Irak’ta silahlı gruplar Kaani ateşkesine baş kaldırarak seçimleri ertelemeye çalışıyor

Taliban’ın Afganistan'daki ilerleyişi İran'ı Irak'taki vekillerini kontrol etmeye zorluyor

Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)
Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)
TT

Irak’ta silahlı gruplar Kaani ateşkesine baş kaldırarak seçimleri ertelemeye çalışıyor

Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)
Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)

Irak’ta Haşdi Şabi çatısı altındaki Şii liderler, ABD’nin buradaki çıkarlarına karşı gerginliği sürdürmek için silahlı gruplar arasında kapsamlı bir anlaşma olduğu iddialarını reddettiler. Öte yandan Afganistan’da Taliban tehdidi artarken, İranlı subayların, ülkede açık bir savaş cephesi açılmasına ilişkin duydukları korkular gün yüzüne çıktı.
Basında yer alan haberlere göre Haşdi Şabi gruplarının, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin Erbil Uluslararası Havaalanı’nın ve Ayn el-Esed Askeri Üssü’nün hedef alınmasının ardından ateşkes ile ilgili direktiflerine ‘baş kaldırdılar’. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, geçtiğimiz hafta Bağdat Uluslararası Havaalanı’nda DMO subayları ile Iraklı Şii liderler arasında yapılan bir toplantıda ateşkes konusunda bir anlaşmaya varıldığını, ancak Hizbullah Tugayları ve Seyyid eş-Şuheda Tugayları’nın ateşkesi onaylamadığını vurguladılar.
Kaynaklar, Fetih Koalisyonu ve Asaib Ehl-i Hak liderlerinin DMO subayları ile yaptıkları son görüşmede ateşkes kararını desteklediklerini söylediler. Seyyid eş- Şuheda Tugayları Sözcüsü Kazım el-Fartusi, Irak’taki ‘İslami Direnişi'n Amerikan kuvvetlerine karşı askeri operasyonları durdurmaya yönelik herhangi bir arabuluculuğu şiddetle reddettiğini duyurdu. Fartusi, “Amerikan kuvvetlerine yönelik askeri tırmanış, söz konusu güçlerin Irak topraklarından tamamen çıkarılması içindir. Aksi bir durumda ne ateşkes olacak ne de gruplara nasıl bir baskı uygulanırsa uygulansın ne tırmanış duracaktır” ifadelerini kullandı.
Toplantıya katılan Iraklı kaynaklara göre İran'ın ateşkes önerisi bir meydan okuma ve muhalefetle karşılandı. Toplantıda konuşan altı grubun liderlerinden biri, selefi Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi’nin eski lideri Ebu Mehdi el-Muhendis'in ABD’nin düzenlediği hava saldırısıyla öldürülmesine karşısında kimse intikam almazken sessiz ve sakin kalamayacaklarını söyledi.
Üç Şii siyasi yetkili ve iki üst düzey milis grup yetkilisi tarafından Associated Press'e (AP) anlatılan toplantının ayrıntıları, İran'la müttefik olan Iraklı milislerin, nasıl bir bağımsızlık düzeyi ileri sürdüklerini ve bazen de Tahran'dan gelen emirlerle alay ettiğini ortaya koyuyordu. İran, şuan Iraklı milisleri dizginlemek için Lübnan’daki Hizbullah’a güveniyor. İran’ın yeni cumhurbaşkanının da aynı süreçte rol oynayabileceği düşünülüyor.
AP’a göre Ebu Ali el-Askeri liderliğindeki Hizbullah Tugayları’nın Haşdi Şabi çatısı altındaki diğer gruplarla herhangi bir siyasi anlaşmaya katkıda bulunmadan, doğrudan ve maceralı bir tırmanışı benimseyerek diğerlerinden farklı bir yol izlediği görülüyor. Bu arada yine AP’ın haberine göre Seyyid eş-Şuhada Tugayları lideri, önümüzdeki aylarda yapılması planlanan seçimleri Nisan 2022'ye ertelemekle tehdit ediyor.
İranlı yetkililerin Şii grupların liderlerini ‘güvenlik geriliminin devam etmesinin Şii yönetimi deneyimini hızla sona erdireceği ve yaklaşan seçimlerin hiçbir anlamı olmayacağı’ konusunda uyardığını söyleyen kaynaklar, ateşkesin gerekliliği hakkında uzun uzun konuşan hükümet yetkililerinin de son toplantıda yer aldığına işaret ettiler.
Kaynaklar, İranlı yetkililerin, milis grupların liderlerine ‘yaklaşan seçimlerde işler lehlerine giderken gerginliğin atmasının gerekçelerini’ sorduklarını aktardılar. Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu’ndaki bir lidere ve Nuri el-Maliki liderliğindeki Hukuk Devleti Koalisyonu’ndaki bir siyasi danışmana göre bölgedeki durum tehlikeli boyutlara ulaşırken İranlılar, Taliban'ın ilerlediği Afganistan sınırındaki durumun doğu ekseninde özellikle Irak’ta istikrarlı bir cephe gerektirdiği konusunda Iraklılara net mesajlar gönderdiler.
Taliban geçtiğimiz hafta Bagram Hava Üssü’nün ve İran sınırındaki bir sınır kapısının bulunduğu Parvan vilayetindeki iki bölgeyi kontrol altına aldı. Fetih Koalisyonu’ndan olan lider, önde gelen Şii aktörlerin, Irak seçimlerine kadar ateşkesi asgari düzeyde sabitleme konusunda anlaştıklarını, ancak krizin, grupların faaliyet gösterdiği ademi merkeziyetçilik yöntemiyle daha da karmaşıklaştığını söyledi.
Fakat Şii liderlerin açıklamaları sahadaki gerçeği yansıtmıyor. Gerginliği durdurma anlaşmasına rağmen, ülkedeki diplomatik misyonlara ve askeri üslere yönelik füze saldırılarının durdurulacağına dair kesin bir işaret bulunmuyor.
Milis gruplar sistemi için ‘yaratıcı kaos’ politikasında üç ana faktör rol oynuyor. Bunlardan ilkini, İranlılarla doğrudan temas olmaksızın geleneksel grupların liderleriyle birlikte çalışan ve özellikle silah transferi ve füze fırlatma gibi özel operasyonlar yürüten yeni ortaya çıkan Şii hücreleri tarafından temsil ediliyor. Bu yeni ilişki, İranlı bir arabulucu veya üst denetçi olmadan oluşurken Haşdi Şabi içindeki karmaşık Şii hiyerarşisi, bu gruplara geniş bir hareket ve manevra alanı sağladı.
Ancak İran'ın sık sık gerçekleşen Bağdat ziyaretleri ve grup liderleriyle tekrar tekrar yapılan görüşmeler, genellikle alt hücrelerin hareketlerinin bölgedeki olayların gidişatından ve İran'ın buradaki çıkarlarından tamamen bağımsız hale geldiği korkularını yansıtıyor.
Saha çalışması konusunda gruplar arasındaki kesişmeyi ortaya koyan ikinci faktör, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi hükümeti ve ABD aleyhine gerilimi tırmandırma kararının tek bir mesaj barındırmamasıdır. Milis grupların stratejisi, Kazımi ile olan rekabetlerini Amerikan güçlerini ortadan kaldırma gündeminden ayırırken Amerikalılara karşı tırmanış haftalarca sürdürüldü. Çünkü milis gruplar arasında genel olarak Kazımi ile ateşkes eğilimi gösteren bir ruh hali hakimdir.
Üçüncü faktör ise milis gruplar arasındaki iç denklemleri değiştirmede belirleyici bir unsur gibi görünüyor. Bu faktör, bir boşluğun nasıl doldurulacağı ya da diğer bir deyişle Mehdi el-Muhendis'in yerine kimin geçeceği ve İran’ın kendi kanallarıyla sınırlandırdığı Irak’taki Şii gruplarla iletişimi üzerinde kimin nüfuz sahibi olacağı ile ilgili yaşanan yoğun rekabettir.
Haşdi Şabi liderlerinden biri, grup liderleri arasındaki ilişkinin, kamuoyuna göründüğü gibi olmadığını, yoğun rekabetin bazen boykot boyutuna ulaştığını söyledi. Lider, “Her şey kaotik görünebilir, ancak Irak’ta asıl etkili olan kaostur” ifadelerini kullandı.
Bazı gruplar İran’da Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin yerine İbrahim Reisi'nin iktidara gelmesini, Haşdi Şabi’nin tıpkı DMO gibi konumunu güçlendirmek ve nüfuzunu pekiştirmek için büyük bir fırsat olarak görüyorlar.
Reisi henüz görevi teslim almadı. Fakat bazı gruplar, özellikle ikincil silahlı hücreler kuranlar, Irak dosyasına Dini Lider Ali Hamaney'den eşi benzeri görülmemiş bir etki sağlayacak olan İran’ın yeni Cumhurbaşkanının benimseyeceği bir saha çalışması modeli sunmak istiyorlar.
Haşdi Şabi’den lider bu konuda ise şunları söyledi:
“Irak sahasındaki bozulma ve işlerin tamamen ortaya çıkması konusu, özellikle gruplar içindeki çalışma sisteminin özelliklerini şekillendiren bu faktörlerle bağlantılıdır.”
Genel olarak toparlayacak olursak, Irak hükümetine veya Amerikan çıkarlarına karşı tırmanışı benimseyen gruplar, Adil Abdulmehdi hükümeti döneminde belirgin olmayan temel bir değişimi yansıtıyor ve Irak'taki emniyet ve siyaset denklemine yeni bir gerçekliğin dayatılması için yapılan bir saha hazırlığını temsil ediyorlar.



