İran, Etiyopya’da askeri bir denge mi kuruyor?

Addis Ababa, savaşlara yönelik geleneksel yaklaşımını gevşetmezse ısrar, onu topyekûn bir bölgesel savaşı hızlandırmaya götürebilir

18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
TT

İran, Etiyopya’da askeri bir denge mi kuruyor?

18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)

Mana Abdulfettah
El-Fuşka bölgesinde Sudan sınırındaki hava sahasına giren Etiyopya casus uçağının düşürüldüğüne ilişkin haberlerle eş zamanlı olarak İran’ın Etiyopya’ya ‘geçen Kasım ayından bu yana Tigray Kurtuluş Cephesi’ne karşı yürüttüğü savaşta kullanılmak üzere’ insansız hava araçları sağladığı bildirildi. İki olay, Etiyopya’nın savaş bölgesini gerekirse Tigray’dan Sudan’a kadar genişletmeye hazır olduğunu gösteriyor. Öte yandan Etiyopya’nın 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana askeri destekçileri arasında ABD’den Sovyetler Birliği’ne, ardından İsrail’e, Kuzey Kore’ye ve son olarak İran’a yöneldiğini, Addis Ababa’nın geleneksel yaklaşımını sürdürmekte ısrar ettiğini ortaya koyuyor.

Stratejiyi canlandırma
Sonuçlar, bazen kıta ülkelerine nüfuz etme başarısı ve bazen de başarısızlık arasında değişse de İran, Afrika ülkeleriyle iş birliği yapma imkanlarını korudu. İran, bunu Kuzey ve Batı Afrika’da yapmaya çalıştı. El-Kaide ve DEAŞ Batı Afrika bölgesine sızmasaydı İran, Afrika’ya ilişkin bazı planlarında başarılı olurdu. İran açısından Doğu Afrika bölgesi, Suudi Arabistan ve Kızıldeniz’in hayati alanını temsil etmesi dolayısıyla nüfuz etmesi için ek bir avantaja sahip. Etiyopya’ya odaklanma, eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın Afrika Boynuzu’na yönelik stratejisinin yeniden canlandırılması da dahil olmak üzere açık belirleyicileri üstleniyor. Öyle ki Ahmedinejad, İran ve Afrika arasında yoğun ve derin bir iş birliği olması gerektiğini düşünürken, bu yaklaşım, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin açıklamasında da ortaya çıkan ‘dünyayla geniş ve dengeli etkileşim’ vizyonuyla örtüşüyor. Bu durum, İran dış politikasında gerçek bir değişiklik olmayabilir. Daha ziyade radikal akımın eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetini ‘2015’te nükleer anlaşmayı imzalayarak Batı üzerine bahse girmek ve daha sonra 2018’de Donald Trump’ın geri çekilme sonuçlarıyla uğraşmak’ ile suçlama fırsatını kaçırmadığı gerçeğine dayanarak bu eğilim, İran’ı doğuya ve Afrika’daki bölgesel çevresine yönlendirdi. Ruhani hükümeti, 25 yıllık bir anlaşma imzalarken Çin ile ilişkilerini güçlendirmeye başlayıp bu sorunu çözmüş olsa da bu durum, Ruhani hükümetinin Afrika’yı ihmal etmesini affetmedi. Anlaşma, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Ocak 2016’da Tahran’a yaptığı ziyarete ve 27 Mart 2016’a anlaşmayı imzalamasına kadar uzanıyor.
Tahran’ın hırsının ani kazanımlar elde etmekten daha büyük olduğunu göstermek için Addis Ababa’nın bir dizi drone satın almak üzere Tahran ile sözleşme imzaladığı hakkında haberler yayınlandı. Afrika pazarı, büyük ölçüde Çin’e bağımlı. Bu çerçevede İran’ın 25 yıllık anlaşma uyarınca kurmayı planladığı ekonomik bölge, iki ülke arasındaki iş birliği ve diğer bölgesel güçlerin rekabeti için katalizörlerin bir parçası olacak.

