Taliban’ın iki numaralı ismi ‘kapsayıcı bir hükümet’ kurmak için Kabil’e gelirken, ‘tahliye’ kaosu devam ediyor

Hareket misilleme haberlerini araştırma sözü verdi. Washington ise "olası saldırılar" konusunda uyardı

Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)
Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)
TT

Taliban’ın iki numaralı ismi ‘kapsayıcı bir hükümet’ kurmak için Kabil’e gelirken, ‘tahliye’ kaosu devam ediyor

Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)
Bir ABD askeri dün Kabil havaalanında tahliye görevinde ve Molla Abdulgani Birader (AFP)

Taliban'ın Kabil'e girmesinden altı gün sonra, hareketin iki numaralı ismi Molla Abdülgani Birader, "kapsayıcı bir hükümet" kurmak için Afgan başkentine gelirken, on binlerce Afgan hava yolu ile hâlâ kendi ülkelerinden kaçmaya çalışıyor. Amerikan başkanı Joe Biden, "sonucu" garanti etmediğini söyledi. Washington, "potansiyel güvenlik tehditleri" bulunduğunu belirterek, vatandaşlarını şu anda kaosun hüküm sürdüğü Kabil havaalanına gitmekten kaçınmaları konusunda uyardı.
"Taliban" hareketinden bir yetkili, Kabil havaalanında güvenlik risklerinin varlığını inkâr etmedi ve hareketinin önümüzdeki saatlerde havaalanında "durumu iyileştirmeyi ve sorunsuz bir çıkış sağlamayı hedeflediğini" belirtti.
Molla Birader dün, Taliban'ın ülkenin kontrolünü ele geçirmesinden sonra, hareketin siyasi ofisini yönettiği Katar'dan Afganistan'a döndü. Üst düzey bir Taliban lideri Tarnsız haber ajansına (AFP), Birader’in "kapsayıcı bir hükümet kurmak için siyasi liderlerle görüşmek üzere Kabil'e geldiğini" söyledi.
Birader, 2001'deki 11 Eylül saldırılarının ardından kurulan ABD liderliğindeki bir koalisyonun Taliban'ın hakimiyetini sona erdirmesinden bu yana, aleni olarak Afganistan'a dönen ilk üst düzey Taliban lideri oldu.
Kabil havalimanında her gün bir kaos hali yaşanıyor ve bu durum, Taliban'ın ülkeyi kontrol etmesinden korkan yabancı uyrukluların ve Afgan vatandaşlarının tahliye süreci için hiçbir hazırlık yapılmadığı izlenimini pekiştiriyor.
ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray'da tahliyelerle ilgili yaptığı konuşmada, "Sonucun ne olacağına dair söz veremem" dedi. Washington’un müttefiklerinin bu süreçte ABD’nin güvenilirliğini sorgulamadığı belirterek, “zayiat riski” olmayacağına dair söz veremeyeceğini aktardı.
Biden, 14 Ağustos'tan bu yana ABD ordusu tarafından 13 bin kişinin tahliye edildiğini duyurdu. Avrupa ülkeleri ve İngiltere'den gelen özel uçaklarla da binlerce kişi tahliye edildi. Yalnızca ABD 30.000 kişiyi sınır dışı etmeyi planlıyor.
Binlerce Afgan vatandaşı, Taliban hareketinin kontrolü ele geçirmesinin ardından hem kendileri hem de ülkeden kaçmaya çalışan yabancılar için can damarı olan Kabil Havalimanı'nın girişlerini kuşattı.
Bir görgü tanığı Alman Haber Ajansı’na (DPA), havaalanı kompleksinin dışında neredeyse sürekli ateş edildiğini söyledi.
Tahliye edilenlerin çoğu, Taliban tarafından havaalanına girmesine izin verilen Amerikan vatandaşlarından oluşuyor. Ancak özellikle Amerika Birleşik Devletleri için çalışan ve kendileri ve akrabaları için Özel Göçmen Vizeleri (SIV) alan birçok Afgan, 5 binden fazla Amerikan askeri tarafından güvenliği sağlanan bu yerleşkeye ulaşamıyor.
Dün (Cumartesi) itibariyle havalimanına giden yollardaki tıkanıklık hala devam ediyordu.
Binlerce aile, Kabil havaalanında mucizevi bir şekilde uçağa binmeyi umuyor. Amerikan askerleri ve bir grup Afgan özel kuvveti, onların bölgeye zorla girmesini önlemek için hazır bekliyorlar.
ABD, Afganistan'daki vatandaşlarına yönelik "potansiyel güvenlik tehditlerinin" varlığına dikkat çekerek dün vatandaşlarını şimdilik Kabil havaalanına gitmekten kaçınmaya çağırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan uyarı metninde, "Kabil havaalanı kapılarının dışındaki potansiyel güvenlik tehditleri nedeniyle, ABD vatandaşlarına, ABD hükümetinin temsilcilerinden bireysel talimat almadıkça, havaalanına seyahat etmekten kaçınmalarını ve şu anda havaalanı kapılarından uzak durmalarını tavsiye ediyoruz” denildi.
ABD ordusu Cuma günü, Kabil'deki bir otelden havaalanına ulaşmakta sıkıntı yaşayan 169 Amerikalıyı taşımak için üç helikopter göndermek zorunda kaldı.
