İsrail ve Fas arasında iş birliğinin güçlendirmeye yönelik iki anlaşma ve bir mutabakat zaptı imzalandı

İsrail ve Fas arasında kültür, spor ve hava hizmetleri alanlarında iş birliğinin ve siyasi istişarelerin güçlendirilmesi çerçevesinde iki anlaşma ve bir mutabakat zaptı imzalandı

Fas ve İsrail dışişleri bakanları dün birlikte basın karşısına çıktı (Fas Dışişleri Bakanlığı)
Fas ve İsrail dışişleri bakanları dün birlikte basın karşısına çıktı (Fas Dışişleri Bakanlığı)
TT

İsrail ve Fas arasında iş birliğinin güçlendirmeye yönelik iki anlaşma ve bir mutabakat zaptı imzalandı

Fas ve İsrail dışişleri bakanları dün birlikte basın karşısına çıktı (Fas Dışişleri Bakanlığı)
Fas ve İsrail dışişleri bakanları dün birlikte basın karşısına çıktı (Fas Dışişleri Bakanlığı)

Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita, geçtiğimiz yılın sonlarında Fas ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasından bu yana ilk resmi ziyaretini gerçekleştirmek üzere Fas'a gelen İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile dün siyasi görüşmelerde bulundu. Geçtiğimiz yıl Fas-ABD-İsrail üçlü anlaşmasının imzalanmasının ardından Fas ve İsrail arasında ilişkiler başlamış, ABD, Fas'ın Batı Sahra toprakları üzerindeki egemenliğini tanımıştı.
Görüşmelerin ardından iki bakan, ülkeleri arasındaki iş birliğini ve ilişkileri güçlendirmek için iki anlaşma ve siyasi bir istişare mekanizması oluşturmak için bir mutabakat zaptı imzaladılar. Fas Krallığı Hükümeti ile İsrail Devleti Hükümeti arasında kültür, spor ve gençlik alanında iş birliğine ilişkin yapılan ilk anlaşma,  iki ülkenin gençleri arasındaki iletişimi güçlendirmenin yanı sıra kültür ve spor alanlarında iş birliğini teşvik etmeyi ve geliştirmeyi amaçlıyor. Bu alanlardaki ikili iş birliğinin, iki ülkenin halkları arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine ve karşılıklı yarar sağlayan bağların geliştirilmesine katkıda bulunacağına inanılıyor.
Hava hizmetleri alanına ilişkin ikinci anlaşma ise iki ülke arasında hava hizmetleri alanındaki ilişkileri ve iş birliğini güçlendirmeyi, ilerletmeyi ve havayolları arasında rekabet ilkesine dayalı bir uluslararası havacılık sistemi geliştirmeyi hedefliyor. Anlaşma ayrıca uluslararası seyahat ve nakliye hizmetlerinde insanların ihtiyaçlarına cevap veren hava hizmetlerini rekabetçi fiyatlarla ve açık pazarlarda hizmet verebilecek kapasitede bir hava ulaşım ağının kurulmasının yanı sıra uluslararası hava taşımacılığında en üst düzeyde emniyet ve güvenliği sağlamayı amaçlıyor. Çoğu Fas kökenli İsrailli turist, aktarmalı uçuşlarla Fas'ı ziyaret edebiliyorlardı. Ancak 25 Temmuz'da iki ülke arasında ticari direkt uçuşlar başlatıldı.
Dün iki bakan arasındaki görüşmede aynı zamanda siyasi istişare mekanizması oluşturulması amacıyla bir mutabakat zaptı imzalandı. İmzalanan bu mutabakat zaptıyla ülke arasındaki çok yönlü ilişkilerin ve iş birliğinin derinleştirilmesine ve güçlendirilmesine katkıda bulunulması hedefleniyor. Bu mutabakat zaptı sayesinde taraflar, ikili ilişkilerinin tüm yönlerini gözden geçirmek için düzenli istişarelerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası arenadaki gelişmelerin yanı sıra ortak çıkarları doğrultusunda bölgesel ve uluslararası konularda görüş alışverişinde bulunabilirler. İkili iş birliği istişareleri, siyasi, ekonomik, ticari, bilimsel, teknik ve kültürel iş birliği dahil tüm alanları kapsar.
