İran, Etiyopya’da askeri bir denge mi kuruyor?

Addis Ababa, savaşlara yönelik geleneksel yaklaşımını gevşetmezse ısrar, onu topyekûn bir bölgesel savaşı hızlandırmaya götürebilir

18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
TT

İran, Etiyopya’da askeri bir denge mi kuruyor?

18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)

Mana Abdulfettah
El-Fuşka bölgesinde Sudan sınırındaki hava sahasına giren Etiyopya casus uçağının düşürüldüğüne ilişkin haberlerle eş zamanlı olarak İran’ın Etiyopya’ya ‘geçen Kasım ayından bu yana Tigray Kurtuluş Cephesi’ne karşı yürüttüğü savaşta kullanılmak üzere’ insansız hava araçları sağladığı bildirildi. İki olay, Etiyopya’nın savaş bölgesini gerekirse Tigray’dan Sudan’a kadar genişletmeye hazır olduğunu gösteriyor. Öte yandan Etiyopya’nın 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana askeri destekçileri arasında ABD’den Sovyetler Birliği’ne, ardından İsrail’e, Kuzey Kore’ye ve son olarak İran’a yöneldiğini, Addis Ababa’nın geleneksel yaklaşımını sürdürmekte ısrar ettiğini ortaya koyuyor.

Stratejiyi canlandırma
Sonuçlar, bazen kıta ülkelerine nüfuz etme başarısı ve bazen de başarısızlık arasında değişse de İran, Afrika ülkeleriyle iş birliği yapma imkanlarını korudu. İran, bunu Kuzey ve Batı Afrika’da yapmaya çalıştı. El-Kaide ve DEAŞ Batı Afrika bölgesine sızmasaydı İran, Afrika’ya ilişkin bazı planlarında başarılı olurdu. İran açısından Doğu Afrika bölgesi, Suudi Arabistan ve Kızıldeniz’in hayati alanını temsil etmesi dolayısıyla nüfuz etmesi için ek bir avantaja sahip. Etiyopya’ya odaklanma, eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın Afrika Boynuzu’na yönelik stratejisinin yeniden canlandırılması da dahil olmak üzere açık belirleyicileri üstleniyor. Öyle ki Ahmedinejad, İran ve Afrika arasında yoğun ve derin bir iş birliği olması gerektiğini düşünürken, bu yaklaşım, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin açıklamasında da ortaya çıkan ‘dünyayla geniş ve dengeli etkileşim’ vizyonuyla örtüşüyor. Bu durum, İran dış politikasında gerçek bir değişiklik olmayabilir. Daha ziyade radikal akımın eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetini ‘2015’te nükleer anlaşmayı imzalayarak Batı üzerine bahse girmek ve daha sonra 2018’de Donald Trump’ın geri çekilme sonuçlarıyla uğraşmak’ ile suçlama fırsatını kaçırmadığı gerçeğine dayanarak bu eğilim, İran’ı doğuya ve Afrika’daki bölgesel çevresine yönlendirdi. Ruhani hükümeti, 25 yıllık bir anlaşma imzalarken Çin ile ilişkilerini güçlendirmeye başlayıp bu sorunu çözmüş olsa da bu durum, Ruhani hükümetinin Afrika’yı ihmal etmesini affetmedi. Anlaşma, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Ocak 2016’da Tahran’a yaptığı ziyarete ve 27 Mart 2016’a anlaşmayı imzalamasına kadar uzanıyor.
Tahran’ın hırsının ani kazanımlar elde etmekten daha büyük olduğunu göstermek için Addis Ababa’nın bir dizi drone satın almak üzere Tahran ile sözleşme imzaladığı hakkında haberler yayınlandı. Afrika pazarı, büyük ölçüde Çin’e bağımlı. Bu çerçevede İran’ın 25 yıllık anlaşma uyarınca kurmayı planladığı ekonomik bölge, iki ülke arasındaki iş birliği ve diğer bölgesel güçlerin rekabeti için katalizörlerin bir parçası olacak.