Güven bariyeri
İran, Çin ve daha önce de Sovyetler Birliği’ne gelince bu ülkeler, üçüncü dünya ülkeleriyle ilişkilerinde Batı karşıtı duyguları sömürüyorlardı. Geçen yüzyılın yetmişli yıllarına kadar kendisini destekleyen ABD’nin bakış açısına diğer Afrika Boynuzu ülkelerinden daha yakın olması nedeniyle, şu anki durum ise günümüz Etiyopya’sı için farklı. O dönemde daha sonra ilişkiler, Albay Mengistu Haile Mariam liderliğindeki ‘Derg’ Askeri Konseyi yönetimi sırasında zirveye çıktı. Meles Zenawi döneminde tekrar ABD’ye dönen Etiyopya, Haile Mariam Desalegne ve hatta Abiy Ahmed dönemine ulaştı.
Ancak Etiyopya’nın Nahda (Rönesans) Barajı konusundaki uzlaşmazlığı, Tigray ile çatışmasını saran şiddet ve ihlaller, Sudan ile bir sınır çatışması cephesi açması, son dönemde ABD’nin tarihi düşmanı Eritre ile yakınlaşması ve Tigray çatışmasında Eritre güçlerini kullanması gibi son sorunların ortaya çıkmasıyla birlikte tüm bu faktörler, Etiyopya ve ABD arasında bir güven engeli oluşturdu. Bu durum ise sorunlara kabul edilebilir ve tatmin edici bir ABD çözümüne güvenilmemesine neden oldu. Dolayısıyla bu aşamada İran ile iş birliği, Etiyopya dış politikasının temel ilkelerinde bir değişiklik değil, ABD boşluğunu doldurmaya yönelik bir niyet beyanını yansıtıyor.
Etiyopya, ABD yaptırımlarına tabi bir ülke ile iş birliği yaparak uluslararası yasaları ihlal etme korkusuyla İran ile askeri iş birliğinde fazla ileri gitmeyebilir. Nitekim İran, daha önce 2010 yılında Nijerya’nın Lagos şehrinde ele geçirilen bir İran silah sevkiyatı da dahil olmak üzere Afrika’ya silah kaçakçılığı faaliyetleri nedeniyle takip ediliyordu. Bu silahlar, Gambiya’da konuşlanmış Senegalli ayrılıkçı bir milis kuvvetine gidiyordu. Ayrıca 2015’te Kenya’da Batı çıkarlarını hedef almayı amaçlayan bir İran hücresi yakalanmıştı. Tahran ayrıca, 2008 yılında Hartum ile askeri ve güvenlik iş birliği konusunda bir anlaşma imzaladı. Ardından o dönemde İran’ın Gazze Şeridi’ne ve Afrika’nın bazı bölgelerine silah sevkiyatı için bir koridor olarak sınıflandırılan, Sudan üzerinden yürütülen faaliyetlerden biri olarak Haziran 2014’te İran’dan Sudan’a bir silah sevkiyatına el konuldu.

Savaş dinamikleri
Etiyopya askeri harcamaları, ilk olarak, devletin kullanabileceği insan gücünün büyüklüğüne bağlıydı. Etiyopya hükümeti, vatandaşlara Tigray güçlerine karşı savaşa katılma çağrısı yaptı. Tigray ise Etiyopya’nın en büyük ve yoğun nüfuslu bölgesi olan Oromia bölgesinden gelen silahlı kuvvetlerden oluşan ‘Oromo Kurtuluş Ordusu’ ile askeri bir ittifak kurmaya çalıştı. Dış desteğe gelince, ikinci sırada yer alıyor. Etiyopya ve İran, Çin ve Tahran’daki sanayi bölgesi ile iş birliği yaparak yaptırım engelini aşabilir. Zira özellikle İran’ın insansız hava araçları da dahil olmak üzere silahlanma sistemi, eski Çin ve Rus uçaklarının modern teknolojiyle bir klonu ve yeni üretimi sayılıyor.
Bu iki bileşenle Etiyopya, savaşlara yönelik geleneksel yaklaşımını gevşetmezse ısrar, topyekûn bir bölgesel savaşı hızlandırabilir. Özellikle iç cephe, askeri dengeyi Tigrayanlar lehine çeviren sürekli insan ve silah aşınmasına maruz kalabileceğinden dolayı, saldırmaya değil, yalnızca mücadeleye uzanan bir strateji formüle etmeye odaklanabilir.

