IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü
TT

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

Irak Kürdistan Bölgesi Diyanet İşleri Bakanlığı Yahudi İşleri Daire eski Başkanı ve İsrail-Kürdistan Dostluk Topluluğu (KJC) Başkanı Şerzad Ömer Mamnasi, Tevrat'ta Yahudilerin, Allah'ı tanıması için Mezopotamya'ya sürüldüğünü belirterek, "Yahudilerin Irak'taki varlığı 1700 yıl öncesine dayanırken, Kürt Yahudilerin Kürdistan'da varlığı en az 2700 yıla dayanıyor" diyor.
Mamnasi, IKB'deki Yahudilerin "Kürt" kimliklerini "Yahudi"kimliğinden önce kullandığını belirterek, "Kürt Yahudilerin Kürdistan Bölgesi'ni ikinci ülke olarak gördüklerini" söylüyor ve ekliyor, "Biz bilimsel düşünüyoruz. Olması gereken de budur. Kürt bir Müslüman'ın da bunu yapması gerekiyor."
Mamnasi, PKK'ya dair ise, "PKK de siyasetinin ne olduğunu bilmiyor. Daha Kürtler arasında barışı kurmadan ‘halkların kardeşliğinden' söz ediyor. Büyük bir yanlışlıktır. Görünüşte Türkiye'ye karşı İran, Suriye ve Irak'a dostluk içinde, ancak gel gör ki; Türkiye ile de sıkı ilişkilere sahip. Çünkü PKK olmasaydı, Türk askerleri Kürdistan Bölgesi'ne girmeyecekti, PKK'nin girdiği her yere TSK giriyor ve çıkmıyor o bölgelerden, bunu PKK bilmiyor mu?" sözlerini kullandı.
2015-2017 yılları arasında IKB Diyanet İşleri Bakanlığı Yahudi İşleri Daire Başkanlığı görevini yürüten ve halen KJC Başkanlığı görevini sürdüren Şerzad Mamnasi, Indepentend Türkçe'nin sorularını yanıtladı…

"Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü"
Yahudilerin, Irak ve Irak Kürdistan Bölgesi'nde geçmişten günümüze varlığına değinerek, sohbetimize başlayalım…
Elbette, Irak'ta 1938 -1956 yılları sonrası Yahudi topluluğuna dair bir varlık kalmadı. Kürdistan'da (günümüzde IKB) ise 1956'da Kürt Yahudiler İsrail'e döndüler. Yahudilerin Irak'taki varlığı 1700 yıl öncesine dayanırken, Kürt Yahudilerin Kürdistan'da varlığı en az 2700 yıla dayanıyor. Örneğin; Nahun Peygamber Elkuş'ta yaşamış ve Asur İmparatorluğu yıkılmadan 100 yıl önce Tevrat'ta Nahun bölümünde, Asur İmparatorluğu'nun yıkılacağına yer veriyor. Bir diğer anlamda tarihi kaynaklar ve hepimizin bildiği gibi 2800 yıl önce Kürt Med (Midya) İmparatorluğu, Asur İmparatorluğu'nun yıkılmasına sebep olduğuna yer veriyor.
Kürdistan'ın en eski ve ilk dini de Yahudilik'tir. Allah, Tevrat'ta Dicle-Fırat arasından (Mezopotamya) "mukaddes bir yer" olarak tanımlıyor ve "7 gün 7 gecede dünyanı kurdum. 3'üncü günde de Dicle-Fırat'ta insanı yarattım" diyor. Başka bir bölümde de, "Ey İsrailoğulları, Allah'a sırtınızı çevirdiğiniz için, Allah'ı tekrar tanımanız için sizi Asur İmparatorluğu aracılığıyla Habur'a sürdüm!" deniliyor. Habur neresi? Habur, Kürdistan! Bir diğer anlamda Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürülüyorlar. Yine başka bir bölümde de Allah, Hz. İbrahim'e seslenerek, "Ey İbrahim, Asuriler'in zulmünden dolayı zorda kalma. Asur İmparatorluğu'nu yok etmesi için Med İmparatorluğu'nu önüne çıkartacağım" diyor. Yani Tevrat'ta İnsanlığın ilk yeri "Kürdistan" olarak belirtiliyor.

Şerzad Ömer Mamnasi
Fazla uzatmadan Kürdistan topraklarındaki Yahudiler, Irak toprağındaki Yahudilerden farklı olmasının nedenlerinden biri de budur. Irak'taki Yahudiler, dönemin hükümeti tarafından 1941 Temmuz'unda Iraklıların desteğiyle ülkeden çıkarılmıştır. Ancak Kürdistan'daki Yahudiler yine dönemin Irak hükümeti tarafından 1952'de çıkarılmaya çalıştığında Kürtler buna şiddetle karşı çıktı. Saddam öncesi ve sonrası hükümetler de bu amacı güttü. Ayrıca Yahudi Kürtlerine ait tüm tarihi mekânlar, mal ve mülkleri de günümüze kadar korundu.

"İslam Kürtlere birlikte yaşamı aşılamadı, Kürtlerin sahip olduğu köklü tarih ve kültürüyle ilişkilidir"
Biz Yahudi Kürtlere, ne Müslüman ne Kakai ne Zerdeşt ve ne de Ezidi Kürtler hiçbir zaman düşmanlık yapmadı. Kürtlerin tek tanrıya inanan halk olması ve çok kültürlüğe olan inancıyla birlikte yaşama örnek olmuştur. Bunu da İslam Kürtlere aşılamadı, Kürtlerin sahip olduğu köklü tarihi ve kültürle ilişkilidir. 1948-2015 yılına kadar da Irak'ta bir şekilde kanunların değişmesini beklerken, Irak'ın gün be gün geriye gitmesine tanık olduk. Bunun da nedeni "zorla birlikte yaşam" üzerine kurulmak istenmesidir. Bu bir nevi 18 yaşındaki kız çocuğunun, 80 yaşındaki bir yaşlı adamla zorla evlendirilmesi gibi bir durumdur. Irak'ta bu durumda bir ülkedir.
Kildan, Asuri, Zerdeşt, Yahudi ve Ezidilerin varlığı üzerinden de Irak'ta birlikte yaşam kültürü olduğu söylenildi oysaki bu kültür olmadı. Saddam, Arapların bu bölgedeki varlıklarıyla asimilasyonu doğurdu ve ilk katliamı da Yahudi Kürtlerine yaptı. 2015 yılından sonra Irak daha çok karıştı. Şii ve Sünnilere kalan Irak'ta IŞİD ortaya çıktı. Şii grupların güçlenmesiyle mezhepsel çatışmalar arttı. Sadece Ezidiler değil, Hristiyan, Sabai-Mendai, Kakai ve diğer azınlıklar da saldırı ve çatışmaların hedefinde oldu.