Güven bariyeri
İran, Çin ve daha önce de Sovyetler Birliği’ne gelince bu ülkeler, üçüncü dünya ülkeleriyle ilişkilerinde Batı karşıtı duyguları sömürüyorlardı. Geçen yüzyılın yetmişli yıllarına kadar kendisini destekleyen ABD’nin bakış açısına diğer Afrika Boynuzu ülkelerinden daha yakın olması nedeniyle, şu anki durum ise günümüz Etiyopya’sı için farklı. O dönemde daha sonra ilişkiler, Albay Mengistu Haile Mariam liderliğindeki ‘Derg’ Askeri Konseyi yönetimi sırasında zirveye çıktı. Meles Zenawi döneminde tekrar ABD’ye dönen Etiyopya, Haile Mariam Desalegne ve hatta Abiy Ahmed dönemine ulaştı.
Ancak Etiyopya’nın Nahda (Rönesans) Barajı konusundaki uzlaşmazlığı, Tigray ile çatışmasını saran şiddet ve ihlaller, Sudan ile bir sınır çatışması cephesi açması, son dönemde ABD’nin tarihi düşmanı Eritre ile yakınlaşması ve Tigray çatışmasında Eritre güçlerini kullanması gibi son sorunların ortaya çıkmasıyla birlikte tüm bu faktörler, Etiyopya ve ABD arasında bir güven engeli oluşturdu. Bu durum ise sorunlara kabul edilebilir ve tatmin edici bir ABD çözümüne güvenilmemesine neden oldu. Dolayısıyla bu aşamada İran ile iş birliği, Etiyopya dış politikasının temel ilkelerinde bir değişiklik değil, ABD boşluğunu doldurmaya yönelik bir niyet beyanını yansıtıyor.
Etiyopya, ABD yaptırımlarına tabi bir ülke ile iş birliği yaparak uluslararası yasaları ihlal etme korkusuyla İran ile askeri iş birliğinde fazla ileri gitmeyebilir. Nitekim İran, daha önce 2010 yılında Nijerya’nın Lagos şehrinde ele geçirilen bir İran silah sevkiyatı da dahil olmak üzere Afrika’ya silah kaçakçılığı faaliyetleri nedeniyle takip ediliyordu. Bu silahlar, Gambiya’da konuşlanmış Senegalli ayrılıkçı bir milis kuvvetine gidiyordu. Ayrıca 2015’te Kenya’da Batı çıkarlarını hedef almayı amaçlayan bir İran hücresi yakalanmıştı. Tahran ayrıca, 2008 yılında Hartum ile askeri ve güvenlik iş birliği konusunda bir anlaşma imzaladı. Ardından o dönemde İran’ın Gazze Şeridi’ne ve Afrika’nın bazı bölgelerine silah sevkiyatı için bir koridor olarak sınıflandırılan, Sudan üzerinden yürütülen faaliyetlerden biri olarak Haziran 2014’te İran’dan Sudan’a bir silah sevkiyatına el konuldu.

Savaş dinamikleri
Etiyopya askeri harcamaları, ilk olarak, devletin kullanabileceği insan gücünün büyüklüğüne bağlıydı. Etiyopya hükümeti, vatandaşlara Tigray güçlerine karşı savaşa katılma çağrısı yaptı. Tigray ise Etiyopya’nın en büyük ve yoğun nüfuslu bölgesi olan Oromia bölgesinden gelen silahlı kuvvetlerden oluşan ‘Oromo Kurtuluş Ordusu’ ile askeri bir ittifak kurmaya çalıştı. Dış desteğe gelince, ikinci sırada yer alıyor. Etiyopya ve İran, Çin ve Tahran’daki sanayi bölgesi ile iş birliği yaparak yaptırım engelini aşabilir. Zira özellikle İran’ın insansız hava araçları da dahil olmak üzere silahlanma sistemi, eski Çin ve Rus uçaklarının modern teknolojiyle bir klonu ve yeni üretimi sayılıyor.
Bu iki bileşenle Etiyopya, savaşlara yönelik geleneksel yaklaşımını gevşetmezse ısrar, topyekûn bir bölgesel savaşı hızlandırabilir. Özellikle iç cephe, askeri dengeyi Tigrayanlar lehine çeviren sürekli insan ve silah aşınmasına maruz kalabileceğinden dolayı, saldırmaya değil, yalnızca mücadeleye uzanan bir strateji formüle etmeye odaklanabilir.