Güvenli çıkış
Etiyopya hükümetinin eleştirel sesleri seçimlerin ardından sakinleşirken askeri durum, başka bir bölgesel ve uluslararası endişeyle daha çatışıyor. Öyle ki sarsıcı barış anlaşmalarıyla noktalanan tarihi çatışmaların ortasında kalan ülke, tarafların bir an önce barışa kavuşacağının garantisini vermiyor. Kesinliğe yakın şekilde ve büyük ihtimalle Etiyopya’nın askeri seferberlik durumundan geri adım atmayacağı bu varsayıma rağmen Sudan’daki geçiş hükümeti, ‘yaklaşmakta olan bir savaşa hazırlanma’ ve ‘savaşın olmadığı nokta’ arasında bir orta noktada duruyor. Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Etiyopya ile tartışmalı ‘el-Fuşka’ bölgesinde 16 Ağustos’ta düzenlenen 67’inci Sudan Ordu Günü’nde ‘toprakların geri kalanını müzakere ya da başka seçeneklerle özgürleştirme’ taahhüdünde bulundu. Bu taahhüt sonrasında Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, “Tüm taraflarla Etiyopya için güvenli bir çıkış arayışındayız. Durmayacağız ve oranın çöküşüne izin vermeyeceğiz” dedi. Ancak geçiş hükümetinin, İran silahlarının desteklediği Etiyopya hamlelerini ve bölgeye getirebilecekleri yıkımı ciddiye alıp almadığı bilinmiyor.

Yolu açma
İran, bir dönem deniz geçitleri oluşturmak için Sudan, Eritre ve Cibuti ile ilişkilerini güçlendirmekle ilgilendi ve deniz yolu kapalı olan Etiyopya’dan uzaklaştı. Bu durum, Eritre ile olan savaşında ABD ve İsrail’in Etiyopya’ya desteğine katkıda bulunurken, İran ise Eritre’nin yanında yer aldı. Ancak Tahran’ın üç ülkeden herhangi biriyle ilişkisi fazla ileriye gitmedi ve nihayetinde İran, Etiyopya ile iş birliğine geri döndü. Etiyopya’nın artık daha fazla silaha ihtiyacı bulunuyor. New York Times’ın haberine göre bu yılın Şubat ayında İran, Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ve daha sonra İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin öldürülmesine misilleme olarak ABD ve İsrail çıkarlarını hedef almak için Afrika’daki uyuyan hücrelerini harekete geçirmeye başladı.
Etiyopya, Tigray Kurtuluş Cephesi’nin başkent Mekelle’ye girerek elde ettiği kazanımlara ve Sudan ordusunun el-Fuşka bölgesini geri almasına karşı koymak için bu yönde hızlı hareket edebilir. Mevcut Etiyopya kuvvetleri, Afrika Boynuzu’nda bulunan en güçlü ordular arasındaki saflarından geri çekilmelerine rağmen hafife alınmıyor ve bununla birlikte Tigray Cephesi çatışmayı kazanmanın bir yolunu bulmaya çalıştıkça bu kuvvetlerin ihtiyacı artıyor. Bu durum, her iki taraf için de bir güdüye dönüştü. Etiyopya federal güçlerinin hatalarının en başında ise savaş amaçlarını saran belirsizlik, şeffaflık eksikliği ve Eritre güçlerine başvurmaları sonrasında bunu geç dile getirmeleri yer alıyor. Öte yandan Etiyopya, sonuçları ne olursa olsun iç ve Sudan’la olan çatışmada kısmi başarısızlığı göz ardı ederek ordusunu yeniden silahlandırmayı gerçekten başarırsa, tüm bu hatalar ortadan kalkabilir.
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
TT

Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)

Anton Mardasov

7 Eylül'de Rusya ve Kuzey Kore, iki ülke tarihinde ilk kez komşular arasında düzenli bir kara bağlantı hattı sunacak köprünün açılışını yaptılar. Tumen Nehri üzerinde inşa edilen köprü, Rusya'nın Primorsky Krayı’ndaki Khasan kasabasını Kuzey Kore'nin Tumangan kasabasına bağlıyor.

1950'lerde nehir üzerinde zaman zaman geçici ahşap köprüler inşa edildi, ancak 1959'dan beri iki ülke arasındaki tek bağlantı hattı bir demiryolu köprüsü olan Dostluk Köprüsü oldu. Köprü, Japonya'ya karşı savaşta yer alan ve Kuzey Kore'nin “Emek Kahramanı” onur unvanına layık görülen Kızıl Ordu teğmeni Yakov Novichenko'nun adını taşıyor.

Novichenko, Kuzey Kore'de özel bir yere sahip. 1946'da Cumhuriyetin kurucusu Kim Il-Sung’u bir suikast girişiminden kurtarmış ve bu arada ağır yaralanarak bir kolunu kaybetmişti. Bir halk mitingi sırasında, Kim Il-Sung'un oturduğu platforma atılan el bombasının üzerine atlayarak, patlamaya karşı kendi bedenini siper etmişti.

Yeni köprü, Kuzey Kore'ye Avrasya ulaşım ağına karadan erişim imkânı sağlıyor. Açılışının Rusya ve Kuzey Kore arasında yük trafiğinde hemen ve önemli bir artışa neden olması beklenmese de yeni rota, ulaşım rotalarının ve lojistiğin kademeli olarak çeşitlendirilmesinin önünü açıyor.

Tumen Nehri üzerine bir kara köprüsü inşa edilmesiyle ilgili istişareler, 1990'lardan beri devam ediyordu ve nihai karar, Vladimir Putin'in 2024'teki Kuzey Kore ziyaretinde alındı. Aynı ziyaret sırasında, iki taraf ciddi tartışmalara neden olan kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Anlaşmanın gizli maddelerinden biri, Kuzey Kore özel kuvvetlerinin Rusya'nın Kursk bölgesinde Ukrayna güçlerine karşı savaşa katılmasını içeriyordu.

Anlaşmadan sonraki gerçeklik

2020'lerin başlarına kadar ikili ilişkiler ciddi zorluklarla karşılaştı ve genellikle sınırlı siyasi ve ekonomik içeriğe sahip yüzeysel dostane temaslarla sınırlı kaldı. Rusya, Batı ülkeleriyle birlikte, nükleer silah geliştirme ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere Kuzey Kore'yi kınayan kararları destekledi.

Pyongyang'da bu, Sovyet döneminde geçerli olan ilişki modelinden Rusya'nın geri çekilmesi olarak görüldü. Pyongyang'ın 2014'te Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanıması gibi önemli sembolik adımlar bile pratik kazanımlar sağlamadı.

Askeri iş birliğinin genişletilmesinin temelleri 2022 yılında şekillenmeye başladı. Rusya'nın Batı ile ilişkilerinin bozulması ve ABD, Güney Kore ve Japonya'nın askeri iş birliğini güçlendirme çabalarının yoğunlaşmasıyla birlikte, Rus liderliği Batı güvenlik kavramlarının artık geçerli olmadığı sonucuna vardı ve Kuzey Kore'ye karşı daha bağımsız bir politika izlemeye yöneldi.