"Sykes-Picot Anlaşması'nı yapan bölgedeki haritayı çizen Britanya ve Fransa'nın sorunudur"
Peki, Irak bu çatışma ortamından nasıl kurtulacak?
Bir Kürt Yahudi olarak bu benim sorum değilim. Bu Sykes-Picot Anlaşması'nı yapan bölgedeki haritayı çizen Britanya ve Fransa'nın sorunudur. 1200 yıl önce temeli atılan bir sorundur. Öncelikle Arapların ardından da İngilizlerin sorunudur. Britanya bölgedeki kontrolünü sürdürmek için Sünni ve Şiileri de destekliyor. Bunu onlara sormak gerekiyor…

İslami bir ülke olan Irak'ta, IKB Diyanet İşleri Bakanlığı bünyesinde ilk Yahudi İşleri Daire Başkanlığı görevini yürüttünüz. Görev süreniz nasıl geçti?
Evet, 22 Nisan 2015 yılında Kürdistan Parlamentosu'nda "dini ve etnik azınlık hakları çoklu kültür ve dinlerin birlikte yaşamına" yönelik oy çokluğuyla bir yasa kabul edildi. Bu yasa Sayın Mesud Barzani'nin destek ve girişimleriyle onaylandı. Yasa gereği Kürdistan Bölgesi'ndeki her din ve inanç kendi temsilciliğini açma hakkına sahiptir.
Bizde, Temmuz 2015 yılında büyük bir çaba göstererek, Yahudilerin de bakanlık bünyesinde temsilciliğinin açılmasını talep ettik. O dönem Diyanet İşleri Bakanı Değişim Hareketi'nden (Goran) Ömer Muslim idi ve parti olarak Bağdat ile diyalogları sıkı olması nedeniyle de yaklaşık sekiz ay uğraştıktan sonra ancak temsilcilik açabildik. Hatta bizim temsilciliğimiz görev süresi dolmadan bir gün önce onayladı. Bu süre içerisinde Yahudi toplumunu gerek iç gerekse dış toplantı ve çalışmalarda temsil etmenin yanı sıra birlikte yaşama dair tüm etkinlik ve anmalarda yer aldık. Benim için oldukça deneyimli bir süreç oldu. Bu girişim sayesinde Kürdistan Bölgesi'ndeki etnik ve dini oluşumlar bir birilerine daha çok yakınlaştı.

Kürt Yahudiler Rewandız 1905
"Irak'ta 4, Kürdistan Bölgesi'nde kimliğini saklayan çok sayıda Yahudi var"
Günümüzde Irak ve IKB'de Yahudilerin nüfusu ne kadar?

Irak'ın genelinde 1986'dan sonra resmi olarak nüfus sayımı yapılmadı. Yapıldığı söylenilen nüfus sayımlarının hepsi de siyasi ve faşist bir baskınlığın sonucunda, ülkedeki diğer millet ve azınlıkların nüfusunu sindirmeye yönelik yapılmıştır. Örneğin; yapılan sayımlarda Yahudiler, Musevi olarak yazılmış, Museviler de bir nevi Şiilerin bir kolu gibidir ve onların Musevi mi, Şii mi, Yahudi olduğu tam olarak belirleyemiyoruz. Bir nevi "beyaz katliam" olarak da tanımlayabiliriz. Irak'ta tam olarak ne kadar Şii, Sünni, Zerdeşt, Bahai vs. olduğunu bilemediğimiz gibi Yahudilerin de gerçek sayısını bilemiyoruz. Şu anda ise Bağdat'ta kimliğini saklamayan ve koruyanlar arasında dört Yahudi kaldı.
Kürdistan Bölgesi'nde ise çok sayıda Yahudi var ancak bunlar resmi olarak bilinmiyor, bunun da nedeni dönemsel olarak radikal terör ve İslami grupların (El Kaide, Haşdi Şabi, IŞİD…) ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle de Yahudiler dinlerine bağlı ve kimliklerini saklamayı tercih ediyor. Bir diğer anlamda Ezidiler gibi katledilmek, Kakailer gibi öldürülmek ve Zerdeştler gibi ölümle tehdit edilmek istemiyorlar.
Şunu da eklemek istiyorum. Yüzlerce Yahudi aile Müslüman olmak zorunda kalmıştır. Bunlara Kürtçe "Bin Cu" diyoruz. Yani melez olan Yahudiler, annesi Yahudi ya da sadece babası Yahudi olan Yahudiler var. Ayrıca 1991 devriminden sonra birçok Yahudi, İsrail'e döndü. Ve döndükten sonra İsrail'de yaşamlarını sürdürmek istemeyip, tekrar Kürdistan Bölgesi'ne dönüp bir Yahudi gibi yaşıyor. Bir diğer anlamda dinsel disiplin faaliyetlerini toplu olarak sürdüren Yahudiler yok, ancak köken olarak var olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayinleri için Sinegog ve hahamın olması gerekiyor. Melez olan binlerce Yahudi ve kendi kimliği saklayan yüzlerce Yahudi aile var. 

Mamnasi-Zalmay Halilzad
Can güvenliklerinin sağlanmaması konusunda endişeli ve bulundukları topluma güvenmiyor diyebilir miyiz?
Kürdistan Bölgesi hükümetine, Kürt Müslüman toplumuna güvenleri var ancak, radikal İslami gruplar, terör ve komşu ülkelere güvenleri yok. Kaldı ki bu komşular açık bir şekilde Kürdistan Bölgesi'ne de saldırıyor. Sırf Ermeni ve Kürt oldukları için çok sayıda kişi öldürüldü. İran'da Bahai,Zerdeşt ve Sünni oldukları için çok sayıda kişi açık bir şekilde idam ediliyor. Etrafımız birlikte yaşam ve torelans kültürüne düşman ülkelerle çevrilidir. Yani Kürt Yahudiler can güvenliklerinin korunması açısında halen korku ve endişeye sahip. Saddam gitti, El-Kaide geldi, El-Kaide gitti, IŞİD geldi, Haşdi Şabi geldi. Farklı ad ve sloganlarla yeni radikal ve terör grupları çıkacaktır. Bölgede ne Saddam'ın, ne El Kaide'nin ne de IŞİD'in ne de Haşdi Şabi'nin ideolojisi son bulmayacaktır.

İsrail'de Kürt nüfusunun oranı belli mi?
Elbette, yaklaşık bir oran var. 2000 yılında yapılan nüfus sayımında İsrail'de, 220 bin Kürt Yahudi var. Günümüzde ise yaklaşık 350 bin Kürt olduğu tahmin ediliyor.

İsrail-Kürdistan Dostluk Topluluğu
"3 kez suikastte uğradım, bir elim ve bacağımdan oldum"
Bildiğim kadarıyla geçmiş yıllarda birkaç kez suikaste uğradığınız…

Evet, üç kez suikaste uğradım ve ölümden döndüm. Bedenimde halen şarapnel parçaları var. Bir suikastte bir elimi ve bacağımı kaybettim. Benim tek mesajım birlikte yaşam idi, sadece Yahudiler için değil, toplumun her kesimi için birlikte barış için yaşam mesajı idi. Bir Kürt Yahudi olarak, annemin ve babamdan bana kalan din ve kültürü sahiplenmemdi. Amacımız bir insan, bir Kürt ve Yahudi olarak yaşamaktır. Yaşamamamıza tahammül edemeyen radikal ideolojilerin hedefinde oldum.

Bağdat'ta Yahudi bir aile
"Osmanlı İmparatorluğu Yahudilerden özellikle ekonomik açıdan büyük fayda sağladı"
IKB'deki Kürt Yahudilerin, Türkiye ve diaspora Yahudileri arasında farklar var mı?

İspanya'da Yahudilere karşı katliam olduğu sırada, İspanya'daki Yahudilerin büyük bölümü Türkiye'ye yerleşti. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu, Yahudileri destekleyerek oraya yerleşmelerine izin verdiler. Şu da bir gerçek Osmanlı İmparatorluğu Yahudilerden özellikle ekonomik açıdan büyük fayda sağladı. Nitekim o Yahudilerin hepsi iş ve zanaat sahibiydiler.
Osmanlı Ordusuna top, tüfek ve kılıçları Yahudiler yapıyordu. İspanya'nın zengin ailelerinden biri olan Alfandari ailesi tüm varlıklarını o dönemde Osmanlı'ya taşıdı. Bunun gibi birçok aile var. Günümüze kadar da Yahudi aileleri Türkiye ekonomisine büyük katkıları olmuştur. Bunu Türkiye'dekiler daha iyi biliyor.
Kürdistan'daki Yahudiler ise çiftçiydiler ve tarımla uğraşıyorlardı. Kendilerine ait toprak ve bağları vardı. Kürdistan'daki Yahudilere de "Ortadoğulu Yahudiler" deniliyor. Avrupa'da yaşayan Yahudilerin büyük bölümü de Ortadoğulular. Dini olarak; farklı coğrafyalardan olan Yahudiler arasında hiçbir fark yoktur. Aynı dilde ibadetlerini yapıyor, kutsal kitaplarını okuyorlar ancak bölgesel farklılıklardan dolayı aksağan farkına sahipler.
Yaşam kültürü olarak evet aralarında fark olabilir. Nasıl ki ABD'de yetişen bir Kürt ile Ortadoğu'da yetişen bir Kürt'ün bir ölçüye yemek kültürü vb. farklar olduğu gibi Yahudiler arasında da farklar vardır.

"Kürt Yahudiler Kürdistan'ı ikinci ülke kabul ediyor"
Kürdistan Bölgesi'ndeki Yahudiler, Türkiye'deki Yahudilere kıyasla kendilerini "Kürt Yahudi" olarak tanımlıyor, yani Kürt kimliğini Yahudilikten önce kullanıyor. Bunu nedeni bulundukları coğrafya mı? nitekim konuşmanızın başında "Yahudilerin, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldüğüne de" dikkat çektiniz…

Evet, Kürt Yahudiler, Kürdistan'ı ikinci ülkeleri olarak kabul ediyor. Bunun da nedeni anne, baba ve ataları Kürdistan topraklarında yaşamlarını sürdürmesidir. Başta da belirttiğim gibi 2700 yıl önce Orşelim'den Mezopotamya'ya gönderildiler. Bir de Yahudiler ikiye ayrılıyor. Med İmparatorluğu döneminin padişahlarından Hesmani Padişahı, Asuriler ile savaşmak için imparatorluğu Yahudiliğe geçiyor. Yani tüm Yahudi topluluğu -Kildani, Süryani ve Aramiler-. Dinimize göre Yahudi doğulur ve sonradan Yahudi olunamaz. Ancak Haham Meclisi dönemin şartlarını göz önüne alarak böyle bir karar almış. Zerdeşt biri Yahudi olabilir, bunun da nedeni Zerdeştler de tek tanrıya inanıyor. Yahudiler de tek tanrıya inanıyor. Yani çok sayıda Yahudi Med İmparatorluğu'nun torunudur.
Bu nedenle de Kürt Yahudiler deniliyor. Yani "Türk Yahudi" diye bir tanımla yapılmıyor çünkü yoklar. Türkiye'deki Yahudiler de İbraniler, Türk değiller. Yahudi biri, Türk ile evlenebilir ancak doğan çocuklar İbranidir Türk değildir. Çünkü Türkler saf ırk değil, Kürtler Ari ırkındalar, Ari Faxş'in oğludur, Fexş Asur'un oğludur, Asur Sam'in oğludur, Sam'da Nuh'un oğludur. Yahudilerin ise hepsi Sami'dir. İsrail'de Kürtlerin kendi dillerini ve kültürlerini her yönden koruduğunu görüyoruz. Newroz Bayramı gibi birçok ulusal ve kutsal bayramı birlikte kutluyorlar. Ayrıca Türkiye'deki Yahudilerin, bulundukları ülkede milli bayramlara vs. önem vermediğini de görüyoruz.

"Kürt bir Müslüman'ın, ‘Önce Kürt'üm sonra Müslüman'ım' demesi gerekiyor"
IKB'de Yahudiler dışında, diğer dini ve etnik topluluklar "Kürt kimliklerini" öne alma konusunda ikiye bölünmüş durumdalar…

Çünkü biz bilimsel düşünüyoruz (Gülerek). Dünyada hiçbir din çocukların 12-13 yaşına basmadan ibadet etmesini zorunlu kılmıyor. Çocukların ilk öğrendiği dil de ana dilidir. Bir çocuk annesi onunla Arapça, ya da Türkçe ya da Kürtçe konuşursa ilk o dili öğrenir yani ana dilini öğrenir. Dil, ulusunun kimliğidir. İnsan olarak ilk öğrendiği; sahip olduğu beden ve kültürel varlığıdır. Rüyalarını da konuştuğu, baskın olan dilde görür. Üçüncü aşamada ise; anne ve babasının sahip olduğu dine bağlı olarak dinini öğrenir/öğretiyor.
Normal olan Kürt bir Müslüman'ın da, "Önce Kürt'üm sonra Müslüman'ım" demesidir. Ancak bu tür kişilere göre öyle söylediklerinde "kâfir" olacaklarını sanıyor, oysaki yanlış düşünüyorlar. İslam dini şeffaf bir dindir ve bu söylediğimle de çelişmiyor. Şayet İslam'ın kıstasına göre düşünseler, önce insan, sonra Kürt daha sonra da Müslüman olduklarını söylemeleri gerekiyor.

"İsrail ile ilişkilerini saklamaya çalışanlar Kürtleri, İsrail ile bağdaştırıp, destek aldıklarını söylüyor"
Zaman zaman "İsrail'in, IKB'ye yardım ve destek" söylemlerine tanık oluyoruz. İki tarafa da yakın biri olarak bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Evet. Irak'ın kuruluşundan beri Kürdistan'a ve Kürtlere yönelik bu tür suçlamalar yapılıyor. Saddam; Kürtler ile savaştığında "Kürdistan'ın ikinci İsrail olduğu" sözlerini kullanırdı. Türkler, medya organlarında "Mesud Barzani ailesi Yahudi'dir İsrail onlara ve Kürdistan'a yardım ediyor" sözlerine yer veriyor...Yalnız bu tarafların unuttuğu; Türkler, İsrail'in dronları ile Kürtleri öldürüyor. Taraflar arasında bu ve buna benzer askeri ve ticari anlaşmalar var ve gelin görün Türkiye kamuoyu bunları görmek istemiyor. Şayet İsrail Kürdistan'a yardım ediyorsa da kendisi için bunu yapıyor, çünkü eğer Kürdistan'ın varlığı olmasa ya da Kürdistan Bölgesi İran'ın desteklediği terör gruplarının elinde olsa daha büyük bir tehditle karşılarında olacaktı. Bu da sadece İsrail'e değil, Türkiye'ye de tehdittir. İsrail'in Kürdistan'a yardımı, yardım değil, kendi çıkarına hizmettir.
İsrail'in gerçek anlamda Kürtlere yardım etmesi gerekiyor. Sorun şu ki; İsrail'de de iki blok var, sağcılar ve solcular. Komünist ve sosyal demokratların Türkiye ile ilişkileri iyidir. Şimon Peres, İshak Rabin gibiler Türkiye'ye birçok kez borç para ve farklı yardımlarda bulundu, günümüzde de böyledir. Teröre destek veren ülkelere yardım ettiler. Barzani'yi de cumhuriyetçiler destekliyor. Şunu kesin olarak söyleyeyim, Kürtleri İsrail ile bağdaştırıp, destek aldıklarını söyleyenler, İsrail ile ilişkilerini saklamaya çalışanlardır. İsrail, sadece uluslararası lobi çalışmalarında Kürtleri destekliyor.

"Bir Kürt olarak, Zazaca, Kurmanci ve Hewrami anlamamam benim için büyük bir ayıp olurdu"
Kürdistan Bölgesi hakkında geniş bilgiye sahip olduğunuz gibi, Türkiye'de Urfa, Mardin, Diyarbakır gibi kent ve köyler ile tarihi mekânları hakkında geniş bilgiye sahip olduğunuzu biliyorum. Keza bu Suriye ve İran'daki Kürtler için de geçerli. Tüm Yahudiler mi öyle yoksa bu sadece sizin kişisel merakınız mı?

Ulusunuzu, halkınızı sevdiğinizde, onunla ilgili tarihi mekânları, folklorik özellikleri, mutfak kültürü dahi her türlü bilgiyi de öğrenmek isteyip, araştırıyorsunuz. Benim için de bu denli köklü bir tarihe sahip olan halkımıza dair bilgi sahibi olmak için araştırma yapmak çok önemlidir. Güvenlik nedeniyle İran'a hiç gitmedim ancak elime geçen tüm kaynaklardan oradaki Kürtlere dair her konuyla ilgilendim. Evet, dediğiniz gibi Irak Kürdistanı gezdiğim gibi Suriye ve Türkiye'yi de gezdim. Gidemediğim köyler hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Aşiretleri, dengbejleri kimlerdi, yemekleri nasıl, kültürleri vs. bir çeşit merak, keyif ve öğrenme arzusu diyebiliriz. Bir diğer anlamda, insani, Kürtlük ve Yahudi hissiyatı da diyebiliriz.
Dünyanın farklı ülkelerinde tanıdığım tüm Yahudiler de böyledir. Köklerini ve bağlı olan her şeyi öğrenme merakı hâkimdir. Bu dünyada misafiriz, 100 yıl yaşamayabiliriz, en azından imkânlarımız doğrultusunda öğrenmeye çalışmamız gerektiğine inanıyorum. İki kızım var, çocuklarım bana sorduğunda verecek cevabım olsun, mümkün olduğu kadar onları da gezdiriyorum, bildiklerimi de onlarla paylaşıyorum. Dinim ne kadar önemli ise halkım ve tarihi de bu denli önemlidir. Bir Kürt olarak, Zazaca, Kurmanci ve Hewrami anlamamam benim için büyük bir ayıp olurdu.

"Papa'nın ziyareti Beni İbrahim projesine destek ve tarihleri birer kod"
Papa'nın Irak ve IKB'ye ziyareti "tarihi" olarak tanımlandı. Bu ziyareti siz nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle bu ziyaret özellikle Türkiye'deki bazı faşist parti ve kesimler tarafından "üslupsuz" bir şekilde kullanıldı. Türk ve Kürt halkının tabanından söz etmiyorum. Tabii bu kesimlerin bu kadar tepkili olması da kendilerince haklılık payı var çünkü Türkiye "Beni İbrahim Projesinin" dışındadır. Bu proje Donald Trump ve Binyamin Netenyahu tarafından Arap ülkeleriyle oluşturulan bir projedir. Papa'nın ziyareti ise bu projede yer alanlara destek niteliğinde aslında.
Papa'nın ziyaret gün ve tarihlerini hatırlayalım; Cuma günü Irak'ı (Bağdat) yani Müslümanları ziyaret etti. Şabbat'ta da yani Cumartesi günü Ur kentinde peygamberlerin babası İbrahim Peygamberi ziyaret etti. Pazar günü de Kürdistan Bölgesi'ni ziyaret etti, ki Pazar dünyadaki tüm Hristiyanların kutsal günüdür. Bunu şu şekilde yorumluyoruz; Pazar (Sunday) yani "Sun" İngilizce de güneş demek, bu bir kodtur. Yani Kürdistan bayrağında yer alan güneş...Papa 5 Mart'ta Bağdat'ı, 7 Mart'a da Kürdistan'ı ziyaret etti. Rönesanstan önce seküler ve dindarların arasında sürekli sorun yaşanırdı. Birlikte yaşamdan yana olanlar, ayın 7'sinde bir araya gelirdi. Radikal dinciler arasında ise ayın 5'inde çatışmalar yaşanırdı…Kürdistan'da büyük ayini düzenlemelerinin bir diğer anlamı Kürdistan'da Beni İbrahim Projesinin içinde yer almasıdır.
Türkiye'de çok basit bir pul üzerinde dahi büyük tartışmalar yaşandı. O pulun üzerindeki harita Osmanlı arşivlerinde de olan bir haritadır. Osmanlı İmparatorluğu dönemini hayata geçirmek isteyen Türkler de var. Şayet onu istiyorlarsa gerçekten haritada Yunanistan, Ermenistan, İsrail ve Mısır'da var ve bu ülkelere karşı da tepki göstermeleri gerekiyor. Ancak bildiğimiz gibi bu ülkelere öyle belirgin tepkiler yok! Söz konusu Kürdistan olunca çok basit bir konuda dahi bağırıp, çağırabiliyorlar. Bu tür davranışlar ne Türklere ne de Kürtlere hizmet ediyor. Aklıselim bir şekilde davranılması gerekiyor. Şu anda İsrail'in Erbil'de konsolosluk veya her hangi bir temsilciliği yok ancak Türkiye'de büyükelçiliği var!

"PKK da siyasetinin ne olduğunu bilmiyor"
Son olarak PKK'ya nasıl bakıyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, PKK taraflarında İsrail'in Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesi katkısı olduğu suçlaması var. PKK'lı yetkili ve taraftarlarının unuttuğu veya görmek istemediği, PKK, 1983'te Hizbullah, Yaser Arafat, İran ve Sovyet'e yakın tüm komünist, sosyalist ve sosyal demokrat partilerin hepsi ile bir olup İsrail'e karşı savaştı. Sonradan birçok esir alınan kişi de itiraf etti zaten.
Dünyadaki tüm Yahudiler, Kürtlerin haklarının barışçıl yoldan almasından yanadır. Bir Yahudi olarak Türkiye ve PKK'nin teröre başvurmadan Kürtlerin haklarını vermesinden yanayız. Kaldı ki PKK'de siyasetinin ne olduğunu bilmiyor. Daha Kürtler arasında barışı kurmadan "halkların kardeşliğinden" söz ediyor. Büyük bir yanlışlıktır. Görünüşte Türkiye'ye karşı İran, Suriye ve Irak'a dostluk içine giriyor ancak gel gör ki; Türkiye ile de sıkı ilişkilere sahip. PKK olmasaydı, Türk askerleri Kürdistan Bölgesi'ne girmeyecekti, PKK'nin girdiği her yere TSK giriyor ve çıkmıyor o bölgelerden, bunu PKK bilmiyor mu? Bu kadar mı tesadüf olur. PKK, bir nevi Türkiye'nin elindeki Kürt hareketini yok etme ve işgal etme kartıdır. PKK olmasa Kobani ve Afrin'e girmeyecekti.
Avrupa'da PKK'nin faaliyetleri ölmüş durumda, neden? Çünkü insanlar onların gerçek niyetini anladı. Kürtler, tarihleri boyunca silahlı mücadele vermiştir ancak hiçbir zaman "terörist" tanımlamasına maruz kalmadı. Hiçbir Kürt örgütü PKK gibi de olmadı, onlara katılanın ne akibeti ne yaşamı belli. Evet, Kürtler öldürüldü, ancak Kürtler kendilerini savunma dışında kimseyi öldürmedi. Bu yüzden de devletsizler…
Independent Türkçe



Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
TT

Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, El Halil'deki İbrahim Camii'nin Yahudi halkının ilk egemen mülkü olduğunu söyledi. Üstü kapalı alanların açılışı için bulunduğu camide konuşan Smotrich, İbrahim Camii'nin Batı Şeria'daki “İsrail egemenliğinin sonsuza dek sembolü olarak kalacağını” vurguladı.

İsrail'in Kanal 14 televizyonu, İbrahim Camii'ndeki çatı ve kapsamlı restorasyon çalışmalarının tamamlanmasına yönelik etkinliğe öncülük eden Smotrich'in, daha önce El Halil Anlaşmaları'nı sona erdirme ve bu konudaki yetkileri Filistin belediyesinden alma kararının ardından “tarihi bir adımı tamamladığını” bildirdi.

Smotrich, geçen haziran ayında El Halil'e ilişkin “El Halil Anlaşması”nı iptal ettiğini açıklamıştı. Bu karar, Filistin Yönetimi ve Filistinliler açısından önemli bir darbe olarak değerlendirilmişti. Karar kapsamında, Eski Şehir'i de içine alan H2 bölgesindeki planlama ve inşaat yetkileri El Halil Belediyesi'nden alındı.

El Halil, Batı Şeria'da 1997 yılında özel bir anlaşmayla H1 ve H2 olarak iki bölgeye ayrılan tek Filistin kentidir. Bu düzenleme, El Halil'deki yeniden konuşlandırmaya ilişkin protokol olarak biliniyor ve 1995 tarihli Oslo II Anlaşması'nın ve 1993'te Oslo Anlaşmaları kapsamında başlayan İsrail-Filistin barış sürecinin devamı niteliğinde bulunuyor.

El Halil Anlaşması uyarınca İsrail güçleri, kentin yaklaşık yüzde 80'ini oluşturan H1 bölgesinden çekildi ve burada güvenlik ile sivil işlerin sorumluluğu Filistin Yönetimi'ne bırakıldı. Buna karşılık İsrail, kentin yüzde 20'sini oluşturan H2 bölgesinde güvenlik kontrolünü elinde tuttu. Eski Şehir bölgesini, İbrahim Camii'ni ve El Halil'deki Yahudi yerleşimini kapsayan H2'de sivil yetkiler ise Filistin Yönetimi'ne devredildi.

dvfgbhy
İbrahim Camii'nin ana girişinden bir bölüm (Şarku'l Avsat)

Smotrich, “Bu, sıradan bir planlama adımından çok daha fazlası; tarihi bir değişikliktir. Yerleşim devrimini sürdürüyor, yönetimi güçlendiriyor ve Yahudiye ve Samiriye'de (Batı Şeria) İsrail egemenliğini derinleştiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Filistin Yönetimi Smotrich'in kararını reddetmesine rağmen İsrail, istediği düzenlemeyi fiilen hayata geçirdi.

Smotrich, çarşamba günü camide yaptığı konuşmada, “Makpela Mağarası (İbrahim Camii), İsrail halkının ilk egemen mülküdür. Efendimiz İbrahim'in satın aldığı bu yer, bu topraklar üzerindeki egemenliğimizin sembolü haline geldi. Bu sabah, ilgili bütün tarafların profesyonel ve yoğun çalışmaları sayesinde üst örtü ve restorasyon projesinde son aşamaya ulaştık” dedi.

