Muhalif politikacının hakaretleri Cezayir kamuoyunu karıştırdı

Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’dan, nefret söylemini ve ırkçılığı yaymayı suç sayan tasarının yasalaşmasının ardından “Devrim” sembollerine yönelik tekrarlanan hakaretlere son vermesi istendi.

1962'den beri bağımsız olmasına rağmen Cezayir’in hafıza dosyası hala birçok tartışma yaratıyor (Cezayir Devlet Televizyonu)
1962'den beri bağımsız olmasına rağmen Cezayir’in hafıza dosyası hala birçok tartışma yaratıyor (Cezayir Devlet Televizyonu)
TT

Muhalif politikacının hakaretleri Cezayir kamuoyunu karıştırdı

1962'den beri bağımsız olmasına rağmen Cezayir’in hafıza dosyası hala birçok tartışma yaratıyor (Cezayir Devlet Televizyonu)
1962'den beri bağımsız olmasına rağmen Cezayir’in hafıza dosyası hala birçok tartışma yaratıyor (Cezayir Devlet Televizyonu)

Ali Yahi
Cezayir kamuoyu, muhalif bir siyasetçinin devletin kurucusu kabul edilen Emir Abdulkadir başta olmak üzere ülkenin sembol şahsiyetlerine hakaret etmesini tartışıyor. Bu tartışmalı açıklamaların ardından ülkede hararetli bir tartışmanın da fitili ateşlendi.

Ağır sözler kamuoyunu karıştırdı
Genel seçim sonuçlarının, yeni parlamentonun geleceğinin ve yeni kurulacak hükümetin kimliğinin konuşulduğu bir zamanda, eski milletvekili Nureddin Ayet Hammude, tüm siyasi kesimlerde yankıları devam eden ağır skandal açıklamalar yaptı. Yerel bir TV kanalına verdiği röportajda Hamude, Emir Abdulkadir'i "Cezayir'i ucuza satan" “hain ajan”, merhum cumhurbaşkanı Huari Bumedyen’i (Hüvârî Bû Medyen) “sinsi”, “Ulusal Hareket’in babası” Messali Hac’ı da hain olarak niteledi.
Saniyeler geçmedi ki sosyal medya çeşitli kesimler arasındaki tartışmalarla hareketlendi. Kesimlerden biri, Frankofon Amazig  çizgisine bağlı olan Nureddin Ayet Hammude’yi temsil ediyordu. Karşısında da Arap ulusalcılar ve İslamcılar vardı. Bu durum, işleri daha da karmaşıklaştıran ve çeşitli sosyal kesimler arasındaki kimlik ve tarihle ilgili uçurumu genişleten gerilim yarattı. Ulusal birliği korumak için iç cepheyi sağlamlaştırmaya çalışan yönetim ise bu tip sorumsuz çıkışlara karşı kamuoyunu uyarmıştı.
Nureddin Hammude, Kültür ve Demokrasi Topluluğu Partisi üyesi bir siyasi muhalif ve eski cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika’nın iktidarı döneminde, yani 1997’den 2007’ye, ardından 2017’den 2021’ye birkaç kez Tizi Vuzu şehrinden milletvekili seçildi. Amazig azınlık hareketinin ileri gelen isimleri arasında anılıyor. Kabileler bölgesinin tanık olduğu pek çok protesto eylemine katılmış ve daha önce de tarihi şahsiyetleri, özellikle de Cezayir Müslüman Alimler Derneği Başkanı Abdulhamid bin Badis’i yeren açıklamalarda bulunmuştu.