Güvenli çıkış
Etiyopya hükümetinin eleştirel sesleri seçimlerin ardından sakinleşirken askeri durum, başka bir bölgesel ve uluslararası endişeyle daha çatışıyor. Öyle ki sarsıcı barış anlaşmalarıyla noktalanan tarihi çatışmaların ortasında kalan ülke, tarafların bir an önce barışa kavuşacağının garantisini vermiyor. Kesinliğe yakın şekilde ve büyük ihtimalle Etiyopya’nın askeri seferberlik durumundan geri adım atmayacağı bu varsayıma rağmen Sudan’daki geçiş hükümeti, ‘yaklaşmakta olan bir savaşa hazırlanma’ ve ‘savaşın olmadığı nokta’ arasında bir orta noktada duruyor. Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Etiyopya ile tartışmalı ‘el-Fuşka’ bölgesinde 16 Ağustos’ta düzenlenen 67’inci Sudan Ordu Günü’nde ‘toprakların geri kalanını müzakere ya da başka seçeneklerle özgürleştirme’ taahhüdünde bulundu. Bu taahhüt sonrasında Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, “Tüm taraflarla Etiyopya için güvenli bir çıkış arayışındayız. Durmayacağız ve oranın çöküşüne izin vermeyeceğiz” dedi. Ancak geçiş hükümetinin, İran silahlarının desteklediği Etiyopya hamlelerini ve bölgeye getirebilecekleri yıkımı ciddiye alıp almadığı bilinmiyor.

Yolu açma
İran, bir dönem deniz geçitleri oluşturmak için Sudan, Eritre ve Cibuti ile ilişkilerini güçlendirmekle ilgilendi ve deniz yolu kapalı olan Etiyopya’dan uzaklaştı. Bu durum, Eritre ile olan savaşında ABD ve İsrail’in Etiyopya’ya desteğine katkıda bulunurken, İran ise Eritre’nin yanında yer aldı. Ancak Tahran’ın üç ülkeden herhangi biriyle ilişkisi fazla ileriye gitmedi ve nihayetinde İran, Etiyopya ile iş birliğine geri döndü. Etiyopya’nın artık daha fazla silaha ihtiyacı bulunuyor. New York Times’ın haberine göre bu yılın Şubat ayında İran, Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ve daha sonra İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin öldürülmesine misilleme olarak ABD ve İsrail çıkarlarını hedef almak için Afrika’daki uyuyan hücrelerini harekete geçirmeye başladı.
Etiyopya, Tigray Kurtuluş Cephesi’nin başkent Mekelle’ye girerek elde ettiği kazanımlara ve Sudan ordusunun el-Fuşka bölgesini geri almasına karşı koymak için bu yönde hızlı hareket edebilir. Mevcut Etiyopya kuvvetleri, Afrika Boynuzu’nda bulunan en güçlü ordular arasındaki saflarından geri çekilmelerine rağmen hafife alınmıyor ve bununla birlikte Tigray Cephesi çatışmayı kazanmanın bir yolunu bulmaya çalıştıkça bu kuvvetlerin ihtiyacı artıyor. Bu durum, her iki taraf için de bir güdüye dönüştü. Etiyopya federal güçlerinin hatalarının en başında ise savaş amaçlarını saran belirsizlik, şeffaflık eksikliği ve Eritre güçlerine başvurmaları sonrasında bunu geç dile getirmeleri yer alıyor. Öte yandan Etiyopya, sonuçları ne olursa olsun iç ve Sudan’la olan çatışmada kısmi başarısızlığı göz ardı ederek ordusunu yeniden silahlandırmayı gerçekten başarırsa, tüm bu hatalar ortadan kalkabilir.
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
TT

Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla

Abdullah Faysal Al Rabah

Amerikan başkanlığı, özünde, devletin bürokratik kurumları ile siyasi tarihe iz bırakmayı amaçlayan kişisel bir iradeyle somutlaşan başkanın bireysel vizyonu arasında sürekli bir mücadeleyi temsil eder. Bu mücadele sadece bir görüş ayrılığı değildir; aksine, özünde iki güç tarzı arasındaki bir rekabeti yansıtır. O güçler de hassas kurumsal kâr ve zarar hesaplarına dayanan rasyonel, yasalcı bir güç ile gelenekleri yıkmaya ve hesaplı riskler alma yoluyla gerçekliği yeniden şekillendirmeye eğilimli karizmatik bir güçtür.

Donald Trump döneminde, denge açıkça ikinci tarz lehine kaymış gibi görünüyor. Zira Washington, on yıllardır dış politikasını karakterize eden stratejik temkinlilik alanından, ABD'nin yüksek çıkarlarını ve sınırlarını yeniden tanımlayan proaktif, şok edici eylemler alanına geçiş yapmış bulunuyor.