Smotrich, “Bu, tarihi bir döngünün kapanmasıdır. Ortak çabalar sayesinde, gelecek Yahudi Yeni Yılı'nda İsrail halkının geniş kitleleri burada uygun ve saygın koşullarda ibadet edebilecek” dedi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik kışkırtıcı söylemler

Smotrich'in adımı, İsrail'de Filistin Yönetimi'ni hedef alan geniş kapsamlı bir kampanyanın yürütüldüğü dönemde atıldı.

Smotrich, bundan bir gün önce Filistin Yönetimi'nin devrilmesi gerektiğini söyledi. Bu açıklama, Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Filistin Yönetimi'ni topyekûn savaşla tehdit etmesinden birkaç saat sonra yapıldı.

Katz, Başbakan Binyamin Netanyahu ile birlikte, Filistin Yönetimi'ne bağlı güvenlik birimlerinin veya bunlarla bağlantılı unsurların taraf olduğu çatışma ve karışıklıkların yaşanması halinde, orduya yönetimin üst düzey yetkililerine ve kurumlarına karşı kapsamlı bir savaşa hazırlık emri verdiklerini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İbrani medyasından aktardığına göre Katz'ın planı; “Filistin Yönetimi'nin üst düzey yetkililerine yönelik hedefli suikastlar düzenlenmesi, altyapının imha edilmesi, operasyonların başlatıldığı Filistin kent ve köylerinden halkın tahliye edilmesi ve bölgenin işgal edilmesini” içeriyor.

Netanyahu da daha önce Filistin Yönetimi'ne bağlı unsurların İsrail'e yönelik saldırılara katılması ihtimalini orduyla görüşmüştü.

İsrailli yetkililer zaman zaman Filistin Yönetimi'ni hedef alan açıklamalar yaparak, yönetimin Batı Şeria'daki yerleşimlere 7 Ekim 2023 saldırısına benzer bir saldırı düzenleyebileceğini öne sürüyor. Bu yetkililer, yönetimin silahlarına el konulmasını, güvenlik birimlerinin tamamının veya bir bölümünün dağıtılmasını, hatta Filistin Yönetimi'nin tamamen lağvedilmesini talep ediyor.

cvfbgh
İbrahim Camii'nin içinde Hz. İbrahim'in makamı (Şarku'l Avsat)

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de defalarca Filistin Yönetimi'nin feshedilmesini istedi ve İngiltere'nin yerleşimlere yönelik yaptırımlarının ardından bu talebini yineledi.

İsrail'deki yerleşimci hareketinin liderleri de yerleşimlere yönelik yaptırımlara karşılık olarak Oslo Anlaşmaları'nın iptal edilmesini, işgal altındaki Batı Şeria'daki A ve B bölgelerinde yerleşimlerin genişletilmesini ve Filistin Yönetimi'nin dağıtılması için çalışılmasını talep etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11'in aktardığına göre, Batı Şeria'daki yerleşimler konseyi başkanı Yisrael Gantz, İsrail'deki ABD Büyükelçisi Mike Huckabee ile görüşerek Washington'un yaptırımlara karşı atabileceği adımları ele aldı.

İsrail, Batı Şeria'da Filistin Yönetimi'ni siyasi ve ekonomik abluka uygulayarak ve yetki ve rollerini etkileyen yasal düzenlemelerde değişiklikler yaparak hedef alıyor. El Halil'de atılan son adım da bunun örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Polis mensuplarının tutuklanması ve tazminatlar

İsrail ordusu Batı Şeria'nın merkezinde her gün operasyonlar düzenlerken, yerleşimciler de ölümcül saldırılar gerçekleştiriyor. Ordu bu hafta operasyonlarını yoğunlaştırdı ve Batı Şeria'nın kuzey ve orta kesimlerinde silahlı hücreleri etkisiz hale getirdiğini, ayrıca Tubas yakınlarında fırlatma rampası bulunmayan bir roket mermisi tespit edildiğini ve hemen imha edildiğini bildirdi.

İsrail ordusu çarşamba günü, Beytunya yakınlarında C Bölgesi'nde kontrol noktası kurulmasına karıştıkları gerekçesiyle bazı Filistinli polislerin gözaltına alındığını açıkladı. Ordu, polislerin “yetkilerini aşarak hareket ettiğini” savundu.

Filistinli bir polis ekibi daha önce Beytunya yakınlarındaki bir yolda silahlı bir İsrailli yerleşimciyi durdurmuş, kısa süre sonra da bu kişiyi İsrail güçlerine teslim etmişti.

İsrail güvenlik teşkilatı olayı, Filistin güvenlik birimlerinin “ciddi bir yetki aşımı” olarak nitelendirdi.

Filistinli polislerin gözaltına alınması, İsrail güvenlik güçlerinin Beytüllahim'deki bir hastanenin avlusunda Filistin polis devriyesini durdurduğu ve polisleri aşağılayıcı uygulamalara maruz bıraktığı olayın ardından geldi. Söz konusu adım, “Filistin Yönetimi'nin itibarına darbe” olarak değerlendirildi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik bir başka adımda ise Kudüs Bölge Mahkemesi, daha önce görülmemiş bir kararla, saldırılarda yaralanan İsrailli asker ve polislerin de yalnızca sivillerle sınırlı kalmayacak şekilde “Terör Mağdurlarının Tazmini” yasası kapsamında tazmin edilmesine hükmetti.

“Yedioth Ahronoth” gazetesinin haberine göre mahkeme hâkimi, yasanın güvenlik güçleri mensuplarına uygulanamayacağı yönündeki Filistin Yönetimi'nin itirazını reddeden üç karar verdi. Mahkeme, Filistin Yönetimi'nin yıllar önce Kudüs'te düzenlenen araçlı saldırıda yaralanan bir asker, bıçaklı saldırıda yaralanan bir kadın polis ve silahlı saldırıda yaralanan bir askere toplam olarak yaklaşık 50 milyon şekel tazminat ödemesine hükmetti.


İsrail, Gazze’ye yerleştirdiği casusluk cihazlarını imha ediyor ve güvenlik operasyonlarını yoğunlaştırıyor

Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)
Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)
TT

İsrail, Gazze’ye yerleştirdiği casusluk cihazlarını imha ediyor ve güvenlik operasyonlarını yoğunlaştırıyor

Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)
Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)

Geçen 11 Haziran’da İsrail’e ait bir insansız hava aracı, Gazze kentinin güneyindeki Sabra Mahallesi’nde Furvane ailesine ait bir evin çatısına füze bıraktı. Saldırıda, evin çatısında bulunan kimliği belirsiz cisme yaklaşan aile fertlerinden biri hayatını kaybetti.

