G7 Zirvesi koronavirüs salgını, iklim ve yoksul ülkelere yardım gündemleriyle başladı

Sivil toplum kuruluşları, 1 milyar doz aşı dağıtımının salgını sona erdirmek için yeterli olmadığı görüşünde.

G7 Zirvesi koronavirüs salgını, iklim ve yoksul ülkelere yardım gündemleriyle başladı
TT

G7 Zirvesi koronavirüs salgını, iklim ve yoksul ülkelere yardım gündemleriyle başladı

G7 Zirvesi koronavirüs salgını, iklim ve yoksul ülkelere yardım gündemleriyle başladı

G7 ülkeleri, uluslararası alanda uzun süredir video konferans yöntemi ile yapılan toplantılardan sonra dün İngiltere’nin ev sahipliğinde, küresel sorunları ele almak üzere toplandı. Görüşmeler iklim değişikliği ve koronavirüs salgını gündemiyle başladı. Liderlerin küresel krizler ile mücadelede birlik olma vurgusu yapmaları bekleniyor. Ayrıca aşıların dağıtımı konusundaki tutumu sert bir şekilde eleştiren insani yardım kuruluşları tarafından yetersiz bulunan 1 milyar doz yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısının paylaşımına odaklanılması planlanıyor.
Bloomberg haber ajansı, G7 liderlerinin Dünya Sağlık Örgütü'nden (WHO) Kovid-19’un ortaya çıkışına ilişkin yeni bir soruşturma yapılmasını talep edeceğini aktardı.
Kasım ayında İskoçya'da düzenlenmesi planlanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) öncesinde yapılan ve karbon alınımını esas alan bu zirvede küresel ısınmayla mücadele de öncelikli olarak ele alınacak başlıklar arasında yer alıyor. İngiltere Başbakanı Boris Johnson, 2030 yılına kadar sera gazı salınımını yarı yarıya düşürme hedefi ile birlikte “yeşil bir sanayi devrimi” gerçekleştirmeyi umut ediyor.
Diğer yandan G7, yoksul ülkelerin Kovid-19 salgınının etkilerinden sıyrılmasına yardımcı olmak için Uluslararası Para Fonu (IMF) rezervlerine 100 milyar dolarlık ek yardım tahsis etmeyi planlıyor. Bu toplantının, zirveyi dünyanın önde gelen demokrasilerinin konferansından daha fazlasına dönüştürmesini umduğunu söyleyen Johnson şu açıklamada bulundu:
“Dünyanın en büyük ve teknolojik olarak en gelişmiş demokrasilerinin sorumluluklarını üstlenme ve tüm dünyanın aşılanmasına katkıda bulunma zamanı geldi. Zira herkes korunmadıkça kimse korunamaz.”
Beyaz Saray, gösterilen bu küresel çabanın aşılar da dahil olmak üzere sağlık gereksinimlerini karşılamaya, daha güçlü bir ekonomik toparlanma sağlamaya ve çevreyi korumaya yardımcı olacağını bildirdi. IMF, küresel likiditeyi artırmak, gelişmekte olan ve yoksul ülkelerin artan borçları ve Kovid-19 salgını ile mücadele etmelerine yardımcı olmak için uluslararası rezerv para birimi olan Özel Çekme Hakları'nı (SDR) yeni tahsisle 650 milyar dolar artırmaya hazırlanıyor. Söz konusu toplantı, G7 liderlerinin salgın yüzünden geçen sene sadece video konferans yöntemiyle bir araya gelmesinin ardından, iki yıldan bu yana ilk yüz yüze görüşmeye tanık oluyor. Ayrıca bu zirve, ABD Başkanı Joe Biden'in başkanlık koltuğuna geçtikten sonra bir haftalık Avrupa turu kapsamında katılacağı ilk büyük uluslararası zirve olacak.
ABD, Almanya, İngiltere, Japonya, Fransa, Kanada ve İtalya'nın yer aldığı G7 Zirvesi’ne Avustralya, Hindistan, Güney Kore ve Güney Afrika liderleri de cumartesi günü konuk olarak davet edildi.
ABD Başkanı Joe Biden’ın ifadelerine göre zirve aynı zamanda ABD’nin Donald Trump dönemindeki izolasyondan yıllar sonra uluslararası sahaya dönüşünü de temsil edecek. Diğer taraftan bu, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in ve muhtemelen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un son zirvesi olacak. DPA’nın aktardığına göre ABD'li bir yetkili “Zirve, demokrasinin ve ortak demokratik değerlerin en büyük küresel sıkıntılar ile mücadelede en iyi yolu sunduğunu gösterme kararlılığında hemfikir olduğumuzu da kanıtlamış olacak” dedi. İngiltere hükümetinin ifadelerine göre dayanışma yapılmasına yönelik çağrılar artarken ülke