Mısır, Gazze’de ateşkesten daha kapsamlı bir anlaşma yapılması için çalışıyor

WHO, Gazze’deki hastalara ulaşılması ve tedavi edilmek üzere bölgeden tahliye edilmeleri çağrısında bulunuyor.

İzzeddin El-Kassam Tugayları'nın Refah’ta askeri tören düzenledi.(AFP)
İzzeddin El-Kassam Tugayları'nın Refah’ta askeri tören düzenledi.(AFP)
TT

Mısır, Gazze’de ateşkesten daha kapsamlı bir anlaşma yapılması için çalışıyor

İzzeddin El-Kassam Tugayları'nın Refah’ta askeri tören düzenledi.(AFP)
İzzeddin El-Kassam Tugayları'nın Refah’ta askeri tören düzenledi.(AFP)

Mısır’dan bir güvenlik heyeti dün Gazze Şeridi'nde Hamas Hareketi liderleri ve Filistinli gruplarla görüştü. Görüşmenin gündeminde ateşkesi devam ettirmek, Gazze Şeridi’nin yeniden inşası çalışmalarında ilerlemek ve Hamas ile İsrail arasında takas anlaşmasının yürürlüğe konmasını sağlamak vardı.
Cuma günü öğleden sonra Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Erez Sınır Kapısı’ndan bölgeye gren heyete Mısır istihbarat teşkilatında Filistin dosyasından sorumlu Tuğgeneral Ahmed Abdulhalık başkanlık etti.
Gazze Şeridi’ndeki Filistinli kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda ziyaretin hedefinde geçici bir anlaşmadan ziyade Gazze’nin yeniden inşasına ve bir takas anlaşmasının gerçekleştirilmesine izin verecek uzun bir ateşkes yapılmasını sağlamak var. Ayrıca Mısır’ın gösterdiği çabaların yoğunlaştırılması amaçlanıyor.
Kaynaklar yaptıkları açıklamada “Bu ayın 21'inde gerçekleşen şeybir anlaşma değil sadece ateşkesti. Anlaşma yok. Şu an anlaşma üzerinde çalışılıyor” ifadelerini kullandılar.
Bu, Mısır heyetinin bir hafta içerisinde bölgeye üçüncü ziyaretiydi. Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye'nin de görüşmeleri tamamlamak üzere Hamas hareketinden bir heyetin başında Mısır'a gitmesi bekleniyor.
Mısır, son savaşın tekrar gündeme getirdiği iki devletli çözüm seçeneğine dayalı yeni bir siyasi sürece girilmesini sağlamak için ABD, Ürdün ve Filistinlilerle koordinasyon içinde çalışıyor.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, ABD gözetiminde yeni bir barış sürecine girmeye hazır olduğunu duyururken Hamas Hareketi'nin Gazze Sorumlusu Yahya Sinvar “İşgalci güç, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ten çekilirse ve topraklarımızın bir kısmında devletimizi kurarsak ancak o zaman uzun vadeli bir ateşkes imzalama fırsatı olur” açıklamasında bulundu.
Filistinlileri ve İsraillileri yeniden müzakere masasına getirmeyi sağlayacak siyasi bir süreç başlatmak, Gazze Şeridi'nin yeniden inşa edilmesini desteklemek için belirlenen uluslararası koşullar arasında yer alıyor.
Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, Portekiz'in başkenti Lizbon'da düzenlenen Avrupa Birliği’nin (AB) gayri resmi toplantısında AB dışişleri bakanlarıyla bir araya geldi. Safadi yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Avrupalı ortaklarla adil ve kapsamlı bir barış sağlamak için ciddi ve aktif bir müzakere sürecini yeniden başlatma olasılıkları hakkında istişarelerde bulunduk. Bu, ilerleme kaydetmek, yalnızca radikal gündemlere hizmet eden umutsuzluğu kontrol altına almak ve adil ve sürdürülebilir bir barışa doğru ilerlemek için gerekli olan umudu yeniden yeşertmek açısından önemlidir. Bölgenin ihtiyaç duyduğu siyasi ufku bulma ve Gazze’yi yeniden imar etme konusunda iş birliği yapılması için bir fırsattır.”
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB'nin iki devletli çözümü hem İsraillilere hem de Filistinlilere onur, özgürlük ve birlikte yaşama imkanı sağlayacak tek seçenek olmasından dolayı desteklediğini vurguladı.
Borrell, perşembe akşamı Brüksel'de AB dışişleri bakanlarının toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında şu ifadeleri kullandı:
