Mısır: Etiyopya'nın baraj rezervuarını doldurma işlemine karşı mücadele edeceğiz

Mısır, Addis Ababa'dan su satın alma söylentilerini yalanladı

Nahda Barajı’nın önümüzdeki Temmuz'da ikinci aşama dolum işleminden önceki hali (Reuters)
Nahda Barajı’nın önümüzdeki Temmuz'da ikinci aşama dolum işleminden önceki hali (Reuters)
TT

Mısır: Etiyopya'nın baraj rezervuarını doldurma işlemine karşı mücadele edeceğiz

Nahda Barajı’nın önümüzdeki Temmuz'da ikinci aşama dolum işleminden önceki hali (Reuters)
Nahda Barajı’nın önümüzdeki Temmuz'da ikinci aşama dolum işleminden önceki hali (Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Etiyopya'nın Nahda (Rönesans) Barajı krizine ilişkin müzakereler sırasında gösterdiği uzlaşmazlığının ardından barajın rezervuarını dolduracağını beklediklerini, ancak Kahire ve Hartum'un su çıkarlarını korumak için herhangi bir tek taraflı atılacak adıma karşı siyasi çerçevede ve kararlı bir şekilde mücadele edeceğini vurguladı. 
Mısır, BM Güvenlik Konseyi'ne resmi bir mektup göndererek, Nil Nehri'nin ana kolu üzerinde bulunan Nahda Barajı’nın doldurulması ve işletilmesine ilişkin kuralları düzenleyen bir anlaşma imzalamadan barajın rezervuar doldurma işlemine yönelik olarak tek taraflı atılan tüm adımları reddettiğini bildirdi. Öte yandan, Arap Birliği Konseyi bu konudaki gelişmeleri görüşmek üzere yarın (Salı) Doha'da dışişleri bakanları düzeyinde olağanüstü bir toplantı yapacak. Etiyopya, önümüzdeki birkaç hafta içinde sel mevsimi kapsamında barajın rezervuarını ikinci kez doldurmayı planlıyor. Mısır ise Addis Ababa’nın bu tutumuyla uluslararası hukuku açık bir şekilde ihlal ettiğini, tek taraflı adımlar atarak Etiyopya’nın aşağı havza ülkelerine oldu bitti politikasını dayattığını açıkladı. Bakan Şukri, konuya ilişkin açıklamasında, "Nil suyu her Mısırlı için önemli bir konu. Mısır hükümeti baraj kriziyle tam bir şeffaflıkla ilgileniyor ve Mısır halkını müzakerelerle ilgili tüm gelişmeler hakkında bilgilendiriyor" dedi. Şukri, önceki gün bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, geçen hafta Sudan Sulama Bakanı'na yaptığı son ziyaretin aşağı havza üllkeleri olmaları nedeniyle iki ülke arasındaki yakın ilişkiyi doğrulamak ve Sudan ile ikinci aşama doldurma işleminin zararları konusunda işbirliği yapmak amacıyla yapıldığını belirtti. Mısırlı Bakan’a göre hükümet Sudan ile birlikte dikkatli bir değerlendirme yoluyla barajın inşa sürecine ilişkin son teknik gelişmeleri uydu görüntüleri aracılığıyla takip ediyor. Bakan Şukri, yapılan takibe göre barajın inşa sürecinin beklenen aşamaya ulaşmadığını belirtti. Bu durum Etiyopya Sulama Bakanı tarafından da doğrulandı. Üç ülke arasındaki müzakereler geçtiğimiz Nisan ayından bu yana askıya alınmıştı. Mısır hükümetinin müzakerelerin devam edeceğini beklemediğini belirten Bakan Şukri müzakerelere ilişkin şu açıklamayı yaptı: 
“Bu aşamalardaki değerlendirmelere göre, Etiyopya tarafının Kinşasa müzakerelerinde gösterdiği uzlaşmazlığın ardından müzakere sürecinin aksamaya devam edeceğini ve herhangi bir anlaşmaya varmadan tek taraflı harekete geçeceğini tahmin ediyoruz. Bu adım, İlkeler Anlaşması ve uluslararası yasalara ve normlara aykırı. Mısır ve Sudan, siyasi çerçevede kararlı bir şekilde mücadele edecek ve her iki ülkenin çıkarlarını korumak için tüm önlemleri alacaktır."
