İran Halkın Mücahitleri’nden Reisi hakkında uluslararası soruşturma çağrısı

Konferansa katılanlar arasında 30 Kongre üyesi de buluyor. Pompeo, yaptırımların kaldırılmasına karşı uyarılarda bulunuyor.

Meryem Recavi, dün İran Direnişi’nin yıllık konferansının açılışında. Arkasında ise Tiran’daki toplantıya katılanları gösteren dev ekranlar görünüyor. (Şarku’l Avsat)
Meryem Recavi, dün İran Direnişi’nin yıllık konferansının açılışında. Arkasında ise Tiran’daki toplantıya katılanları gösteren dev ekranlar görünüyor. (Şarku’l Avsat)
TT

İran Halkın Mücahitleri’nden Reisi hakkında uluslararası soruşturma çağrısı

Meryem Recavi, dün İran Direnişi’nin yıllık konferansının açılışında. Arkasında ise Tiran’daki toplantıya katılanları gösteren dev ekranlar görünüyor. (Şarku’l Avsat)
Meryem Recavi, dün İran Direnişi’nin yıllık konferansının açılışında. Arkasında ise Tiran’daki toplantıya katılanları gösteren dev ekranlar görünüyor. (Şarku’l Avsat)

Tahran rejiminin karşıtları Arnavutluk’un başkenti Tiran’da buluştu. Halkın Mücahitleri Örgütü’nün yıllık konferansına katılan konuşmacılar, İran cumhurbaşkanı seçilen Reisi’nin 1988’deki siyasi mahkumların infazındaki rolü nedeniyle uluslararası soruşturmaya tabi tutulmasını talep ettiler.
Reisi’nin Cumhurbaşkanlığının düşürülmesini, İranlıların özgürlüğünü garanti altına almak adına mevcut rejimin laik bir rejimle değiştirilmesini ve mevcut kitle imha silahlarının geliştirilmesinin durdurulmasını da talep eden katılımcılar, Halkın Mücahitleri örgütünün yıllık genel konferansında buluştular.
Halkın Mücahitleri örgütü, “Özgür İran” başlığı altında 3 günlük Konferansına başladı. Kovid-19 salgını nedeniyle konferans, geçen senenin ardından bu sene de çevrimiçi toplantı teknolojisiyle yapılıyor. Toplantıya, İran muhalefetinin çeşitli Avrupa şehirlerinde gerçekleştirdiği protestolara destek veren onlarca Avrupalı ve ABD’li isim de katılıyor.
Bu yılki konferansa, ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör Menendez, Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz, ABD Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Cumhuriyetçi Kevin McCarthy’nin yanı sıra Avrupa, ABD ve Kanada eski bakanları ve siyasi yetkilileri de dahil olmak üzere yaklaşık 30 kongre üyesi katılacak.
Arnavutluk’un başkenti Tiran’daki Eşref-3 karargahında başlayan konferansla bağlantılı olarak Halkın Mücahitleri destekçileri Berlin, Paris, Washington, Londra, Amsterdam, Stockholm, Oslo, Viyana, Roma ve Cenevre’de mitingler düzenledi.
Konferansa katılan Batılı politikacılar, Cumhurbaşkanı seçilen İbrahim Reisi’nin, 1988’de Halkın Mücahitleri mensubu siyasi mahkumların idamlarındaki rolünün araştırılmasının gerekliliği üzerinde fikir birliği halindeler.
Katılımcılar, İran halkının insan haklarının geliştirilmesi ve İran rejiminin davranışlarının hem içeride hem de dışarıda kontrol edilmesi taleplerini ilettiler.
Halkın Mücahitleri örgütünün günümüzdeki lideri Meryem Recavi, “İran toplumunun, dini baskıcılık, Kovid-19 pandemisi ve açlık tarafından kuşatıldığını, bunun da beraberinde bir isyan volkanı taşıdığını” ifade etti.
Recavi, geçen ay gerçekleşen seçimleri “Molla düzeninin seçim tiyatroları tarihindeki en büyük yenilgi ve skandalı” olarak nitelendirerek eleştirmişti. Recavi, “Reisi’nin Cumhurbaşkanlığına atanması, Velayet-i Fakih rejiminin bir ayaklanma ve ölüm korkusundan başka bir şey değil. Reisi, 1988’de yüzde 90’ı Halkın Mücahitleri’nden olan 30 bin siyasi mahkumun katledilmesinde rol oynadı. Ayrıca bunun öncesinde ve sonrasında binlerce kişinin işkence ve infazında da parmağı var” ifadelerini kullandı.
Recavi, yaşananların İran rejiminin üç büyük gelişmeye, yani “rejimin sosyal ve ekonomik sıkıntılar ve zorlu krizlerin ortasında bulunmasına” verdiği bir tepki olduğunu kaydetti. Rejimin karşılaştığı üçüncü büyük gelişmenin ise “İran toplumunun Ocak 2018’de başlayan ayaklanma ve protestolarla direniş sürecine girmesi” olduğunu ifade etti. “Cesur ve adanmış ayaklanmalardan oluşan bir kamu ağı oluştu ve dini faşizmin egemenliğine karşı ayaklanmanın ateşi tutuşturuldu” dedi.  
Rejim ile İran toplumu arasındaki çatışmanın eskisinden daha da kötüleşeceğini düşündüğünü söyleyen Recavi, “Bu dönemde sözde çözümler, yapay ve sanal alternatifler hayati rollerini kaybediyor. Ilımlılık ve yanlış reformlar artık ölü hükmünde, işlevsiz. Tek parlak ve aydınlatıcı çözüm olarak devrimin güneşi doğuyor. Rejim ise devriliyor” dedi.
Öte yandan eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “İran’ı tarihte hak ettiği yere geri getirmek için verilen bu tek ve en önemli mücadelenin” iyi anlaşılması çağrısında bulundu. “Merkezi mücadele, sokaklardaki, camilerdeki ve İranlıların zihinlerindeki mücadeledir. Bu mücadele, özgürlük ve demokrasi arayan halk ve örgütlü muhalefet ile tüm rejim arasındaki bölünmenin mücadelesidir” dedi. Pompeo, İran rejimine şu ağır ifadelerle yüklenmeye devam etti: “İran rejimi, acımasız bir teokrasi rejimidir. Korkak ve hırsız bir rejimdir. Liderleri binlerce kişiyi öldürdü ve onlarda bu büyük vahşeti yapanları kendilerini yönetmeleri için seçtiler. Artık onların rejimi bir terör rejimidir. 1979’dan beri İran’da sahnelenmiş tüm seçimler, acımasız ve yozlaşmış bir teokrasiye cumhuriyet görünümü vermekten ibarettir.” Reisi’nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle ilgili olarak Pompeo, “Bu seçim öncekilerden çok farklı. Çünkü bu seçim teokrasi rejiminin 1979’dan beri içinde bulunduğu en tehlikeli durumda olduğunu gösteriyor. Rejime vakıf olanlar, rejimin hayatta kalma olasılığı hakkında sorular sormaya başladılar. İran milleti özgürlüğü seven bir millettir. Kısacası; çok az insan gerçekten Reisi’ye oy verdi” dedi.
Pompeo, “Reisi ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın, bir toplu katliam faili ile uğraşmakla eşdeğer olacağı” konusunda uyardı ve “Bu sadece ahlaka aykırı değil, aynı zamanda aksi sonuçlar doğurabilir. İran politikamızın merkezinde insan hakları ve terörle mücadele olmalı. İran halkını desteklemeliyiz. Trump yönetiminde bu böyleydi” dedi.
Pompeo ayrıca, “İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek istiyorsak, davranışlarını değiştirene ya da İran’ı demokratik bir hükümet biçimine taşıyan reformlar gerçekleşene kadar onlara baskı yapmalıyız” dedi. Viyana’da devam eden müzakerelere ve Joe Biden yönetiminin nükleer anlaşmayı canlandırma ve İran’a yönelik yaptırımları kaldırma çabalarına da üstü kapalı olarak değinen Pompeo, “Hamaney’in terörizmi körüklemek için kullanmayacağını umarak onu paraya boğamayız. Bu çok tehlikeli, gerici ve aptalca bir fikir. ABD halkı için güvenlik ve İran halkı için de daha iyi bir yaşam sağlamak istiyorsak, Trump yönetimi tarafından kullanılan yaptırımlar ve baskı programı İran’la başa çıkmak için bir model olarak kalmalıdır” dedi.    
1965 yılında Şahlık rejimine karşı kurulan İslam Sosyalizmini savunan Halkın Mücahitleri örgütü, Şahlık rejimi 1979’da devrilene kadar İslamcılarla ortak hareket etti. Ancak Devrim sonrası kurulan İslam Cumhuriyeti rejiminin hışmına uğrayan örgütün binlerce mensubu 1988’de mizansen duruşmalar sonrası idam edildi. İran’da yasadışı kabul edilen örgütün Avrupa ve ABD’de yaşayan yaklaşık 15 bin üyesi bulunuyor.



Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
TT

Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)

Güney Kore ordusu, bugün Kuzey Gapyeong eyaletinde rutin bir eğitim görevi sırasında bir AH-1S Cobra askeri helikopterinin düştüğünü ve iki kişilik mürettebatının hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ordu yaptığı açıklamada, helikopterin saat 11:00 civarında, nedeni henüz netleşmeyen bir şekilde düştüğünü belirtti. İki mürettebat yakındaki bir hastaneye kaldırıldı ancak yaralanmaları nedeniyle hayatlarını kaybetti.

Kaza sonrasında, ordu bu modeldeki tüm helikopterlerin uçuşlarını durdurdu ve kaza nedenini araştırmak üzere bir acil müdahale ekibi oluşturdu. Ordu, eğitim görevinin motor çalışır haldeyken acil iniş prosedürlerinin uygulanmasını içerdiğini belirtti.