İki bakan görüşmelerinin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundular. Fas Dışişleri Bakanı Burita, İsrail Dışişleri Bakanı'nın Fas ziyaretini, ‘Fas-İsrail-ABD üçlü anlaşmasına özünü kazandırmaya yönelik ortak bir taahhüdün yansıması’ olarak değerlendirirken İsrail Dışişleri Bakanı Lapid ile ikili ve bölgesel meseleler üzerine kapsamlı bir görüşme yaptıklarını açıkladı. Burita, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinin Fas Kralı 6. Muhammed tarafından dile getirilen ‘irade ve inancın bir ifadesi’ olduğuna dikkati çekti.
Üçlü anlaşmanın imzalanmasından bu yana iki ülke arasındaki ilişkilerin olumlu bir dinamiğe tanık olduğunu söyleyen Burita, iki ülke arasında inovasyon, turizm ve havacılık, enerji, ticaret ve yatırım ve diğer alanlarda beş çalışma ekibinin kurulduğunu kaydetti. Faslı bakan ayrıca çeşitli projeler belirlenen ve önerilerde bulunulan çeşitli toplantılar yapıldığını da sözlerine ekledi.
İki ülke arasındaki ilişkilerin geleceğine dair değerlendirmesinde Burita, kurumsal ilişkileri geliştirmek istediklerini belirterek, “İlişkilerimizi insani boyutuyla da zenginleştirmeyi amaçlıyoruz” dedi.
İki ülke arasındaki direkt uçuşların başlatılması ve buna eşlik eden ‘Fas kökenli İsrail vatandaşlarının Fas’ı ziyaret etme coşkusunu’ hatırlatan Burita, İsrail'deki Fas toplumunu Fas ile bir araya getiren bağları vurguladı. Fas Dışişleri Bakanı, imzalanan üç anlaşmanın yanı sıra gelecekteki ziyaretlerde imzalanmak üzere ‘hazır başka anlaşmalar’ olduğunu kaydetti.
Burita, Fas Kralı'nın başkenti Doğu Kudüs olan 1967 sınırları içinde bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulması temelinde iki devletli bir çözüme ulaşılması için Filistinliler ve İsrailliler arasındaki barış müzakerelerine geri dönmenin önemine yönelik çağrısını da hatırlattı. Ayrıca, Fas Kralı’nın Kudüs Komitesi’nin başkanı olarak Kudüs'ün onurlu kimliğini korumanın önemi konusundaki tutumunu da bir kez daha yineleyen Burita, barış ve refaha hizmet etmek için taraflar arasında güvenin yeniden tesis edilmesi çağrısında bulundu.
Öte yandan İsrail Dışişleri Bakanı Lapid, Yahudilerin 2000 yıldır Fas'ta yaşadıklarını ve İsrail’deki Fas kökenli Yahudilerin Fas'ı ziyaret ettiklerinde ‘geçmişlerinden bir bölümü keşfettiklerini’ söyledi. Lapid, “Bağları kopararak ne kazandık? Elimize hiçbir şey geçmedi” ifadelerini kullandı. Gelişmelerin, kültür, turizm ve diğer sektörlerde iş birliğini inşa etme yönünde bir değişikliği temsil ettiğini söyleyen Lapid, Kuran-ı Kerim’den “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş” (Enfâl - 61) ayetini referans gösterdi. Ancak Lapid, Filistinlilerle olan ilişkilerden bahsetmedi.