Mısırlı Bakan, uluslararası toplumun bu konudaki tutumuna ilişkin şu açıklamayı yaptı:
“Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, uluslararası toplumun Etiyopya’nın barajın ikinci aşama dolum işlemini bağlayıcı bir anlaşmaya varmadan gerçekleştirme kararından duyduğu endişeyi ifade etti ve bunun sonucunda Doğu Afrika ve Afrika Boynuzu'nda tansiyonun yükselebileceğinden korktuklarını belirtti. Bu da uluslararası toplumun bu konuyu takip ettiğinin ve krize ilişkin yüksek düzeyde endişe duyduğunun kanıtıdır.” 
Etiyopya'nın Mısır ve Sudan'ın Nil'i korumak için 40 yıl tazminat ödemesi gerektiği yönündeki açıklamasını değerlendiren Şukri, "Bu, uluslararası hukuk kurallarına uygun değil ve uluslararası hukuk veya uluslararası örgütler çerçevesinde hiçbir referansı yok" dedi. 
Bakan Şukri, 2015 anlaşmasının ilk dolum ve dolayısıyla ikinci dolum nedeni olduğuna ilişkin bir soruya yanıt olarak şu ifadeleri kullandı:
“Evet. Ancak Etiyopya İlkeler Anlaşması’nı ihlal etti. Herhangi bir anlaşmaya varılmadan barajın doldurulmasını ve işletilmesi işlemlerini durdurmalı. Bu, anlaşmada açık ve net bir şekilde yer alıyor. Etiyopya ayrıca, barajla ilgili rapor vermesi gereken uluslararası danışmanlığı da engelledi. Etiyopya’nın İlkeler Anlaşması’nı açık bir şekilde ihlal etmesine rağmen, Etiyopya'nın Afrika’nın sorunlarına Afrika'nın çözüm önerileri mekanizması doğrultusunda siyasi irade göstermesini umarak Afrika çözümüne ve mekanizmalarına saygı duyduk. Ancak Etiyopya, baraj krizine yönelik tüm Afrika çözümlerine gerçek bir siyasi irade göstermeyerek yanıt vermekten kaçındı. Bu da sürekli ertelemelere neden oldu.”
2015 yılındaki İlkeler Bildirgesi Anlaşması'nın ülkelerin haklarını koruduğunu ve bağlı oldukları yasal çerçeveyi belirlediğini açıklayan Şukri, “Bu anlaşmadan önce Etiyopya’nın uyması gereken bir zorunluluk veya ihlal söz konusu değildi. Anlaşma, uluslararası hukuk ilkelerini tanıyarak barajın dolumuna ve işletilmesine ilişkin koşullar belirledi ve bir anlaşmaya varmayı zorunlu kıldı. Ancak ne yazık ki Etiyopya buna uymadı ve anlaşmayı ihlal etti” ifadelerini kullandı.
Ayrıca Etiyopya'nın su satışından bahsetmenin uluslararası hukuk kurallarına uygun olmadığını, bağlam dışı olduğunu ve bir referansı olmadığını vurgulayan Şukri, su kotaları ile ilgili soruya şu cevabı verdi:
"Rönesans Barajı'nın kaynağı hakkında müzakere ediyoruz ancak su kotalarına ilişkin herhangi bir müzakere süreci yok. Şu aşamada barajın doldurulması ve işletilmesine ilişkin üç ülke arasında bağlayıcı bir anlaşmaya varılmasıyla ilgili bir süreç yürütülüyor.”
Son olarak Bakan Şukri, barajın rezervuarının doldurulması işlemine ilişkin bir soruya cevaben şunları kaydetti:
“Bu adım siyasi olarak kabul edilemez ve bu olursa aşağı havza ülkelerinin çıkarlarını koruyan siyasi önlemler alınacaktır. Mısır ve Sudan su çıkarlarını korumak için ellerinde olan araçlarla her şeye başvuracak. Ayrıca Mısır’ın tüm devlet kurumları Etiyopya'nın her eylemini hassasiyetle izliyor ve değerlendiriyor.”



Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.