Taliban’ın iki numaralı ismi ‘kapsayıcı bir hükümet’ kurmak için Kabil’e gelirken, ‘tahliye’ kaosu devam ediyor

Hareket misilleme haberlerini araştırma sözü verdi. Washington ise "olası saldırılar" konusunda uyardı

Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)
Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)
TT

Taliban’ın iki numaralı ismi ‘kapsayıcı bir hükümet’ kurmak için Kabil’e gelirken, ‘tahliye’ kaosu devam ediyor

Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)
Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)

Taliban'ın Kabil'e girmesinden altı gün sonra, hareketin iki numaralı ismi Molla Abdülgani Birader, "kapsayıcı bir hükümet" kurmak için Afgan başkentine gelirken, on binlerce Afgan hava yolu ile hâlâ kendi ülkelerinden kaçmaya çalışıyor. Amerikan başkanı Joe Biden, "sonucu" garanti etmediğini söyledi. Washington, "potansiyel güvenlik tehditleri" bulunduğunu belirterek, vatandaşlarını şu anda kaosun hüküm sürdüğü Kabil havaalanına gitmekten kaçınmaları konusunda uyardı.
"Taliban" hareketinden bir yetkili, Kabil havaalanında güvenlik risklerinin varlığını inkâr etmedi ve hareketinin önümüzdeki saatlerde havaalanında "durumu iyileştirmeyi ve sorunsuz bir çıkış sağlamayı hedeflediğini" belirtti.
Molla Birader dün, Taliban'ın ülkenin kontrolünü ele geçirmesinden sonra, hareketin siyasi ofisini yönettiği Katar'dan Afganistan'a döndü. Üst düzey bir Taliban lideri Tarnsız haber ajansına (AFP), Birader’in "kapsayıcı bir hükümet kurmak için siyasi liderlerle görüşmek üzere Kabil'e geldiğini" söyledi.
Birader, 2001'deki 11 Eylül saldırılarının ardından kurulan ABD liderliğindeki bir koalisyonun Taliban'ın hakimiyetini sona erdirmesinden bu yana, aleni olarak Afganistan'a dönen ilk üst düzey Taliban lideri oldu.
Kabil havalimanında her gün bir kaos hali yaşanıyor ve bu durum, Taliban'ın ülkeyi kontrol etmesinden korkan yabancı uyrukluların ve Afgan vatandaşlarının tahliye süreci için hiçbir hazırlık yapılmadığı izlenimini pekiştiriyor.
ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray'da tahliyelerle ilgili yaptığı konuşmada, "Sonucun ne olacağına dair söz veremem" dedi. Washington’un müttefiklerinin bu süreçte ABD’nin güvenilirliğini sorgulamadığı belirterek, “zayiat riski” olmayacağına dair söz veremeyeceğini aktardı.
Biden, 14 Ağustos'tan bu yana ABD ordusu tarafından 13 bin kişinin tahliye edildiğini duyurdu. Avrupa ülkeleri ve İngiltere'den gelen özel uçaklarla da binlerce kişi tahliye edildi. Yalnızca ABD 30.000 kişiyi sınır dışı etmeyi planlıyor.
Binlerce Afgan vatandaşı, Taliban hareketinin kontrolü ele geçirmesinin ardından hem kendileri hem de ülkeden kaçmaya çalışan yabancılar için can damarı olan Kabil Havalimanı'nın girişlerini kuşattı.
Bir görgü tanığı Alman Haber Ajansı’na (DPA), havaalanı kompleksinin dışında neredeyse sürekli ateş edildiğini söyledi.
Tahliye edilenlerin çoğu, Taliban tarafından havaalanına girmesine izin verilen Amerikan vatandaşlarından oluşuyor. Ancak özellikle Amerika Birleşik Devletleri için çalışan ve kendileri ve akrabaları için Özel Göçmen Vizeleri (SIV) alan birçok Afgan, 5 binden fazla Amerikan askeri tarafından güvenliği sağlanan bu yerleşkeye ulaşamıyor.
Dün (Cumartesi) itibariyle havalimanına giden yollardaki tıkanıklık hala devam ediyordu.
Binlerce aile, Kabil havaalanında mucizevi bir şekilde uçağa binmeyi umuyor. Amerikan askerleri ve bir grup Afgan özel kuvveti, onların bölgeye zorla girmesini önlemek için hazır bekliyorlar.
ABD, Afganistan'daki vatandaşlarına yönelik "potansiyel güvenlik tehditlerinin" varlığına dikkat çekerek dün vatandaşlarını şimdilik Kabil havaalanına gitmekten kaçınmaya çağırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan uyarı metninde, "Kabil havaalanı kapılarının dışındaki potansiyel güvenlik tehditleri nedeniyle, ABD vatandaşlarına, ABD hükümetinin temsilcilerinden bireysel talimat almadıkça, havaalanına seyahat etmekten kaçınmalarını ve şu anda havaalanı kapılarından uzak durmalarını tavsiye ediyoruz” denildi.
ABD ordusu Cuma günü, Kabil'deki bir otelden havaalanına ulaşmakta sıkıntı yaşayan 169 Amerikalıyı taşımak için üç helikopter göndermek zorunda kaldı.
Başka bir görgü tanığı, havalimanının dışındaki kalabalıkta her kesimden insanlar olduğunu, aralarında oyuncular, televizyon ve medyadan isimler, yeni doğmuş bebekleri olan genç erkekler ve kadınlar ile engelli vatandaşların da bulunduğunu aktardı.
Bu insanların birçoğu Taliban kontrol noktaları ile ABD ordusu tarafından kurulan dikenli teller arasında sıkışmış durumda.
Sayısız dokunaklı manzara arasında, sosyal medyada yayınlanan bir videoda Afganlar, ağlayan bir bebeği havaalanında kalabalığın üzerinden bir Amerikan askerine veriyor. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), bu bebeğin tedavi edildiğini ve ailesine teslim edildiğini açıkladı.
Bir NATO yetkilisi, Taliban savaşçılarının geçen hafta başkent Kabil'e girmesinden bu yana, büyükelçilikler ve uluslararası yardım grupları için çalışan yaklaşık 12.000 yabancı ve Afgan'ın  tahliye edildiğini belirtti.
İsmini vermek istemeyen yetkili, "Tahliye süreci yavaş çünkü bazı riskler barındırıyor. Havaalanı dışında Taliban üyeleri veya sivillerle herhangi bir çatışma olmasını istemiyoruz. Tahliye planı ile ilgili bir karalama kampanyasının başlamasını istemiyoruz" dedi.
"Taliban" ülkenin kontrolünü hızlıca ele geçirdi ve sonunda geçen Pazar günü silahlı çatışmalar olmadan Kabil'e girdi. O zamandan beri, Afgan vatandaşları ve uluslararası yardım grubu çalışanları, Taliban muhaliflerine karşı sert misillemeler yapıldığını ve daha önce hükümet görevlerinde bulunanların, Taliban'ı eleştirenlerin veya Amerikalılarla çalışanların tutuklandığını bildirdi.
"Taliban"ın yıldırım zaferinden bu yana ABD'yi sarsan eleştiri ve tartışmalar karşısında ABD ordusu, Cuma günü, askerlerinin havaalanında Afgan bebeklerle ve küçük çocuklarla ilgilendiğini gösteren birçok fotoğraf servis etti. Pentagon sözcüsü John Kirby, askerlerin Afgan vatandaşlarının duygularını anladıklarını ifade etti.
Ayrıca Almanya Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer dün gazetecilere verdiği demeçte, "Alman ordusunun Kabil havaalanından hava yoluyla yaklaşık iki bin kişiyi tahliye ettiğini" söyledi. İki hafif helikopterin gece Kabil’e gönderildiğini, ortaklarla koordineli olarak şehir dışında tahliyelere başlamaya hazır olduğunu da sözlerine ekledi.
Öte yandan Uluslararası Gazeteciler Federasyonu dün, Afgan gazeteciler, özellikle de kadınlar arasında "panik ve korku"nun hâkim olduğunu ve "Afganistan'daki medya profesyonellerinden yüzlerce yardım talebi" aldığını duyurdu.
Afgan medya personellerine yardım etmek için özel bir fon oluşturan Federasyon, "sahadaki durumu izlediğini ve çok sayıda acil durum desteği talebinin Afgan medya camiasında bir panik ve korku durumunu ortaya koyduğunu" belirtti.
Bu arada bir Taliban yetkilisi dün Reuters'e verdiği demeçte, Taliban’ın, eylemlerin sorumluluğunu üstleneceğini ve hareket üyelerinin misilleme ve zulüm haberlerini araştıracağını açıkladı.
İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Hareket önümüzdeki birkaç hafta içinde Afganistan'ı yönetmek için yeni bir model hazırlamayı planlıyor" dedi.
Taliban'ın ülkeyi hızlı bir şekilde ele geçirmesinin ve sonunda geçen Pazar günü savaşmadan Kabil'e girmesinin üzerinden sadece bir hafta geçti. O zamandan beri, Afgan vatandaşları ve uluslararası yardım grubu çalışanları, Taliban protestocularına karşı sert misillemeler yapıldığını ve daha önce hükümet görevlerinde bulunanların, Taliban'ı eleştirenlerin veya Amerikalılarla çalışanların tutuklandığını bildirdi.
Taliban yetkilisi, "Sivillere karşı bazı vahşet ve suçların işlendiğini duyduk. Eğer Taliban üyeleri, kanun ve düzenle ilgili sorunlar çıkarıyorlarsa onlar hakkında soruşturma başlatılacaktır” dedi.
Başka bir Taliban yetkilisi dün, hareketin savaşçılarının hiçbir yabancıyı kaçırmadığını, ancak bazı yabancıların Afganistan'dan ayrılmalarına izin verilmeden önce sorgulandığını belirtti. İsminin açıklanmamasını isteyen yetkili, Reuters'e verdiği demeçte yabancıların kaçırılması olaylarını göz ardı ederek, "Savaşçılarımız temkinli davranmaya devam edecek" dedi.
Yetkili, "Taliban'daki hukuk, din ve dış politika uzmanları, önümüzdeki birkaç hafta içinde yeni bir yönetim çerçevesi sunmayı hedefliyor" diyerek, ülkeyi yönetmek için yeni çerçevenin Batılı tanıma göre demokratik olmayacağını, ancak herkesin hakkını koruyacağını belirtti. Taliban, geçen hafta iktidarı hızla ele geçirmesinden bu yana eski dönemine göre daha ılımlı bir yüz göstermeye çalışıyor.



Yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları 5 kattan fazla arttı

Cuma günü işgal altındaki Batı Şeria'da Nablus'un doğusundaki Salem köyünde yerleşimcilerin buğday tarlalarında çıkardığı yangını söndürmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Cuma günü işgal altındaki Batı Şeria'da Nablus'un doğusundaki Salem köyünde yerleşimcilerin buğday tarlalarında çıkardığı yangını söndürmeye çalışan Filistinliler (AFP)
TT

Yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları 5 kattan fazla arttı

Cuma günü işgal altındaki Batı Şeria'da Nablus'un doğusundaki Salem köyünde yerleşimcilerin buğday tarlalarında çıkardığı yangını söndürmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Cuma günü işgal altındaki Batı Şeria'da Nablus'un doğusundaki Salem köyünde yerleşimcilerin buğday tarlalarında çıkardığı yangını söndürmeye çalışan Filistinliler (AFP)

İsrailli Bakan İtamar Ben-Gvir önderliğindeki İç Güvenlik Bakanlığı, son aylarda resmi verileri gizlemeye çalıştıysa da dün bu verileri açıklamak zorunda kaldı. Açıklanan veriler, hükümetin Gazze, Lübnan, İran, Suriye ve diğer cephelerde sürdürdüğü savaşlar döneminde yerleşimci saldırılarının beş kattan fazla arttığını ortaya koydu.

Polis verilerine göre 2019 yılında ‘Filistinlilere yönelik milliyetçi suçlar’ olarak sınıflandırılan bu tür saldırılar için 139 dosya açılmıştı. Bu sayı 2025'te 779'a fırlayarak yüzde 560'lık bir artış kaydetti.

2026 yılında saldırıların hızı daha da artarken tablonun daha vahim bir boyutu olarak açılan soruşturma dosyalarının yalnızca yüzde 6'sını oluşturan 52 iddianame düzenlenebildi.

cdfvgb
Yerleşimciler ve İsrail askerleri Batı Şeria'nın el-Halil şehri yakınlarındaki Sair köyünde bir tarlada beklerken Filistinli çiftçiler zeytin hasadından alıkonuluyor (Arşiv - AFP)

İsrail gazetesi Haaretz’e konuşan üst düzey bir güvenlik yetkilisi şiddet olaylarındaki artışın yasadışı çiftliklerin ve yerleşim noktalarının çoğalmasından kaynaklandığını söyledi. Üst düzey güvenlik yetkilileri aynı gazetede ‘hükümetin ve ordunun bu saldırılarda masum olmadığını’ belirterek ‘bazı yasadışı çiftliklerin ve yerleşim noktalarının hükümetin desteği ve İsrail ordusunun teşvik ve korumasıyla kurulduğunu’ teyit etti.

İlhak sürecinin hızlandırılması

Bu yayınla eş zamanlı olarak İsrailli sivil toplum kuruluşları Barış Şimdi (Peace Now) Hareketi ve Kerem Navot Derneği, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümetin Batı Şeria'daki arazilerin İsrail'e ilhakını hükümet sistemi yapısını değiştirerek, yerleşimleri genişleterek, nüfusu göç ettirerek ve A ile B Bölgeleri üzerindeki İsrail denetimini derinleştirerek hızlandırdığına işaret eden bir bildiri yayımladı.

Rapor, hükümetin yerleşim noktalarını cömertçe finanse ettiğini, donatıp donattığını ve arazilere el koyduğunu ortaya koyuyor.

Raporun hazırlayıcıları Hagit Ofran, Yonatan Mizrahi ve Dror Etkes'e göre bu hükümetin görev süresi boyunca Batı Şeria'da yaşanan değişiklikler emsalsiz bir nitelik taşıyor.

sdfrgt
Aralarında arazi sahiplerinin de bulunduğu Filistinliler, geçtiğimiz cuma günü işgal altındaki Batı Şeria'da Dura beldesi yakınlarında bir yerleşimde mülklerinin el konulmasını protesto ederken İsrail ordusunun attığı biber gazından kaçmaya çalışıyor (AFP)

2023-2025 yılları arasında Batı Şeria'da büyük bölümü çiftlik ve dağ yerleşim noktalarından oluşan 185 yeni yerleşim noktası kuruldu. Bu çiftlikler, Batı Şeria'nın toplam yüzölçümünün yüzde 18'ine karşılık gelen bir milyondan fazla dönümü kontrol altında tutuyor. El konulan arazilerin yalnızca yüzde 40'ı resmi olarak ‘devlet arazisi’ olarak sınıflandırılıyor. Bakan Orit Struk liderliğindeki Yerleşim ve Ulusal Görevler Bakanlığı bu yerleşim noktalarına her yıl on milyonlarca şekel tahsis etti.

Rapora göre üç yıl içinde 118 köy ve ‘çoban topluluğu’ ile bunlara bağlı bazı yerleşim yerleri sistematik biçimde boşaltıldı. Sakinler, yerleşimci şiddeti, suya erişimlerinin engellenmesi ve yetkililer tarafından korunmamaları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Filistinlilerin geri dönüşünü engellemek amacıyla yerleşimciler yollar boyunca en az 51 kilometre uzunluğunda çit kurdu. Bu çitler ağırlıklı olarak Ürdün Vadisi'nde ve yerel toplulukların kullandığı alanlarda inşa edildi. Bu durum yüz binlerce dönüm arazinin fiilen kapatılmasına yol açtı.

Rapor ayrıca yerleşimcilerin tarla, bahçe ve bağlardan oluşan en az 11 bin 520 dönüm tarım arazisine el koyduğuna dikkati çekti. Bu arazilerin büyük bölümü yakın zamana kadar bölgeden sürülen ya da erişimi engellenen Filistinliler tarafından işleniyordu.

cdvfbtr
Salı günü Batı Şeria'da Halil yakınlarındaki bir yerleşime yönelik Filistin protestosu sırasında İsrail askerleri nöbet tutarken İsrailli bir yerleşimci telefonu ile fotoğraf çekiyor (Reuters)

Rapor, resmi izin alınmadan 223 kilometre arazi yolu açıldığını ve bunların yaklaşık yarısının Filistinlilere ait özel araziler, ‘devlet arazisi’ olmayan alanlar ya da zaman zaman B Bölgesi toprakları üzerinde yer aldığını da ortaya koydu. Rapora göre bu yolların açılması devlet bütçesinden on milyonlarca şekele mal olacak. Filistinlilerin kendi topraklarına erişimini kısıtlayan diğer yöntemler arasında ordu ve yerleşimcilerin rastgele kurduğu yüzlerce kontrol noktası ve barikat da yer alıyor.

Rapor ayrıca son üç yılda C Bölgesi'nde izinsiz inşa edilen Filistin yapılarının yıkımında yüzde 80 artış yaşandığını kaydetti.

Yerleşimlerde 40 bin 64 konut birimi inşaatı için planlar sunuldu. Filistin'in gelişimini engellemek amacıyla alınan bakanlar kurulu kararları 100'den fazla yeni yerleşim kurulmasına onay verdi. Bunlar arasında meşrulaştırılan 50 yerleşim noktası, geliştirilen 15 mahalle ve tamamen yeni 37 yerleşim yer alıyor. Bu yerleşimlerin büyük çoğunluğu, bugüne kadar hiçbir İsrail varlığının bulunmadığı Batı Şeria'nın iç bölgelerinde konumlanıyor.

scdfvgth
İşgal altındaki Batı Şeria'da Sebastiye’deki arkeolojik alanı ziyaret eden İsrailli yerleşimciler ve İsrail ordusu kuvvetleri bulunurken bir Filistinli adam İsrail askeri aracının yanında zafer işareti yapıyor. (Reuters)

Rapora göre Oslo Anlaşması'nı geçersiz kılmak amacıyla el koyma operasyonları C Bölgesi'nden anlaşma kapsamında Filistin Otoritesi'nin sivil kontrolündeki A ve B Bölgelerine doğru yöneldi.

Bu bağlamda 2025 yılı sonuna kadar Otorite'nin kontrolündeki bölgelerde yaklaşık 20 yerleşim noktası kuruldu. Aynı zamanda C Bölgesi'ne yakın yerleşim noktalarının sakinleri, sistematik şiddet yoluyla Filistinlilerin A ve B Bölgelerindeki arazilere erişimini engelliyor. Raporu hazırlayanlara göre yerleşimciler Filistin Otoritesi bölgelerindeki yaklaşık 100 bin dönüme Filistinlilerin erişimini engelliyor.


İtalya plajlarında piknik tartışması

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

İtalya plajlarında piknik tartışması

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Pulya'daki özel plajlarda turistlerin piknik yapmasına izin verilmesi yönündeki öneriler, plaj kulübü işletmecilerine göre bölgenin "mükemmellik imajını" tehdit ediyor.

İtalya'nın güneyindeki Pulya bölgesinin valisi Antonio Decaro, 4 Temmuz'da Facebook'ta yayımladığı videoda, ziyaretçilerin evden yiyecek ve içecek getirmesine izin verilmesi çağrısında bulundu.

Decaro şunları söyledi:

Denizi, hem Pulyalılar hem de bu bölgeyi keşfetmek için dışarıdan gelenler için giderek daha fazla özgürlük deneyimi haline getirmek için çalışıyoruz. Deniz ortak bir kaynaktır, lüks olamaz. Kimse sizi evden getirdiğiniz yiyecekleri plajda yemekten alıkoyamaz.

İşletmeciler birliği Assoturismo, plajda piknik yapmanın çevre kirliliğine ve düşük kalite standartlarına yol açtığını savunuyor.

Vieste'deki Assoturismo şubesinin başkanı Nicola Ragno, The Times'a şunları söyledi:

Bu sadece bir sandviç meselesi değil. Bazıları yanlarında her türlü yiyeceği, başlangıçtan ana yemek ve meyveye kadar tam öğünleri getirebileceğini düşünüyor. Bu durumlar hoş görülemez çünkü bunu takdir etmeyen birçok başka müşteri var.

İtalya kıyı şeridinin yaklaşık yüzde 33'ü halihazırda bar ve restoran hizmetleri sunan özel plaj kulüplerine kiralanmış durumda.

İtalyan yasaları pikniklere izin verse de plaj kulüpleri genellikle turistlerin "dışarıdan" yiyecek ve içecek getirmesine izin vermiyor.

Decaro, "Özel bir plajda evden getirdiği sandviç veya focaccia'yı yemeye cesaret eden biri için 'imaj zedelenmesi'nden bahsediyorlar" dedi.

Ulusal Tüketiciler Birliği'nden Massimiliano Dona, The Times'a şunları söyledi:

Plajlar özel işletmeciler tarafından yönetilen kamu alanlarıdır; özel mülk değiller.

Dona, ziyaretçilerin kendi yiyecek ve içeceklerini getirme ve piknik çantalarını teslim etmeyi reddetme hakkına sahip olduklarını da sözlerine ekledi.

Piknikler, İtalyan plajlarının karşılaştığı tek sorun değil; şezlong fiyatları da hızla yükseliyor.

Tüketici grubu Altroconsumo'nun yaptığı araştırmaya göre, 222 plaj tesisinde şezlong ve şemsiye fiyatları 2025'ten bu yana ortalama yüzde 6, 5 yıl öncesine göre ise yüzde 24 arttı.

Independent Türkçe


Çin neden Pasifik’te kıtalararası balistik füze denemesi yaptı?

Çin bugüne dek sadece üç kez Pasifik Okyanusu üzerinden uzun menzilli füze denemesi gerçekleştirdi (Xinhua)
Çin bugüne dek sadece üç kez Pasifik Okyanusu üzerinden uzun menzilli füze denemesi gerçekleştirdi (Xinhua)
TT

Çin neden Pasifik’te kıtalararası balistik füze denemesi yaptı?

Çin bugüne dek sadece üç kez Pasifik Okyanusu üzerinden uzun menzilli füze denemesi gerçekleştirdi (Xinhua)
Çin bugüne dek sadece üç kez Pasifik Okyanusu üzerinden uzun menzilli füze denemesi gerçekleştirdi (Xinhua)

Çin'in nükleer enerjili denizaltıdan Pasifik Okyanusu'nda gerçekleştirdiği füze denemesinin yankıları sürüyor.

Çin donanmasının pazartesi günü fırlattığı kıtalararası balistik füze Solomon Adaları açıklarına düşmüştü.

Pekin yönetiminden yapılan açıklamada, fırlatmanın rutin bir askeri eğitim tatbikatının parçası olduğu bilgisi paylaşılmıştı. Açıklamada, "Fırlatmada herhangi bir ülke veya nokta hedef alınmamıştır. Çin, uluslararası hukuk ve uygulamalar doğrultusunda yapılan test öncesi ilgili ülkeleri bilgilendirmiştir" denmişti.

Avustralya Savunma Sanayi Bakanı Pat Conroy, Pekin'in fırlatmadan sadece birkaç saat önce bilgilendirme yaptığını savunarak, denemenin bölgeyi istikrarsızlaştırabileceğini ifade etmişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında da atışa tepki gösterilmiş, "Çin'in hızla gelişen ve şeffaflıktan uzak nükleer silah kapasitesi, bölge ve dünya açısından endişe kaynağıdır" ifadeleri kullanılmıştı.

New York Times'ın (NYT) analizine göre füze atışı, Çin'in tam teşekküllü "nükleer üçlü" oluşturma hedefinde önemli bir dönüm noktası niteliği taşıyor. "Nükleer üçlü" ifadesi bir ülkenin kara, hava ve denizden nükleer saldırı kabiliyetini tanımlamak için kullanılıyor.

Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) İngilizce yayın organı Global Times'ın haberinde, Julang füzesinin 8 bin kilometre menzile sahip olduğu belirtiliyor.

Haberde görüşlerine yer verilen askeri uzman Zhang Junshe, bu testle Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun (ÇHKO) "Batı Pasifik'teki herhangi bir konumdan istikrarlı şekilde stratejik karşı saldırılar düzenleyebileceğinin kanıtlandığını" ifade ediyor.

Analizde, "Çin'in nükleer üçlü caydırıcılığının önemli ölçüde geliştirildiği" yazılıyor.

Diğer yandan NYT'nin görüştüğü uzmanlar bu değerlendirmenin abartılı olduğunu savunuyor. Çin'in nükleer denizaltılarının hâlâ ABD ve Rusya'nın sahip olduğu sessizlik ve gizlilik seviyesine ulaşamadığını söylüyorlar.

Eski Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Asya Direktörü Evan Medeiros ise bu atışla Çin'in dünyaya "artık tam anlamıyla operasyonel bir nükleer üçlüye sahip olduğu" mesajını vermek istediğini belirtiyor. Medeiros'a göre Pekin, aynı zamanda ABD'nin savunma stratejisinin sınırlarını test ediyor.

Independent Türkçe, New York Times, Global Times