7 Ekim, Abbas'ı Filistin Yönetimi'nin çehresini değiştirmeye nasıl itti?

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)
TT

7 Ekim, Abbas'ı Filistin Yönetimi'nin çehresini değiştirmeye nasıl itti?

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)

Filistin Yönetimi Başkanı olarak 2005'te göreve başlamasının hemen ardından Mahmud Abbas, Beytüllahim'de düzenlenen kısa bir toplantıda Fetih Hareketi kadrolarından, daha önce kendisine İsrail projelerini desteklemekle bağlantılı çok sayıda yolsuzluk suçlaması yöneltilen belirli bir yetkilinin yolsuzluğa karıştığını kanıtlayan herhangi bir belge getirmelerini istedi. Amacı, söz konusu yetkiliyi derhal hesap vermeye çağırmaktı. Abbas böylece, başbakanlığı döneminde kendisinin de yolsuzlukla suçladığı Filistin Yönetimi'ni reforme etmek için göreve geldiği ve bunu gerçekleştirmek için kendi yönteminin bulunduğu mesajını vermek istedi.

cvfbgn
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü törenine katılırken (AP)

Abbas, görev süresi uzadıkça Filistin Yönetimi'nde reform yapma sözü verdi. Yakın ve uzak ülkelerin liderlerine, yönettiği Fetih Hareketi'ne, diğer Filistinli gruplara, uluslararası topluma ve yerel sivil toplum kuruluşlarına bu taahhüdünü defalarca yineledi. Bu amaçla Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu da kurdu ancak sahada belirgin sonuçlar elde edilemedi.

