanındaki durumu ele alındı.

Toplantılarda ayrıca mevcut kurumların etkinleştirilmesi ve Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı bünyesine entegre edilmesine yönelik adımlar değerlendirildi. Bu kapsamda hizmet seviyesinin artırılması ve ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra, ilgili kurumlar ile kuruluşlar arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik mekanizmalar da ele alındı. Açıklamaya göre, bu adımların bölgede istikrar ve sürdürülebilir kalkınma çabalarına katkı sağlaması hedefleniyor.

Kabavat ile Kürt siyasetçi İlham Ahmed arasında, kadın örgütleri, insan hakları savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, entegrasyon süreci ve kadınların rolü ele alındı. Toplantıda söz alan Ahmed, ‘özgünlükleri koruyan entegrasyon ile erimeye yol açan entegrasyon arasında ayrım yapılması’ gerektiğini vurguladı. Kadınlara karar alma mekanizmalarında temel bir rol verilmesinin hayati önem taşıdığını belirten Ahmed, bunun göz ardı edilemeyecek bir adım olduğunu ifade etti. Ahmed, benimsenen mekanizmaya göre her kurumdan biri erkek, ikisi kadın olmak üzere üç adayın gösterildiğini ve bu adaylar arasından liyakat ve eğitim durumuna göre seçim yapıldığını belirterek, bu çerçevede sürdürülen entegrasyon sürecinin kadınların ve hak savunucularının adalet sürecindeki varlığını güçlendirdiğini ve kurumsal hayattaki rollerini pekiştirdiğini söyledi.

Kabavat, Haseke Kültür Merkezi’nde sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle yaptığı bir diğer toplantıda ise iş birliğinin geliştirilmesi ve bu kuruluşların sosyal hizmetlerin sunumuna katkısının artırılması konularını görüştü. Toplantıda, ihtiyaç sahibi kesimlere sağlanan desteğin iyileştirilmesine yönelik öneriler ele alındı.

dfvfv
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabavat, salı günü Deyrizor vilayetine yaptığı ziyaret sırasında, yıkılan mahallelerin durumu hakkında bilgilendirildi ve ailelerin koşullarını inceledi. (Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı)

Kabavat salı günü Deyrizor vilayetinde saha incelemelerinde bulunarak yıkıma uğramış mahalleleri ziyaret etti. Ziyaret kapsamında yerinden edilmiş ve zarar görmüş ailelerin durumunu yerinde inceleyen Kabavat, vatandaşların yaşam ve hizmet ihtiyaçlarını dinledi.

Kabavat ayrıca, görme engellilere hizmet veren Nur Merkezi’ni ziyaret ederek, merkezde sunulan hizmetlerin niteliğini inceledi ve yararlanıcıların ihtiyaçlarına ilişkin bilgi aldı. Bu ziyaretin, bakanlığın sosyal koruma ağını güçlendirme ve desteğe ihtiyaç duyan kesimlere yönelik hizmetleri geliştirme planı kapsamında gerçekleştirildiği belirtildi.


İsrail: Hizbullah lideri Naim Kasım öldürüldü

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv – AFP)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv – AFP)
TT

İsrail: Hizbullah lideri Naim Kasım öldürüldü

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv – AFP)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv – AFP)

İsrail ordusu, Hizbullah lideri Naim Kasım’ın gece saatlerinde Beyrut’a düzenlenen bir hava saldırısında öldürüldüğünü açıkladı.

Ayrıca İsrail güçleri, dün Hizbullah Genel Sekreteri’nin özel kalem müdürü Ali Yusuf Harşi’nin de öldürüldüğünü duyurdu.

Naim Kasım kimdir?

Hizbullah içinde deneyimli bir isim olan Kasım, 1991'den beri genel sekreter yardımcılığı görevini yürütüyor. Kasım, 1992 yılında bir İsrail helikopter saldırısında öldürülen eski Hizbullah Genel Sekreteri Abbas el-Musavi döneminde genel sekreter yardımcısı olarak atandı ve Nasrallah liderliği devraldığında da bu görevde kaldı.

Kasım siyasi faaliyetlerine 1974 yılında kurulan Şii Emel Hareketi’nde başladı. Birçok genç Lübnanlı Şii aktivistin siyasi ideolojisini şekillendiren İran İslam Devrimi'nin ardından 1979'da Emel'den ayrıldı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından 1982 yılında kurulan Hizbullah'ın kurulmasına yol açan toplantılara katıldı.

Uzun süre Hizbullah'ın önde gelen sözcülerinden biri oldu ve yabancı medyaya çok sayıda röportaj verdi. Gazze Şeridi'ndeki savaş sırasında İsrail ile sınır ötesi çatışmalar yoğunlaştığında, haziran ayında Al Jazeera'ye verdiği demeçte, Hizbullah'ın kararının savaşı genişletmek olmadığını, ancak dayatılması halinde savaşacağını söyledi.

Kasım, Hizbullah'ın 1992'deki ilk seçiminden bu yana parlamento seçim kampanyalarının genel koordinatörlüğünü yürütüyor. 2005 yılında Hizbullah'ın tarihini anlatan ve ‘Hizbullah’ın içine nadir bir bakış’ olarak tanımlanan bir kitap yazdı. 1953 yılında Beyrut'un Basta al-Tahta bölgesinde doğan Kasım'ın ailesinin kökenleri Şii ağırlıklı Güney Lübnan’daki Kafr Fila'ya dayanıyor. Kasım, evli ve altı çocuk babasıdır.

Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'in güneyine saldırmasının ve Gazze Şeridi'nde savaşın başlamasının ardından Hizbullah, Gazze Şeridi için bir ‘destek cephesi’ açtığını duyurdu.

Hizbullah ile İsrail arasında bir yıl süren sınır ötesi bombardımanın ardından İsrail ordusu, askeri operasyonlarının ağırlık merkezini Lübnan'la olan kuzey cephesine kaydırdığını açıkladı ve o zamandan beri Beyrut'un güney banliyöleri ile doğu ve güney Lübnan'daki Hizbullah kalelerine odaklanan yıkıcı bir hava harekâtı başlattı. Ardından Güney Lübnan'da sınırlı kara operasyonları başladı.

Şarku’l Avsat’ın AFP'den aktardığına göre Lübnan Sağlık Bakanlığı, 23 Eylül'den bu yana Lübnan'da en az bin 700 kişinin İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu.