Fas ve Cezayir neden Afrika kıtasının ‘liderliği’ için rekabet ediyor?

Batı Sahra sorununu, dış politika ve diplomasi gündemine malzeme etme çabaları

Fas, Cezayir halk hareketini olumlu karşıladı (AP)
Fas, Cezayir halk hareketini olumlu karşıladı (AP)
TT

Fas ve Cezayir neden Afrika kıtasının ‘liderliği’ için rekabet ediyor?

Fas, Cezayir halk hareketini olumlu karşıladı (AP)
Fas, Cezayir halk hareketini olumlu karşıladı (AP)

Nevfel eş-Şarkavi
Gerçek bir Mağrip Birliği’nin kurulmasındaki başarısızlığın ardından Mağrip ülkeleri, Fas, Cezayir ve Tunus, Avrupa Birliği (AB) gibi ekonomik bloklarla ortaklıklarını güçlendirmeye çalıştılar, ancak Avrupa kıtası ülkelerindeki ekonomik krizler ve aşırı sağın yükselişi, Güney ülkeleriyle ortaklıklarının koşullarını zorlaştırdı. Bunun sonucunda Mağrip ülkelerinin dikkati, son yıllarda önemli bir pazar haline gelen Afrika kıtasına yöneldi.
Fas, finans ve iletişim alanlarındaki yatırımlarının güçlendirilmesine katkıda bulunan ekonomik hedeflere rağmen, Batı Afrika’ya yönelik ekonomik ve diplomatik faaliyetlerin artmasına katkıda bulunan Polisaro Cephesi (Frente Polisario) liderliğindeki Batı Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti üyeliğinin kabulüne itiraz ederek 1984'te çekildiği Afrika Birliği (AfB) üyeliğine 2017 yılında geri döndü.
Fas, eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika'nın hastalanmasından sonra Cezayir’in son yıllarda kıtadaki nüfusunun azalmasından faydalanıyor. Bu arada Cezayir ile Afrika ülkeleri arasındaki ticaret hacminin 2018 yılında en düşük seviyesine gerilediği ve üç milyar doları geçmediği biliniyor.
Ancak bahsi geçen tüm bu ekonomik hedeflere rağmen, kıtadaki nüfusunu güçlendiren ve Batı Sahra sorununu, dış politika ve diplomasi gündemlerine malzeme eden Fas ve Cezayir'i rekabete iten sebep nedir?

Rekabetin belirleyicileri
Analistler, hem Rabat hem de Cezayir'in Afrika kıtasına nüfuz etme düşüncesinin yanı sıra üstünlük ve hegemonya arzusuna da sahip olduklarına dikkat çekiyorlar. Faslı uluslararası ilişkiler uzmanı ve araştırmacı Abdulvahid Vild Mevlud, Fas ve Cezayir arasında Afrika kıtası üzerinde yaşanan rekabeti, iki ülkenin Afrika düzeyindeki konumu ve uluslararası güçlerin stratejisi içindeki Afrika gerçeği göz önüne alındığında temel belirleyiciler tarafından yönetildiğine işaret etti. Mevlud, “Her iki taraf da kara kıtaya jeostratejik gündemlerine göre bakıyor” ifadelerini kullandı.
Bu belirleyicilerin başında iki ülkenin de kendi bölgesel liderliğini ve üstünlüğünü diğerine dayatma çabasının geldiğini söyleyen Mevlud, Cezayir-Afrika ilişkileri ve Fas-Afrika ilişkileri kıyaslaması açısından baktığımızda bu sonuca varacağımızı söylüyor.
Cezayirli gazeteci Rabia Ahris, Cezayir’in yeni siyasi otoritesi göz önünde bulundurulduğunda Cezayir ve Rabat arasındaki siyasi, diplomatik ve güvenlik dosyalarının yanı sıra Batı Sahra dosyasıyla ilgili mevcut anlaşmazlığın kıtada açık bir rekabete dönüştüğünü söyledi. İki ülke için de Afrika pazarlarının birinci öncelik haline geldiğini belirten Ahris, bu önceliğin, yoğun ziyaret diplomasisi ile güçlendirildiğini ve Cezayir’in eski Cumhurbaşkanı Abdelaziz Buteflika döneminde başlatılan stratejik projeleri yeniden canlandırdığını kaydetti.
Faslı uluslararası ilişkiler uzmanı İsam Learusi ise esasen Sahra meselesinden beslenmediği için konunun yeni olmadığını, Fas'ın 1984'te ayrıldığı AfB de dahil olmak üzere temel kanallar aracılığıyla Afrika’nın iş birliği alanına para pompalayan dönemin Cezayir Cumhurbaşkanı Huvari Bumedyen ile Cezayir'in 1960'lı ve 70’li yıllarda Afrika'yı hegemonyası altına almasına dair özel bir endişenin söz konusu olduğunu söyledi. Yaşananların Cezayir’i AfB aracılığıyla hem maddi imkânlar hem de ikili ilişkiler düzeyinde Afrika'da daha fazla alana ulaşmasını sağladığını kaydeden Learusi, ancak Cezayir’in, ekonomik değişim veya yatırımlar düzeyinde ordu ekonomisiyle ilgilendiğini, çünkü en çok oyu alacağı finansal likiditeye sahip oldukları sürece Afrika'ya yatırım yapmakla ilgilendiklerini belirtti. Learusi, bu aşamada Cezayir diplomasisinin, özellikle Fas'a karşı oldukça aktif yürütüldüğünü kaydetti.

Batı Sahra sorunu
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia aktardığı analize göre, Rabat, Cezayir’i Batı Sahra bölgesi üzerinde Fas ile egemenlik konusunda ihtilafa düşen Polisario Cephesi'ni desteklemekle suçlarken Cezayir, Rabat’ı Batı Sahra'nın işgalcisi olarak görüyor ve ‘Sahravi halkının’ kendi kaderini tayin etme ilkesini destekliyor. Bu yüzden Batı Sahra sorunu Fas-Cezayir çekişmesinin temelini oluşturuyor.
Batı Sahra sorununun bu bölgedeki rekabetin merkezinde yer aldığını söyleyen Learusi, “Ancak en nihayetinde Fas ve Cezayir arasındaki bu dengeyi destekleyen veya sürdüren bölgesel müttefikler ve taraflar üzerinden konunun jeopolitik boyutları olduğuna inanıyorum. ABD’nin yeni yönetimi, bu dengeyi sağlamaya çalışırken, İspanya, Fas’ın Batı Sahrası üzerindeki hegemonyasını reddediyor ve halen silah anlaşmaları çerçevesinde Cezayir ile dengeli ilişkiler üzerinden bu dosyayı tartışıyor” ifadelerini kullandı.
Faslı uluslararası ilişkiler uzmanı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm bu faktörler, denklemin basit değil, daha çok rekabetçi ve hakimiyet kurmaya yönelik olduğuna dair genel bir tablo ortaya koyuyor. Ama her bir ülkenin kendi bakış açısı var. Cezayir içeriden değişmedikçe ve krizi yurt dışına ihraç etmeye çalıştıkça bu yaklaşımın yıllarca devam edebileceğini düşünüyorum.”
Cezayirli siyasi aktivist Muhammed Hudeybi de Ülkesi ile Fas arasındaki siyasi ve diplomatik durum ile iki ülke arasındaki uluslararası ve bölgesel nüfuzun, sömürge dönemindeki halk devrimleri zamanına kadar uzanan tarihi ve jeopolitik nedenlerle giderek daha da derinleştiğini belirtti. Hudeybi, “Batı Sahra sorununda mesele daha da karmaşık hale geldi. Daha sonra Fas, Siyonist oluşumla (İsrail) barış anlaşması imzalayanlar konvoyuna katılarak Batı Sahra Bölgesi’nde yabancı konsolosluklar açmak karşılığında Filistin dosyasını feda etti” şeklinde konuştu.
Fas'ın Cezayir'in iç ve dış politikasına baskı uygulayan Fransa, ABD ve İsrail ile yaptığı anlaşmaların Cezayir’i Afrika, Mağrip ve Arap ülkelerinden izole olması için girişimler yarattığını söyleyen Hudeybi, bunun Cezayir'deki yeni siyasi otoriteyi, özellikle Afrika Sahel bölgesindeki ülkeler veya uluslararası ortakları aracılığıyla bölgesel, güvenlik ve ekonomik alandaki stratejik konumunu korumak için akıllıca siyasi kararlar almaya ittiğini ifade etti.

Hatalar
Faslı araştırmacı Evlad Melud, Soğuk Savaş sırasında Cezayir'in kendisini sosyalist akıma yakın bulduğunu ve şovenist sol bir liderliği miras aldığını söyledi. Cezayir'in kendisini birçok kez Afrika'nın büyük lideri olarak konumlandırmaya ve uluslararası ve bölgesel forumlarda Afrikalıların haklarını savunmaya çalıştığına işaret eden Melud, “Bu mesele sadece Cezayir tarafından kullanılmadı, Kaddafi dönemi Libyası ve benzer başka ülkeler de kullandı” dedi. Melud, “Dünyanın ideolojiyi ve bireyciliği tanımayan yeni bir dünya düzenine girmesiyle Cezayir da bundan mahrum kalmamış, hatta uluslararası toplumla çeşitli konularda iş birliğine, dayanışmaya ve koordinasyona açık hale gelmiştir” ifadelerini kullandı.
Rabat'ın bir noktada Afrika tarafını terk ederek ve tüm çıkarlarını Avrupa'ya yönelterek Afrika'ya karşı ciddi diplomatik hatalar yaptığını düşünen Melud, “Fas, Afrika'dan uzaklaşmasının ciddi bir hata olduğunu anladığında, Afrika ile arasında yakınlaşma, iş birliği ve koordinasyon politikası benimsemeye başladı. Fas diplomasisinin bundan iyi bir ders çıkardığına inanıyoruz. Bu da Fas'ın AfB düzeyinde bıraktığı boşluktan yaralanamayan Cezayir'e kıyasla son yıllarda Afrika politikasını oluşturmasını sağlaydı. Bu, başka bir açıdan, Fas'ın AfB’den çekilmesine rağmen bazı Afrika ülkeleriyle ilişkilerinin sürdüğüne işaret etmektedir. Fas, kazan-kazan mantığıyla güney-güney iş birliğini hedefleyen bir Fas-Afrika politikası izlemek için tüm imkanlarını seferber etmiştir. Bilindiği üzere kara kıta, doğal kaynaklarına ve uluslararası konumuna rağmen ekonomik, siyasi ve hatta güvenlik krizleri yaşıyor” yorumunda bulundu.

Kapsamlı yönelme
Fas’ın Afrika ile olan ilişkilerinde bir bölge pahasına başka bir bölgeye yönelmediğini, bunun yerine kıtanın güvenliğini, ekonomisini ve siyasetini ilgilendiren konuları bir araya getirmeye çalıştığı kapsamlı bir yaklaşım sergilediğini vurgulayan Melud, “Fas'ın diplomasisini bazı zamanlarda savunmadan saldırıya dönüştüren neden de budur. Buna karşın Cezayir, Fas ile Afrika arasındaki ilişkilerin gelişmesinden zarar görmemek için yalnızca Fas'ı sınırlama ihtiyacına göre hareket ediyor” diye konuştu.
Faslı araştırmacı, ülkesinin Afrika ülkeleriyle olan ilişkilerine ilişkin tüm konulara Batı Sahra sorunuyla birlikte müdahale ettiği için yaptığı hataları düzelttiğini ve şimdi Afrika ile ilgilendiğini belirterek, Fas’ın tüm Afrika ülkeleriyle iş birliği yapmak için diplomatik bir iradeye sahip olduğunu söyledi.
İsam Learusi ise Fas'ın bazı ikili ilişkilerdeki çıkmazı kırması ve AfB’ye birlik için bir atılım olarak kabul edilen yeni haliyle dönmesi karşılığında oluşturduğu ekonomik yatırım denklemine güvendiğini işaret ederek, Fas’ın diplomatik stratejisinde, tepki vermeme veya meydanı boş bırakmak yerine hareket etmeye yönelik bir yaklaşım değişikliği olduğunu belirtti.
Learusi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fas,  bir yandan Afrika kıtası için kargaşa veya istikrarsızlık yaymaktan başka hiçbir şey yapmayan Polisaryo Cephesi’ni desteklemek yerine AfB’yi siyasileştirme ve temel hedeflerinden, kıtanın ve Afrikalıların kalkınmasına odaklı gerçek güncel sorunlardan uzaklaştırmaya çalışırken bir yandan AfB içinde iyi ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik temel adımlar atmayı ve Cezayir’in ana unsuru olduğu bölgesel kutuplaşmaları kırmayı başardı.”
Fas’ın aynı zamanda terörle mücadele yaklaşımına da güvendiği söyleyen Learusi, “Fas’ın bu alanda Cezayir'den daha başarılı olduğunu ve bu konuda Batı'nın güvenini kazandığını düşünüyorum. Çünkü Fas’ın, yarı askeri bir blok oluşturan Batı Afrika ülkelerine 2002’den bu yana artık bir taktik haline gelen desteğini sürdürmesinin birçok boyutu var” dedi.
Öte yandan Cezayirli ekonomist Abdurrahman Aya, Avrupa ülkeleri ve ABD gibi kıtadaki güçlü ülkelerin ve ardından Çin’in mücadelesi çerçevesinde Cezayir’in Afrika'daki tüm ekonomik hedeflerine ulaşabileceğine ihtimal vermiyor. Cezayir’deki petrokimya endüstrisinin üretim makinelerinin eskimesi nedeniyle önemli bir bozulma ve hidrokarbon sektörü dışındaki resmi ve özel şirketlerin daha önce eşi-benzeri görülmemiş mali zorluklar yaşadığını belirten Aya, ortaklık anlaşmalarının Cezayir’in benimsediğinin tam tersi olan petrol ve gaz sahaları dışında yapılması gerektiğini vurguladı.
Buna karşın Cezayir Başbakanı Abdulaziz Ceread, ülkesinin kıtada güçlü bir konuma sahip olduğunu vurgulayarak Cezayir’in, ulusal ve bölgesel altyapı projelerinin yer aldığı kalkınma alanında bölgesel bir yaklaşım benimseyerek kıtasal bütünleşme sürecinin teşvik edilmesi gerektiğine inandığını vurguladı.



Silahların kısıtlanması, arabulucuların Gazze’deki gruplara yönelik gündeminde ilk sıraya yerleşti

İsrail’in dün Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kentinde düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Filistinliler (AP)
İsrail’in dün Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kentinde düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Filistinliler (AP)
TT

Silahların kısıtlanması, arabulucuların Gazze’deki gruplara yönelik gündeminde ilk sıraya yerleşti

İsrail’in dün Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kentinde düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Filistinliler (AP)
İsrail’in dün Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kentinde düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Filistinliler (AP)

Kahire'de bir araya gelen çeşitli Filistinli grupların temsilcilerinden oluşan kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Gazze'de ‘silahların kısıtlanması’ meselesinin arabulucuların geçtiğimiz ekim ayında ilan edilen kırılgan ateşkese ilişkin önerisinin gündeminde ilk sıraya taşındığını belirtti. Söz konusu ateşkes, İsrail'in süregelen ihlalleri nedeniyle fiilen delik deşik olmuş durumda. Bu süreçte 950'den fazla Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ile Hamas ve diğer gruplar arasındaki dolaylı müzakereler çıkmaza girmiş bulunuyor. Filistin tarafı, İsrail ordusunun işgal ettiği topraklardan çekilmesini ve Gazze'ye yardım ile mal girişinin sağlanmasını öngören birinci aşama yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde ısrar ederken Tel Aviv, ikinci aşamanın en kritik maddesi olarak gördüğü grupların silahsızlandırılması için baskı uyguluyor.

Aralarında Hamas'tan iki ismin de bulunduğu dört kaynak, başta Mısır, Katar ve Türkiye olmak üzere arabulucuların hazırladığı taslakta silah meselesinin önceki turların aksine bu kez gündemin ilk maddesi olarak yer aldığını doğruladı. Kaynaklar, bu maddenin silahların kısıtlanmasıyla ilgili olduğunu ve insani, güvenlik ile siyasi alanlardaki diğer maddelerle eş zamanlı olarak ele alınacağını vurguladı.

Müzakerelerin başından bu yana Fetih Hareketi (El Fetih) temsilcilerinin katılmadığı görüşmelerde bir araya gelen sekiz Filistinli grubun temsilcileri, kendilerine sunulan taslağı kendi aralarında değerlendirdi ve sonraki toplantıda ortak bir tutum açıklamak üzere daha kapsamlı istişareler yürütmeye karar verdi.


Suheyl el-Hasan'ın ofis müdürü yakalandı, kendisi ise hâlâ firarda

Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçleri, Esed rejiminin tamamen çökmesinden bir hafta önce, 1 Aralık 2024'te Halep vilayetinin doğusundaki Kuveyris Askeri Havalimanı önünde (AFP)
Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçleri, Esed rejiminin tamamen çökmesinden bir hafta önce, 1 Aralık 2024'te Halep vilayetinin doğusundaki Kuveyris Askeri Havalimanı önünde (AFP)
TT

Suheyl el-Hasan'ın ofis müdürü yakalandı, kendisi ise hâlâ firarda

Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçleri, Esed rejiminin tamamen çökmesinden bir hafta önce, 1 Aralık 2024'te Halep vilayetinin doğusundaki Kuveyris Askeri Havalimanı önünde (AFP)
Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçleri, Esed rejiminin tamamen çökmesinden bir hafta önce, 1 Aralık 2024'te Halep vilayetinin doğusundaki Kuveyris Askeri Havalimanı önünde (AFP)

Suriye İçişleri Bakanlığı, Terörle Mücadele Biriminin titiz bir güvenlik takibi sonucunda çöken rejimin aygıtlarında kıdemli yardımcı rütbesiyle Tümgeneral Suheyl el-Hasan'ın ofis müdürlüğü görevini yürüten Gassan Assaf'ı gözaltına aldığını açıkladı.Suheyl el-Hasan ise devrik rejimin önde gelen isimlerinden pek çoğuyla birlikte hâlâ firarda.

Assaf, Halep'in batı kırsalında sivillere yönelik işlenen vahşi katliamlarla bağlantılı olduğu değerlendirilen isimler arasında yer alıyor. Suriye’nin özgürleştirilmesinin ardından da faaliyetlerini sürdürdüğü ileri sürülen Assaf'ın terör hücreleri kurduğu, kışkırtıcı içerikler yaydığı ve kamu güvenliğini ile kurumlarını hedef alan bombalı saldırıların arkasında durduğu belirtildi.

Suheyl el-Hasan'ın ofis müdürü Gassan Assaf (Suriye İçişleri Bakanlığı)Suheyl el-Hasan'ın ofis müdürü Gassan Assaf (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye Silahlı Kuvvetleri'nin eski komutanlarından Suheyl el-Hasan, Suriye Hava Kuvvetleri ve Hava İstihbaratı'nda görev yaptı. Ülkede 2011 yılında başlayan halk ayaklanması sürecinde adından söz ettirmeye başladı. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre ‘Kaplan’ lakabıyla tanınan Hasan, eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in rejiminin en önde gelen saha komutanlarındandı. Yakıp yıkma politikası ve yoğun hava desteğine dayanan ‘Kaplan Kuvvetleri’ adlı özel bir birlik kurarak komutasını üstlendi.

Hasan, Halep, Humus, İdlib ve Doğu Guta başta olmak üzere pek çok bölgede büyük çaplı operasyonlar yönetti. İnsan hakları kuruluşları ve Batılı raporlar, onu binlerce sivilin hayatını kaybettiği askeri operasyonlardan ve ‘varil bombaları’ olarak bilinen patlayıcıların kullanımından sorumlu tuttu.

Hasan, Esed rejiminin çöküşünün ardından ülkeden kaçtı. Sızdırılan bilgilere göre Beşşar Esed ile ailesinin ve üst düzey yetkililerin bir bölümünün sığındığı Rusya'da bulunuyor.

Askeri grupların komutanlarından Şuayb Mahmud İbrahim, isyancı bölgelere yönelik operasyonlara katıldı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)Askeri grupların komutanlarından Şuayb Mahmud İbrahim, isyancı bölgelere yönelik operasyonlara katıldı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Assaf, İçişleri Bakanlığı'nın son 24 saat içinde gözaltına aldığı devrik rejimin aranan simalarından dördüncü isim oldu. Kendisinden önce Şuayb Mahmud İbrahim, Muhammed Hassani ve kimliği açıklanmayan bir kişi yakalanmıştı. Tüm bu isimler ‘savaş suçu işlemek, mezhepçi milis faaliyetlerine katılmak ve sabotaj eylemlerine karışmakla’ suçlanıyor.

İç Güvenlik Kuvvetleri, cumartesi günü eski rejim bünyesindeki askeri birliklerin komutanlarından Şuayb İbrahim'i gözaltına aldı. İbrahim, savaş suçu işlemek ve isyancı bölgelere yönelik askeri operasyonlara katılmak gerekçesiyle aranıyordu.

Operasyon, Hama kırsalında bulunan Masyaf bölgesindeki bir noktada şüpheli faaliyetler yürütüldüğünü ve gizlenmiş silahlar bulunduğunu doğrulayan istihbarat bilgilerinin takip edilmesiyle hayata geçirildi. İlk soruşturmalar, gözaltına alınan kişinin 2017 yılında Humus ve Hama kırsallarındaki çatışmalara katıldığını ve şehit cesetlerine yönelik vahşet eylemlerine karıştığını ortaya koydu. Zanlı ayrıca bir miktar silahı Masyaf bölgesindeki başka bir kişide sakladığını itiraf etti. Yetkili birimler, silahların ele geçirilip müsadere edilmesi ve diğer zanlının yakalanması amacıyla operasyonlarını sürdürüyor.

