Belçika'daki havalimanında sekerek yürüyen Afgan kız çocuğu gündem oldu: "Hoşgeldin küçük kız!"

Eski Belçika Başbakanı fotoğrafın ülkeler "mültecileri koruduğunda" neler olduğunu gösterdiğini söyledi

Küçük kızın fotoğrafı bu hafta Reuters fotoğrafçısı Johanna Geron tarafından Brüksel yakınlarındaki bir askeri havalimanında çekilmişti (Reuters)
Küçük kızın fotoğrafı bu hafta Reuters fotoğrafçısı Johanna Geron tarafından Brüksel yakınlarındaki bir askeri havalimanında çekilmişti (Reuters)
TT

Belçika'daki havalimanında sekerek yürüyen Afgan kız çocuğu gündem oldu: "Hoşgeldin küçük kız!"

Küçük kızın fotoğrafı bu hafta Reuters fotoğrafçısı Johanna Geron tarafından Brüksel yakınlarındaki bir askeri havalimanında çekilmişti (Reuters)
Küçük kızın fotoğrafı bu hafta Reuters fotoğrafçısı Johanna Geron tarafından Brüksel yakınlarındaki bir askeri havalimanında çekilmişti (Reuters)

Kabil'den tahliye edildikten sonra bir havalimanının asfalt pistinde sekerek yürüyen küçük bir Afgan kız çocuğunun fotoğrafı viral oldu; sosyal medya kullanıcıları görüntüyü Afganistan'daki kriz devam ederken iç açıcı bir an olarak kutladı.
Reuters fotoğrafçısı Johanna Geron'un çarşamba günü Belçika'da, Brüksel yakınlarındaki Melsbroek askeri havalimanında çektiği fotoğrafta küçük bir çanta taşıyan sarı elbiseli bir kız çocuğunun sekerek yürüdüğü görülüyor.
Kız çocuğu ve ailesi, ülkenin Afganistan'daki operasyonlarını sonlandırmasından önce Belçika'ya tahliye edilen yaklaşık bin 400 kişi arasındaydı.
Eski Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt, fotoğrafı Twitter hesabında "harika" övgüsüyle paylaştı.
The Independent'ta yer alan habere göre, Verhofstadt, perşembe günü paylaştığı tweet'te “Mültecileri koruduğunuzda işte bu olur. Belçika'ya hoş geldin küçük kız!" ifadelerini kullandı.
Önceki günlerde şu anki Belçika Başbakanı Alexander De Croo, ülkesinin insanları Kabil'den Pakistan'a taşıyan tahliye uçuşlarını sonlandırdığını söylemişti.
Başbakan, “Belçika, tahliye edilenleri [önümüzdeki günlerde] ülkemize göndermeye devam edecek” demişti.
De Croo, Afganistan'daki güvenlik durumu "çok ciddi şekilde kötüleştiği" ve yetkililer "yakın zamanda gerçekleşecek" bir terör saldırısı "tehlikesi" olduğuna dair istihbarat aldığı için hükümetin çarşamba günü tahliyeleri durdurma kararı aldığını da eklemişti.
Yetkililer perşembe günü Kabil'in uluslararası havalimanının dışında düzenlenen intihar saldırılarında en az 95 Afgan'ın öldüğünü ve ölü sayısının önümüzdeki birkaç gün içinde daha da artmasının beklendiğini doğruladı.
ABD yönetimi de yabancı birliklerin Afganistan'ı terk edeceği 31 Ağustos tarihinden önce yeni saldırı girişimlerinin beklendiğine dair uyarılarda bulundu.



Pentagon: İran’la savaşın maliyeti 47 milyar doları aştı

ABD’ye ait bir F-35 savaş uçağı, İran’a yönelik abluka operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağıyla birlikte uçarken (ABD ordusu)
ABD’ye ait bir F-35 savaş uçağı, İran’a yönelik abluka operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağıyla birlikte uçarken (ABD ordusu)
TT

Pentagon: İran’la savaşın maliyeti 47 milyar doları aştı

ABD’ye ait bir F-35 savaş uçağı, İran’a yönelik abluka operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağıyla birlikte uçarken (ABD ordusu)
ABD’ye ait bir F-35 savaş uçağı, İran’a yönelik abluka operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağıyla birlikte uçarken (ABD ordusu)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından yayımlanan veriler, ABD ordusunun İran’daki savaşı yürütmek için şu ana kadar 47 milyar dolardan fazla harcama yaptığını ortaya koydu. Bu tutar, bakanlığın temmuz ayında açıkladığı tahmini yüzde 25’ten fazla aşıyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre savaşın operasyonel maliyetlerinin en büyük bölümünü, 29 milyar doları aşan harcamayla kullanılan mühimmatın yenilenmesi oluşturdu. Askerî teçhizatın değiştirilmesi için yapılan harcamalar ise 6 milyar doları aştı.

Açıklanan verilerde, İran’ın füze ve İHA saldırıları sonucunda zarar gören ABD üslerinin onarım maliyetlerinin bu tutara dahil olup olmadığı ise netlik kazanmadı.