Şüphesiz bir süreç vardı ancak Filistin topraklarındaki her şey gibi uzun, yavaş, zorlu ve karmaşıktı. Abbas'ın iktidarının 18. yılında, 7 Ekim 2023 geldi ve her şeyi değiştirdi.

Ağır reform şartları

Abbas, yıllar boyunca reformdan binlerce kez söz etti ve bunu defalarca taahhüt etti. Ancak 7 Ekim'in ardından ilk kez farklı türden, ağır ve zor bir reform talebiyle karşı karşıya kaldı: Reform karşılığında siyasi varlığını sürdürme.

Filistinli üst düzey bir yetkili Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"Çok sayıda reform talep edildi. Gazze Şeridi'ndeki savaşın ardından bu başlık (reformlar) kullanıldı ve gerçek reformlarla ilgisi olmayan talepler bunun kapsamına alındı. Maaşların kesilmesi, müfredatın değiştirilmesi, ayrıca devlet başkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılması istendi. Bütün bunlar Filistin Yönetimi ile muhatap olunması ve desteklenmesi için şart koşuldu. Biz de kabul ettik."

Yetkili şöyle devam etti:

"ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi planına yönelik bin itirazımız var ama evet dedik. Buna bağlı reform planına yönelik bin itirazımız var ama yine evet dedik. Bizim sanki reformlara ihtiyaç duyan tek ülke olduğumuz gibi davranıyorlar. Kabul ettik ve ilerledik. Çünkü savaşı durdurmak, bahaneleri ortadan kaldırmak ve siyasi bir süreç başlatmak istiyoruz. İçinde bulunduğumuz durum kendi tercihimiz değildi. Ancak kabul ettik ve ilerledik. Peki onlar da ilerleyip üzerlerine düşeni uygulayacak mı?"

Abbas'ın büyük bir baskıya ihtiyacı olmadı. 7 Ekim'in doğuracağı sonuçları iyi kavradı ve aslında fazla beklemeden Filistin Yönetimi'nin tamamının çehresini değiştirecek kapsamlı bir reform süreci başlattı.

Savaşın ardından herkes neredeyse her konuda farklı görüşteydi ancak tek bir konuda hemfikirdi: Filistin Yönetimi'nde reform yapılması.

Konuya yakın bir kaynak, Abbas'ın bölgedeki değişime paralel olarak Filistin Yönetimi'ni yeni bir yönetim ve güvenilir bir siyasi ortak olarak göstermek amacıyla erken dönemde kapsamlı değişiklikler başlattığını belirtti.

"Ertesi gün"ü kurtarmak

Savaş sonrası "ertesi gün" meselesi güçlü biçimde gündeme geldi. Kaynağa göre herkes Abbas'a, Filistin Yönetimi reforme edilip değiştirilmediği sürece herhangi bir konuda ortak ya da taraf olamayacağını söyledi. Bunun anlamı Filistin Yönetimi'nin, Gazze'nin ve gelecekte kurulması öngörülen devletin devre dışı kalmasıydı. Bu durum tam da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun istediği şeydi. Netanyahu, 7 Ekim'in ardından Abbas'tan, Filistin Yönetimi'nden ve Oslo Anlaşması'ndan kurtulmak istiyordu.

Abbas bunu yalnızca başkalarıyla yaptığı görüşmelerden anlamadı. Netanyahu'nun Filistin Yönetimi'ne ve Batı Şeria'ya karşı yürüttüğü savaş ile daha sonra Oslo Anlaşması'nın "İsrail'in yaptığı en büyük hata" olduğunu söylemesi de bunu teyit etti. İsrail, 7 Ekim 2023'ten bu yana fiilen Filistin Yönetimi yokmuş gibi hareket ediyor.

cdvfgbh
İsrail askeri araçları, işgal altındaki Batı Şeria'nın Ramallah doğusundaki Filistin köyü Ramun'da ilerlerken (AFP)

İsrail, Batı Şeria'daki operasyonlarını yoğunlaştırdı. Ordu kentlere, mülteci kamplarına ve beldelere saldırdı; bazı bölgeleri kalıcı olarak işgal etti. Hava saldırılarıyla Filistinlileri öldürdü, çok sayıda kişiyi gözaltına aldı ve altyapıyı tahrip etti. Öte yandan yerleşimcilerin Filistinlileri öldürmesine, saldırmasına ve geniş bölgeleri zor kullanarak ele geçirmesine izin verildi.

Bunun yanı sıra Filistin Yönetimi'ne aktarılan fonlar kesildi ve Batı Şeria'nın merkezindeki çeşitli bölgelerde kontrol, yönetim ve yetkilere ilişkin yasalar değiştirilerek Filistin Yönetimi'nin rolünün ortadan kaldırılması ve Batı Şeria üzerindeki kontrolün yeniden şekillendirilmesi hedeflendi.

Filistin Yönetimi kendisini en zor döneminde, bir anlamda "olmak ya da olmamak" denkleminin içinde buldu. Tüm bunlar karşısında Abbas'ın önünde fazla seçenek yoktu: Ya İsrail'le savaşacak, ya Filistin Yönetimi'ni feshedecek ya da uluslararası toplumun ve dostlarının taleplerine yanıt verecekti.

Yönetimden devlete

Savaş seçeneği gündemde olmadığı ve Filistin Yönetimi kendisini feshetmeyi düşünmediği için Abbas, değiştirebildiği her şeyi değiştirme yoluna gitti.

Savaşın başlamasından yalnızca dört ay sonra, Şubat 2024'te Abbas, Muhammed Iştiyye hükümetinin istifasını kabul etti. Daha sonra Muhammed Mustafa başkanlığında yeni bir hükümet kurdu. Yeni hükümet kurumsal reform, yolsuzlukla mücadele, şeffaflık ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesi, yargı, kamu maliyesi ve güvenlik alanlarında reform yapılması ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi'ndeki kurumların birleştirilmesi taahhüdünde bulundu.

Bu, Abbas'ın reform yönündeki ilk adımıydı. Süreç daha sonra Filistin Yönetimi'nin yapısını değiştirmeye doğru genişledi. Abbas, Merkez Seçim Komisyonu'nun yeniden yapılandırılması için kararname yayımladı. Ardından makamın boşalması halinde Filistin Yönetimi başkanlığının nasıl devredileceğini düzenleyen bir anayasal bildiri yayımladı.

Daha sonra sosyal yardım sistemini yeniden düzenleyen bir yasa kararı çıkardı. Bu kapsamda Filistinli mahkûm ve militanların ailelerine yapılan maaş ödemelerinin kesilmesi de yer aldı. Ardından Filistin Kurtuluş Örgütü Yürütme Komitesi Başkan Yardımcılığı ve Filistin Devleti Başkan Yardımcılığı makamlarını oluşturdu.

Bunun ardından yönetimden devlete geçiş sürecinde geçici anayasa hazırlamak üzere bir komite kurdu. Yeni bir anayasal bildiri yayımlayarak Filistin Yönetimi Başkanı'nın makamının boşalması halinde FKÖ Yürütme Komitesi Başkan Yardımcısı ve Filistin Devleti Başkan Yardımcısının geçici olarak başkanlık görevlerini üstlenmesini öngördü.

Abbas ayrıca Batı Şeria ve Gazze'de yerel seçimler başlattı, Ulusal Konsey seçimleri çağrısında bulundu ve yasama seçimlerinin 28 Kasım 2026'da yapılmasını kararlaştırdı. Devlet başkanlığı seçimlerinin ise 2027'nin ilk çeyreğinde yapılması planlandı.

Fetih seçimleri ve büyük değişim

Fetih seçimleri de büyük değişim kampanyasının bir parçası oldu. En önemli adımlardan biri, Abbas'ın geçen yıl Hüseyin eş-Şeyh'i Filistin Devleti Başkan Yardımcısı ve FKÖ Yürütme Komitesi Başkanı olarak görevlendirmesiydi. Abbas, bu yıl ise Fetih'in 8. kongresini gerçekleştirmesinin ve yeni bir Merkez Komitesi oluşturmasının ardından eş-Şeyh'i Fetih Hareketi Başkan Yardımcılığı görevine getirdi.

cvf
Abbas, 14 Mayıs 2026'da Ramallah'ta düzenlenen Fetih Hareketi'nin 8. Genel Kongresi sırasında (EPA)

Eş-Şeyh'in yalnızca iki yıl içinde bütün bu görevlere getirilmesi, onu Abbas'ın muhtemel halefi konumuna taşıdı. Eş-Şeyh, düzenli temas halinde olduğu Amerikalılar tarafından kabul gören, önde gelen Arap yetkililer ve liderlerle yakın ilişkileri bulunan ve İsrailli yetkililerle de iletişim kanallarına sahip bir isim.

Eş-Şeyh'in göreve getirilmesi, Filistin Yönetimi içerisinde gerçekleştirilen bir dizi kapsamlı değişikliğin ardından geldi. Bu değişiklikler arasında neredeyse tüm güvenlik birimlerinin başına yeni isimlerin atanması ve yüzlerce tuğgeneral rütbesindeki subayın cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle emekliye sevk edilmesi de bulunuyor.

Tüm bu kapsamlı değişikliklerin yanı sıra Filistin eğitim müfredatının değiştirilmesi yönünde de çalışmalar yürütülüyor.

Konuya yakın bir kaynak, "Abbas, reform taleplerine yanıt verirken içerideki düzeni sağlamak istedi. Filistin Yönetimi'nin durumunu düzene sokmak ve barışçıl ve sorunsuz bir geçişi güvence altına almak istedi. Bu herkesin yararına. Önce içeride, ardından diğerleri için" dedi.

Abbas süreci sonuna kadar götürür ve yasama ile devlet başkanlığı seçimlerini gerçekleştirirse, meşruiyetlerin yenilenmesi ve reform konusundaki vaatlerini yerine getirmiş olacak.

Ancak seçimlerin yapılıp yapılmayacağı veya ertelenip ertelenmeyeceği henüz bilinmiyor.

Kaynaklar, seçimlerin ertelenmesi halinde bunun Arap ülkeleri grubuyla yürütülecek istişareler kapsamında varılacak bir mutabakata dayanacağını belirtti.

Kaynaklar Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, "Erteleme açık uçlu olmayacak, belirlenmiş başka bir tarihe bağlı olacak" dedi.

"Söz verdik ve yerine getirdik... Peki ya siz?"

Seçimlerin yapılıp yapılmayacağından bağımsız olarak Filistin Yönetimi, siyasi ve mali reform konusunda kendisinden istenen her adımı attığını savunuyor. Yönetimin el değiştirmesinden maaşlara ve müfredata kadar her alanda değişiklik yapılmışken daha ne istenebilir?

gbhj
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına uzaktan gönderdiği kaydedilmiş konuşma sırasında (EPA)

Abbas, geçen ay ABD'nin ülkeye girişine izin vermemesi nedeniyle Birleşmiş Milletler'deki konuşmasını kayıtlı video aracılığıyla yaptı ve dünyaya şöyle seslendi:

"Bugün size tam bir güven ve sorumlulukla söylüyorum: Üstlendiğimiz taahhütleri yerine getirdik. Halkımız ve uluslararası toplum önünde taahhüt ettiğimiz ulusal reform programını tamamladık. Kurumların ve kamu maliyesinin yönetimini, şeffaflığı, hesap verebilirliği, yolsuzlukla mücadeleyi ve hukukun üstünlüğünü güçlendirdik. İhtiyaca dayalı ulusal ve birleşik bir sosyal koruma ve yardım sistemi oluşturduk. Buna ilişkin önceki yasa ve düzenlemeleri sona erdirdik ve yaptıklarımızın doğruluğunu teyit eden bağımsız bir uluslararası denetimden geçtik."