Bu değişim, Rusya'nın füze denemelerinin ardından Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımları sıkılaştırmayı amaçlayan ABD tarafından hazırlanan kararlara karşı veto hakkını kullanması, Pyongyang’a yönelik yaptırımları denetleyen BM Uzmanlar Paneli'nin görev süresinin uzatılmasını engellemesi, ayrıca Kore Yarımadası ile ilgili konularda Rusya'nın resmi söylemindeki değişiklikle açıkça görüldü.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması, önceki ilişkilerin doğasını temelden değiştirdi. Anlaşmanın imzalanmasından bu yana Rusya, Kuzey Kore için Çin'in yanı sıra fiilen kalıcı ve öncelikli bir ortak haline geldi.

vgh
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da iş birliği anlaşmasını imzaladıktan sonra, 19 Haziran 2024 (AFP)

Yeni anlaşmanın metni, Rusya'nın İran ile imzaladığı anlaşmadan açıkça farklı olduğunu ortaya koyuyor. Zira anlaşmaya göre, Rusya veya Kuzey Kore'ye yönelik bir saldırı durumunda, iki tarafın karşılıklı askeri yardım sağlamak için pratik önlemleri koordine etmeleri gerekiyor. Buna karşılık Rusya-İran anlaşması, yalnızca iki taraftan birine saldıran bir devlete askeri veya başka bir yardım sağlamama konusunda “esnek” bir taahhüt öngörüyor.

Rus bir diplomatik kaynak, Rusya ile Kuzey Kore arasındaki anlaşmanın kesin olarak tanımlanmış bir askeri-siyasi karaktere sahip olduğunu, İran ile yapılan anlaşmanın ise savunma yönünün otomatik olarak çatışmaya dahil olmayı gerektirmediği derin ve çok yönlü bir ortaklığa dayandığını söyledi.

Diplomat şunu da belirtti: “Kuzey Kore ile yapılan anlaşma askeri-siyasi bir bloğa ve doğrudan teknoloji ve kaynak alışverişine yönelirken, Rusya-İran anlaşması öncelikle ekonomik bir temele dayanıyor.”

Buna rağmen Rusya ve Kuzey Kore, ilişkilerini askeri ittifak olarak tanımlamaktan kaçınıyor. Keza antlaşmanın 4. Maddesi uyarınca tam yardım sağlanması, ancak resmi bir savaş ilanı üzerine zorunlu hale geliyor.

Kuzey Kore askerlerinin Kursk bölgesine gönderilmesi kararı, Pyongyang için özellikle anlamlı bir adımdı; zira bu türden son Kuzey Kore müdahalesi, ABD'ye karşı Vietnam Savaşı sırasında gerçekleşmişti.

Rusya'ya gelince, Kuzey Koreliler, yarımadanın kuzey kısmını Japonlardan kurtaranın Kızıl Ordu olduğunu ve Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti'nin daha sonra ABD ve müttefiklerine karşı Kore Savaşı sırasında Kuzey Kore'ye destek verdiğini hatırlıyorlar.

Kuzey Kore, Rusya'ya çeşitli askeri imkanlarla destek vermeye devam ediyor. Top mermileri ve itici barutların yanı sıra kendisine KN-23 füzeleri de temin ediyor. Medya tarafından aktarılan Güney Kore istihbarat tahminlerine göre, Pyongyang Temmuz 2025'e kadar Rusya'ya yaklaşık 12 milyon mermi sevk etti; bu da Rus topçularının cephelerde kullandığı mühimmatın önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik yolların kurulmasıyla yeniden eski canlılığına kavuşmaya başladı

Yine yayımlanan haberlere göre Rusya, Ağustos 2025 ile Şubat 2026 arasında Kuzey Kore'den yaklaşık 60 bin ton patlayıcı madde ithal etti. Bu tedarikler, Moskova'nın mühimmat stoklarını yenilemesine, Rus fabrikaları üzerindeki ciddi baskının gölgesinde madencilik sektörüne patlayıcı madde tedarik etmesine imkan tanıdı.