İsrail’den 2000 yılından bu yana Fas'ı ziyaret eden ilk dışişleri bakanı olan Lapid, ziyareti öncesinde Pazartesi günü Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Yarın tarihi bir ziyaret için Fas'a gideceğiz. Rabat'ta İsrail temsilciliğini açacağız. Kazablanka'yı ziyaret edeceğiz ve iki ülke ve halkları arasındaki barışı yeniden tesis edeceğiz” yazdı.
Lapid şöyle devam etti:
“Cesareti ve vizyonu için Majesteleri Kral 6. Muhammed'e teşekkür ediyorum. Fas ve İsrail arasındaki köklü tarihi ilişkiyi yansıtan ekonomi, turizm ve kültür alanlarında iş birliğini sağlamak için ekibiyle birlikte çalışacağız.”
İsrail heyetinin iki günlük Fas ziyaretinde Dışişleri Bakanı Lapid’e, Fas'ın (Rabat'ın güneyinde yer alan) Suvayr kentinde doğan Refah ve Sosyal Hizmetler Bakanı Meir Cohen, Knesset (İsrail parlamentosu) Dışişleri ve Savunma Komitesi Başkanı Ram Ben Barak ve Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Alon Oshbiz ve diğer yetkililer eşlik ediyor.
Lapid ve beraberindeki heyet, başkent Rabat’a ulaştıklarında, merhum krallar 5. Muhammed ve 2. Hasan'ın mozolelerini ziyaret etti. İsrail heyeti, bugün (Perşembe) Fas'ın ekonomik başkenti Kazablanka'da bir otelde basın toplantısı düzenleyecek. Heyet ziyaretini, Beth El Sinagogu’nu ziyaret edip orada dua ederek sonlandıracak.
Lapid, Kazablank yolculuğu öncesinde, Rabat’ın er-Riyad semtindeki İsrail temsilciliğinin açılışına katılacak.
Rabat, Temmuz ayı başlarında, iki ülkenin dışişlerinden yetkililer arasında ekonomik ve kültürel alanlarda ikili ilişkilerin geliştirilmesi konusunda istişarelere ev sahipliği yapmıştı.
İsrail Dışişleri Bakanı’nın ziyareti, geçtiğimiz ay uluslararası basın kuruluşlarında, Fas'ı İsrailli şirket NSO tarafından 2016'dan beri geliştirilen ‘Pegasus’ adlı casus yazılımı, Faslı ve yabancı aktivistlerin, gazetecilerin ve politikacıların telefonlarını dinlemek amacıyla kullanmakla suçlayan haberlerin yer almasıyla aynı döneme denk geldi. Rabat ise bu suçlamaları şiddetle reddetti ve Fransa, Almanya ve İspanya'daki basın kuruluşları hakkında ‘Fas’a hakaret ettikleri’ iddiasıyla yasal şikayetlerde bulundu. Bu haberlerin yayınlanmasından önce İsrail Ulusal Siber Güvenlik Müdürlüğü, Temmuz ayında, Facebook üzerinden Fas ve İsrail arasında siber savunma alanında iş birliği amacıyla bir anlaşma imzaladığını duyurmuştu.
Fas, 3 bin kişiyle Kuzey Afrika'daki en büyük Yahudi topluluğuna ev sahipliği yaparken İsrail'de 700 binden fazla Fas kökenli Yahudi yaşıyor. Filistinliler ve İsrailliler arasında 1993 yılında imzalanan Oslo Barış Anlaşması’nın ardından iki ülke irtibat büroları aracılığıyla aralarında diplomatik ilişkiler kurdu. Ancak Fas 2000 yılındaki Filistin İntifadası’nın ardından Tel Aviv ile ilişkilerini kesti. Fas yakın bir tarihte Birleşik Arpa Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Sudan'dan sonra İsrail ile diplomatik ilişki kuran dördüncü Arap ülkesidir.
Kudüs Komitesi'ne başkanlık eden Fas Kralı 6. Muhammed, İsrail ile ilişkilerin yeniden kurulmasından sonra çeşitli vesilelerle, iki devletli çözüm temelinde Filistin davasına verdiği desteğin devam ettiğini açıkladı.



El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, bugün yaptığı açıklamada, hükümetinin özellikle iki ülke arasındaki tarihsel ortaklıklar doğrultusunda Rusya ile bütün alan ve sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Zeydi, Rusya Federasyonu Askeri-Teknik İşbirliği Federal Servisi Başkanı Dmitriy Şugayev ve beraberindeki heyeti, Rusya’nın Bağdat Büyükelçisi’nin de katılımıyla kabul etti. Görüşmede Zeydi, Irak’ın Rusya ile ikili ilişkilerine verdiği önemi ve bu ilişkilerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus yetkili ise ülkesinin Irak ile ikili ilişkileri geliştirme konusundaki kararlılığını vurguladı. Moskova’nın terörle mücadele, bölgesel ve uluslararası güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla Irak’la ortak koordinasyonu sürdürme isteğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre Irak hükümetinden yapılan açıklamada, görüşmede iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin geliştirilmesi ve çeşitli anlaşmalar ile mutabakat zabıtlarının hayata geçirilmesi yoluyla ikili ilişkilerin ve ortak çalışmaların güçlendirilmesinin ele alındığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca Irak güvenlik güçlerinin farklı birimlerinin kapasitesinin desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik iş birliği olanakları da değerlendirildi.


Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
TT

Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)

Rabia Abdusselam

Sosyal medya son zamanlarda, dini ve laik akımlar arasında edep ve ahlak, kamusal alanda görünüm ve giyim kuşam konusunda tekrarlanan tartışmaları yeniden canlandıran, hararetli bir fikri çatışma alanına dönüştü. Bu dijital tartışma artık basit görüş ayrılığı değil; keskin bir şekilde çatışmacı boyutlar kazandı. Bunlar, geçmişte ülkeyi Kara On Yıl'ın (yaklaşık 1992 ile 2002 yılları arasında on yıl süren kanlı ve şiddetli silahlı çatışma dönemi) labirentine sürükleyen başlangıç ​​noktasını ve ilk kıvılcımı oluşturan aynı şiddet yüklü tonu taşıyor.

Bu keskin kutuplaşmanın özellikleri, bugün dijital alanı bölen şiddetli sanal çatışma ile somutlaşıyor. Muhafazakâr akım, kamu ahlakını ve toplumun değer sistemini koruma bahanesiyle, edep standartlarının ve kamusal alanlarda kılık kıyafete, davranışlara daha sıkı kontrollerin getirilmesini talep eden geniş çaplı dijital kampanyalar yürütüyor. Öte yandan, “ahlaki vesayet” ve bireysel özgürlükleri boğma olarak tanımladıkları girişimleri kategorik olarak reddeden kadınlardan ve aktivistlerden oluşan bir cephe bulunuyor. Bu iki akım arasında bazıları, arşivdeki videoları paylaşarak ve o karanlık dönemde ihanete kurban gidenlerin isimlerini anarak “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatıyor.

Bu sert söylem bizi temel sorularla yüzleştiriyor: Sadece kamusal görünümle ilgili geçici bir tartışma ile mi karşı karşıyayız, yoksa toplum on yıllardır ertelenmiş olan kimlik ve birlikte yaşama sorularıyla yeniden mi yüzleşiyor? Ve sanal tartışmalar kolektif istikrarı tehdit eden bölünmelere dönüşmeden önce bu endişe verici kutuplaşma döngüsünü nasıl kırabiliriz?

Dağlardan kutuplaşmış ekranlara

Dijital kutuplaşmanın giderek artmasına ilişkin endişeleri yansıtan dikkat çekici bir siyasi değerlendirmede, Yeni Nesil Partisi Genel Başkanı Dr. Lakhdar Amokrane yaptığı açıklamaya devletin dayanıklılığına ve ülkenin kolektif bilincine vurgu yaparak başladı. Amokrane, “2026 Cezayir’i hiçbir şekilde 1990’ların Cezayir’i değil. Bugün devletimiz daha güçlü, toplumumuz derin bir dönüşüm geçirdi ve halkımız o dönemde çok ağır bir bedel ödedi” dedi.Ancak Amokrane, sözlerini sürdürürken mevcut duruma ilişkin bazı göstergeler konusunda endişe ve kaygı taşıdığını da dile getirdi.

Amokrane “Ülke 1990'ların bataklığına düşme tehlikesini aşmış olsa da bölünmeye yol açan mekanizmalar, aşırılıkçı söylemler, ötekini düşman olarak gösterme girişimleri, farklı olma hakkının reddi ve nihayetinde ihanet suçlamaları ve temelsiz kimlik çatışmalarıyla beslenerek yeni biçimlerde tekrar ortaya çıkmaya başlıyor” uyarısında bulundu.