Abbas sözlerini şöyle sürdürdü:

"Eğitim sisteminde reform yapmaya ve müfredatı uluslararası standartlara uygun şekilde, UNESCO ile iş birliği içinde geliştirmeye devam ettik. Bunu barış, hoşgörü ve başkalarına saygı değerlerini güçlendirirken ulusal kimliğimizi ve halkımızın haklarını koruyacak şekilde yaptık. Demokratik yenilenme ve kadınlarla gençlerin güçlendirilmesi yolunda da ilerledik."

Abbas ayrıca şunları söyledi:

"Yerel meclis seçimlerini ve Filistin Öğrenci Genel Birliği seçimlerini gerçekleştirdik. Bu yıl 28 Kasım'da yapılacak yasama seçimlerine, ardından Filistin Ulusal Konseyi kurumlarının yenilenmesinin tamamlanmasına ve sonrasında devlet başkanlığı seçimlerine gidiyoruz."

Abbas'ın mesajı adeta şöyleydi: "Siz ne istediyseniz yaptım. Peki siz de benim istediklerimden birini vermeyecek misiniz?"


Yahya Sinvar... Yıkım manzaralarının gölgesinde kalan popüler imaj

Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
TT

Yahya Sinvar... Yıkım manzaralarının gölgesinde kalan popüler imaj

Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)

30 Nisan 2022’de, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro Başkanı Yahya Sinvar (1962-2024), İsrail’in Mescid-i Aksa ve Kudüs’e yönelik saldırılarının sürmesi halinde geniş çaplı bir ‘bölgesel savaş’ çıkabileceği uyarısında bulunarak, o sırada konuşmasını dinleyen Filistinli grupların temsilcileri ile askeri kanatlarından hazırlık ve teyakkuz halinde olmalarını istedi. Ancak hiç kimse bu hazırlığın, 18 ay sonra, 7 Ekim 2023’te yaşanacak gelişmelerle ilgili olduğunu öngörmüyordu.

7 Ekim fikrinin dünyaya yansıdığı şekliyle o dönemde Sinvar’ın zihninde tam anlamıyla şekillenmiş olduğunu kesin olarak söylemek güç. Ancak Sinvar aynı konuşmasında ‘tüm Filistinli esirlerin bulunduğu hapishaneleri boşaltma ve ablukanın tamamen kırılması’ sözü verdi. Aralık 2022’de ise İsraillilere hitaben, “Üzerinize şiddetli bir tufanla geleceğiz... Üzerinize sayısız füzeyle geleceğiz... Üzerinize sınırsız sayıda askerle geleceğiz... Üzerinize ümmetimizden milyonlarca kişiyle, dalga dalga geleceğiz” dedi.

xs
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapan Filistinliler, 7 Ekim 2023 (AP)

İsrailli gazeteciler Şlomi Eldar ve Ruth Yuval’ın geçtiğimiz eylül ayında Haaretz gazetesinde yayımlanan ve yakın zamanda çıkan ‘Kaçırılanlar - 843 Günlük İsraf’ adlı kitaplarının bir bölümünü oluşturan araştırmalarında, Sinvar’ın saldırıdan kısa süre önce Fetih Hareketi’nden bir aracı üzerinden İsrail’e uyarı göndermeye çalıştığı belirtildi. Gazeteciler, saldırıdan birkaç hafta önce İsrail ile Hamas arasında imzalanmaya hazır bir anlaşma bulunduğunu, bunun bir esir takası ve uzun süreli güvenlik sükûnetini içerdiğini, ancak Netanyahu’nun anlaşmadan geri adım atarak onayını geciktirmeye başladığını aktardı. Bu tutum Sinvar’ı öfkelendirdi ve saldırı düzenlemeye karar verdi. Sinvar bundan önce İsrail hükümetine ‘deprem yaratacak bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu.

İki gazeteci, Eylül 2023’ün başında Sinvar’ın müzakereleri yürüten ekiple tüm iletişimi aniden kestiğini aktardı. Şin-Bet’ten üst düzey bir yetkili, “Radarımızdan tamamen kayboldu, buharlaştı” dedi.

Böylece İsrail ile yapılması planlanan kapsamlı bir anlaşmanın önü kesilirken, 2006’da başlayan Gazze ablukası ve bölge üzerindeki baskı devam etti. Sinvar da o dönemde ‘deprem’ olarak tasavvur ettiği seçeneğe başvurmaya ve Aksa Tufanı’nı başlatmaya karar verdi.