liderlerinin “2022’de salgını ortadan kaldırma” hedefiyle aşı üretim kapasitelerini artırma konusunda anlaşmaya varmaları bekleniyor. ABD 500 milyar doz Kovid-19 aşısı bağışlama sözü verirken İngiltere Kovid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı (COVAX) aracılığıyla 100 milyon doz taahhütte bulundu. Ancak sivil toplum kuruluşları bunun yetersiz olduğu görüşündeler. Oxfam örgütü konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Aşılamada bu hızla gidilirse yoksul ülkelerin G7 ülkeleriyle aynı korunma düzeyine ulaşması 57 yıl alacak. Bu, ahlaki olarak kabul edilemez ve Kovid-19 mutasyonlarının oluşturduğu tehlike göz önüne alındığında ters tepebilir.”
Örgüt dünyada yaklaşık 3,7 milyon insanın yaşamına mal olan salgını tamamen ortadan kaldırmak için en az 11 milyar doz gerektiğini söyledi. Örgüt daha büyük bir üretime izin verilmesi için patentlerin askıya alınmasını istiyor. Ancak Washington ve Paris bunu desteklerken Almanya buna şiddetle karşı çıkıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ilaç üretim laboratuvarlarına satılan dozların yüzde 10’unu vermeleri çağrısında bulundu ve G7'nin Mart 2022’nin sonuna kadar Afrikalıların yüzde 60’ını aşılama hedefini tamamlamasını temenni etti. Dünyada şu ana kadar dağıtılan 2,3 milyar dozun dörtte biri, sadece dünya nüfusunun yüzde 10’unu oluşturan G7 ülkelerinde yaşayanlar gitti. Dünya Bankası’nın sınıflandırmasına göre “düşük gelirli” ülkeler şu ana kadar dünyada uygulanan dozların yalnızca yüzde 0,3’ünü aldı.
Biyoçeşitliliği korumak için G7’nin karaların ve okyanusların “en az yüzde 30’unu” koruma sözü vermesi talep ediliyor. G7'nin, gelişmekte olan ülkelerde ekonomilerini canlandırmak ve net sıfır karbondioksit emisyonları elde etmelerini sağlamak için çevreyi gözeten altyapı yatırımlarına teşvikte bulunması bekleniyor. ABD'li bir yetkiliye göre bu, Çin'in etkisini artırmak için yurt dışında altyapı inşa etmeyi hedeflediği "Yeni İpek Yolu” adlı en büyük projesine karşıt bir öneri olarak karşımıza çıkıyor. Yetkili açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“G7, düşük ve orta gelirli ülkelerde duyusal, dijital ve sağlık altyapılarına yatırım yapmak için yolsuzluğu ortadan kaldıracak yüksek standartlı, şeffaf ve iklime zarar vermekten kaçınan bir mekanizmayı esas alacak.”
Zirve öncesinde Boris Johnson ve Joe Biden iklim düzeyinde harekete geçilmesi gerektiği konusunda ortak bir tutum sergileyerek siber saldırılar ve küresel ısınma tehdidini dikkate alan yeni bir ‘Atlantik Bildirisi’ imzaladılar. The Times gazetesine göre Johnson, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın yeniden yapılandırılması için ABD’nin devasa finansman projesine benzer şekilde, gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini karbondan arındırmalarına yardımcı olacak bir “Marshall Planı” yapılmasını umut ediyor. İki büyük müttefik, Çin ve Rusya'nın sebep olduğu ve G7 Zirvesi sırasında gündeme getirilecek sorunlar gibi başlıca uluslararası konularda hemfikir olsa da İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılmasının akabinde Londra ile AB arasında yaşanan anlaşmazlığın merkezinde yer alan Kuzey İrlanda konusunda iki taraf arasında gerilim devam ediyor. Joe Biden açık bir şekilde herhangi bir eleştiri yapmaktan kaçınırken Avrupalı ​​liderler, Londra'nın Birleşik Krallık'ın parçası olan Kuzey İrlanda'daki öfke karşısında yeniden gözden geçirmek istediği anlaşmalara bağlılıklarını Boris Johnson'a hatırlatmayı planlıyorlar. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron iki gün önce İngiltere hükümetine imzalanmış anlaşmaların "yeniden müzakere konusu olamayacağına" dair bir uyarıda bulundu. Macron’un bu sözlerine karşılık İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab ise dün “Birleşik Krallık'ın toprak bütünlüğünün” müzakere konusu olamayacağını vurguladı.