Rus kuvvetleri ayrıca, Sovyet dönemi topçu namlularında yaşanan eksikliği telafi etmek için Kuzey Kore'den tedarik edilen, alışılmadık kalibreli topçu sistemlerini kullanıyor.

Newsweek'in aktardığı, Güney Koreli bir araştırma merkezi olan Kore Savunma Analizleri Enstitüsü'nün (KIDA) tahminlerine göre Kuzey Kore, Rusya'ya mühimmat tedarik ederek, binlerce asker göndererek ve teknik destek sağlayarak 20 milyar dolardan fazla gelir elde etti. Bunun karşılığında, enstitünün verileri, Pyongyang'ın askeri yeteneklerini güçlendiren gelişmiş teknolojiler ve silahlar edindiğini gösteriyor.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'na pratik bir içerik kazandırarak Rusya, Güney Kore'ye Ukrayna'ya silah tedarikini hoş karşılamayacağına dair açık bir sinyal de göndermiş oldu. Medyada yer alan haberler, Güney Kore'nin 2023 yılında Kiev'e yüz binlerce 155 mm'lik top mermisi gönderdiğini ve o dönemde Ukrayna'nın en büyük top mühimmatı tedarikçisi olduğunu ifade etmişti.

cdvfghy
Kuzey Kore ile Rusya'yı birbirine bağlayan ve Kuzey Kore'nin Rason şehri ile Rusya'nın Khasan şehri arasındaki Tumen Nehri üzerinde yapılan ilk kara köprüsünün açılış töreninden, 7 Eylül 2026 (Reuters)

Görünen o ki Rusya'nın mesajı Seul'de karşılıksız kalmadı. Ağustos 2026'da Güney Kore'nin Yonhap Haber Ajansı, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına atıfta bulunarak, Güney Kore'nin hâlâ Ukrayna'ya silah tedarik etmekten kaçındığını bildirdi.

Ukrayna'daki savaş, Moskova ve Pyongyang arasındaki yakınlaşmanın tek nedeni olarak görülemez. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Kuzey Kore ile iş birliğinin derinleştirilmesi, Rusya açısından diğer stratejik çıkarlara da hizmet ediyor. Rusya’nın Asya ülkeleriyle bağlarını güçlendirmesi ve ekonomik ve siyasi girişimlerinin giderek artan bir bölümünü Batı'dan Doğu'ya yönlendirmesiyle birlikte, Pyongyang ile ortaklığı daha da önem kazanıyor.

Çin, uzun zamandır Rusya'nın Asyalı ortakları ağında baskın konumda bulunuyor ve bu da doğuya yönelme stratejisini daha dengesiz hale getirdi.

Buna ilave olarak, Pekin'in nüfuz alanı olarak gördüğü bölgeye girmekten Rusya’nın kaçınması, Kuzey Kore ile geniş çaplı askeri iş birliğini yeniden başlatma konusunda da uzun süre bir engel teşkil etti. Rusya'nın Asya meseleleri konusunda önde gelen askeri uzmanlarından Vasily Kashin, Rusya-Çin anlaşmaları ve nüfuz alanlarının paylaşılması sonucunda Rusya ile Kuzey Kore arasında askeri bir ittifakın mümkün hale geldiğini düşünüyor.

Kashin, “Çin'in hâlâ kaybedeceği bir şeyler var. Aynı düzeyde yaptırım baskısı altında değil ve Güney Kore ve Japonya ile aktif diplomasisi devam ediyor. Rusya ise Seul ile bazı temaslarını sürdürürken, Kuzey Kore ile ortaklık kurmada kendisine daha fazla özgür olma imkânı tanıyabilir” dedi.