Popülerlik ve izlenecek yol üzerine iç görüşmeler

İsrail, saldırıya tüm gücüyle karşılık vererek Gazze Şeridi’nin dört bir yanında geniş çaplı ve ayrım gözetmeyen bir bombardıman kampanyası yürüttü ve benzeri görülmemiş suikastlar gerçekleştirdi. Bu operasyonların en dikkat çekeni, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin Temmuz 2025’te Tahran’da düzenlenen operasyonla öldürülmesi oldu. Hamas’tan bir kaynak, “Hareketin Sinvar’ı Heniyye’nin halefi olarak seçmesi, bu adam için bir yetkilendirme ve hareket ile liderliğinin onun halk nezdindeki popülaritesine ve izlediği çizgiye verdiği desteğin bir göstergesiydi” dedi. Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları da İsrail’e karşı mücadelesini sürdürürken, hava saldırıları ve füze bombardımanlarının ağırlığı bir kenara bırakıldığında, sahadaki çatışmalarla orantılı kayıplar verdirmeye devam etti.

sdfbth
Hamas liderleri İsmail Heniyye, Yahya Sinvar, Muhammed Dayf ve Muhammed Sinvar’ı gösteren bir fotoğraf (Kassam Tugayları tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsü)

Gazze’ye yönelik devam eden savaşın birinci yılı yaklaşırken Hamas, İsrail’in Ekim 2024’te planlamadığı bir çatışmada Sinvar’ın aniden öldürülmesiyle karşı karşıya kaldı. Ancak Sinvar’ın sonunu gösteren görüntü, hikâyenin sonu olmadı.

İsrail, Gazze’yi yok etmeye yönelik bir operasyon yürüttü. İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında bölgedeki binaların yüzde 82’si tamamen veya kısmen, altyapının ise yüzde 90’ı yıkıldı. Savaşta 74 bin Gazzeli hayatını kaybederken, yeniden imar maliyetinin yaklaşık 71 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor.

İsrail savaşının ağır bedeli, Sinvar hayatta olmasa da onun Gazze’deki imajında iz bıraktı. Bu durum, Hamas’ın Ekim 2025’te ateşkes anlaşmasını imzalamasına rağmen değişmedi.

Gazze’de halk nezdinde Sinvar’ın imajı şüphesiz büyük ölçüde değişti. Hamas’ın örgüt dışındaki destekçileri arasında dahi son aylarda yayılan görüntüler, tanıklıklar ve yerel tartışmalar, Sinvar’ın kararına yönelik tepkileri ve çok sayıda suçlamanın yöneltildiği bu isme yönelik eleştirileri ortaya koydu.

Ancak Hamas’tan bir kaynak, “Sinvar’ın savaş boyunca maruz kaldığı hakaretler, sert eleştiriler ve diğer saldırılar haksızdı. Gazze’nin İsrail tarafından maruz bırakıldığı abluka ve her gün yaşanan ölümler konusunda herkesin ne yaşandığını hissetmesini sağlamak amacıyla önemli bir adım atmaya çalışan bir adamın yargılanması mümkün değil” dedi.

Anketler ve düşüşler

Filistinliler, 7 Ekim saldırısına verdikleri destekteki görece geri çekilme noktasına bir anda gelmedi. Filistin Politika ve Anket Araştırma Merkezi tarafından yapılan iki anketin sonuçları da bunu gösteriyor. Mart 2024’te açıklanan ankete göre 7 Ekim’e yönelik toplam destek genel olarak hâlâ yüksek seviyede bulunurken, Batı Şeria’da 11 puan geriledi, Gazze’de ise yaklaşık 14 puan arttı.

Mart ayında yayımlanan rapor, destek oranındaki artışı başka bir gerekçeye bağladı. Rapora göre Filistinlilerin dörtte üçü, saldırının Filistin-İsrail meselesini yeniden gündemin merkezine taşıdığına ve yıllardır süren ihmale son verdiğine inanıyordu.

Ancak aynı kuruluşun Eylül 2024’te yayımladığı bir başka ankette, saldırıya verilen destekte değişim gözlendi. Destek oranı Batı Şeria ve Gazze’de 13 puan gerilerken, düşüş Gazze Şeridi’nde daha belirgin oldu. Gazze’deki gerileme 18 puana ulaşırken, mart ayındaki ankette bu düşüş 14 puan olarak kaydedilmişti.

csdfgh
Hamas mensupları, takas operasyonu kapsamında Han Yunus’ta İsrail askeri Arbel Yehud’u teslim ederken (AP)

Filistin Politika ve Anket Araştırma Merkezi tarafından geçtiğimiz ağustos ayında gerçekleştirilen bir başka ankete göre Hamas’ın popülaritesi yüzde 24’e geriledi. Hamas, merkezin Ekim 2025’te yaptığı ankette yüzde 35 destek almıştı. Buna karşılık Fetih Hareketi’ne verilen destek her iki ankette de yüzde 24 seviyesinde sabit kaldı.

Filistin merkezinin anket sonuçları, Hamas’a verilen desteğin Ekim 2025 ile Ağustos 2026 arasında Batı Şeria’da yüzde 32’den yüzde 18’e, Gazze Şeridi’nde ise yüzde 41’den yüzde 33’e gerilediğini ortaya koydu.

Kudüs Medya ve İletişim Merkezi ile Friedrich Ebert Vakfı’nın iş birliğiyle gerçekleştirilen ve geçtiğimiz ağustos ayında açıklanan bir başka ankette de Hamas’ın konumu ve halk nezdindeki popülaritesinde dikkat çekici bir gerileme görüldü. Ankete göre Hamas’a güvendiğini belirtenlerin oranı yüzde 6,7’ye düşerken, bu oran Haziran 2022’de yüzde 12 seviyesindeydi. Fetih Hareketi’ne güvendiğini belirtenlerin oranı da yüzde 28,8’den yüzde 22,3’e geriledi.

Hamas, Sinvar’ın kararını gözden geçirdi mi?

7 Ekim’in üzerinden üç yıl geçmesinin ardından, Gazze Şeridi’ndeki üç Hamas kaynağı ile Gazze dışında bulunan dördüncü bir kaynak, ‘yaşananlarla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadığını ve liderlerden hiçbirinin olanları eleştirmediğini’ belirtti. Kaynaklar, çok sayıda kişinin saldırı hakkında ya hiçbir şey bilmediğini ya da sınırlı bilgiye sahip olduğunu, ancak buna rağmen tutumlarını değiştirmediklerini söyledi.

Ancak yurt dışında bulunan beşinci bir kaynak, “Hamas içindeki destek yalnızca resmi düzeyde mevcut. Bazı eleştiriler ise zaman zaman farklı kademelerdeki bazı liderler arasında özel toplantılarda dile getirildi. Ancak bunlar, müzakere dosyası gibi bazı konulara yönelik eleştirilerdi; saldırının özüne ilişkin değildi. Saldırının bu ölçekte gerçekleştirilmesini kabul edenler veya reddedenler olsa da İsrail’in vereceği tepki doğru şekilde hesaplanmadı” dedi.

Kaynak, “Yıkıma rağmen Filistinliler uluslararası alanda çok sayıda destek kazandı, İsrail’in gerçek yüzü ve işlediği suçlar ortaya çıktı. Bu durum Filistin’le dayanışmanın artmasına ve Filistin meselesinin dünyanın her yerinde yeniden gündeme gelmesine yol açtı” görüşünü dile getirdi.

Gazze’de yaşayan Filistinli siyasi analist Mustafa İbrahim ise “Sinvar’a yönelik halk eleştirileri ve onun yeterince düşünmeden aldığı karara duyulan öfke devam ediyor. Buna, Gazze Şeridi’nde halkın yaşadığı deneyimler, evlerini ve mülklerini kaybetmeleri de ekleniyor” dedi. İbrahim, “Gazze Şeridi dışındaki Filistinliler veya diğer kişiler Sinvar’ın yaptıklarını destekliyor olabilir. Çünkü onlar, yıkım, ölüm ve yerinden edilme gibi aynı koşulları yaşamadı” ifadelerini kullandı.


İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?
TT

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

“Sufa 53”, İsrail'in Kuneytra şehrinin kuzeyinden güneyine, Golan Tepeleri boyunca uzanan bir askeri ve mühendislik projesinin genel adıdır; bu bölgenin büyük bir kısmı İsrail tarafından Haziran 1967’deki savaş sırasında işgal edilen Suriye topraklarıdır.

Proje yeni bir sınır veya Suriye ile İsrail arasında siyasi olarak tanınmış bir hat değil, toprak setler, siperler, mevziler ve gözlem noktalarıyla birlikte güçlendirilmiş bir askeri yoldur. Önemi, bazı bölümlerinin 1974’te imzalanan Suriye-İsrail Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile tanımlanan tampon bölge içinde inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor.

- Neden Sufa 53 olarak adlandırılıyor?

İbranicede Sufa kelimesi “fırtına” anlamına gelirken, 53 sayısı İsrail ordusunun 188. “Barak” Tugayı'na bağlı 53. Sufa Zırhlı Taburu’na atıfta bulunmaktadır.

İsrail ordusu daha önce 53. Taburun, 210. Tümenin mühendislik birimleriyle iş birliği içinde Suriye cephesinde yol ve eksenlerin inşasına katıldığını bildirmişti. Bu nedenle, yaygın olarak kullanılan “Sufa 53” adının, bu eksenin kurulmasına katılan askeri birlikle ilişkili olması muhtemel.

Ancak, İsrail ordusunun Sufa 53 adını tüm proje için resmi bir isim olarak benimsediğini doğrulayan hiçbir resmi İsrail belgesi bulunmuyor. Bu nedenle, bunu hattın yaygın olarak kullanılan adı olarak tanımlamak daha doğru olur.

- Proje ne zaman başladı?

Projenin kökenleri, Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te devrilmesinden önce, 2022 yılına dayanıyor. Bölgedeki yol yapımı ve tahkimat çalışmaları o zaman başladı ve sonraki yıllarda kademeli olarak genişletildi.

Suriye rejiminin devrilmesinden sonra askeri durum önemli ölçüde değişti. İsrail ordusu tampon bölge içindeki varlığını genişletti ve Hermon Dağı'nın Suriye tarafı da dahil olmak üzere yeni mevzilere konuşlandı. Yollar ve tahkimatlar, güney Suriye'deki daha geniş bir İsrail askeri konuşlandırmasının parçası haline geldi.

- Sufa 53 ne kadar uzun?

En yaygın tahminlere göre proje yaklaşık 70 kilometre uzunluğundadır.

Bazı tahminler, toplam uzunluğu bu rakamı aşan daha geniş bir İsrail yol, mevzi ve tahkimat ağından bahsediyor, ancak Sufa 53’e atıfta bulunurken kullanılan rakam yaklaşık 70 kilometredir.

Proje, kuzeydeki Hermon Dağı bölgesinden İsrail ile Suriye cephesinin en güney noktasına kadar uzanan bir askeri eksen oluşturuyor

- Nerede başlıyor ve nerede sonlanıyor?

Proje, Kuneytra şehrinin kuzeyindeki Hadar kasabası yakınlarında, Hermon Dağı'nın eteklerinde başlıyor ve daha sonra işgal altındaki Golan Tepeleri boyunca güneye doğru uzanıyor.

Cabata el-Haşab, el-Hamidiye, el-Kahtaniye, Ruvayhina, Bir Acem, Barika ve el-Aşa'tan veya yakınlarından geçiyor, ardından Kuneytra'nın en güney noktasına ve Suriye, Ürdün ve işgal altındaki Golan Tepeleri arasındaki sınır üçgenine doğru uzanıyor.

Böylece proje, kuzeydeki Hermon Dağı bölgesinden İsrail ile Suriye cephesinin en güney noktasına kadar uzanan bir askeri eksen oluşturuyor.

- Hattın genişliği ne kadar?