Bugün Amerikan dış politikasında tanık olduğumuz değişim, Beyaz Saray'daki başkanın kimliğindeki değişiklikle sınırlı değil; istihbarat ve saha risklerinin değerlendirilme biçiminde ve tolerans sınırlarında yapısal bir devrimi yansıtıyor. Önceki yönetimler başarısızlığın sonuçlarından ve bunun başkanın siyasi geleceği ve ulusun prestiji üzerindeki etkisinden korkarken, mevcut yönetim jeopolitik çıkmazı kırmanın temel yolu olarak şok taktiklerini benimseyerek yüksek riskli bir kumar oynamaya daha yatkın görünüyor. Bu makale, Amerikan başkanlığının elini kolunu bağlayan geçmişteki başarısızlıklar ile küresel güç dengesinde ulusal çıkar kavramını yeniden şekillendiren mevcut başarılar arasında derinlemesine bir tarihsel karşılaştırma yaparak bu doktrini çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Başarısızlığın acısı ve Kennedy ile Carter'ın gölgeleri

Büyük Amerikan istihbarat operasyonları tarihi, on yıllarca Washington’daki politika yapıcılarının bilincini şekillendiren sert derslerin ağır bir kaydını sunmaktadır; zira ABD'nin yaşadığı kayıplar başkanlar üzerinde derin bir olumsuz etki bırakmıştır. 1961'e geri döndüğümüzde, John F. Kennedy'nin aslında selefi Dwight Eisenhower'ın yönetimi sırasında formüle edilmiş bir istihbarat planını miras alıp uyguladığını, ancak Küba'daki Domuzlar Körfezi çıkarmasının başarısızlığının bedelini hem iç hem de uluslararası alanda kendisinin ödediğini görüyoruz. Bu operasyonun başarısızlığı sadece sahada askeri bir geri adım değil, Soğuk Savaş'ın zirvesinde Amerikan başkanlığının prestijine doğrudan bir darbe oldu. O dönemde istihbarat hesaplarında yapılan bu hata, Kennedy'yi dünya önünde utanç verici bir savunma pozisyonuna soktu ve daha sonra Sovyetleri Küba Füze Krizi'nde Washington'un sınırlarını test etmeye cesaretlendirdi.

sdvds
Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında patlak veren gösterilerde Kübalı ve Amerikalı Castro destekçileri ile muhalifleri arasında çıkan çatışmalar, New York, 19 Nisan 1961 (AFP)

Aynı dramatik sahne, 1980'de Tahran'daki Amerikalı rehineleri kurtarmak için düzenlenen Kartal Pençesi Operasyonu sırasında Jimmy Carter’ın da başına geldi. Bu sadece teknik olarak başarısız bir girişim değil, aynı zamanda askeri ve bürokratik kurumun değişen saha koşullarına uyum sağlayamaması durumunun bir tezahürüydü. Tabas çölündeki enkaz görüntüleri, liderliğin başarısızlığının bir simgesi haline geldi. Carter, vatandaşlarını korumakta başarısız olan bir süper gücü yöneten zayıf bir başkan olarak görüldü ve bu da Ronald Reagan karşısında ezici bir yenilgi almasına neden oldu. Bu tarihi başarısızlıklar, “istihbarat başarısızlığı kompleksi” olarak adlandırılabilecek bir durum yarattı ve bu da sonraki birçok başkanın, siyasi ve ahlaki yıpranma tuzağından korkarak, cesur saha operasyonları yerine karmaşık diplomatik çözümleri tercih etmesine yol açtı.

Trump dönemindeki yaklaşım, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdıBuna karşılık, Trump'ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu kaçırma operasyonu, başarısızlık mirasıyla dolu bu tarihi kalıbı kırdı. Trump'ın giriştiği macera, Domuz Körfezi veya Kartal Pençesi Operasyonu kadar felaketle sonuçlanabilecek bir başarısızlık potansiyeli taşıyordu. Amerikan can kayıpları veya operasyonun başarısızlığı, siyasi kaderine Kennedy ve Carter'ın peşini bırakmayan aynı gölgeyi düşürebilirdi. Buna karşılık operasyonun başarısı, modern istihbarat hesaplarının doğruluğunda temel bir değişimi ortaya koydu; bu hesaplar artık önceki on yıllarda mevcut olanlardan çok daha fazla teknolojik araca ve insan kaynağına sahip. Bu nedenle Trump, hızlı ve nokta bir vuruşla başarısızlık korkusunun üstesinden gelmeyi seçti ve oynadığı kumarı Latin Amerika'daki güç dengesini yeniden şekillendiren stratejik bir başarıya dönüştürdü.

