İran, Etiyopya’da askeri bir denge mi kuruyor?

Addis Ababa, savaşlara yönelik geleneksel yaklaşımını gevşetmezse ısrar, onu topyekûn bir bölgesel savaşı hızlandırmaya götürebilir

18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
TT

İran, Etiyopya’da askeri bir denge mi kuruyor?

18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)

Mana Abdulfettah
El-Fuşka bölgesinde Sudan sınırındaki hava sahasına giren Etiyopya casus uçağının düşürüldüğüne ilişkin haberlerle eş zamanlı olarak İran’ın Etiyopya’ya ‘geçen Kasım ayından bu yana Tigray Kurtuluş Cephesi’ne karşı yürüttüğü savaşta kullanılmak üzere’ insansız hava araçları sağladığı bildirildi. İki olay, Etiyopya’nın savaş bölgesini gerekirse Tigray’dan Sudan’a kadar genişletmeye hazır olduğunu gösteriyor. Öte yandan Etiyopya’nın 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana askeri destekçileri arasında ABD’den Sovyetler Birliği’ne, ardından İsrail’e, Kuzey Kore’ye ve son olarak İran’a yöneldiğini, Addis Ababa’nın geleneksel yaklaşımını sürdürmekte ısrar ettiğini ortaya koyuyor.

Stratejiyi canlandırma
Sonuçlar, bazen kıta ülkelerine nüfuz etme başarısı ve bazen de başarısızlık arasında değişse de İran, Afrika ülkeleriyle iş birliği yapma imkanlarını korudu. İran, bunu Kuzey ve Batı Afrika’da yapmaya çalıştı. El-Kaide ve DEAŞ Batı Afrika bölgesine sızmasaydı İran, Afrika’ya ilişkin bazı planlarında başarılı olurdu. İran açısından Doğu Afrika bölgesi, Suudi Arabistan ve Kızıldeniz’in hayati alanını temsil etmesi dolayısıyla nüfuz etmesi için ek bir avantaja sahip. Etiyopya’ya odaklanma, eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın Afrika Boynuzu’na yönelik stratejisinin yeniden canlandırılması da dahil olmak üzere açık belirleyicileri üstleniyor. Öyle ki Ahmedinejad, İran ve Afrika arasında yoğun ve derin bir iş birliği olması gerektiğini düşünürken, bu yaklaşım, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin açıklamasında da ortaya çıkan ‘dünyayla geniş ve dengeli etkileşim’ vizyonuyla örtüşüyor. Bu durum, İran dış politikasında gerçek bir değişiklik olmayabilir. Daha ziyade radikal akımın eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetini ‘2015’te nükleer anlaşmayı imzalayarak Batı üzerine bahse girmek ve daha sonra 2018’de Donald Trump’ın geri çekilme sonuçlarıyla uğraşmak’ ile suçlama fırsatını kaçırmadığı gerçeğine dayanarak bu eğilim, İran’ı doğuya ve Afrika’daki bölgesel çevresine yönlendirdi. Ruhani hükümeti, 25 yıllık bir anlaşma imzalarken Çin ile ilişkilerini güçlendirmeye başlayıp bu sorunu çözmüş olsa da bu durum, Ruhani hükümetinin Afrika’yı ihmal etmesini affetmedi. Anlaşma, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Ocak 2016’da Tahran’a yaptığı ziyarete ve 27 Mart 2016’a anlaşmayı imzalamasına kadar uzanıyor.
Tahran’ın hırsının ani kazanımlar elde etmekten daha büyük olduğunu göstermek için Addis Ababa’nın bir dizi drone satın almak üzere Tahran ile sözleşme imzaladığı hakkında haberler yayınlandı. Afrika pazarı, büyük ölçüde Çin’e bağımlı. Bu çerçevede İran’ın 25 yıllık anlaşma uyarınca kurmayı planladığı ekonomik bölge, iki ülke arasındaki iş birliği ve diğer bölgesel güçlerin rekabeti için katalizörlerin bir parçası olacak.