Askeri yolun kendisi bazı bölümlerde yaklaşık sekiz metre genişliğinde, ancak sadece askeri araçların kullandığı bir yol değil.

cfgth
İsrail'in ilhak ettiği ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)

Yol boyunca toprak setler, hendekler, gözlem noktaları, tahkimatlar ve askeri mevziler bulunuyor. Bazı setlerin yüksekliği yaklaşık beş metreye ulaşırken, sahadan gelen haberlerde bazı yerlerde derin hendeklerin kazılı olduğundan bahsediliyor.

Bu nedenle, yaklaşık sekiz metre olan yolun genişliği ile, bir bölgeden diğerine değişen çevredeki askeri ve mühendislik kuşağının genişliği arasında bir ayrım yapılmalıdır.

- 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile ilişkisi nedir?

1973 Ekim Savaşı'ndan sonra Suriye ve İsrail, 31 Mayıs 1974'te Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması imzaladı. Anlaşma bir barış antlaşması veya sınırın nihai olarak belirlenmesi değil, iki orduyu ayırmak ve savaşın tekrarını önlemek için hazırlanmış askeri düzenlemelerdi.

Şam projeyi reddediyor ve İsrail'in tampon bölge içindeki eylemlerini Suriye egemenliğinin ve Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın ihlali olarak değerlendiriyor

Anlaşmaya göre, Suriye ve İsrail güçleri arasında bir tampon bölge kuruldu ve Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü (UNDOF) bu bölgeye konuşlandırıldı.

Haritayı basitçe anlamak için iki ana hattın bulunduğunu söylemeliyiz: İsrail tarafındaki “Alfa Hattı” ile Suriye tarafındaki “Bravo Hattı”. Bu iki hat arasında, BM tarafından denetlenen ve özel askeri düzenlemelere tabi olan bir tampon bölge bulunuyor.

Sufa 53’ün hassasiyeti, projenin bazı bölümlerinin sadece İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'nde değil, bu bölge içinde de inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor. Sahadan gelen haberler ve insan hakları raporları, İsrail'in bazı yerlerdeki eylemlerinin Bravo Hattı'nı da aşarak Suriye topraklarına uzandığını gösteriyor.

cvgthyju
Suriye'nin güneyinde, İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri sınırına yakın Kuneytra'daki gözlem noktasında bir UNDOF askeri nöbet tutuyor, 21 Eylül 2025 (AFP)

Bu nedenle, proje üzerindeki anlaşmazlık sadece bir askeri yol ile ilgili değil, aynı zamanda 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile belirlenen hatlara göre konumuyla da ilgilidir.

-Şam'ın pozisyonu nedir?

Şam projeyi reddediyor ve tampon bölge içindeki İsrail eylemlerini Suriye egemenliğinin ve  Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşmasının ihlali olarak görüyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre 4 Ekim'de Suriye Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in Sufa 53 hattındaki çalışmalarını tamamlamasını kınayarak, bunu 1974 Anlaşmasının “açık bir ihlali” ve Suriye egemenliğine bir tecavüz olarak değerlendirdi.

Yol, İsrail ordusunun Kuneytra cephesi boyunca kuzeye ve güneye hareket etmesine ve farklı mevziler arasında asker ve teçhizat taşımasına olanak tanıyor. Bu arada, toprak setler, siperler ve gözlem noktaları, onlarca kilometre boyunca uzanan sürekli bir savunma yapısı sağlıyor

Şam, tüm toprakları üzerindeki egemenliğine olan bağlılığını vurguladı ve BM ile uluslararası toplumu İsrail’in eylemlerini durdurmaya ve anlaşmanın düzenlemelerine geri dönmeye çalışmaya çağırdı.

- Esed rejiminin devrilmesinden sonra ne değişti?

Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra, İsrail ordusu tampon bölgeye girdi ve Hermon Dağı'nın Suriye tarafındaki stratejik konumlar da dahil olmak üzere ek mevziler ele geçirdi.

cdvfbhj
İsrail güçleri, İsrail'in 23 Temmuz 2025'te ilhak ettiği Golan Tepeleri'ndeki Dürzi köyü Mecdel Şems yakınlarındaki Suriye sınırında devriye geziyor (AFP)

İsrail, Suriye'deki değişen güvenlik ve askeri durum ışığında Golan Tepeleri yakınlarında tehditlerin ortaya çıkmasını önleme ihtiyacını gerekçe göstererek bu hamlesini haklı gösterdi.

Şam ise, 1974 anlaşmasının bu cephedeki durumu düzenleyen çerçeve olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor ve İsrail güçlerinin ilerledikleri mevzilerden çekilmesini talep ediyor.

-Peki Sufa 53 neden önemli?

Projenin önemi, yolun kendisinden ziyade, konumu ve etrafında inşa edilen askeri altyapıda yatıyor.

Yol, İsrail ordusunun Kuneytra cephesi boyunca kuzeye ve güneye hareket etmesine ve farklı mevziler arasında asker ve teçhizat taşımasına olanak tanıyor. Bu arada, toprak setler, siperler ve gözlem noktaları, onlarca kilometre boyunca uzanan sürekli bir savunma yapısı sağlıyor.

Siyasi önemi ise bu tesislerin geçici mi yoksa Güney Suriye'deki uzun vadeli bir İsrail konuşlandırmasının parçası mı olacağında yatıyor.

Eğer yollar, toprak setler, siperler ve askeri mevziler kalıcı hale gelirse, o zaman mesele sadece bir askeri yol inşa etmekten öteye geçerek, 1974'ten beri Suriye-İsrail cephesini yöneten düzenlemelerden farklı, yeni bir güvenlik gerçekliği tesis etmeye dönüşecektir.