Johnson: Londra-Washington ilişkileri “yıkılmaz”
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, G7 Zirvesi öncesinde ABD Başkanı Joe Biden ile iki gün önce yaptığı ilk görüşmenin ardından İngiltere-ABD ilişkilerini ‘yıkılmaz’ olarak nitelendirdi. Johnson dün sabah BBC’ye verdiği röportajda şu ifadeleri kullandı:
“Bu bir ilişki. Buna ‘derin ve anlamlı bir ilişki’ diyebilirsiniz. Bu yok edilemez bir ilişki. Çok uzun süredir devam eden, hem Avrupa’da hem de dünyada barış ve refahın önemli bir parçası olan bir ilişki.”
İki lider, iki gün önce yüz yüze yaptıkları görüşmede, Kuzey İrlanda’da İngiltere’nin AB’den çıkmasından kaynaklanan gerginlik de dahil olmak üzere yaklaşık 25 konuyu ayrıntılı olarak tartıştı.
Boris Johnson, Joe Biden'ın Londra'nın Kuzey İrlanda Protokolü’nü geçersiz kılma girişimleri ile ilgili memnuniyetsizliğini görmezden geldi. Protokol AB üyesi olan İrlanda ile sınırın eski haline dönmesini engellemeyi amaçlıyor. Ancak bu Birleşik Krallık ile Kuzey İrlanda arasındaki ticaret faaliyetlerinde karışıklıklara yol açtı. Johnson İngiltere, AB, Washington ve “tüm tarafların Hayırlı Cuma Anlaşması'nın temel düzenini koruduklarından emin olma konusunda büyük çıkarları olduğunu” söyledi. Söz konusu anlaşma 1998 yılında imzalanmış ve böylece Birleşik Krallık'a bağlı özerk bir ülke olan Kuzey İrlanda’daki 30 yıldır devam eden kanlı çatışma sona ermişti.



ABD Demir Kapı Operasyonu'yla İran'ı karadan kuşatıyor

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Brad Cooper (solda), «CH-47 Chinook» tipi helikopterle Hürmüz Boğazı üzerinde uçarken, (CENTCOM)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Brad Cooper (solda), «CH-47 Chinook» tipi helikopterle Hürmüz Boğazı üzerinde uçarken, (CENTCOM)
TT

ABD Demir Kapı Operasyonu'yla İran'ı karadan kuşatıyor

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Brad Cooper (solda), «CH-47 Chinook» tipi helikopterle Hürmüz Boğazı üzerinde uçarken, (CENTCOM)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Brad Cooper (solda), «CH-47 Chinook» tipi helikopterle Hürmüz Boğazı üzerinde uçarken, (CENTCOM)

ABD ordusu, İran'a yönelik deniz ablukasını aylar boyunca sürdürmesinin ardından, Washington'un Tahran'ın gelişmiş silah sistemleri ve yaptırım kapsamındaki diğer malzemeleri kara sınırları ile Hazar Denizi üzerinden taşımasını engelleme çabalarını güçlendirmek amacıyla yeni bir görev gücü kurma kararı aldı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), görev gücünün “Demir Kapı” (Iron Gate) adını taşıyacağını ve Florida eyaletinin Tampa kentinde konuşlandırılacağını açıkladı. Görev gücü, çalışmalarını diğer ABD devlet kurumlarıyla koordinasyon içinde yürütecek. Silah sevkiyatının yanı sıra çift kullanımlı malzemeler ve yasa dışı gelir kaynakları da görev gücünün öncelikli hedefleri arasında yer alacak.

CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, yaptığı açıklamada, “CENTCOM'un ABD kurumları arasındaki ortaklarla iş birliğini güçlendirmesi, İran'ın terörü finanse etme, silah fabrikalarını yeniden inşa etme ve askerî kapasitesini yeniden oluşturma kabiliyetini daha da sınırlayacaktır” ifadelerini kullandı.

CENTCOM, uygulanan deniz ablukasının İran'ın 25 milyar doları aşan değerde ham petrol ihracatı yapmasını engellediğini tahmin ediyor.