Başka bir görgü tanığı, havalimanının dışındaki kalabalıkta her kesimden insanlar olduğunu, aralarında oyuncular, televizyon ve medyadan isimler, yeni doğmuş bebekleri olan genç erkekler ve kadınlar ile engelli vatandaşların da bulunduğunu aktardı.
Bu insanların birçoğu Taliban kontrol noktaları ile ABD ordusu tarafından kurulan dikenli teller arasında sıkışmış durumda.
Sayısız dokunaklı manzara arasında, sosyal medyada yayınlanan bir videoda Afganlar, ağlayan bir bebeği havaalanında kalabalığın üzerinden bir Amerikan askerine veriyor. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), bu bebeğin tedavi edildiğini ve ailesine teslim edildiğini açıkladı.
Bir NATO yetkilisi, Taliban savaşçılarının geçen hafta başkent Kabil'e girmesinden bu yana, büyükelçilikler ve uluslararası yardım grupları için çalışan yaklaşık 12.000 yabancı ve Afgan'ın  tahliye edildiğini belirtti.
İsmini vermek istemeyen yetkili, "Tahliye süreci yavaş çünkü bazı riskler barındırıyor. Havaalanı dışında Taliban üyeleri veya sivillerle herhangi bir çatışma olmasını istemiyoruz. Tahliye planı ile ilgili bir karalama kampanyasının başlamasını istemiyoruz" dedi.
"Taliban" ülkenin kontrolünü hızlıca ele geçirdi ve sonunda geçen Pazar günü silahlı çatışmalar olmadan Kabil'e girdi. O zamandan beri, Afgan vatandaşları ve uluslararası yardım grubu çalışanları, Taliban muhaliflerine karşı sert misillemeler yapıldığını ve daha önce hükümet görevlerinde bulunanların, Taliban'ı eleştirenlerin veya Amerikalılarla çalışanların tutuklandığını bildirdi.
"Taliban"ın yıldırım zaferinden bu yana ABD'yi sarsan eleştiri ve tartışmalar karşısında ABD ordusu, Cuma günü, askerlerinin havaalanında Afgan bebeklerle ve küçük çocuklarla ilgilendiğini gösteren birçok fotoğraf servis etti. Pentagon sözcüsü John Kirby, askerlerin Afgan vatandaşlarının duygularını anladıklarını ifade etti.
Ayrıca Almanya Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer dün gazetecilere verdiği demeçte, "Alman ordusunun Kabil havaalanından hava yoluyla yaklaşık iki bin kişiyi tahliye ettiğini" söyledi. İki hafif helikopterin gece Kabil’e gönderildiğini, ortaklarla koordineli olarak şehir dışında tahliyelere başlamaya hazır olduğunu da sözlerine ekledi.
Öte yandan Uluslararası Gazeteciler Federasyonu dün, Afgan gazeteciler, özellikle de kadınlar arasında "panik ve korku"nun hâkim olduğunu ve "Afganistan'daki medya profesyonellerinden yüzlerce yardım talebi" aldığını duyurdu.
Afgan medya personellerine yardım etmek için özel bir fon oluşturan Federasyon, "sahadaki durumu izlediğini ve çok sayıda acil durum desteği talebinin Afgan medya camiasında bir panik ve korku durumunu ortaya koyduğunu" belirtti.
Bu arada bir Taliban yetkilisi dün Reuters'e verdiği demeçte, Taliban’ın, eylemlerin sorumluluğunu üstleneceğini ve hareket üyelerinin misilleme ve zulüm haberlerini araştıracağını açıkladı.
İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Hareket önümüzdeki birkaç hafta içinde Afganistan'ı yönetmek için yeni bir model hazırlamayı planlıyor" dedi.
Taliban'ın ülkeyi hızlı bir şekilde ele geçirmesinin ve sonunda geçen Pazar günü savaşmadan Kabil'e girmesinin üzerinden sadece bir hafta geçti. O zamandan beri, Afgan vatandaşları ve uluslararası yardım grubu çalışanları, Taliban protestocularına karşı sert misillemeler yapıldığını ve daha önce hükümet görevlerinde bulunanların, Taliban'ı eleştirenlerin veya Amerikalılarla çalışanların tutuklandığını bildirdi.
Taliban yetkilisi, "Sivillere karşı bazı vahşet ve suçların işlendiğini duyduk. Eğer Taliban üyeleri, kanun ve düzenle ilgili sorunlar çıkarıyorlarsa onlar hakkında soruşturma başlatılacaktır” dedi.
Başka bir Taliban yetkilisi dün, hareketin savaşçılarının hiçbir yabancıyı kaçırmadığını, ancak bazı yabancıların Afganistan'dan ayrılmalarına izin verilmeden önce sorgulandığını belirtti. İsminin açıklanmamasını isteyen yetkili, Reuters'e verdiği demeçte yabancıların kaçırılması olaylarını göz ardı ederek, "Savaşçılarımız temkinli davranmaya devam edecek" dedi.
Yetkili, "Taliban'daki hukuk, din ve dış politika uzmanları, önümüzdeki birkaç hafta içinde yeni bir yönetim çerçevesi sunmayı hedefliyor" diyerek, ülkeyi yönetmek için yeni çerçevenin Batılı tanıma göre demokratik olmayacağını, ancak herkesin hakkını koruyacağını belirtti. Taliban, geçen hafta iktidarı hızla ele geçirmesinden bu yana eski dönemine göre daha ılımlı bir yüz göstermeye çalışıyor.