“Ateşkes yapılması, ardından şiddetin yaşanması ve sonra yeniden bir ateşkes yapılması şeklinde ilerleyen sürece güvenemeyiz. Barışa ihtiyacımız var. Barış mucizeyle değil, siyasi müzakereler ile gelir. Çok fazla bir çözüm yok. Bu yeni şiddet dalgasının bir kez daha gösterdiği gibi, mevcut durum yaşamaya elverişli değil. İki devletli çözümü kabul etmeliyiz. Bu çözümden çok uzaktayız. Bu yüzden bunu masaya koymalı ve sadece sihirli kelimeleri (iki devletli çözüm) söylemekle kalmayıp bunun üzerinde de çalışmalıyız.”
Borrell daha önce yaptığı bir açıklamada AB'nin siyasi bir çözüm olmadan Gazze'nin yeniden inşasını desteklemesinin mümkün olmadığını söylemişti.
Reuters’ın haberine göre Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dün Cenevre’de Gazze Şeridi’ndeki hastalara ulaşılması ve gerekli tedaviyi almaları için tahliye edilmeleri çağrısında bulundu. Sağlık personelinin 11 gün süren çatışmaların ardından hasta ve yaralılarla ilgilenme sürecinde karşılaştıkları baskıya dikkat çekildi.
WHO Sözcüsü Fadela Chaib konuya ilişkin yaptığı açıklamada, bu ay yaşanan çatışmaların başlangıcından bu yana aralarında kronik hastalıktan muzdarip olanların da bulunduğu yaklaşık 600 hastanın Gazze Şeridi'nden tahliye edilmesi gerektiğini ancak geçişlerin kapanması nedeniyle bunun mümkün olmadığını söyledi. “Filistinlilerin ihtiyaç duydukları tedavileri almaları, özellikle de Gazze Şeridi dışında tedavi görmeleri için yardımcı olmamız oldukça önemli” ifadesini kullanan Chaib, WHO'nun Gazze Şeridi'ne girip giremeyeceğinden emin olmadığını belirtti.
WHO dışındaki diğer yardım kuruluşları da Gazze’ye insani yardım ulaştırmanın ve ilaç tedarik etmenin zorluğundan şikayetçi. Zira İsrail’in hava saldırıları onlarca tıp merkezine zarar verdi ve bu da WHO’nun sağlık tesisleri üzerindeki baskının şiddeti konusunda uyarıda bulunmasına neden olmuştu.
Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nün (MSF) Gazze Misyonu Başkanı Helen Ottens-Patterson gazetecilere verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı:
“Sağlık sisteminin mevcut durumla mücadele etme gücü tamamen bitik bir vaziyette. WHO’dan bir ekip bu hafta Sağlık Bakanlığı’na ulaşmak için moloz yığınlarının ve cam kırıklarının arasından geçmek zorunda kaldı.”
Yardım görevlileri bombalamalar nedeniyle yerinden edilen çok sayıda kişinin sığınak aramak için toplandığı göz önüne alındığında, son çatışmaların ardından Kovid-19 vakalarında artış görülme olasılığına ilişkin endişelerini dile getirdiler.
DPA’nın haberine göre Almanya Dışişleri Bakanlığı, Filistin bölgelerine 15 milyon euro değerinde bir insani yardım paketi tahsis etmeyi planlıyor. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü dün yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Gazze'deki sivillere insani yardım yapılması, Almanya hükümetinin verdiği büyük önemi gösteriyor. Bu, bir hafta önce başlayan ateşkesin istikrarlı ve sürdürülebilir olması için önemli bir yapı taşını temsil ediyor.”
Sözcü bu fonun büyük bir kısmının Gazze'ye malzeme tedarik etmeye ayrılacağını belirterek Berlin hükümetinin bu yardımla bu yıl Gazze Şeridi'ne 50 milyon euro üzerinde destek sağlamış olacağına dikkat çekti.
Sözcü Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın insani yardımların tahsisi konusunda Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşlarıyla yakın temas içinde olduğunu belirterek taahhüt edilen fonların BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) ve Dünya Gıda Programı (WFP) aracılığıyla, bölgeye acil gıda maddeleri tedarik etmek için kullanılacağını bildirdi.
Almanya'nın bu yardımlar olmadan yiyeceğe ulaşamayacak 1,4 milyon kişiye doğrudan yardım ettiğini ifade eden Sözcü “BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin (ICRC) Kovid-19 salgınıyla mücadele konusundaki çalışmalarını da destekliyoruz” dedi.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.