Kişisel ve tarihsel görüşler mi?
Hammude’nin üyesi olduğu Kültür ve Demokrasi Topluluğu Partisi liderlerinden Murad Biyatur, Independent Arabia’nın kendisi ile yaptığı telefon görüşmesinde özür dileyerek, bu konuya girmek istemediğini belirtti ve bu tartışmanın, genel seçimlerdeki düşük katılım ve parlamentonun meşruiyeti krizini aşmak isteyen iktidara hizmet eden bir “oyalama” olduğunu söylemekle yetindi. Öte yandan siyasi konularla ilgilenen gazeteci Faysal Salimi, bu açıklamaların, Hammude’nin ideolojik farklılıklar nedeniyle bazı ulusal figürlere yönelik tutumunu, Hammude ile merhum cumhurbaşkanı Huari Bumedyen arasında bilinen şahsi ve tarihsel görüş farklılıklarını ifade ettiğinin altını çizdi. Açıklamalara eşlik eden tepkilerle ilgili olarak, çoğunun duygusal, Hammude’nin şahsını hedef alan eleştiriler olduğunu, hiçbir tarihçinin ya da yazarın tarihsel çalışmalar ya da arşiv belgeleri, yani güvenilir kanıtlar ve gerekçeler sunarak bu açıklamalara yanıt vermediğini de ekledi.
Salimi sözlerini sürdürerek, Hammude’nin temsil ettiği ideolojik akımdan (Frankofon/Fransa yandaşlığı) bazı figürlerin geçmişte de benzer açıklamalarda bulunduklarını, ancak en büyük hatanın, tarihi olayları ve milli sembollerin hayatlarını unutulmaya terk eden Mücahitler Bakanlığı ile Arşiv İdaresi’ne ait olduğunu ifade etti. Buna ek olarak, birçok kişinin tarihi ve olayları nesnel ve gerçekçi bir şekilde belgeleyen anıları yazmaktan uzak durduğunu da ekledi.

İki yönlü problem
Aynı bağlamda, gazeteci Hakim Mesudi, gündemde olan problemin iki yönlü olduğunu düşünüyor. Mesudi şöyle diyor:
“Birincisi, zamanla bağlantılı. Zira yaratılan bu tartışmadan yararlananların başında, son seçimlerde büyük bir başarısızlığa uğrayan iktidar geliyor.
İkinci yön, içeriği kapsıyor. Konuları bu tür cüretkar, hatta kimi zaman belki de “pervasızlık” kertesine varacak bir açıyla gündeme getirdiğini bildikleri için, Hammude’nin son açıklamaları, kendisini önceden takip edenleri şaşırtmadı diyor. Mesudi sözlerini şöyle sürdürüyor; Hammude’nin söylediklerinin çoğu, araştırmacıların bildiği tarihi kaynaklardan alıntılardan ibaret. Bu kaynakların başında da, İngiliz istihbarat subayı Albay Henri Churchill'in “Emir’in Hayatı”, Muhammed bin Emir Abdulkadir’in “Tuhfatu ez-Zaer”, “İslam'ın kucağında 32 yıl”, Paris’te 1863’te yayınlanan “Abdulkadir: Siyasi ve askeri hayatı” kitapları geliyor. Dolayısıyla, asıl hata, tarihi şahsiyetleri kutsal ve hatasız sembollere dönüştüren uzmanlarda.
Öfkeli tepkiler beklendik ve normal. Bu tepkilerin önemli bir bölümü, belge ve kanıtlara dayanan bilimsel karşılıklar düzeyinde olmadığı, dolayısıyla oyalama ve söz dalaşından ibaret olduğu için Hammude’nin açıklamalarından daha iyi değildi. Hammude muhtemelen milli sembol şahsiyetlere hakaret etmekten yargılanacak. Son olarak, tarihi, resmi anlatıdan farklı açılardan yeniden okumanın meşruiyetinin bir zorunluluk haline geldiğini söylemek istiyorum.”

Yargılama ve hukuki süreç
Tartışmaların ortasında, Emir Abdulkadir Vakfı, Nureddin Ayet Hammude’ye dava açtı. Vakıf, bir grup avukatın Cezayir'in sembol kahramanlarından birine hakaret eden açıklamalarının ardından Hammude aleyhine açtığı davayı desteklediğini vurguladı. Ayrıca, Hammude'nin açıklamalarının tarihsel yanlışlıkların yanı sıra nefreti teşvik ettiğini, Cezayir'in tüm sembollerini parçalamaya dönük sistematik bir eylemin çerçevesi içinde yer aldığını belirtti. Yeni neslin Cezayir'in tüm sembollerini ve tarihini sorgulayarak yetişmesi için Cezayir'in tarihiyle ilgili şüphe tohumları ekmeyi amaçlayan iyi düşünülmüş yıkıcı bir plan olduğunu vurguladı.
Vakıf, yasaların uygulanması gerektiğini tekit etmek ve "tekrarlanan devrimin sembollerini kötüleme çılgınlığına" son verilmesi için Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ve Mücahitler Bakanlığı'na bir mektup göndereceğini de açıkladı. Cezayir’in daha önce nefret söylemini ve ırkçılığı yaymayı yasaklayan bir yasayı kabul ettiğine, Hammude’nin de tarihçi sıfatını taşımadığına, dolayısıyla açıklamaları ile başka kötüleyici açıklamalara kapı araladığına işaret etti.  
Hammude sessiz kaldı, TV konuğunun açıklamalarına katılmadı, yargı harekete geçti
İlgili kişi yani Nureddin Ayet Hammude, kendisini hedef alan eleştirilere karşı sessiz kaldı. Açıklamaları yayınlayan televizyon kanalı ise Hammude ile yaptığı röportajı alelacele kaldırdı. Yayınlanan açıklamasında; “Röportajda söylenenler, hiçbir şekilde kanalın veya programı sunan kişinin görüşünü ifade etmemekte, sadece sahibini yani Nureddin Ayet Hammude’yi bağlamaktadır” denildi. Açıklamada ayrıca, “Röportajın amacı, asla Emir Abdülkadir’e veya başka bir ulusal şahsiyete, devletin herhangi bir sembolüne saygısızlık etmek, yahut bu ulusun ve önde gelen figürlerinin tarihinden şüphe etmek değildi. Aksine amaç, tarihçilerin ve uzmanların müdahalesini gerektiren tarihsel konuları sosyal medya dışında tartışmaya açmaktı” ifadeleri de yer aldı.
TV Kanalının önceden davranarak attığı bu adıma rağmen, alınacak karar beklenirken Görsel-İşitsel Denetleme Kurumu kanal müdürünü ifadeye çağırdı.

Vefat etmiş şahsiyetlerle hesaplaşmaya kalkışmak kabul edilemez
Öte yandan, Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  tarihçi Prof. Dr. Berikallah Habib, tarihi eleştirel bir şekilde okumak isteyen, temiz eleştiri araçlarına bağlı kalmalı, görüş ve inançlarında haklı olduğunu düşünse bile okumalarında başkalarına saygı göstermeli diye konuştu. Ölmüş kişilerle hesaplaşmaya kalkışmanın mertsizlik olduğunu, çünkü kendilerini savunacak durumda olmadıklarını ifade etti. Söz konusu kişinin temsil ettiği akımın, her türlü menfaatten uzakta Cezayir'in kurtuluşu için savaşan savaşçı babası Amiruş ile hiçbir ilgisi olmadığına inandığını belirtti.



Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
TT

Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)

Gazze'deki yetkililer, bölgede sakinlerin yaşadığı ve yıkılma tehlikesi bulunan bina sayısının yaklaşık 2 bin olduğunu tahmin ediyor. Buna rağmen bölge halkı ve yetkililer, kendilerini barındıkları binaların çatılarının çökmesi tehlikesine karşı koruyabilecek herhangi bir alternatif bulunmadığını kabul ediyor.

Gazze kentinde bir hafta önce “Saade” binasının çökmesinden zarar gören kişiler ve görgü tanıkları, yaklaşan kış ve yağışlarla birlikte ortaya çıkabilecek tehlikelere ilişkin “Şarku'l Avsat”a konuştu. Görgü tanıkları ve mağdurlar, yağışların, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı sırasında hasar gören diğer binaların da çökmesini hızlandırabileceği uyarısında bulundu.


Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.