Parti lideri şuna da dikkat çekti “Bu çatışmanın dağlardan telefon ekranlarına ve sanal platformlara kayması tehlikesi bulunuyor. Zira artık yorumlar, paylaşımlar ve sistematik dijital kampanyalar etrafında dönüyor. Bu kampanyalar, Cezayirlileri eşi benzeri görülmemiş bir sözlü şiddetle birbirine düşürüyor.” Bu şiddetin, ‘silahsız, ancak toplumsal dokunun bütünlüğü için asla sonuçsuz kalmayacak bir savaş’ olarak tanımladığı durumun sonuçlarını hafifletmek için kolektif bir durup düşünme anını gerektirdiğini de söyledi.

Dijital alanda, ahlakı korumak için edebin dayatılmasını talep eden muhafazakâr bir akım ile “ahlaki vesayeti” reddeden kadınlar ve aktivistler ve “Kara On Yıl” boyunca yaşanan “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatanlar arasında keskin bir kutuplaşma ortaya çıktı

Bu uyarının boyutlarını anlamak için Cezayir bilincinde acının büyüklüğünü özetleyen çeşitli adlarla bilinen bu trajik döneme geri dönülmeli. Bu adların en bilinenleri “Kara On Yıl”, “Kan ve Gözyaşı Yılları” ile “Ulusal Trajedi”dir. O dönemde özellikle de 1990'larda, sosyal medya platformları henüz doğmamıştı. Dahası o dönemde büyük krizin kanlı ayrıntıları, dağların zirvelerinde ve mağaralarında, derin ormanlarda ve silahlı çatışmaların kaleleri ve sahneleri haline gelen izole köylerde ve mezralarda yaşanmıştı.

O yıllar ardında korkunç insani, psikolojik ve sosyal kayıplar bıraktı; bu kayıpların derin yaraları, birçok Cezayirlinin bilincinde ve hayal gücünde canlı olarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki hatırlanma ve temsil edilme biçimi iki nesil arasında farklılık gösteriyor; yaşanan dehşetlere tanık olan ve kanlı olayların ayrıntılarını dakika dakika yaşayan bir nesil ile 21. yüzyılda veya krizin son anlarında doğan bir nesil. Bu yeni nesil, o dönemi ancak sözlü tarih, medya ve ebeveynlerinden duydukları bazı birinci elden anlatımlar aracılığıyla tanıyor.

Kimlik mücadelesi

 Çatışma eski savaş alanından sanal alana kayarken, mevcut tartışmanın doğasının ve derinliğinin ikincil önemde konularla ilgili olmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görünüş ve giyimle ilgili mevcut anlaşmazlıklar, göründüğü kadar yüzeysel veya geçici değil.

cxhnmh
5 Eylül 2024'te yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Cezayir'in Oran kentindeki bir meydanda fotoğraf çektiren kadınlar, (AFP)

Bu bağlamda, Cezayir'deki “İyi Yönetim Cephesi”nin Başkanı İsa Belhadi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yüzeyde sosyal veya kültürel gibi görünen bu tartışmalar, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler, anlaşmazlığın sınırları ve toplum içindeki birlikte yaşamanın doğasıyla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor.”

Belhadi, tarihsel hafızanın tuzaklarına karşı uyarıda bulunarak sözlerine şöyle devam etti: “Cezayir, siyasi, entelektüel ve sosyal farklılıklar keskin kutuplaşmaya dönüştüğünde ağır bir bedel ödedi. Bu nedenle, 1990'ların söylemini tarihsel bağlamının dışında kullanmak topluma hizmet etmez, aksine gerilim ve korku ortamı yaratmaya katkıda bulunabilir.”

Ona göre sorun, fikir anlaşmazlıklarının özünde değil, medeni diyalog mekanizmalarının yokluğunda yatıyor; “fikir çeşitliliği toplumu zenginleştirir, ancak gerçek kriz, bu doğal farklılıkları dışlama araçlarına, ihanet ve dinden dönme suçlamalarına ve insanların görünüşlerine, inançlarına veya aidiyetlerine göre sınıflandırılmasına dönüştürüldüğünde, sosyal medya, barışçıl bir arada yaşamayı garanti eden sorumlu diyalog alanı yerine, önyargıların alanı haline geldiğinde başlar ve kötüleşir.”