Güven bariyeri
İran, Çin ve daha önce de Sovyetler Birliği’ne gelince bu ülkeler, üçüncü dünya ülkeleriyle ilişkilerinde Batı karşıtı duyguları sömürüyorlardı. Geçen yüzyılın yetmişli yıllarına kadar kendisini destekleyen ABD’nin bakış açısına diğer Afrika Boynuzu ülkelerinden daha yakın olması nedeniyle, şu anki durum ise günümüz Etiyopya’sı için farklı. O dönemde daha sonra ilişkiler, Albay Mengistu Haile Mariam liderliğindeki ‘Derg’ Askeri Konseyi yönetimi sırasında zirveye çıktı. Meles Zenawi döneminde tekrar ABD’ye dönen Etiyopya, Haile Mariam Desalegne ve hatta Abiy Ahmed dönemine ulaştı.
Ancak Etiyopya’nın Nahda (Rönesans) Barajı konusundaki uzlaşmazlığı, Tigray ile çatışmasını saran şiddet ve ihlaller, Sudan ile bir sınır çatışması cephesi açması, son dönemde ABD’nin tarihi düşmanı Eritre ile yakınlaşması ve Tigray çatışmasında Eritre güçlerini kullanması gibi son sorunların ortaya çıkmasıyla birlikte tüm bu faktörler, Etiyopya ve ABD arasında bir güven engeli oluşturdu. Bu durum ise sorunlara kabul edilebilir ve tatmin edici bir ABD çözümüne güvenilmemesine neden oldu. Dolayısıyla bu aşamada İran ile iş birliği, Etiyopya dış politikasının temel ilkelerinde bir değişiklik değil, ABD boşluğunu doldurmaya yönelik bir niyet beyanını yansıtıyor.
Etiyopya, ABD yaptırımlarına tabi bir ülke ile iş birliği yaparak uluslararası yasaları ihlal etme korkusuyla İran ile askeri iş birliğinde fazla ileri gitmeyebilir. Nitekim İran, daha önce 2010 yılında Nijerya’nın Lagos şehrinde ele geçirilen bir İran silah sevkiyatı da dahil olmak üzere Afrika’ya silah kaçakçılığı faaliyetleri nedeniyle takip ediliyordu. Bu silahlar, Gambiya’da konuşlanmış Senegalli ayrılıkçı bir milis kuvvetine gidiyordu. Ayrıca 2015’te Kenya’da Batı çıkarlarını hedef almayı amaçlayan bir İran hücresi yakalanmıştı. Tahran ayrıca, 2008 yılında Hartum ile askeri ve güvenlik iş birliği konusunda bir anlaşma imzaladı. Ardından o dönemde İran’ın Gazze Şeridi’ne ve Afrika’nın bazı bölgelerine silah sevkiyatı için bir koridor olarak sınıflandırılan, Sudan üzerinden yürütülen faaliyetlerden biri olarak Haziran 2014’te İran’dan Sudan’a bir silah sevkiyatına el konuldu.

Savaş dinamikleri
Etiyopya askeri harcamaları, ilk olarak, devletin kullanabileceği insan gücünün büyüklüğüne bağlıydı. Etiyopya hükümeti, vatandaşlara Tigray güçlerine karşı savaşa katılma çağrısı yaptı. Tigray ise Etiyopya’nın en büyük ve yoğun nüfuslu bölgesi olan Oromia bölgesinden gelen silahlı kuvvetlerden oluşan ‘Oromo Kurtuluş Ordusu’ ile askeri bir ittifak kurmaya çalıştı. Dış desteğe gelince, ikinci sırada yer alıyor. Etiyopya ve İran, Çin ve Tahran’daki sanayi bölgesi ile iş birliği yaparak yaptırım engelini aşabilir. Zira özellikle İran’ın insansız hava araçları da dahil olmak üzere silahlanma sistemi, eski Çin ve Rus uçaklarının modern teknolojiyle bir klonu ve yeni üretimi sayılıyor.
Bu iki bileşenle Etiyopya, savaşlara yönelik geleneksel yaklaşımını gevşetmezse ısrar, topyekûn bir bölgesel savaşı hızlandırabilir. Özellikle iç cephe, askeri dengeyi Tigrayanlar lehine çeviren sürekli insan ve silah aşınmasına maruz kalabileceğinden dolayı, saldırmaya değil, yalnızca mücadeleye uzanan bir strateji formüle etmeye odaklanabilir.