Gece Yarısı Çekici ve nükleer egemenliğin riskleri

Taktik operasyonlardan varoluşsal krizlerle başa çıkmaya geçiş, 1962 Küba Füze Krizi ile 2025'te zirveye ulaşan İran nükleer programı krizi arasında neredeyse kaçınılmaz bir karşılaştırmayı gerektiriyor.

dsfvdf
1961 Nisan'ında Küba'nın güney kıyısındaki Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında yaklaşık 1500 Castro karşıtı müttefikin Playa Giron plajına çıkarma yapmasının ardından ele geçirilen ABD yapımı silahların yanında duran bir Küba askeri (Reuters)

Kennedy döneminde, ABD yönetimi, tam teşekküllü bir nükleer çatışmaya kaymayı önleyecek dikkatlice ayarlanmış bir çevreleme politikasıyla krizi yönetmeye çalışarak ince bir çizgide yürüdü. Amaç, karşılıklı olarak füzeleri geri çekme anlaşmasında olduğu gibi, doğrudan çatışmaya başvurmadan ulusal güvenliği garanti altına alacak, itibarı koruyacak bir uzlaşmaya varmaktı.

Trump dönemindeki yaklaşımsa, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdı. Washington artık kademeli çevreleme veya kırılgan izleme anlaşmaları arayışında değil; bunun yerine, düşmanın niteliksel gücünü felç ederek tehdidin kökünü kurutma stratejisine geçiş yaptı. Askeri doktrindeki bu niteliksel değişim, Harry Truman'ın çatışmanın tüm seyrini değiştirecek kesin bir eylem olarak, Japonya'ya karşı nükleer silah kullanma kararını aldığı zamanki yaklaşımını hatırlatıyor.

2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen, hesaplı riskin, ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor

Trump'ın bu bağlamdaki maceraları, Truman'ın izlediği savunmacı maceracılığa benzetilebilir; her ikisi de uzun ve maliyetli bir yıpratma savaşını, geri dönüşü zor olacak yeni bir gerçeklik dayatan şok edici bir eylemle sona erdirmeyi amaçladı. Truman, yıkıcı bir dünya savaşını sona erdirmek ve Japonya'ya yapılacak bir kara işgalinde yüz binlerce Amerikan askerinin kaybını önlemek için nükleer silah kullanma yoluna gitti. Buna karşılık Trump, İran nükleer tehdidini etkisiz hale getiren ve Ortadoğu'da on yıllardır süren, ABD Hazinesine milyarlarca dolara mal olan jeopolitik yıpranmaya son veren yeni bir stratejik gerçekliği dayatmak için Gece Yarısı Çekici Operasyonunu düzenledi. Her ikisi de, beklemeye daha fazla tahammülü kalmayan yüksek Amerikan çıkarları adına siyasi ve kurumsal tabuları yıktı.

Ancak aralarındaki temel fark, Truman'ın kesin bir zafer ve konvansiyonel teslimiyetle sonuçlanan deklare edilmiş ve kapsamlı bir savaş bağlamında hareket etmesi, Trump'ın ise resmi bir teslimiyeti beklemeden düşmana stratejik felci dayatmayı ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan gri çatışmalar alanında hareket etmesidir. Bu durum, istihbarat hesaplarının başarısını, öngörülemeyen bir bölgesel felakete doğru kaymayı önlemede çok önemli bir unsur haline getiriyor.

Obama'nın mirasından kopuş ve 2026 gerilimi

 İran dosyasındaki 2026 gerilimi ile 2015 anlaşması arasındaki karşılaştırma, uluslararası ilişkilerde gücün rolüne dair anlayışta derin bir uçurumu açığa çıkarıyor. Obama, gücü diplomatik süreci desteklemek için son çare olarak görürken, Trump onu nükleer tehdidi kökünden ortadan kaldıran yeni bir diplomatik gerçekliği dayatmak için birincil, hatta bazen tek araç olarak ele alıyor. Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında yapılması beklenen İstanbul görüşmeleri hazırlıklarıyla aynı zamana denk gelen bu tarihi değişim, ABD'yi, çözümsüz krizleri çözmek için kararlı eylemi tercih edilen yöntem olarak gören, küresel hiyerarşinin tepesinde kalmanın bedeli olarak hesaplı bir risk sayan Harry Truman mirasına geri döndürüyor.

fd
ABD'nin 33. Başkanı Harry Truman (1884-1972), 1945'te başkent Washington'da medyaya hitap ediyor (AFP)