Hukuki düzenleme çekici ile farkındalık örsü arasında

Bu gergin gerçeklikle karşı karşıya kalındığında, temel ve acil bir soru öne çıkıyor: Bu olgu nasıl ele alınabilir ve tehlikeli sonuçları nasıl sınırlandırılabilir?

Bu kutuplaşma etrafındaki kamuoyu tartışması iki ana seçenek arasında gidip geliyor. Birincisi, dijital kaosu dizginlemek, kışkırtma ve nefret içeren söylemleri suç saymak ve gizliliği korumak için katı ve kararlı yasalar çıkarmayı içeriyor. Bu bağlamda, İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi şunları söyledi: “Hiçbir ülke ne kadar açık olursa olsun, özellikle bu alan kışkırtma, nefret söylemi yayma veya bireylerin onurunu ve gizliliğini ihlal etme aracı haline geldiğinde, dijital alanı kullanımını düzenleyecek yasal bir çerçeve olmadan bırakamaz.” Belhadi, “Bu düzenleme özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine korunmasıdır; çünkü sorumluluk olmadan özgürlük, görüşlerini özgürce ifade edenler de dahil olmak üzere herkese zarar veren bir kaosa dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi, yaptığı açıklamada, “Yüzeyde sosyal bir tartışma gibi görünen şey, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler ve birlikte yaşamayla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor. Bu da 1990'ların tartışmalarını bağlamından kopararak yeniden canlandırabilir, gerilim ve korku atmosferi yaratabilir” dedi

Ancak diğer yandan parti lideri, bu alandaki herhangi bir yasanın, “muhalefeti susturmak veya kamu düzenini sağlama veya koruma bahanesiyle karşıt görüşleri yargılamak için bir araç haline gelmesini önlemek için kesin kurallara tabi olması gerektiğini” belirterek, belirsiz metinlerin genellikle belirtilen amaçlarından çok uzak amaçlar için kullanıldığını gösteren tarihsel deneyime atıfta bulundu. Buradan yola çıkarak Belhadi, bağımsız yargı denetimi altında, eleştiri ile iftira ve anlaşmazlık ile hakaret arasında kesin ayrım yapan, net ilkelere dayalı bir yasal çerçeve hazırlanması çağrısında bulundu.

Hukukun gücünü toplumun olgunluğuyla birleştiren bu dengeli yaklaşıma dayanarak Belhadi, fikir, giyim veya kişisel inanç farklılıklarının asla anavatan için bir tehdit oluşturmadığını, aksine canlılığının ve çoğulculuğunun kesin kanıtı olduğunu vurguladı. Ona göre gerçek tehlike çeşitliliğin kendisinde değil, bazılarının bu çeşitliliği açık bir çatışma alanına dönüştürme çabasında ve başkalarının koşullarını ve geçmişlerini gerçekten bilmeden ön yargılı hükümlerde bulunma kolaylığında yatmaktadır. Ayrıca gençlere doğrudan seslenerek, dijital dünyanın gürültüsünün yurttaşlarından hayali bir düşman yaratmasına izin vermemeleri konusunda da onları uyardı.

fvbgnt
Cezayir'de, 20. yüzyılın başlarından itibaren geleneksel şarkılarıyla ünlü merhum Cezayirli şarkıcı el-Hac Muhammed el-Anka'nın bir duvar resminin önünden geçen insanlar, 15 Eylül 2024 (AFP)

Sözlerini, “Çeşitliliği ve çok yönlü karakteriyle Cezayir, atılması gereken bir yük değil, aksine akıllıca yönetilmesi ve yatırım yapılması gereken büyük bir ulusal varlıktır” diyerek sarsılmaz bir inançla sonlandırdı. Tarihi boyunca en zorlu sınavlardan geçme kudretini ve direncini kanıtlamış olan Cezayir halkının, “bugün de bu hararetli dijital tartışmayı yeni bir krizin başlangıcı değil, kolektif tarihsel büyüme için fırsata dönüştürebileceğine” olan tam güvenini dile getirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.