Öte yandan Washington ile Tahran arasında müzakere masasında yaşanan irade mücadelesi giderek kızışıyor. İki tarafın tutumları, gerilimi diplomatik yollarla kontrol altına alma girişimleri ile nihai ve belirleyici bir askerî çatışmaya yeniden dönülmesi yönündeki baskılar arasında gidip geliyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios haber sitesinden aktardığına göre ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran'la yürütülen müzakereleri ele almak üzere Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile neredeyse her gün telefon görüşmeleri gerçekleştiriyor.


Polonya: Krakow'da silahlı saldırgan 6 kişiyi öldürdü; Evinde 3 ceset daha bulundu

Polis ekipleri, Krakow'daki silahlı saldırının gerçekleştiği bölgenin çevresinde güvenlik önlemleri alırken (Reuters)
Polis ekipleri, Krakow'daki silahlı saldırının gerçekleştiği bölgenin çevresinde güvenlik önlemleri alırken (Reuters)
TT

Polonya: Krakow'da silahlı saldırgan 6 kişiyi öldürdü; Evinde 3 ceset daha bulundu

Polis ekipleri, Krakow'daki silahlı saldırının gerçekleştiği bölgenin çevresinde güvenlik önlemleri alırken (Reuters)
Polis ekipleri, Krakow'daki silahlı saldırının gerçekleştiği bölgenin çevresinde güvenlik önlemleri alırken (Reuters)

6 kişi hayatını kaybetti, 14 kişi yaralandı. Polonya'nın güneyindeki Krakow kent merkezinde bulunan kalabalık meydanda bir saldırganın dün çevredekilere rastgele ateş açmasının ardından polis zanlıyı yakaladı.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre Krakow polisi, saldırganın kentin en önemli turistik noktalarından biri olan Ana Pazar Meydanı'na aracıyla girerek rastgele ateş açtığını bildirdi. Yaralılar arasında polis memurlarının da bulunduğu belirtildi. Saldırgan, olay yerinden kısa bir mesafede güvenlik güçleriyle girdiği silahlı çatışmada vurularak yaralandı ve ardından hastaneye kaldırıldı.

Polonya'nın Krakow kent merkezindeki silahlı saldırı bölgesinde koşan bir güvenlik görevlisi (Reuters)
Polonya'nın Krakow kent merkezindeki silahlı saldırı bölgesinde koşan bir güvenlik görevlisi (Reuters)

Polonya Başbakanı Donald Tusk, silahlı saldırıyı “terör eylemi” olarak nitelendirdi.

Krakow'da gazetecilere konuşan Tusk, “Polonya'da bugüne kadar bu kadar ciddi terör olaylarıyla karşılaşmadık” dedi. Tusk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Krakow'da insanların hayatını hedef alan bu vahşi saldırıyı tanımlamak için kullanmamız gereken ifade budur.”

AP'nin Krakow Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Katarzyna Cieslo'ya dayandırdığı habere göre saldırgan, askerî üniformaya benzer kıyafetler giyiyordu ve askerî tipte uzun namlulu bir ateşli silah kullandı.

Polis, saldırganın aracında çok sayıda başka silah parçası ve mühimmat buldu. Sözcü, saldırganın tek başına hareket ettiğini ve kent sakinleri açısından tehlikenin ortadan kalktığını belirtti. Polonya'da toplu silahlı saldırıların nadir görüldüğü kaydedildi.

Tusk ayrıca, saldırganın evinde iki kadın ve bir erkeğe ait 3 ceset bulunduğunu açıkladı. Hayatını kaybedenlerin saldırganın aile üyeleri olduğu tahmin ediliyor.

Yetkililer, saldırıyı gerçekleştiren kişinin 24 yaşında Polonya vatandaşı olduğunu duyurdu, daha sonra yaşını 25 olarak düzeltti.

7 Kasım'daki silahlı saldırının ardından Krakow'da geniş güvenlik önlemleri alındı (Reuters).
7 Kasım'daki silahlı saldırının ardından Krakow'da geniş güvenlik önlemleri alındı (Reuters).

Polonya Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz da dün meydana gelen kanlı silahlı saldırıyı Krakow halkını hedef alan bir “terör eylemi” olarak nitelendirdi.

Olay yerinden gelen görüntülerde, Krakow kent merkezinde çok sayıda polis ekibi ve ambulansın konuşlandırıldığı görüldü. Polonya Hava Ambulansı Servisi'ne ait bir helikopter de meydana indi.

