Taliban’ın iktidara dönmesi, birçok faaliyeti tehdit ediyor: Şarkı söylemek, müzik ve uçurtma yapmak yasaklanabilir

Taliban hareketi, iktidardayken gençleri namaz kılmaktan alıkoyduğu gerekçesiyle uçurtma uçurulmasını yasaklamıştı (AFP)
Taliban hareketi, iktidardayken gençleri namaz kılmaktan alıkoyduğu gerekçesiyle uçurtma uçurulmasını yasaklamıştı (AFP)
TT

Taliban’ın iktidara dönmesi, birçok faaliyeti tehdit ediyor: Şarkı söylemek, müzik ve uçurtma yapmak yasaklanabilir

Taliban hareketi, iktidardayken gençleri namaz kılmaktan alıkoyduğu gerekçesiyle uçurtma uçurulmasını yasaklamıştı (AFP)
Taliban hareketi, iktidardayken gençleri namaz kılmaktan alıkoyduğu gerekçesiyle uçurtma uçurulmasını yasaklamıştı (AFP)

Afganistan’da Taliban’ın iktidarda kaldığı dönemde yasaklanan birçok eğlence faaliyeti son yıllarda yeniden ortaya çıkmıştı. Bununla birlikte radikalizm yanlısı hareketin, iktidara geri dönmesi halinde bu faaliyetlerin yeniden yasaklanabileceğine dair korkular artıyor.
Taliban, ABD kuvvetlerinin çekilmeye başladığı Mayıs ayından bu yana önemli askeri ve bölgesel kazanımlar elde etti. Liderleri ise, Afganistan’ı şeriat altında bir İslam emirliğine dönüştürmek istediklerini söylüyorlar.

Şarkı ve müzik
Seyyid Muhammad, genç bir çocukken Orta Asya’da öğrenmeye başladığı geleneksel Japon telli çalgısını çalan profesyonel bir müzisyen olarak geçimini sağlıyor.
Yirmi yıl önce Taliban’ın, arkadaşlarıyla birlikte çaldığı ve şarkı söylediği bir eve baskın yaptığı o akşamı hâlâ oldukça iyi hatırlıyor.
Taliban’ın sert İslam yorumuna göre insan sesiyle, Allah’ı yüceltmek dışında hiçbir şarkı söylenemez.
Kandehar’da yaşayan 40 yaşındaki Muhammed, “Gençtim, bu yüzden arkadaşlarımdan daha az dayak yedim ama buna rağmen üç gün bile dayanamadım” dedi.
Muhammed, Taliban’ın bir Japon enstrümanı çaldığı için bir arkadaşının parmaklarını kesmesine atıfta bulunarak, diğerlerinden farklı olarak şanslı olduğunu söyledi.
İsyancılar ülkeden kovulduğunda Muhammed, bunu bir konsere katılarak kutlamıştı.
“Müzik çaldığında içimde bir mutluluk beliriyor. Çünkü ülkemiz özgürleşti ve insanlar yeni bir hayata başlamakta özgürler” dedi.
O günden bu yana Muhammed gibi birçok Afgan, profesyonel müzisyen ve şarkıcı oldu.
8 çocuk babası Muhammed, Fransız Haber Ajansı’na (AFP) yaptığı açıklamada, “Korku içinde yaşıyorsak hayatın neşe yoktur” dedi.
Muhammed ayrıca, “Bu bir bağımlılık gibidir. Parmaklarımızı kesseler de yine müzik çalacağız” ifadelerini kullandı.

Güzellik salonları
Afganistan’ın başkenti Kabil’de küçük bir dükkânda güzellik uzmanı olan Feride, utangaç bir Afgan kadınını ışıltılı bir geline dönüştürüyor.
Popülerliğine rağmen, Feride’nin güzellik salonu ve ülke genelindeki yüzlerce benzer dükkân, belirsiz bir gelecekle karşı karşıya.
Taliban, yönetimleri sırasında kadınların ve kızların hareketlerine ve faaliyetlerine ciddi kısıtlamalar getirdi ve güzellik salonlarının halka açık yerlerde faaliyet göstermesini yasakladı.
Kimliğinin tam olarak açıklanmasını istemeyen 27 yaşındaki Feride, “Geri dönerlerse, şu an sahip olduğumuz özgürlüğe bir daha asla sahip olamayacağız. Kadınların çalışmasını istemiyorlar” dedi.
Fırsat bulduğu taktirde Kanada’ya taşınmak istediğini söyleyen Feride, “İktidara dönerse Taliban’ın, bizi ülkeden ayrılmaya zorlayacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Uçurtma
Her boyutta yüzlerce renkli uçurtma arasında, Kabil pazarında hareketli bir dükkânda Zilcay, ailesinin nesillerdir yaptığı uçurtma yapma sanatından vazgeçmemeye kararlı olduğunu söyledi.
Taliban, namaz ve diğer dini faaliyetlerden uzaklaştırdıklarını öne sürerek gençlerin uçurtma uçurmasını yasakladı, ancak Zilcay ve ailesi çalışmalarına devam etti.
59 yaşındaki Zilcay, Kabil’deki Şur Bazar’daki dükkanında “Tabi ki gizlice çalıştık” dedi.
Rengarenk dükkânında satışa hazır yüzlerce uçurtma bulunuyor ve özel tasarımlar için sipariş alıyor.
Bu faaliyetin boyutu, Taliban’ın devrilmesinden sonraki yıllarda arttı.
Bu bağlamda Zilcay, “Bu özgürlüktür. Uçurtmalarımızı halka açık bir şekilde sergileyebilir ve korkmadan satabiliriz” dedi.
Afganların bu popüler eğlencesi, Afgan yazar Halit Hüseyni’nin ünlü romanı ‘Uçurtma Avcısı’nın 2003 yılında sinemaya uyarlanmasıyla yurtdışında da ün kazandı.
Şu anda, rüzgarlar elverişli olduğunda, Afganistan’ın masmavi gökyüzünde kanat çırpan binlerce uçurtma görülebilir.