Askeri iş birliğinin hakimiyeti altında

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik rotaların kurulmasıyla birlikte bir ivme kazanmaya başladı. Ancak Pyongyang ile ticaretin, ülkenin komünist ekonomik modeli içindeki ödeme mekanizmaları ve ticari iletişimle bağlantılı kendine özgü özellikleri bulunuyor.

Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir

 Bu nedenle, Rusya-Kuzey Kore ilişkilerinde büyük bir ekonomik atılım olasılığı düşük. Zira iki ekonomi yalnızca kısmen birbirine entegre. Uzman Andrei Lankov'un belirttiği gibi, Kuzey Kore'nin küresel pazarlarda rekabet avantajına sahip olduğu mallar Kremlin'in ilgisini çekmiyor.

Sibirya'daki dev doğal kaynak zenginliği sebebiyle Rusya'nın Kuzey Kore kömürü veya ham maddelerinin alıcısı olması pek olası değil. Ayrıca, Çin pazarındaki başarısına rağmen, deniz ürünleri Rus tüketicilerin ilgisini pek çekmiyor.

Öte yandan, Kuzey Koreli şirketler, Rus tedarikçilerinin ürünleri için beklediği fiyatları ödeme kapasitesine sahip değil. Ama Pyongyang hükümeti, savunma sanayilerinin ihtiyaç duydukları başta olmak üzere, temel mallar için kesinlikle fon ayırabilir. Ancak, Kuzey Kore’nin döviz ile büyük ölçekte Rus ürünleri alımları yapması beklentisi gerçekçi olmaktan uzaktır.

dfghy
7 Eylül 2026'daki açılış töreninde, Kuzey Kore kamyonları Tumen Nehri üzerinde Rusya ve Kuzey Kore arasındaki yeni kara köprüsünden geçerken Rus bayrakları rüzgârda dalgalanıyor (AFP)

Rusya'nın Kuzey Kore'ye ana ihracatı, un, şeker ve ayçiçek yağı da dahil olmak üzere gıda maddeleri ve ham maddelerden oluşuyor.

Bununla birlikte, iki ülkenin ekonomilerinin birbirini tamamladığı belirli alanlar da var. Bu alanlardan en öne çıkanlarından biri, işgücü sıkıntısı çeken Rus bölgelerinde Kuzey Kore vatandaşlarının geçici olarak istihdam edilmesidir; bu, ikili ekonomik iş birliğinin en hızlı büyüyen alanlarından biridir.

İki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca çıkarları ve niyetleriyle belirlenmediği, aynı zamanda bir dizi dış faktörden de etkilendiği için bu yeni ittifakın uzun vadede kalıcı olup olmayacağı henüz belli değil.

Ancak, Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir ve bu, Moskova ve Pyongyang'ın konumlarını güçlendirebilir, bölgedeki güç dengesinin yeniden şekillenmesine katkıda bulunabilir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
TT

Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)

ABD Senatosu’ndaki iki sandalye için çekişmeli yarışlara giren iki Cumhuriyetçi aday, dün İran savaşının bir an önce sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Bu açıklamalar, yakıt fiyatlarının yükselmesine ve özellikle motorin fiyatlarının rekor seviyelere çıkmasına yol açan savaş konusunda, koltuklarını kaybetme riski taşıyan adayların Başkan Donald Trump’tan uzaklaşmaya çalıştığının son işareti oldu.

Michigan’da Demokrat aday Abdul El-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers ile Iowa’da Demokrat Josh Tork’a karşı yakın bir yarışın içinde olan Ashley Hinson, daha önce Trump’ın Tahran’a saldırı düzenleme yetkisini desteklemiş olmalarına rağmen, dün İran konusunda daha yatıştırıcı bir söylem benimsedi.