Krakow Toplu Taşıma Şirketi, saat 15.00 sıralarında bir tramvay sürücüsünün, ana meydanın yakınından geçerken hareket hâlinde olan bir otomobilin içindeki şahsın tramvaya ateş açtığını bildirdiğini açıkladı. Saldırı sonucunda sürücü kabininin camı kırıldı.

Tusk, olayın ardından X hesabından yaptığı paylaşımda polisin saldırının bütün yönlerini araştırdığını belirtti. Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki de hayatını kaybedenler, yaralılar ve aileleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade etti.

ABD'nin Polonya Büyükelçisi Tom Rose ise X hesabından yaptığı açıklamada, “Krakow'daki korkunç toplu silahlı saldırının ayrıntılarını henüz öğreniyoruz. Polonya'da huzuru bozan bu vahşi ve suç teşkil eden saldırı karşısında Amerika, bu zor zamanda Polonya'nın yanında duruyor. Polonya da Krakow'daki vatandaşlarının yanında” ifadelerini kullandı.

Polonya'nın Krakow kent merkezindeki silahlı saldırı bölgesinde bir helikopter (Reuters).
Polonya'nın Krakow kent merkezindeki silahlı saldırı bölgesinde bir helikopter (Reuters).

Her yıl yaklaşık 15 milyon turisti ağırlayan Krakow'da ziyaretçilerin büyük bölümü Ana Pazar Meydanı'ndan geçiyor. Polonya'nın ikinci büyük kenti olan Krakow, başkent Varşova'nın yaklaşık 250 kilometre güneyinde bulunuyor.


İsrail Cumhurbaşkanı, hükümeti kurma görevini Eisenkot'a verdi

İsrail'de yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Gadi Eisenkot, genel seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallıyor (DPA)
İsrail'de yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Gadi Eisenkot, genel seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallıyor (DPA)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, hükümeti kurma görevini Eisenkot'a verdi

İsrail'de yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Gadi Eisenkot, genel seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallıyor (DPA)
İsrail'de yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Gadi Eisenkot, genel seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallıyor (DPA)

İsrail Cumhurbaşkanı, dün Başbakan Binyamin Netanyahu'nun en güçlü rakibi Gadi Eisenkot'u yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi. Karar, hiçbir adaya iktidara ulaşmak için net bir yol sunmayan seçimlerin ardından geldi.

Eisenkot, İsrail'de yeni bir hükümet kurmak için elinden gelen her şeyi yapacağını açıkladı. X hesabından yaptığı paylaşımda, “Artık ulusal acil durum hükümeti kurmanın zamanı geldi. Bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek için gereken her şeyi yapacağım” ifadelerini kullandı.

İsrail'in en uzun süre görev yapan lideri olan Netanyahu, 27 Ekim'de gerçekleştirilen seçimlerde milliyetçi-dindar koalisyonunun çoğunluğu kaybetmesinin ardından başbakanlık koltuğunu korumak için mücadele ediyor. Buna rağmen Netanyahu'nun ittifakı, parlamentodaki en büyük siyasi blok olma konumunu sürdürdü.

Eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot, parlamentoda çoğunluğu elde etmesini sağlayabilecek Arap partileriyle ittifak kurmayı reddetti. Ancak Netanyahu ve aşırı sağcı müttefiklerinin politikalarını ayrımcı bulan öfkeli Arap liderler, hükümeti kurma sürecinde ilk olarak Eisenkot'u aday gösterdi. Bu destek, Eisenkot'un en fazla tavsiye oyunu almasını sağladı.

Cumhurbaşkanının büyük ölçüde sembolik olan görevleri arasında seçimlerin ardından koalisyon kuracak adayı belirlemek de bulunuyor. Şarku’l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, “Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Gadi Eisenkot'u Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne davet etti. Eisenkot'a yarın hükümeti kurma görevi verilecek” açıklamasında bulundu.

Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, daha önce Binyamin Netanyahu'nun liderliğindeki Likud Partisi üyelerini ve müttefiklerini kendi liderliğinde kurulacak koalisyona katılmaya çağırmıştı.

Yashar (Doğru) Partisi, X üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Likud Partisi ve müttefikleri birdenbire birlikten ve geniş tabanlı bir hükümet kurmaktan yana olduklarını söylüyorsa, aşırılık yanlılarıyla ittifaklarını sona erdirdiklerini ve Eisenkot başkanlığındaki bir hükümete katılmaya hazır olduklarını açıklayabilirler.”