İtalya, İspanya ile Schengen anlaşmasının askıya alınmasını 15 gün daha uzattı

İspanya'ya bağlı Sebte (Ceuta) özerk şehrinde, Fas'tan İspanya topraklarına karadan ve denizden toplu düzensiz göçmen geçişlerinin yaşandığı sırada İspanya'dan ayrılarak Fas sınırına doğru yürüyen vatandaşlar, 31 Temmuz 2026. (Reuters)
İspanya'ya bağlı Sebte (Ceuta) özerk şehrinde, Fas'tan İspanya topraklarına karadan ve denizden toplu düzensiz göçmen geçişlerinin yaşandığı sırada İspanya'dan ayrılarak Fas sınırına doğru yürüyen vatandaşlar, 31 Temmuz 2026. (Reuters)
TT

İtalya, İspanya ile Schengen anlaşmasının askıya alınmasını 15 gün daha uzattı

İspanya'ya bağlı Sebte (Ceuta) özerk şehrinde, Fas'tan İspanya topraklarına karadan ve denizden toplu düzensiz göçmen geçişlerinin yaşandığı sırada İspanya'dan ayrılarak Fas sınırına doğru yürüyen vatandaşlar, 31 Temmuz 2026. (Reuters)
İspanya'ya bağlı Sebte (Ceuta) özerk şehrinde, Fas'tan İspanya topraklarına karadan ve denizden toplu düzensiz göçmen geçişlerinin yaşandığı sırada İspanya'dan ayrılarak Fas sınırına doğru yürüyen vatandaşlar, 31 Temmuz 2026. (Reuters)

İtalya, göçmenlerin Fas’ın kuzeyindeki İspanyol toprağı Ceuta’ya akını nedeniyle ağustos ayının başından bu yana yürürlükte olan İspanya ile Schengen Anlaşması’nı askıya alma kararını 15 gün daha uzattı. İtalya İçişleri Bakanlığı, kararı bugün yaptığı açıklamayla duyurdu.

Bakanlığın açıklamasında, “Karar, Göç ve Sınır Güvenliği Analiz Komitesi tarafından yapılan değerlendirme doğrultusunda ve bu istisnai tedbirin 1 Ağustos’ta yeniden uygulanmasına yol açan koşulların devam etmesi nedeniyle alındı” denildi. Söz konusu tedbir, başlangıçta bir aylık süre için uygulanmıştı.

Roma yönetimi, kararın alınmasında “İspanya’nın bugüne kadar Avrupa Birliği ile iş birliği içinde, bölgedeki durumun kısa sürede normale dönmesini sağlamak amacıyla attığı adımların dikkate alındığını” belirtti.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ise bugün yaptığı açıklamada, Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol toprağı Ceuta’ya yaklaşık 70 bin göçmenin akın etmesinin üzerinden bir ay geçmesinin ardından hükümetinin olayın nasıl meydana geldiğini belirlemek üzere soruşturmayı sürdürdüğünü söyledi.

Yaklaşık bir ay önce 70 bin göçmen, Fas ile Ceuta arasındaki sınırı yürüyerek ve yüzerek geçti. Sánchez, bugün Cadena SER radyosuna yaptığı açıklamada, göçmenlerin büyük bölümünün geri gönderildiğini, ancak aralarında aileleri yanında bulunmayan yaklaşık bin 200 çocuk ve gencin de olduğu yaklaşık 5 bin göçmenin hâlâ Ceuta’da bulunduğunu söyledi. Yerel makamlar ise İspanyol toprağında kalan göçmen sayısının 10 bin civarında olduğunu belirtiyor.

Resmi verilere göre olaylarda en az 91 kişi hayatını kaybetti. Bunların 80’i İspanya, 11’i ise Fas tarafında yaşamını yitirdi. Ancak Fas’taki sivil toplum kuruluşları, en az 141 kişinin öldüğünü ve onlarca kişinin kayıp olduğunu bildiriyor.


Irak'ta Sünnilerin savaş ve fraksiyonların silahlarıyla ilgili hesapları

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
TT

Irak'ta Sünnilerin savaş ve fraksiyonların silahlarıyla ilgili hesapları

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026

Rüstem Mahmud

Irak'taki “Sünni” siyasi ve toplumsal güçler, içeride “milislerin silahsızlandırılması” meselesi, bölgesel olarak ise İran ile ABD arasındaki savaş nedeniyle her an gerilebilecek genel koşulları takip ederken, partileri, siyasi güçleri ve hatta sosyal çevreleri içindeki siyasi eylemlerde hayati ve net dönüşümler yaşanıyor. Nitekim üst düzey bir “Sünni” siyasi kaynak yaptığı açıklamada, kendi bölgelerinde İran'ın baskıları nedeniyle son yıllarda marjinalleştirilen ve dışlanan çeşitli figür ve güçlerin yer aldığı, yeni bir siyasi akım kurma yönünde yoğun hazırlıklar olduğunu belirtti.

Dört güven verici olay

Iraklı Sünni siyasi ve toplumsal çevreler, ülke ve bölgedeki genel atmosferin ve gidişatların nispeten de olsa kendileri için rahat ve güven verici hale geldiğini düşünüyor. Geçtiğimiz yıllar boyunca geleneksel siyasi bölünmeler yalnızca Kürt ve Sünni siyasi çevrelerde hâkim iken, şimdi artık Şii muhatapları arasında da bulunuyor. Bu bölünmeler, İran’ın uzun süren kontrolünün, anlaşmazlık yaşayan Şii tarafları hüküm süren merkezi sisteme ve bağlama uymaya, İran'ın stratejik kararına bağlı kalmaya zorlamasının ardından yaşanıyor.

Bu durum, Sünni ortamlar üzerinde en yüksek düzeyde baskının oluşmasına olanak sağlıyordu ve bu baskı, sayısız durumda bazı Sünni siyasi figürlerin ve güçlerin çeşitli nedenlerle Irak siyasi sahnesinden tamamen ve zorla dışlanması kertesine vardı. Çıkarlar, iktidar yapısı ve siyasi ittifaklarda geçici siyasi ortaklık uğruna bile olsa, benzeri bazı Şii taraflarla uzlaşıya varmalarına ve ittifak kurmalarına ya da manevralarda bulunmalarına bile alan tanınmadı.

Mevcut statüko ise Sünnilere bu türden şeyler için alan tanıyor, zira her ne kadar Şii güçler şu ana kadar kendi iç ihtilaflarını “Koordinasyon Çerçevesi” çatısı altında gizleyebilse de çatırdamalar ve aralarındaki karşıt siyasi okumalar net olarak görülmeye başladı. Başbakanlık pozisyonu artık bu iç anlaşmazlıkları kontrol etmeye yönelik maskeden başka bir şey değil.

Diğer süreç ise İran'ın bölgede ABD'nin açık ve net bir hasmı haline gelmesiyle bağlantılı ve bunun İran'ın Irak'taki seçenekleri ve stratejisi üzerinde ciddi bir etkisi var. Yıllar süren bir arada yaşama ve uzlaşı, hatta bazen Irak dosyasında ABD'nin İran'la müttefik olması sürecinde, Sünni seçenekler ve örgütler her iki taraf için de siyasi bir hasımdı. Bazen de sahada Irak'taki Amerikan ve İran nüfuzuna rakip ve muhalif olarak görülüyorlardı. Şimdi bu iki taraf artık Sünni güçlerin dizginlenmesine dayanan daha önceki ortak uzlaşı alanını yaratamıyor.

İran'ın anlaşamayan “Şiileri” kendi merkezi sistemine uymaya zorladığı uzun bir dönemden sonra, Kürt ve Sünni çevrelerde hüküm süren bölünmeler artık Şii muhatapları arasında da yayılmış durumda

Bu iki duruma ilave olarak, Irak'ın petrol ihracatındaki ciddi düşüş nedeniyle Irak ekonomisi bir tür başarısızlık ve yavaşlama yaşamaya başladı. Beklenen bu ekonomik kriz, merkezi otoriteye sadık olan geniş kesimleri ona karşı çıkmaya itecektir. Aynı zamanda karşıt mezhepçi söylemin göreceli olarak terk edildiği, yani daha önce olduğu gibi mezhep taassubuna dayalı hizalanma ve sadakatlere kapılmama ortamı da yaratacaktır.

Ortak ekonomik kriz temelinde mevcut olan alan daha geniş ve dar mezhepsel hassasiyetleri aşan siyasi ve toplumsal ortaklıklara daha duyarlı olacaktır. Bu, Irak'taki hükümet aygıtının ve büyük ekonomik paydaşların mevcut koşulları aşmak için bölge ülkelerine başvurmak zorunda kalması anlamına geliyor. Bu da ülkedeki geleneksel gerilimin ortadan kalkmasına katkıda bulunan bir başka yardımcı faktördür.

sdfrgth
Göstericiler, İran yanlısı örgütleri de içeren Haşdi Şabi Güçleri'nden üst düzey bir yetkilinin tutuklanmasının ardından Bağdat'taki Filistin Caddesi'nde Irak Başbakanı Ali el-Zeydi'yi protesto ediyor, 19 Ağustos 2026 (AFP)

Dahası, savaş eninde sonunda İran'ı askeri, ekonomik ve güvenlik açısından, özellikle de en azından bölgesel düzeyde kısıtlayacaktır. Nihai sonuç, İran'da iktidardaki rejimin rollerini ve kimliğini kökten değiştirebilir. Bu, Irak'taki siyasi dünyayı, İran'ın keskin ve belirli bir Iraklı taraf lehine kutuplaştıran koşullarına sürüklenmeden ve hiçbir şekilde boyun eğmeden, iç faktörlere ve dengelere boyun eğmeye itmede belirleyici bir faktör olacaktır.

Zeydi hükümetinin Irak denkleminde İran'ın “pençesi” görevi gören fraksiyonları silahsızlandırması halinde siyasi sistemin kimliğinde ve davranışlarında meydana gelecek radikal dönüşümden bahsetmiyoruz bile.

Bütün bunlar ülkedeki siyasi aktörler ve Sünni toplumsal güçler için rahat bir ortam yaratıyor. Sünniler şu ana kadar kendilerini etkileyebilecek herhangi bir kaymayı önlemek için çevrede olup bitenler konusunda bir tür açıklanmamış “tarafsızlık” benimsemeyi başardılar. Bekledikleri ve aldıkları bölgesel güvencelere dayanarak, büyük olasılıkla lehlerine olacak nesnel gerçeklerin sahada doğmasını bekliyorlar.

Yeni hareketler ve organizasyon

Sünni güçler, mevcut savaşın ayrıntıları ve süreçleri ile başa çıkma konusunda genel bölgesel seçeneklerden sapmadılar. “Takipçi” olduklarından değil, kendileri ile bu savaş arasında herhangi bir çıkar veya onunla doğrudan ilişki görmeyen, yalnızca en az kayıp ve en düşük düzeyde katılımı umut eden tüm bölge ülkelerinin izlediği denklem ve stratejiye inandıklarından böyle bir tutum benimsediler. Zira savaş sonuçta bir Amerikan-İran çatışmasıdır ve her iki taraf da diğer tarafların çıkarlarını dikkate almamaktadır.

İran baskısı yıllarında marjinalleştirilen isimler, büyük olasılıkla Usame en-Nuceyfi liderliğinde yeni bir Sünni akım kurmaya hazırlanıyor. Sünni güçler ise fraksiyonların silahsızlandırılması konusunda hükümetle görüş birliği içindeler ve Kürtlerle aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara atıyorlar

Irak'taki Sünni güçler şu anda üç ana akıma bölünmüş durumda: Irak'ın Anbar şehrindeki yayılmasının ağırlığını milliyetçi söylemle birleştiren ve Iraklı Sünni çevrelerdeki bazı yerel liderlerle de ortaklıkları bulunan eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Takaddum (İlerleme) Partisi. “Sünni” siyasi İslam'ın varisi bir siyasi parti olarak sınıflandırılan ve genel bir Irak milli söylemi benimseyen Hamis el-Hançer liderliğindeki “Egemenlik İttifakı”. Bunların yanı sıra iş adamı Musanna el-Samarrai liderliğindeki “Azm İttifakı” da var, ancak bu son isim yolsuzlukla ilgili suçlamalar nedeniyle birkaç haftadır tutuklu bulunuyor, bu da hareketinin yukarıda bahsedilen iki parti lehine dağılacağını gösteriyor.

Açıklamada bulunan üst düzey bir Iraklı Sünni siyasi kaynak, büyük olasılıkla eski Meclis Başkanı Usame Nuceyfi'nin önderlik edeceği yeni bir akım kurma yolundaki ilerleyişin hızlandığını açıkladı. Bu akımda, Bakan Rafi el-İsavi, Milletvekili Zafer el-Ani, vali ve eski bakan Kasım el-Fahdavi gibi geçmiş dönemde sahne dışına itilen bazı isimler yer alacak ve siyasetçi Miş’an el-Ceburi de bunlara katılabilir.

Kaynak, yeni oluşumun öne çıkacağını ve Irak'ın bir sonraki aşamada içeride sahne olabileceği dönüşümlere uyum sağlayabilmek için birçok bölge ülkesinden destek alacağını da ifade etti.

Bu uyumlu şahsiyetler ve söylemleri İran'ın Irak stratejisinden en uzak olanıdır. Kurdukları akım da Sünni strateji ve emellerini ileriki aşamalara taşıyabilecek bir siyasi yapı olacaktır.

zc
Irak Çalışma Bakanı Ahmed el-Esedi, eski Meclis Başkanı ve Takaddum Partisi Başkanı Muhammed Halbusi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, Bağdat'ta Haşdi Şabi Güçlerinin bir fraksiyonu olan Asaib Ehlil Hak'ın kuruluşunun 21. yıldönümünü anma etkinliği sırasında, 3 Mayıs 2024 (AFP)

Geçtiğimiz haftalarda Sünni güçler, kendilerini çevreleyen gelişmelere yanıt olarak bölgesel destek ve takiple iki eylem türüne yöneldi. Sünni güçler savaş ve silahlı milislerin silahsızlandırılması konusunda federal hükümet ile aynı pozisyonu benimsedi. Ülkedeki hukuk sistemine ve bu yöndeki çabalara katıldı, İran'ın iç ve dış baskılarından kaçındı. Başbakan'ın kararlarını kabul ettiklerini açıkça deklare eden bazı tarafların bu kararını övdü. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunlardan biri olan, Irak meclisindeki “Hizmetler” Koalisyonu bloğunun başkanı ve silahlı “İmam Ali Tugayları”nın lideri Şibl el-Zeydi, “Koordinasyon Çerçevesi” koalisyonunun toplantılarına sivil ve siyasi sıfatla resmi olarak katılmaya başladı.

Kays Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ve Ebu Ala el-Vela’i liderliğindeki “Ketaib Seyyid eş-Şüheda” gibi bunu prensipte kabul ettiklerini açıklayan tarafları ise buna teşvik etti. Ancak, Ebu Hüseyin el-Hamidavi liderliğindeki Irak Hizbullah Tugayları ve Ekrem el-Kaabi liderliğindeki Hizbullah/Nuceba Hareketi gibi hükümetin kararlarını reddeden fraksiyonlarla siyasi veya retorik bir çekişmeye girmedi.

Sünni güçler örgütsel dağınıklılık, liderleri arasındaki biriken anlaşmazlıklar, gelecekteki taleplerini çerçeveleyen bir söylemin olmayışı, bölgesel ve uluslararası nüfuz sahibi aktörler arasında denge oluşturamama gibi zorluklarla yüzleşiyor

Başka bir hamle ise diğer Iraklı güçlerle, özellikle de Kürtlerle geçmişteki anlaşmazlıkları ve hassasiyetleri bir kenara bırakmaya dayanıyordu. Takaddum Partisi lideri Muhammed Halbusi'nin Kürdistan bölgesine yaptığı ziyaret ve Kürt lider Mesud Barzani ile görüşmesi bu bağlamda gerçekleşti. Bilgili ve güvenilir kaynaklar, iki tarafın görüşmesinin bir kısmı Batı’daki “Sünni” bölgesinde yer alacak yeni bölgeler oluşturma olasılığı da dahil olmak üzere, Irak'taki bir sonraki aşamayı ele aldığını söyledi.

Üç zorluk

Irak siyasi meseleleri konusunda uzman araştırmacı Ahmed Yunus, kendisi ile yaptığımız röportajda, Sünni siyasi güçlerin, kendilerini baskılayan ve ciddi biçimde etkileyen mevcut dönüşümler nedeniyle öngörülebilir ufukta karşılaşabilecekleri üç zorluğu belirledi ve şöyle devam etti: “Daha önceki aşamalarda ülkedeki iç denkleme yönelik radikal itirazlar yaşayan bu çevreler için yaşananlar yeni bir siyasi doğuş gibidir. Bu denklem daha sonra sivil şiddet dönemi ve onu ülkedeki stratejik karar alma merkezinin dışına iten gelişmeler sonucunda battı ve mağlup oldu. Sünni güçler genel olarak sadece merkezi örgütsel anlamda değil, aynı zamanda aralarındaki ilişkiler açısından da oldukça dağınık durumda. Çeşitli güçler organize siyasi yapılara ya da net bir ideolojik söyleme dayanmıyor; yerel liderler arasında bir sadakat ve bağlantı mekanizmasına, ayrıca liderleri arasındaki birikmiş hassasiyetlere ve iç çatlaklara dayanıyor. Bu güçler bu iç çatlakları kapatamadığı sürece bir sonraki aşamanın net bir faydası olmayacaktır.”

yh
ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırısının ardından düzenlenen sembolik cenaze töreninde içlerinden biri İran Lideri Ali Hamaney'in fotoğrafını taşıyan Iraklı Şii erkekler, 1 Mart 2026, Bağdat’taki Sadr bölgesi (AFP)

Yunus şunları da söyledi: “Ayrıca Sünni siyasi güçler taleplerini ve geleceğe yönelik isteklerini objektif ve net bir şekilde ortaya koyamadılar. Örgütlerinin ve liderlerinin çoğu işlerini kendi vizyonlarına, kişisel ve bölgesel tercihlerine göre yürütüyorlar; ancak Irak'ın ne olması gerektiği ve öngörülebilir gelecekte Irak'taki konumları hakkında net bir okumaya sahip değiller. Bu, sızma ve başkalarının seçimlerini etkilemesi ihtimaline kapıyı açık bırakıyor. Son olarak Sünni güçler, Irak meselelerini etkileyen bölgesel ve uluslararası aktörler arasında, çıkarları bu etkilerle kesişecek şekilde henüz bir denge oluşturamıyorlar.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
TT

Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, örgüte üye birçok ülkenin büyük krizlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, pazartesi ve salı günleri Bişkek’te düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi öncesinde dün Kırgızistan’a ulaştı.

Kırgızistan’ın başkentine gelmesi beklenen yaklaşık 10 lider arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Hindistan ve Pakistan başbakanları Narendra Modi ve Şahbaz Şerif de bulunuyor.

Şi Cinping dün yaptığı açıklamada, Çin ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerin ‘altın çağını’ yaşadığını belirtti. Çin’in, daha önce bölgedeki hâkim güç olan Rusya’nın aleyhine Orta Asya’da vazgeçilmez bir ekonomik ortak olarak konumunu giderek sağlamlaştırdığını ifade etti.

Pezeşkiyan: ŞİÖ Zirvesi, uluslararası alanda çeşitli ve bağımsız seslerin varlığının bir simgesi

Şarku’l Avsat’ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Pezeşkiyan, Tahran’dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, “Bu zirve son derece önemli. Bölge liderlerinin çoğu zirveye katılacak. Bazı uluslararası kuruluşların dünyada tek sesli bir ortam oluşturmaya çalıştığı bir dönemde bu zirve, uluslararası arenada farklı ve bağımsız seslerin varlığının simgesi” dedi.

Pezeşkiyan, bölgede istikrar, büyüme, barış ve kalkınma arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekerek, zirvenin yapıcı görüşmeler yoluyla yöneticilerin ve devlet başkanlarının bölgeyi kendi başlarına yönetme kapasitesini ortaya koymasını umduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, “Biz savaş peşinde değiliz. Şimdiye kadar dünyaya açıkça verdiğimiz mesaj budur. Ancak herhangi bir saldırıyla karşı karşıya kalmamız halinde sessiz kalmayacağız ve saldırganlara kararlı bir şekilde karşılık vereceğiz” diye konuştu.

Bölgedeki istikrarsızlık ve çalkantının hiçbir ülkenin çıkarına olmadığını vurgulayan Pezeşkiyan, bunun herkes için çeşitli sorunlara yol açacağını belirterek, “Bu nedenle bir araya gelmeli ve bölgenin güvenliğini, ekonomisini ve kalkınmasını güvence altına almak için birlikte çalışmalıyız” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, açıklamalarının sonunda zirveden olumlu sonuçlar elde edilmesini umduğunu belirterek, bölge liderlerinin çoğunun zirveye katılmasının ve zirve kapsamında gerçekleştirilecek ikili görüşmelerin bölgenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarındaki süreçlerine katkı sağlayabileceğini ve tüm ülkeler için önemli kazanımlar getirebileceğini söyledi.

Şanghay İşbirliği Örgütü nedir?

Örgüt, Belarus, Çin, Hindistan, İran, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan ve Tacikistan olmak üzere 10 ülkeden oluşuyor. Güvenlik ve ekonomi konularına odaklanan örgüt, Batı’nın nüfuzuna karşı denge oluşturacak bir güç merkezi olmayı hedefliyor.

vfgbh
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek Uluslararası Havalimanı’na vardığında Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov tarafından karşılandı. (AP)

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un himayesinde gerçekleştirilecek genel oturumun yanı sıra, aralarındaki iş birliğini güçlendiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında ikili bir görüşme yapılması planlanıyor.

Örgütün kuruluş bildirgesinde, ‘başka ülkelere karşı yöneltilmiş bir ittifak olmadığı’ belirtiliyor. Ancak Putin ve Şi Cinping, örgütün toplantılarını çoğu zaman aralarındaki birlik ve dayanışmayı göstermek ve kınadıkları ABD hegemonyasına karşı çok kutuplu bir dünya vizyonunu ortaya koymak için değerlendiriyor.

Çok sayıda kriz

2025 zirvesi sırasında Putin, Şubat 2022’den bu yana Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın çıkmasından Batı’yı sorumlu tutarken, Şi Cinping de bazı ülkelerin gerçekleştirdiği ‘zorbalık eylemlerini’ kınamıştı. Şi’nin sözlerinin, Washington ile Pekin arasındaki gerilim noktalarına işaret ettiği değerlendirilmişti.

Zirve, örgüte üye birçok ülkenin savaş halinde olduğu bir dönemde düzenleniyor. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı yaklaşık dört buçuk yıldır devam ederken, henüz herhangi bir çözüm ihtimali görünmüyor. Ortadoğu’da ise ABD ve İsrail’in şubat ayında İran’a yönelik saldırısıyla yeni bir savaş başlamış durumda.

Örgütün diğer bazı üyeleri de ticari anlaşmazlıklar yaşıyor. Bu ülkelerin başında, ABD’nin ağır gümrük vergilerine maruz kalan Çin ve Hindistan geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran’ın müttefiklerini tehdit ederken ağustos ayının sonunda İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelere ikincil yaptırımlar uyguladı. Altın, teknoloji, dijital varlıklar, havacılık ve deniz taşımacılığı başta olmak üzere çeşitli alanları kapsayan yaptırımlar, Tahran’ı ekonomik açıdan ‘boğmayı’ amaçlayan kampanyanın bir parçası olarak değerlendiriliyor.

İran’ın önemli ticaret ortaklarından ve başlıca petrol ithalatçılarından Çin ise buna karşılık, çıkarlarını ‘güçlü bir şekilde savunacağı’ uyarısında bulundu.

Rusya da askeri ve ticari iş birliğini yoğunlaştırdığı İran’ın önemli ortaklarından biri olarak öne çıkıyor.

İran, ekonomik baskılara ve tehditlere boyun eğmeyi reddettiğini sürekli vurguluyor. Ülke, 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana ABD ve uluslararası yaptırımlara maruz kalıyor.

Bununla birlikte İran Cumhurbaşkanı, ülkesinin onlarca yıllık kısıtlamaların ardından ‘bir dizi zorlukla’ karşı karşıya olduğunu kabul etti.

ŞİÖ üyeliğinin somut sonuçları ise belirsizliğini koruyor. Bölgesel oluşum, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını ve küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 25’ini temsil ettiğini vurgulasa da ŞİÖ, üyeleri arasındaki anlaşmazlıkların da etkisiyle heterojen bir yapı sergiliyor.

Örneğin Çin ve Rusya, enerji kaynakları açısından zengin ve Avrupa ile Asya arasındaki mal taşımacılığında kritik öneme sahip Orta Asya’da rekabet ediyor. Çin’in Hindistan ve Pakistan ile ilişkilerinde de zaman zaman gerilim yaşanıyor.