Bu değişim, halen Temsilciler Meclisi’nde görev yapan Hinson açısından özellikle dikkat çekiciydi. Hinson, Trump’ın savaşı sürdürme yetkisini sınırlandırmayı amaçlayan Meclis girişimlerine altı kez karşı oy kullandı; bunlardan biri geçen hafta yapılan oylamaydı.

Hinson sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Iowalılar ekonomik baskı altında ve İran’daki savaşın maliyetini akaryakıt istasyonlarında ya da marketlerde ödemek zorunda kalmamalı” ifadelerini kullandı. Hinson, benzin vergilerinin askıya alınması, motorin ihracatının geçici olarak durdurulması ve başka önlemlerin alınmasının yanı sıra savaşın “başarıyla ve derhal” sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Bu açıklamalar, yaklaşık yedi aydır devam eden çatışmanın kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde siyasi bir yüke dönüşmesinden endişe eden ve koltuklarını kaybetme riski bulunan bazı Cumhuriyetçi adayların artan kaygısını gösteriyor. Ara seçimler, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki kritik çoğunluklarını koruyup koruyamayacağını belirleyecek.

Enflasyonun yükselmeye devam ettiği bir dönemde Amerikalıların Trump’ın hem ekonomiyle hem de İran savaşıyla ilgili politikalarına yönelik memnuniyetsizliği de arttı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen ve sonuçları dün yayımlanan son ankete göre Trump’ın görev onayı yüzde 32’ye gerileyerek, siyasi kariyerindeki en düşük seviyeye indi.


Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
TT

Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmak üzere bugün New York’a hareket ederken, ABD ile savaşın ortasında yapılacak toplantılarda ülkesinin tutumlarını kararlılıkla savunacağı taahhüdünde bulundu.

İran devlet televizyonunun Pezeşkiyan’ın ülkeden ayrılmadan önce yaptığı açıklamalardan aktardığına göre Pezeşkiyan, “Savaştan başımız dik çıktık. Bu hepimiz için bir onur ve gurur kaynağıdır. Bu nedenle uluslararası platformlarda tutumlarımızı kararlılıkla savunacağız” dedi.

Pezeşkiyan, “Bu fırsatı, İran’ın içinde bulunduğu zor durumu uluslararası toplumun dikkatine mümkün olan en iyi şekilde sunmak için kullanacağız. Muhaliflerimize, İran halkının tüm bu haksızlıklara rağmen direnişini sürdürdüğünü vurgulayacağız” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan, şubat ayında İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla Ortadoğu’da savaşın başlamasından bu yana ABD’ye giden en üst düzey İranlı yetkili konumunda. Pezeşkiyan’ın yarın BM Genel Kurulu’na hitap etmesi bekleniyor.

ABD, İran heyetinin bir bölümünün BM toplantılarına katılmasına izin verirken, Dışişleri Bakanlığı’na göre heyet üyelerine geçen yıl uygulananlara benzer kısıtlamalar getirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de ülkesinin BM Genel Kurulu toplantılarına katılacak diplomatik heyetine başkanlık etmek üzere dün New York’a ulaştı. Bu bilgi İran Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklandı.

İran devlet televizyonu, Arakçi’nin New York’a ulaşmasının ardından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve görüşmede Genel Kurul gündemine ilişkin görüş alışverişinde bulunulduğunu bildirdi.

İran medyası Arakçi’nin, “En önemli hedefimiz, İran halkının meşru haklarını ve çıkarlarını savunmak için bu büyük uluslararası platformdan yararlanmaktır” dediğini aktardı.

Stratejik Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ise Tahran ile Washington arasındaki anlaşmazlığın merkezindeki konulardan biri olmaya devam ediyor.

İran, ABD ve İsrail’in savaşı başlatmasından bu yana Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde kapalı tutuyor. Savaş öncesinde dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatının beşte biri bu su yolundan geçiyordu.

Buna karşılık ABD, İran limanlarına abluka uygularken, İran’ı mali açıdan sıkıştırmak amacıyla ülkeye yönelik ekonomik baskıyı artırıyor.