Bu açıklama, görev süresi sona ermekte olan Başbakan Netanyahu'nun ulusal birlik hükümeti kurulması çağrısında bulunmasından kısa süre sonra geldi. Netanyahu aynı açıklamada, Arap partileriyle ittifak kurmanın İsrail'in “dağılmasına” yol açacağı uyarısında bulundu.

Eisenkot'un görevlendirilmesinin ardından haftalar sürebilecek uzun ve zorlu koalisyon görüşmelerinin başlaması bekleniyor. Eisenkot'un hükümeti kurmak için 28 günü bulunuyor. Bu süre 14 gün daha uzatılabilecek.

Eisenkot'un önündeki olası seçenekler

Eisenkot'un iktidara ulaşmak için değerlendirebileceği seçenekler arasında şunlar bulunuyor:

Arap partilerinin dışarıdan desteğiyle azınlık hükümeti kurmak.

Daha önce kendisinin ve müttefiklerinin dışladığı ultra-Ortodoks (Haredi) partilerle koalisyon oluşturmak.

Netanyahu ile ulusal birlik hükümeti kurmak.

Ancak analistler, bu üç seçeneğin de hayata geçirilmesini düşük ihtimal olarak değerlendiriyor.

Eisenkot'un başarısız olması hâlinde başka bir aday hükümeti kurmayı deneyebilecek. Bu adayın da başarısız olması durumunda parlamento başka bir adayı görevlendirebilecek. Tüm bu süreç için yaklaşık 100 günlük bir süre öngörülüyor. Hiçbir adayın hükümet kuramaması hâlinde ise yeniden seçime gidilecek.

Seçim sonuçları ve parlamentodaki sandalye dağılımı

Likud Partisi, tek başına en fazla sandalyeye sahip parti oldu. 120 üyeli İsrail Meclisi'nde 27 sandalye kazanan Likud'a rağmen Netanyahu liderliğindeki daha geniş milliyetçi-dindar koalisyon toplamda yalnızca 53 sandalyede kaldı. Böylece hükümet kurmak için gereken 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşılamadı.

Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi ise 21 sandalye kazanarak ikinci sırada yer aldı. Merkez soldan sağa uzanan siyasi yelpazede yer alan, Yahudi liderliğindeki dört partiden oluşan ittifakı toplam 48 sandalye elde etti.

İsrail'deki Arap azınlığı temsil eden iki parti ise toplam 19 sandalye kazanarak tarihi bir başarıya imza attı.

Eisenkot'un siyasi geçmişi ve askerî kariyeri

66 yaşındaki Eisenkot, Faslı göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Başbakan olması hâlinde, kökleri Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya dayanan Mizrahi Yahudi toplumundan çıkan ilk İsrail başbakanı olacak.

Temkinli kişiliği ve medyadan uzak durmasıyla tanınan Eisenkot, siyasete 2022 yılında girdi. Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırının ardından Netanyahu'nun savaş kabinesinde kısa süreliğine görev aldı. Daha sonra yeniden muhalefete geçti.

Muhalefette bulunduğu dönemde, Gazze'deki askerî harekâtın yönetimi de dâhil olmak üzere Netanyahu'nun liderliğini açıkça eleştirdi ve onunla aynı hükümette görev almayacağını belirtti.

Eisenkot'un kamuoyundaki konumu, 2023'ten bu yana ailesinin ödediği ağır bedelle de ilişkilendiriliyor. Oğlu ve iki yeğeni, Gazze'deki çatışmalarda hayatını kaybetti.

Eisenkot, seçim kampanyası boyunca güvenlik alanındaki deneyimini ön plana çıkardı. Bu kapsamda, İran destekli Lübnan Hizbullahı ile İsrail arasında 2006 yılında yaşanan savaş sırasında komutan olarak uyguladığı ve saldırılara orantısız güç kullanarak karşılık verilmesini öngören “Dahiye Doktrini”ne dikkat çekti.

Eisenkot ayrıca, 2023'ten bu yana artış gösteren ve İsrail'in Batılı ülkelerle ilişkilerinde gerilime yol açan Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetini eleştirdi.

Netanyahu'nun aşırı sağcı koalisyon ortakları Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich'e de karşı çıkan Eisenkot, söz konusu iki isim, Filistinlilere yönelik şiddeti teşvik ettikleri gerekçesiyle bazı Batılı ülkeler tarafından yaptırım kapsamına alınmıştı.