Güvenli çıkış
Etiyopya hükümetinin eleştirel sesleri seçimlerin ardından sakinleşirken askeri durum, başka bir bölgesel ve uluslararası endişeyle daha çatışıyor. Öyle ki sarsıcı barış anlaşmalarıyla noktalanan tarihi çatışmaların ortasında kalan ülke, tarafların bir an önce barışa kavuşacağının garantisini vermiyor. Kesinliğe yakın şekilde ve büyük ihtimalle Etiyopya’nın askeri seferberlik durumundan geri adım atmayacağı bu varsayıma rağmen Sudan’daki geçiş hükümeti, ‘yaklaşmakta olan bir savaşa hazırlanma’ ve ‘savaşın olmadığı nokta’ arasında bir orta noktada duruyor. Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Etiyopya ile tartışmalı ‘el-Fuşka’ bölgesinde 16 Ağustos’ta düzenlenen 67’inci Sudan Ordu Günü’nde ‘toprakların geri kalanını müzakere ya da başka seçeneklerle özgürleştirme’ taahhüdünde bulundu. Bu taahhüt sonrasında Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, “Tüm taraflarla Etiyopya için güvenli bir çıkış arayışındayız. Durmayacağız ve oranın çöküşüne izin vermeyeceğiz” dedi. Ancak geçiş hükümetinin, İran silahlarının desteklediği Etiyopya hamlelerini ve bölgeye getirebilecekleri yıkımı ciddiye alıp almadığı bilinmiyor.

Yolu açma
İran, bir dönem deniz geçitleri oluşturmak için Sudan, Eritre ve Cibuti ile ilişkilerini güçlendirmekle ilgilendi ve deniz yolu kapalı olan Etiyopya’dan uzaklaştı. Bu durum, Eritre ile olan savaşında ABD ve İsrail’in Etiyopya’ya desteğine katkıda bulunurken, İran ise Eritre’nin yanında yer aldı. Ancak Tahran’ın üç ülkeden herhangi biriyle ilişkisi fazla ileriye gitmedi ve nihayetinde İran, Etiyopya ile iş birliğine geri döndü. Etiyopya’nın artık daha fazla silaha ihtiyacı bulunuyor. New York Times’ın haberine göre bu yılın Şubat ayında İran, Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ve daha sonra İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin öldürülmesine misilleme olarak ABD ve İsrail çıkarlarını hedef almak için Afrika’daki uyuyan hücrelerini harekete geçirmeye başladı.
Etiyopya, Tigray Kurtuluş Cephesi’nin başkent Mekelle’ye girerek elde ettiği kazanımlara ve Sudan ordusunun el-Fuşka bölgesini geri almasına karşı koymak için bu yönde hızlı hareket edebilir. Mevcut Etiyopya kuvvetleri, Afrika Boynuzu’nda bulunan en güçlü ordular arasındaki saflarından geri çekilmelerine rağmen hafife alınmıyor ve bununla birlikte Tigray Cephesi çatışmayı kazanmanın bir yolunu bulmaya çalıştıkça bu kuvvetlerin ihtiyacı artıyor. Bu durum, her iki taraf için de bir güdüye dönüştü. Etiyopya federal güçlerinin hatalarının en başında ise savaş amaçlarını saran belirsizlik, şeffaflık eksikliği ve Eritre güçlerine başvurmaları sonrasında bunu geç dile getirmeleri yer alıyor. Öte yandan Etiyopya, sonuçları ne olursa olsun iç ve Sudan’la olan çatışmada kısmi başarısızlığı göz ardı ederek ordusunu yeniden silahlandırmayı gerçekten başarırsa, tüm bu hatalar ortadan kalkabilir.
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.