Suriye Arap Ordusu Özel Kuvvetleri'nin eski komutanı Suheyl el-Hasan, birliklerinden birinin komutanı Sari Kasım ile birlikte (Suriye Devrimi Arşivi)

Suriye Arap Ordusu Özel Kuvvetleri'nin eski komutanı Suheyl el-Hasan, birliklerinden birinin komutanı Sari Kasım ile birlikte (Suriye Devrimi Arşivi)

İç Güvenlik Kuvvetleri, cumartesi günü Muhammed Bassam Hassani'yi de savaş suçuna karıştığının tespit edilmesi üzerine gözaltına aldı. İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre Hassani, Suriye'nin orta kesimlerindeki Hama vilayetinde Hava İstihbaratı'na bağlı Tarmaş Alayı’nda görev yaptı, Halep ve Hama kırsallarındaki operasyonlara ve Kuveyris Askeri Havalimanı muharebelerine katıltı. Ardından Hizbullah saflarına katılan Hassani, Tedmur ve Suriye çölünde faaliyet gösterdi ve bu bölgelerde hakkında ihlal ve suç dosyaları oluşturuldu.

Söz konusu operasyonların, İçişleri Bakanlığı ve ilgili kurumların Suriye halkına yönelik suç ve ihlallere karışan kişileri yargı önüne çıkarma çabalarının bir parçası olduğu vurgulandı. Bu çabalar cezasızlık ilkesinin uygulanması, geçiş dönemi adaletinin tesisi ve mağdur yakınlarının haklarının güvence altına alınması hedefleri doğrultusunda sürdürülüyor.


İsrail, Beyrut'un güney banliyölerini vurdu; ateşkesi fiilen geçersiz saydı

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanının hedef aldığı bölgede sivil savunma personeli (AP)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanının hedef aldığı bölgede sivil savunma personeli (AP)
TT

İsrail, Beyrut'un güney banliyölerini vurdu; ateşkesi fiilen geçersiz saydı

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanının hedef aldığı bölgede sivil savunma personeli (AP)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanının hedef aldığı bölgede sivil savunma personeli (AP)

İsrail, dün Beyrut'un güney banliyölerine hava saldırısı düzenledi. Saldırı, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana bölgeye yönelik ilk operasyon olarak kayda geçti. Tel Aviv'deki kaynaklar, Hizbullah'ın ateşkesi reddettiğini ve İsrail ordusu ile İsrail yerleşimlerine yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini öne sürerek ateşkesin artık "geçersiz" olduğunu savundu.

İsrail basınına yansıyan bilgilere göre Tel Aviv yönetimi, saldırı öncesinde Washington'u bilgilendirdi ve gerilim istemediği mesajını iletti. Ayrıca Başbakan Binyamin Netanyahu'ya yakın çevreler, operasyonu İsrail'in karar alma süreçlerinde bağımsız hareket ettiğinin göstergesi olarak sunmaya çalıştı.

Bu arada Tahran'da açıklama yapan İran Parlamentosu üyesi İbrahim Rızai, Beyrut'un güney banliyölerine yönelik İsrail saldırısına ülkelerinin "sert bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Gelişme, ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa'nın Lübnanlı yetkililerle gerçekleştireceği kritik temaslar öncesinde yaşandı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Issa'nın sırasıyla Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam ile görüşerek "Washington Anlaşması" olarak anılan düzenlemeye ilişkin Lübnan'ın tutumunu değerlendirmesi bekleniyor.

Siyasi kaynaklara göre Issa, özellikle Berri'nin anlaşmanın bazı maddelerine yönelik itirazlarının nedenlerini anlamaya çalışacak. Berri daha önce söz konusu düzenlemeyi "melez ve tuzaklarla dolu" olarak nitelendirmişti.

Öte yandan büyükelçinin görüşmeler sırasında, Lübnan Genelkurmay Başkanı Rodolphe Heykel'in, ABD-İran müzakerelerinde rol üstlenen Pakistan'a gerçekleştirdiği ziyaretin amacını da araştıracağı belirtiliyor.