Saha kaynaklarının “Şarku’l Avsat”a verdiği bilgiye göre hayatını kaybeden kişi, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı “Mühendislik Birimi”nde görev yapan 35 yaşındaki Ebu Furvane’ydi. Furvane, söz konusu cismi kontrol etmek üzere çatıya çıktığı sırada bir insansız hava aracı (İHA) füze fırlattı. Füzenin isabet etmesiyle cisim patladı ve aktivist hayatını kaybetti.

Furvane’nin de aralarında bulunduğu yaklaşık dört Filistinli grup mensubunun, iki ila üç aylık bir dönem içinde benzer yöntemle öldürüldüğü ortaya çıktı. Görünüşe göre söz konusu kişiler bir şekilde tuzağa çekildi. Ancak bu durumun, grupların ilgili birimleri ile Kassam Tugayları ve Hamas yönetimine bağlı güvenlik kurumlarınca henüz kesin olarak doğrulanmadığı belirtildi.

“Şarku’l Avsat”ın çeşitli saha kaynaklarından derlediği bilgilere göre İsrail son dönemde Gazze Şeridi’nin içine yerleştirdiği casusluk cihazlarını hedef alan saldırılara başvurdu. Kaynaklar, yaklaşık iki hafta önce Hamas’ın üst düzey güvenlik sorumlusu Muin el-Arabid’in İsrail özel kuvvetleri tarafından yakalanmasının ardından bu saldırıların yoğunlaştığını belirtti. Ancak iki olay arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğu doğrulanmadı.

Söz konusu kaynaklara göre son üç gün içinde Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda yıkılmış iki evin çatısındaki casusluk cihazları, intihar saldırısı düzenleyen İHA’lar tarafından imha edildi. Gazze’nin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’nde bir başka casusluk cihazı keşif uçağı tarafından hedef alınarak patlatıldı. Ayrıca bir hafta önce Tel el-Heva Mahallesi’nde yıkılmış bir binanın çatısındaki küçük cihaza bir İHA tarafından bomba bırakıldı.

Kameralar ve dinleme cihazları

İsrail, gerek son Gazze savaşında gerekse daha önceki dönemlerde görsel ve işitsel casusluk cihazlarını bir silah olarak hep kullandı.

Saha kaynaklarından birine göre İsrail, son günlerde çeşitli bölgelerde küçük “quadkopter” tipi İHA’ların uçuşlarını yoğunlaştırdı. Kaynak, bu araçların bazılarının patlayıcı taşıyan intihar dronları olduğunu ve görevlerinin gözetleme ve casusluk faaliyetleriyle sınırlı kalmadığını belirtti.

hyju
Gazze savaşı sırasında bulunduğu ve İsrail’e ait casusluk cihazları olduğu öne sürülen cihazlar (Filistinli grupların sosyal medya hesapları)

Bir başka kaynak, savaş sırasında yıkılmış evlerin çevresinde, kamuya açık caddelerde, hastanelerde ve başka noktalarda casusluk cihazlarının tespit edildiğini söyledi. Kaynağa göre cihazların büyük bölümü, kara operasyonları sırasında Şerit’in farklı bölgelerine yerleştirildi.

Kaynaklar bu cihazların, bazı aktivistlerin yüzlerinin tespit edilmesine ve cihazlardan yalnızca birkaç metre uzaktayken öldürülmelerine katkı sağladığını belirtti. Bunlardan bazıları, Gazze kentindeki Nasr Mahallesi’nde kamuya açık yollarda hareket ederken, bölgedeki cihaz henüz fark edilmeden öldürüldü.

Geçen mart ayının sonunda, Filistinli gruplardan bazı aktivistlerin sökmeye çalıştığı bir cihaz Deyr el-Belah’ta patladı. O sırada cihazın kendiliğinden mi yoksa bir İHA’nın müdahalesiyle mi patladığı belirlenemedi.

Saha kaynakları o dönemde bu cihazların kameralar, ses dinleme sistemleri ve çeşitli sensörler içerdiğini bildirmişti. Bazı cihazların tespit edilmeye çalışılması halinde kendini imha ettiği, bazılarının ise operatörlerine fark edildiklerine ilişkin uyarı veya sinyal göndererek imha edilmelerini sağladığı ifade edildi.

Kaynaklar, savaş sırasında veya ateşkesin ardından şimdiye kadar tespit edilen cihazların büyük bölümünün İsrail İHA’larıyla bağlantılı olduğunu söyledi. Cihazların topladığı bilgilerin bu araçlara, oradan da İsrail güvenlik birimlerinin operasyon merkezlerine aktarıldığı belirtildi. Bazı cihazların ise bilgileri doğrudan uydular üzerinden ya da İsrail’le iş birliği yapan kişilerin sağladığı internet bağlantıları aracılığıyla ilettiği değerlendirildi.

Kaynaklar ayrıca, İsrail ordusunun baskın düzenlediği Şifa Hastanesi kompleksi gibi bazı hastanelerde de casusluk cihazları bulunduğunu belirtti. Bu cihazların bazılarının taşların içine yerleştirildiği, bazılarının ise hastaların kullandığı tıbbi bölümlerdeki mobilyaların içine gizlendiği kaydedildi.

thyny
Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda bir evin dün hedef alınması (DPA)

Kaynaklara göre cihazlarda, 800 metreye kadar mesafeden görüntü alabilen yüksek çözünürlüklü küçük kameralar ve 500 metreye kadar mesafedeki sesleri algılayabilen gelişmiş dinleme sistemleri bulunuyordu. Bu sistemler aracılığıyla bazı kişilerin, İsrail güvenlik birimlerinin daha önce tutuklanan aktivistlerden elde ettiği ya da cep telefonu ve diğer iletişim araçları üzerinden topladığı ses örnekleriyle karşılaştırma yapılarak seslerinden teşhis edilmesi mümkün olabiliyordu.

Bu cihazlardan bazıları, özellikle Han Yunus’un Mevasi bölgesindeki yerinden edilmiş kişiler için kurulan kamplarda da bulundu. Kaynaklara göre İsrail’le iş birliği yapan kişiler, bölgedeki hareketliliği izlemek ve yerinden edilenleri dinlemek amacıyla cihazları buraya yerleştirdi. Bazıları kış aylarında çadırların su altında kalmasının ardından fark edilirken, bazıları taş görünümünde kamufle edilmiş ahşap kutuların içine yerleştirilmişti.

Savaş öncesinde de kullanıldı

Son savaştan önce de Filistinli grupların ofislerinde ve aktivistlerin evlerinde küçük kameralar ile dinleme cihazları bulundu. Kaynaklara göre bu cihazlar internet modemlerinin veya elektrik şebekelerinin içine yerleştiriliyor, İsrail ile iş birliği yapan kişiler tarafından ticari mallarla birlikte Gazze’ye sokuluyordu.