Sosyolojik bir bakış açısıyla, Amerikan siyasi figüründe, ortak çıkarları koordine etmeye çalışan uluslararası yöneticiden, müzakere masasına oturmadan önce hegemonyayı dayatmayı ve sahadaki gerçekliği değiştirmeyi amaçlayan ulusal lidere doğru bir dönüşüm gözlemliyoruz. Bu değişim, Amerikan siyasi kurumunun ulusal çıkar kavramını anlama biçimindeki bir değişikliği yansıtıyor. Tavizlerden kaynaklanan geçici istikrar artık amaç değil; aksine, nihai hedef, kalıcı üstünlüğü garanti eden kesin bir stratejik zaferdir. Bu tırmandırmada istihbarat hesaplarının hassasiyeti, teknik bilgi toplamanın ötesine geçerek, nokta saldırıların düşman başkentlerindeki güç yapılarına yönelik etkisini anlama yoluyla düşmanların davranışlarının analizini de içerecek şekilde genişledi.

Sonuç olarak, 2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen hesaplı riskin, hızlanan teknolojik ve nükleer silahlanma yarışının ortasında ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor.

Karizmatik liderliğin sosyolojisi ve ulusal çıkarlar

Bu değişim, liderliğin sosyolojik boyutunu dikkate almadan anlaşılamaz. Trump, istihbarat ve askeri bürokrasiye meydan okuyan ve onu büyük hedeflere engel olarak gören bir lider modelini yeniden canlandırıyor. Kennedy ve Carter örneklerinde, kurum başkanı kontrol etti ve emellerinin sınırlarını belirledi; bu da sonuçta sorumluluğun dağılmasından kaynaklanan başarısızlıklara yol açtı. Trump döneminde ise karar alma merkezileştirildi ve maceracı kişiliğiyle iç içe geçmiş olsa da, bu durum istihbarat kuruluşunu, liderliğin direktiflerini desteklemek için en doğru değerlendirmeleri sağlamak zorunda kaldığı bir konuma getiriyor.

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi

Bu liderlik tarzı, ABD'nin yüksek çıkarları kavramını temelden değiştiriyor; uzun vadeli kurumsal uzlaşmanın ürünü olmak yerine, başkan tarafından dayatılan ve tüm sorumluluğunu üstlendiği stratejik bir vizyon haline geliyor. Trump'ın Maduro'yu devirmedeki veya “Gece Yarısı Çekici” ile rakiplerinin nükleer yeteneklerini felç etmedeki başarısı, karmaşık diplomatik vaatlerden ziyade somut sonuçları tercih etme eğiliminde olan Amerikan kamuoyunun gözünde bu liderlik tarzının meşruiyetini güçlendiriyor. Ancak sürdürülebilirlik soruları devam ediyor. Hesaplar ne kadar hassas olursa olsun, bir macera her zaman bir maceradır ve can kayıpları -eğer meydana gelirse- karizmatik bir kahramanı bir anda istenmeyen bir başkana dönüştürebilir.

Peki sonra ne olacak?

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, geleneksel kurumların rutininden çok uzak, şok edici eylemlere ve hızlı sonuçlara dayalı yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi. Bununla beraber bu yaklaşım, uluslararası düzenin geleceği için büyük zorlukları da içinde taşıyor. Proaktif maceraları gerçekleştirirken istihbarat hesaplarının doğruluğuna aşırı güvenmek, geçmişte büyük çatışmaları önleyen güvenceleri zayıflatabilir.

cdvfdv
Eylül 1945'te çekilen bir arşiv fotoğrafı, daha sonra tarihi bir dönüm noktası olarak korunan, Atom Bombası Kubbesi olarak bilinen Hiroşima Bölgesel Sanayi Geliştirme Binası'nın kalıntılarını gösteriyor (AFP)

Bugün dünya, Washington'un egemenlik ve güç kavramlarını yeniden tanımlamasını izliyor; artık mesele sadece çıkarları korumakla ilgili değil, tarihin seyrini saatler içinde değiştiren nokta operasyonlarla bunları dayatmakla ilgili.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Trump yönetiminin 2026'da benimsediği kesin sonuç doktrini, uluslararası topluma yeni bir gerçeklik sunuyor; burada stratejik ihtiyat zayıflıkla eş anlamlı hale gelirken, maceracılık, istenen sonuçlara ulaşıldığı ve önceki başkanları deviren ağır insani kayıplardan kaçınıldığı sürece, siyasi dehanın bir işareti olarak görülüyor.