BM’de ABD ve Küba temsilcileri arasında sözlü tartışma

Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez (ortada), ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz’a bağırırken (AP)
Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez (ortada), ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz’a bağırırken (AP)
TT

BM’de ABD ve Küba temsilcileri arasında sözlü tartışma

Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez (ortada), ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz’a bağırırken (AP)
Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez (ortada), ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz’a bağırırken (AP)

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ABD ve Küba temsilcileri arasında yaşanan sert sözlü tartışma, dün görüşmelerin kısa süreliğine askıya alınmasına neden oldu.

Gerginlik, Küba’nın komünist ada ülkesine uygulanan ABD ambargosunun sona erdirilmesini talep eden karar tasarısının görüşülmesi sırasında yaşandı. Bağlayıcı olmayan söz konusu tasarı, Küba tarafından 1992’den bu yana her yıl Genel Kurul gündemine getiriliyor.

Ancak bu yılki görüşmeler, Washington yönetiminin Küba üzerindeki baskıyı yeniden artırdığı bir dönemde gerçekleşti. Petrol ablukası ve geniş kapsamlı yaptırımları içeren bu baskı politikası, Küba ekonomisine ciddi zarar verdi.

ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Mike Waltz, BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşma sırasında, hayatını kaybeden Küba lideri Fidel Castro’nun lüks bir saat takarken çekilmiş fotoğrafını gösteriyor (AP)
ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Mike Waltz, BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşma sırasında, hayatını kaybeden Küba lideri Fidel Castro’nun lüks bir saat takarken çekilmiş fotoğrafını gösteriyor (AP)

ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Mike Waltz, Genel Kurul’da konuşma yaptığı sırada Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, konuşmada dile getirilen ifadelere itiraz ederek kürsüye yöneldi ve konuşmanın durdurulmasını istedi.

Waltz, karar tasarısına neden karşı çıktığını açıklarken Küba’daki komünist yönetimi vatandaşlarına baskı uygulamakla suçladı.

Waltz, Rodriguez’e ve diğer Kübalı diplomatlara uzaklaşmalarını söylerken, “Burası Birleşmiş Milletler, sizin komünist diktatörlüğünüz değil. Beni susturamazsınız” diye bağırdı.

Rodriguez ise buna, “Sen yalancısın” diye karşılık verdi.

Yaşanan gerginliğin ardından oturum başkanı görüşmelere kısa süreliğine ara verdi ve iki ülkenin temsilcilerinden yerlerine dönmelerini istedi. Daha sonra Waltz’ın konuşmasına devam etmesine izin verildi.

Küba yönetimi, Washington’u bu yıl ülkeleri karar tasarısına karşı oy kullanmaya ikna etmek amacıyla “eşi benzeri görülmemiş” bir baskı kampanyası yürütmekle suçladı. Tasarı, geleneksel olarak Genel Kurul’da geniş destek görüyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre geçen yıl yapılan oylamada tasarıya 165 ülke destek verirken 7 ülke karşı oy kullanmış, 12 ülke ise çekimser kalmıştı. Bu sonuç, karar tasarısının son 20 yılda aldığı en düşük destek düzeyi olmuştu.

Bu yılki karar tasarısının oylamasının bugün yapılması bekleniyor.

Öte yandan BM’deki bu gerginlik, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Kübalılara, adadaki komünist yönetimi sona erdirmek amacıyla Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ile gizlice iş birliği yapma çağrısında bulunmasından birkaç gün sonra yaşandı.


Netanyahu dönemini sorgulayan yoğun katılımlı seçimler

İsrail seçimlerinde yarışan Benjamin Netanyahu ve rakibi Gadi Eisenkot, dün eşleriyle birlikte oy kullanırken, (Reuters)
İsrail seçimlerinde yarışan Benjamin Netanyahu ve rakibi Gadi Eisenkot, dün eşleriyle birlikte oy kullanırken, (Reuters)
TT

Netanyahu dönemini sorgulayan yoğun katılımlı seçimler

İsrail seçimlerinde yarışan Benjamin Netanyahu ve rakibi Gadi Eisenkot, dün eşleriyle birlikte oy kullanırken, (Reuters)
İsrail seçimlerinde yarışan Benjamin Netanyahu ve rakibi Gadi Eisenkot, dün eşleriyle birlikte oy kullanırken, (Reuters)

İsrail’de seçmenler, daha önce görülmemiş ölçüde yüksek katılımla sandık başına giderken, başlıca iki rakip arasındaki rekabet de giderek kızıştı. Yarışın bir tarafında mevcut Başbakan ve sağ koalisyonun lideri Binyamin Netanyahu, diğer tarafında ise eski Genelkurmay Başkanı ve muhalefetin önde gelen isimlerinden Gadi Eisenkot yer aldı. Sandık merkezlerinde gözlenen bu yoğun katılım, İsraillilerin Netanyahu’nun uzun süredir devam eden iktidar dönemini sorguladığı; bu dönemi uzatmak ya da rakibine oy vererek sona erdirmek istediklerine ilişkin bir gösterge olarak değerlendirildi.

İlk sonuçlara göre Netanyahu’nun partisi 25 sandalye, Eisenkot’un partisi ise 22 sandalye kazandı. Bu tablo, yeni hükümetin kurulmasını zorlaştırırken, Knesset’te en büyük bloğun hangisi olacağının kesinleşmesini de geciktirdi. Yarışın sonucunu belirlemede etkili olabilecek Arap partilerinin kazanacağı sandalye sayısı da yakından takip ediliyor.