Kaynaklar, bu cihazların büyük bölümünün farklı olaylarda işbirlikçilerin yakalanıp sorgulanması ve itiraflarının alınmasının ardından ortaya çıkarıldığını belirtti.

yumku
Çarşamba günü Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısının yol açtığı yıkımı inceleyen Filistinliler (DPA)

Mayıs 2018’de Kassam Tugayları’na bağlı altı mühendis, ele geçirilen bir casusluk cihazını incelerken meydana gelen patlamada hayatını kaybetti. Cihazla ilgili güvenlik incelemeleri, Kassam Tugayları’nın iç iletişim ağına casusluk cihazları yerleştirilmesi gibi ciddi güvenlik açıklarını ortaya çıkardı. Cihazların muhtemelen bir İHA tarafından uzaktan patlatılması sonucu mühendisler olay yerinde hayatını kaybetti. Kassam Tugayları ise o dönemde Gazze’deki “en tehlikeli İsrail casusluk operasyonunu” etkisiz hale getirdiğini açıkladı.

Yaklaşık 45 gün sonra, bir tüccarın İsrail istihbaratının talimatıyla Gazze Şeridi’ne soktuğu “granit taşı” içine gizlenmiş bir casusluk cihazı tespit edildi. Cihazın daha sonra Filistinli gruplardan birinin askeri tesisine götürülmesi planlanıyordu. Cihaz söz konusu tesise yerleştirildikten birkaç gün sonra fark edildi.

Aynı yılın kasım ayında Han Yunus’taki kontrol noktalarından birinde İsrail özel kuvvetlerine ait bir ekip tespit edildi. Daha sonra bu ekibin uzun süredir Gazze Şeridi’nde faaliyet gösterdiği ve evlere, konutlara ve çeşitli diğer noktalara farklı cihazlar yerleştirdiği ortaya çıktı.

Sahadaki gerilim sürüyor

Sahadaki gelişmeler kapsamında İsrail, ikinci gününde de Gazze Şeridi’nde binaları, evleri, konutları ve bir araziyi hedef alan hava saldırıları düzenledi. Gazze kentindeki iki ayrı saldırıda ve Sarı Hat yakınlarında açılan ateş sonucu bir kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

İsrail savaş uçakları dün öğle saatlerinde Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda bir binadaki iki daireyi yıktı. Ardından Şerit’in merkezindeki Nuseyrat Pazarı’nda bir ticaret merkezinin üstünde bulunan başka bir daireyi bombaladı.

scdfgrthyj
Gazze kentinin Rimal Mahallesi’nde salı günü İsrail saldırısının hedef aldığı bir evde meydana gelen hasarı inceleyen Filistinliler (AFP)

Gazze kentinin güneybatısındaki Şeyh Aclin Mahallesi’nde İsrail, bir motosikleti hedef alan hava saldırısı düzenledi. Saldırıda iki kişi yaralandı; yaralılardan biri daha sonra aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden kişinin, Ramallah’a bağlı Silvad beldesinden eski tutuklu Ferah Hamed olduğu belirtildi. Hamed, 2011 yılında yapılan esir takası kapsamında serbest bırakılmış ve o dönemde Gazze’ye sürgün edilmişti.

Gazze kentinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’nde düzenlenen hava saldırısında iki genç yaralandı; bunlardan birinin durumunun ağır olduğu bildirildi. Ayrıca Sarı Hat yakınlarındaki Cibaliye ve Han Yunus dahil çeşitli bölgelerde açılan ateş sonucu üç kişi yaralandı.

İsrail savaş uçakları salı günü de Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir evi, Şerit’in merkezindeki Bureyc Mülteci Kampı’nda başka bir evi ve Gazze kentinin batısındaki Şifa Hastanesi kompleksi yakınlarında üçüncü bir evi yıktı. Ayrıca Şeyh Aclin Mahallesi’ndeki tarım arazisini bombaladı. Bu saldırılardan önce söz konusu bölgelerdeki bazı yerleşim alanlarının ve yerinden edilmiş kişilerin kamplarının boşaltılması istenmişti.

cfvbg
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta dün İsrail hava saldırısının hedef aldığı evden yükselen alevler (AFP)

İsrail ordusu, söz konusu binaların Hamas ve İslami Cihad hareketlerine ait silah depoları olduğunu ileri sürdü. Ordu, bazı unsurların bu silahları Gazze Şeridi’nde nöbet tutmak ve kontrolü pekiştirmek amacıyla kullanmaya yönelik hareketlerinin gözlemlendiğini iddia etti.

İsrail, aynı saatlerde Gazze kentinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mezarlığı çevresindeki bir evin çatısına ve Şati Mülteci Kampı’nda yıkılmış bir evin çatısına hava saldırıları düzenledi. “Şarku’l Avsat”a konuşan kaynaklar, her iki noktadaki casusluk cihazlarının patlatıldığını vurguladı.


İsrail gerilimi artırıyor... Gri hat'a çekilme gündemde

Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)
Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)
TT

İsrail gerilimi artırıyor... Gri hat'a çekilme gündemde

Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)
Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)

İsrail, dün Lübnan'ın güneyindeki hava saldırıları ve bombardımanını yoğunlaştırırken, işgal ettiği Lübnan topraklarının büyük bölümünden çekilmeyi planladığını açıkladı. Buna göre İsrail, mevcut “sarı hat” yerine sınırdan 2 ila 4 kilometre içeride, “gri hat” olarak adlandırılan bir hatta çekilerek bölgede kalmaya devam edecek.

Sahada ise İsrail, haziran ayında varılan ateşkes anlaşmasının oluşturduğu gayri resmî kuralları ihlal etti. İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde tahliye uyarılarını yeniden başlatırken, Nebatiye kentindeki kritik altyapı ve tesisleri hedef alan hava saldırıları düzenledi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre saldırılarda 4 kişi hayatını kaybetti. Lübnan devleti saldırıları kınarken, Cumhurbaşkanı Joseph Avn, yaşananları “tehlikeli bir tırmanış” olarak nitelendirdi. Meclis Başkanı Nebih Berri ise İsrail'in güneyi “kanlı bir sandığa” dönüştürdüğünü söyledi.

Tel Aviv'de ise İsrail'in Kanal 11 televizyonuna konuşan askeri kaynaklar, İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir Tepesi'nde “operasyonel kontrolü sağladığını ve tüneller ile yer altı altyapısını temizlediğini” açıklamasının ardından, asker sayısını azaltmaya, yeniden konuşlandırmaya ve geri çekilmeye hazırlandığını bildirdi. Buna göre ordu, İsrail-Lübnan sınırına yakın yeni bir “güvenlik kuşağı” bölgesine çekilecek.