ABD'nin sadece krizleri yönetmekle kalmayıp, onları tasfiye etmeye çalıştığı tarihi bir dönüm noktasındayız. Bu, hem fırsatlar hem de tehlikelerle dolu ve istihbarat camiasının, oyunun kurallarının sonsuza dek değiştiğini fark eden rakiplere karşı doğruluğunu koruyabilme yeteneğine bağlı bir süreçtir.


İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin ‘nükleer haklarına’ bağlılığını yineleyerek diyaloğa hazır olduklarını, ancak ‘baskı ve dayatmalara boyun eğmeyeceklerini’ söyledi. Pezeşkiyan, ABD ve Avrupa ülkelerini ‘baskı politikaları’ izlemek ve nükleer çerçevenin ötesine geçen şartlar dayatmakla suçladı.

Pezeşkiyan, 1979 Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla Tahran’daki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, ‘hegemon güçler’ olarak nitelediği ABD ve bazı Avrupa ülkelerini eleştirdi. Söz konusu ülkeleri devrimin ilk günlerinden bu yana İran’ı zayıflatmaya çalışmakla suçlayan Pezeşkiyan, ‘kışkırtma, ayrılık çıkarma ve darbe planları’ iddiasında bulundu.

İran’da devrimin yıl dönümü etkinlikleri, resmî kurumların geniş çaplı çağrı ve seferberliğiyle başladı. Devlet televizyonu, ülke genelindeki kutlamaları aktarırken, Tahran’da bulunan Azadi Meydanı’ndaki ana töreni canlı yayımladı. Törende Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), balistik füzeler, Paveh seyir füzesi ve Şahid tipi kamikaze insansız hava aracını (İHA) sergiledi.

dv ds
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen devrimi anma töreninde balistik füzeler sergilendi. (EPA)

Devrimin yıl dönümü, bölgede karşılıklı tehditler ve artan askerî gerilim eşliğinde, müzakere sürecini yeniden canlandırmaya yönelik bölgesel ve uluslararası diplomatik girişimlerin yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor.

Pezeşkiyan konuşmasında, Umman arabuluculuğunda yürütülen nükleer müzakerelere odaklandı. İran’ın nükleer silah edinme hedefi olmadığını savunan Pezeşkiyan, ülkesinin uluslararası hukuk ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) çerçevesinde denetim mekanizmalarına tabi olmaya hazır olduğunu söyledi. İran’ın barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkına sahip olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, bu hakkın ‘müzakereye açık olmadığını’ ifade etti ve Tahran’ın ‘uluslararası hukuk çerçevesinde’ ve egemenlik ilkelerini aşmadan diyaloğa hazır olduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, olası müzakerelerin liderlik ve rejim kurumları tarafından belirlenen ‘kırmızı çizgiler’ çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini kaydederek, İran’ın ‘siyasi ve ekonomik baskılara boyun eğmeyeceğini’ dile getirdi. Washington ve bazı Avrupa başkentlerinin inşa ettiğini söylediği ‘güvensizlik duvarının’ hızlı bir uzlaşıyı engellediğini öne süren Pezeşkiyan, ABD’nin ‘aşırı taleplerinin’ görüşmelerin ilerlemesini zorlaştırdığını savundu. Ayrıca ‘hegemon güçleri’, müzakere kapsamını nükleer dosyanın ötesine taşımaya çalışmakla suçladı.

Pezeşkiyan, İran’ın mevcut zorlukları ‘ulusal dayanıklılıkla’ ve Dini Lider Ali Hamaney’in rehberliğinde aşacağını belirtti. Bu ifadeler, söz konusu dosyada nihai kararın ülkenin üst düzey liderliğinin yönlendirmeleriyle uyumlu olacağı mesajı olarak değerlendirildi.

xcsdvfgr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törene katılan İranlılar (AP)

Pezeşkiyan, ilgili açıklamalarında ülkesinin uluslararası izolasyonu kırmak amacıyla çok taraflı platformlardaki angajmanını ve ‘ortaklıklarını genişletmeyi’ hedeflediğini belirtti. İran’ın BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi oluşumlara katıldığını hatırlatan Pezeşkiyan, Avrasya Birliği ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) gibi bölgesel çerçevelerde iş birliğinin güçlendirildiğini ifade etti. Bu adımların Batı ile gergin seyreden ilişkiler karşısında kısmi bir alternatif sunduğunu ve İran’ın pazarlarını genişletmesine, yaptırımların etkisini hafifletmesine imkân tanıdığını söyledi.