Dans
Maneja Talash, breakdance yapmaya başladığında, Taliban’a mensup İslamcıların bir hedef olacağını biliyordu.
Talash, Kabil’de genellikle gizlice dans eden, çoğunluğu Hazaralı erkeklerden oluşan bir gruptaki tek kız olarak tanınıyor.
18 yaşındaki genç kız, birkaç yıl önce kocasını kaybettikten sonra ailesine bakmak için birkaç işte çalışan annesinin desteğini alıyor.
Ancak Afganistan’ı olimpiyatlarda temsil etmeyi hayal eden Talash açısından devam etmenin riskleri oldukça fazla.
Maneja, bazı taraflara göre sadece yasak bir faaliyette bulunan bir kız değil, aynı zamanda bazı Müslüman muhafazakarların sapkınlıkla suçladığı bir Hazaralı.
Talash, “Eğer Taliban davranışlarını değiştirmez, kadınları evlere kapatmaya ve onların haklarını çiğnemeye devam ederse, hayat benim ve milyonlarca Afgan kadın için anlamsız olacak” diyor.
Ölüm tehditleri almalarından sonra eğitim yerlerini değiştirmek zorunda kalan grup, tüm risklere rağmen tutkularının peşinden gitmeye kararlı.
Afganistan, birçok alanda kadın öncülere tanık oldu. Talash da artık kendisini onlardan biri olarak görüyor.

Nargile
Afganistan’ın doğusundaki Celalabad’da bir nehrin kıyısında Muhammed Selim ve arkadaşları, tüm dünyada popülerlik kazanan eski bir hobi olarak nargile içmek için her akşam bir araya geliyor.
Selim, meyve aromalı nargilesini tüttürerek, “Afganistan’da bugünlerde nargile içmek çok normal” dedi. Ancak Taliban, sarhoş edici etkiye sahip olduğu gerekçesiyle nargileyi yasakladı.
Hareketin devrilmesinden bu yana ülke genelinde nargile kafeler açıldı ve nargile içen müşterilere sıcak safran çayı servis edildi.
Bir kafe sahibi olan Bahtiyar Ahmed, bu alışkanlığı gençleri sokaklardan uzak tutmanın veya uyuşturucu gibi daha kötü ahlaksızlıklara düşmekten alıkoymanın iyi bir yolu olarak nitelendirdi.
Ahmed, “Burada barış hüküm sürüyor. Kafede nargile servisi yapıyoruz ve müzik çalıyoruz” derken, Taliban’ın da eski düşünceleriyle yeniden iktidara gelmesi halinde kendilerini durduracağını vurguladı.

Berber dükkanları
Muhammed Kadiri’nin Afganistan’ın batısında bulunan Herat şehrindeki salonu oldukça hareketli. Gençler, Bollywood ya da Hollywood aktörlerine benzeyebilmek amacıyla saç kesimi yaptırmak için sıraya giriyor.
Yaklaşık on yıldır erkek kuaförü olan Kadiri, “Afganistan yeni bir dünyaya girdi” dedi.
Muhammed Kadiri, “Artık daha çok berber var ve daha çok genç modaya uyuyor. Hükümet, bu duruma Taliban’ın gibi karşı çıkmıyor” ifadelerini kullandı.
Kırsal kesimdeki erkekler geleneksel görünüme bağlı kalma eğilimindeyken, şehir sakinleri daha çok modaya uymaya çalışıyor.
Ancak Kadiri ve çırakları, Taliban’ın iktidara geri dönmesi halinde bu durumun sona ereceğinden korkuyor.
Bu bağlamda Kadiri, “Taliban’ın şehre ve çarşıya girmesi halinde 20 yıl önce yaptıklarıyla aynı yönetim tarzını uygulayabileceğinden endişe ediyoruz” şeklinde konuştu.



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal