Irak’ta silahlı gruplar Kaani ateşkesine baş kaldırarak seçimleri ertelemeye çalışıyor

Taliban’ın Afganistan'daki ilerleyişi İran'ı Irak'taki vekillerini kontrol etmeye zorluyor

Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)
Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)
TT

Irak’ta silahlı gruplar Kaani ateşkesine baş kaldırarak seçimleri ertelemeye çalışıyor

Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)
Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)

Irak’ta Haşdi Şabi çatısı altındaki Şii liderler, ABD’nin buradaki çıkarlarına karşı gerginliği sürdürmek için silahlı gruplar arasında kapsamlı bir anlaşma olduğu iddialarını reddettiler. Öte yandan Afganistan’da Taliban tehdidi artarken, İranlı subayların, ülkede açık bir savaş cephesi açılmasına ilişkin duydukları korkular gün yüzüne çıktı.
Basında yer alan haberlere göre Haşdi Şabi gruplarının, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin Erbil Uluslararası Havaalanı’nın ve Ayn el-Esed Askeri Üssü’nün hedef alınmasının ardından ateşkes ile ilgili direktiflerine ‘baş kaldırdılar’. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, geçtiğimiz hafta Bağdat Uluslararası Havaalanı’nda DMO subayları ile Iraklı Şii liderler arasında yapılan bir toplantıda ateşkes konusunda bir anlaşmaya varıldığını, ancak Hizbullah Tugayları ve Seyyid eş-Şuheda Tugayları’nın ateşkesi onaylamadığını vurguladılar.
Kaynaklar, Fetih Koalisyonu ve Asaib Ehl-i Hak liderlerinin DMO subayları ile yaptıkları son görüşmede ateşkes kararını desteklediklerini söylediler. Seyyid eş- Şuheda Tugayları Sözcüsü Kazım el-Fartusi, Irak’taki ‘İslami Direnişi'n Amerikan kuvvetlerine karşı askeri operasyonları durdurmaya yönelik herhangi bir arabuluculuğu şiddetle reddettiğini duyurdu. Fartusi, “Amerikan kuvvetlerine yönelik askeri tırmanış, söz konusu güçlerin Irak topraklarından tamamen çıkarılması içindir. Aksi bir durumda ne ateşkes olacak ne de gruplara nasıl bir baskı uygulanırsa uygulansın ne tırmanış duracaktır” ifadelerini kullandı.
Toplantıya katılan Iraklı kaynaklara göre İran'ın ateşkes önerisi bir meydan okuma ve muhalefetle karşılandı. Toplantıda konuşan altı grubun liderlerinden biri, selefi Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi’nin eski lideri Ebu Mehdi el-Muhendis'in ABD’nin düzenlediği hava saldırısıyla öldürülmesine karşısında kimse intikam almazken sessiz ve sakin kalamayacaklarını söyledi.
Üç Şii siyasi yetkili ve iki üst düzey milis grup yetkilisi tarafından Associated Press'e (AP) anlatılan toplantının ayrıntıları, İran'la müttefik olan Iraklı milislerin, nasıl bir bağımsızlık düzeyi ileri sürdüklerini ve bazen de Tahran'dan gelen emirlerle alay ettiğini ortaya koyuyordu. İran, şuan Iraklı milisleri dizginlemek için Lübnan’daki Hizbullah’a güveniyor. İran’ın yeni cumhurbaşkanının da aynı süreçte rol oynayabileceği düşünülüyor.
AP’a göre Ebu Ali el-Askeri liderliğindeki Hizbullah Tugayları’nın Haşdi Şabi çatısı altındaki diğer gruplarla herhangi bir siyasi anlaşmaya katkıda bulunmadan, doğrudan ve maceralı bir tırmanışı benimseyerek diğerlerinden farklı bir yol izlediği görülüyor. Bu arada yine AP’ın haberine göre Seyyid eş-Şuhada Tugayları lideri, önümüzdeki aylarda yapılması planlanan seçimleri Nisan 2022'ye ertelemekle tehdit ediyor.
İranlı yetkililerin Şii grupların liderlerini ‘güvenlik geriliminin devam etmesinin Şii yönetimi deneyimini hızla sona erdireceği ve yaklaşan seçimlerin hiçbir anlamı olmayacağı’ konusunda uyardığını söyleyen kaynaklar, ateşkesin gerekliliği hakkında uzun uzun konuşan hükümet yetkililerinin de son toplantıda yer aldığına işaret ettiler.
Kaynaklar, İranlı yetkililerin, milis grupların liderlerine ‘yaklaşan seçimlerde işler lehlerine giderken gerginliğin atmasının gerekçelerini’ sorduklarını aktardılar. Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu’ndaki bir lidere ve Nuri el-Maliki liderliğindeki Hukuk Devleti Koalisyonu’ndaki bir siyasi danışmana göre bölgedeki durum tehlikeli boyutlara ulaşırken İranlılar, Taliban'ın ilerlediği Afganistan sınırındaki durumun doğu ekseninde özellikle Irak’ta istikrarlı bir cephe gerektirdiği konusunda Iraklılara net mesajlar gönderdiler.