Pezeşkiyan, komşu ülkelerle ilişkilerin öncelikli olduğunu vurgulayarak, İslam ülkeleri ve bölge devletleriyle bağların geliştirilmesinin dış politikanın temel eksenini oluşturduğunu ve stratejik bir tercih olduğunu dile getirdi. Çeşitli bölge başkentleriyle temas ve koordinasyon içinde olduklarını belirten Pezeşkiyan, bölgesel sorunların ‘bölge ülkeleri tarafından ve dış müdahale olmaksızın’ çözülmesi gerektiğini savundu.

Buna karşın, Tahran’ın somut bir ekonomik açılım sağlamasının, nükleer dosyadaki gelişmelere ve Batı yaptırımlarına bağlı olmaya devam ettiği değerlendiriliyor. Yaptırımlar, ülkenin mali ve yatırım alanındaki hareket alanını belirleyen temel unsur olmayı sürdürüyor.

Devrimin yıl dönümü kutlamaları, bir ay önce yaşanan ve insan hakları örgütlerine göre binlerce kişinin öldüğü ya da yaralandığı geniş çaplı protestoların ardından geldi. Söz konusu gösteriler, güvenlik güçlerinin kapsamlı müdahalesiyle bastırılmıştı.

Pezeşkiyan, son protestolara da değinerek hükümetin ‘barışçıl itirazı memnuniyetle karşıladığını’ ve bunu meşru bir hak olarak gördüğünü, ancak ‘şiddet, sabotaj ve yabancı müdahale çağrılarını’ kabul etmediğini söyledi. Son olayları ‘acı verici’ olarak niteleyen Pezeşkiyan, can kayıpları ve zararların yaşandığını ifade etti.

İran’ın İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana dış baskılar ve zayıflatma girişimleriyle karşı karşıya kaldığını savunan Pezeşkiyan, hegemon güçleri iç krizleri istismar ederek ülkenin istikrarını hedef almakla suçladı. Bu politikaların İran halkının özgüvenini sarsmayı ve ülkenin ilerleyişini engellemeyi amaçladığını ileri sürdü.

Ulusal birliğin korunmasının, gerek yaptırımlar gerek iç gerilimler karşısında öncelik taşıdığını belirten Pezeşkiyan, hükümetin zarar gören herkese karşı sorumlu olduğunu ifade etti. İç bölünmelerin derinleştirilmesinin ‘yalnızca ülkenin düşmanlarına hizmet edeceği’ uyarısında bulundu.

dfrfr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törenden (AP)

Pezeşkiyan, ekonomik yetersizlikler nedeniyle özür dileyerek hükümetin toplumsal hoşnutsuzluğa yol açan ekonomik ve sosyal sorunları çözmek için çalıştığını söyledi. Vatandaşların yaşam koşullarının iyileştirilmesinin hükümet için ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, ülkenin artan mali baskılar, düşen alım gücü ve enerji, bankacılık ve dış ticaret sektörlerini etkileyen Batı yaptırımlarıyla karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekti.

Son günlerde yetkililer, yıl dönümü etkinliklerine katılım çağrılarını artırarak medya ve organizasyon kampanyalarını yoğunlaştırdı. Resmi makamlar, söz konusu günü ‘dış baskı ve tehditlere karşı bir mesaj’ olarak nitelendirirken, son dönemde yaşanan protestolar bağlamında da etkinliklerin mevcut zorluklar karşısında rejime yönelik halk desteğini yansıttığını belirtti.

Devlet medyası, hükümetin organize ettiği yürüyüşlere katılan bakanlar, milletvekilleri ve güvenlik yetkilileri ile kamuoyunda tanınan isimlerin görüntü ve videolarını yayımladı.


Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
TT

Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov bugün yaptığı açıklamada, Batı'nın Grönland'daki askeri varlığını güçlendirmesi halinde, Moskova'nın askeri önlemler de dahil olmak üzere “karşı önlemler” alacağını söyledi.

Lavrov, Rus parlamentosunda yaptığı konuşmada, “Grönland'ın militarize edilmesi ve Rusya'ya karşı askeri kapasite oluşturulması durumunda, askeri ve teknik önlemler de dahil olmak üzere uygun karşı önlemleri alacağız” dedi.

Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ikinci dönemine başladığından beri, güvenlik nedenleriyle Washington'un Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan mineral zengini stratejik adayı kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.

Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile ABD'nin etkisini artırmak için bir “çerçeve” anlaşması yaptığını açıkladıktan sonra, geçen ay Grönland'ı ele geçirme tehdidinden vazgeçti.