Taliban geçtiğimiz hafta Bagram Hava Üssü’nün ve İran sınırındaki bir sınır kapısının bulunduğu Parvan vilayetindeki iki bölgeyi kontrol altına aldı. Fetih Koalisyonu’ndan olan lider, önde gelen Şii aktörlerin, Irak seçimlerine kadar ateşkesi asgari düzeyde sabitleme konusunda anlaştıklarını, ancak krizin, grupların faaliyet gösterdiği ademi merkeziyetçilik yöntemiyle daha da karmaşıklaştığını söyledi.
Fakat Şii liderlerin açıklamaları sahadaki gerçeği yansıtmıyor. Gerginliği durdurma anlaşmasına rağmen, ülkedeki diplomatik misyonlara ve askeri üslere yönelik füze saldırılarının durdurulacağına dair kesin bir işaret bulunmuyor.
Milis gruplar sistemi için ‘yaratıcı kaos’ politikasında üç ana faktör rol oynuyor. Bunlardan ilkini, İranlılarla doğrudan temas olmaksızın geleneksel grupların liderleriyle birlikte çalışan ve özellikle silah transferi ve füze fırlatma gibi özel operasyonlar yürüten yeni ortaya çıkan Şii hücreleri tarafından temsil ediliyor. Bu yeni ilişki, İranlı bir arabulucu veya üst denetçi olmadan oluşurken Haşdi Şabi içindeki karmaşık Şii hiyerarşisi, bu gruplara geniş bir hareket ve manevra alanı sağladı.
Ancak İran'ın sık sık gerçekleşen Bağdat ziyaretleri ve grup liderleriyle tekrar tekrar yapılan görüşmeler, genellikle alt hücrelerin hareketlerinin bölgedeki olayların gidişatından ve İran'ın buradaki çıkarlarından tamamen bağımsız hale geldiği korkularını yansıtıyor.
Saha çalışması konusunda gruplar arasındaki kesişmeyi ortaya koyan ikinci faktör, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi hükümeti ve ABD aleyhine gerilimi tırmandırma kararının tek bir mesaj barındırmamasıdır. Milis grupların stratejisi, Kazımi ile olan rekabetlerini Amerikan güçlerini ortadan kaldırma gündeminden ayırırken Amerikalılara karşı tırmanış haftalarca sürdürüldü. Çünkü milis gruplar arasında genel olarak Kazımi ile ateşkes eğilimi gösteren bir ruh hali hakimdir.
Üçüncü faktör ise milis gruplar arasındaki iç denklemleri değiştirmede belirleyici bir unsur gibi görünüyor. Bu faktör, bir boşluğun nasıl doldurulacağı ya da diğer bir deyişle Mehdi el-Muhendis'in yerine kimin geçeceği ve İran’ın kendi kanallarıyla sınırlandırdığı Irak’taki Şii gruplarla iletişimi üzerinde kimin nüfuz sahibi olacağı ile ilgili yaşanan yoğun rekabettir.
Haşdi Şabi liderlerinden biri, grup liderleri arasındaki ilişkinin, kamuoyuna göründüğü gibi olmadığını, yoğun rekabetin bazen boykot boyutuna ulaştığını söyledi. Lider, “Her şey kaotik görünebilir, ancak Irak’ta asıl etkili olan kaostur” ifadelerini kullandı.
Bazı gruplar İran’da Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin yerine İbrahim Reisi'nin iktidara gelmesini, Haşdi Şabi’nin tıpkı DMO gibi konumunu güçlendirmek ve nüfuzunu pekiştirmek için büyük bir fırsat olarak görüyorlar.
Reisi henüz görevi teslim almadı. Fakat bazı gruplar, özellikle ikincil silahlı hücreler kuranlar, Irak dosyasına Dini Lider Ali Hamaney'den eşi benzeri görülmemiş bir etki sağlayacak olan İran’ın yeni Cumhurbaşkanının benimseyeceği bir saha çalışması modeli sunmak istiyorlar.
Haşdi Şabi’den lider bu konuda ise şunları söyledi:
“Irak sahasındaki bozulma ve işlerin tamamen ortaya çıkması konusu, özellikle gruplar içindeki çalışma sisteminin özelliklerini şekillendiren bu faktörlerle bağlantılıdır.”
Genel olarak toparlayacak olursak, Irak hükümetine veya Amerikan çıkarlarına karşı tırmanışı benimseyen gruplar, Adil Abdulmehdi hükümeti döneminde belirgin olmayan temel bir değişimi yansıtıyor ve Irak'taki emniyet ve siyaset denklemine yeni bir gerçekliğin dayatılması için yapılan bir saha hazırlığını temsil ediyorlar.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.