Cezayir, Taliban’ın başarısının Sahel bölgesinde tekrarlanmasından endişe ediyor

Afrika’daki terör örgütleri taktiksel öncelik olarak önce merkezi yönetimi zayıflatmak amacıyla sivilleri hedef alıyor. Tehlikeli ve giderek artan saldırılar düzenleniyor.

Cezayir Dışişleri Bakanı, Mali'de güvenlik kriziyle ilgili düzenlenen bir toplantıya katıldı (Cezayir Devlet Televizyonu)
Cezayir Dışişleri Bakanı, Mali'de güvenlik kriziyle ilgili düzenlenen bir toplantıya katıldı (Cezayir Devlet Televizyonu)
TT

Cezayir, Taliban’ın başarısının Sahel bölgesinde tekrarlanmasından endişe ediyor

Cezayir Dışişleri Bakanı, Mali'de güvenlik kriziyle ilgili düzenlenen bir toplantıya katıldı (Cezayir Devlet Televizyonu)
Cezayir Dışişleri Bakanı, Mali'de güvenlik kriziyle ilgili düzenlenen bir toplantıya katıldı (Cezayir Devlet Televizyonu)

Ali Yahi/Muhabir
Afrika’nın orta iklim kuşağında yer alan Sahel bölgesindeki (Burkina Faso, Çad, Mali ve Nijer) terör saldırılarının artması, kendi içinde ve bölgesel olarak birçok kaosla karşı karşıya olan Cezayir'in endişe kaynaklarından biri haline geldi. Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtane Lamamra’nın Mali'ye gidişi ve Nijer ile Çad'dan bazı yetkililerin Cezayir'i ziyaret edişi, bölgedeki kötüleşen durumun neden olduğu endişeyi doğrular nitelikteydi.

Endişeyle birlikte toplu eylem çağrısı
Nijer, Mali, Burkina Faso ve Çad'ı sarsan son terör saldırılarının ardından Cezayir, son haftalarda ve günlerde bazı Sahel ve Sahra altı ülkelerinde meydana gelen tehlikeli terör saldırılarının yeniden başlaması ve giderek artmasının, kendileri için büyük bir endişe kaynağı olduğunu vurguladı. Cezayir Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Sivil halkı hedef alan terör eylemleri, insanlığa karşı suç niteliği taşımakta, Afrika kıtasının tamamının güvenliği ile uluslararası barış ve güvenlik açısından rahatsız edici bir tehdit oluşturmaktadır” ifadeleri yer aldı. Çok sayıda insanın hayatına mal olan terör saldırılarını şiddetle kınayan bakanlık, ‘bu belayı ortadan kaldırmak için toplu eylemin güçlendirilmesi amacıyla bölgesel ve uluslararası iş birliğine hazır olduklarını’ ifade etti.
Bakanlığın açıklamasına göre Afrika Terörizm Çalışma ve Araştırmaları Merkezi (ACSRT) ve Afrika Polis İşbirliği Teşkilatı (AFRIPOL) gibi kıta güvenliğinin güçlendirilmesine yönelik kuruluşlara ev sahipliği yapan ve Afrika Birliği (AfB) Terörle Mücadele Koordinatörü olan Cezayir, kıtanın terör belasına karşı mücadelesini daha etkin hale getirmek ve geliştirmek için toplu eylemin güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Açıklamada ayrıca AfB’ye, Afrika genelinde insanların hayatlarını ve onurlarını korumak için iş birliğini ve karşılıklı desteği yoğunlaştırma çabalarının biran önce başlatılması çağrısı yapıldı.

Sivilleri hedef alan büyük terör saldırıları düzenlendi
Nijer, 37 sivilin katledildiği Tillaberi bölgesindeki ilk saldırının üzerinden henüz bir hafta geçmemişken iki kanlı saldırıya daha tanık oldu. İkinci saldırı, 19 sivilin ölümüne iki sivilin de yaralanmasına neden olurken teröristler 9 Ağustos’ta da Valanzandan köyünde bir tarlada çalışan köylüleri hedef almıştı. Saldırı sonucu 15 sivil ölmüş, iki sivil yaralanmıştı. 25 Temmuz'da Wei köyünde 14 sivilin öldüğü bir başka terör saldırısından sadece üç gün sonra 28 Temmuz'da -Banibango İlçesine bağlı Dai Koko köyünde düzenlenen terör saldırısında 19 sivil katledildi.
Mali’de ise ülkenin orta kesimlerinde, askeri bir konvoy teröristlerce hedef alındı. Pusu kurulan konvoya ateş açıldı. Saldırıda 11 asker öldü, 10 asker yaralandı. Saldırı, Mali ve Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nde görev yapan Avrupalı askerlerin, DEAŞ ve El Kaide militanlarına karşı mücadele ettikleri bir bölgede gerçekleşti. Yine Mali'nin orta kesimlerinde bu ayın başlarında üç köye silahlı kişilerce düzenlenen baskınlarda 50'den fazla sivil hayatını kaybetti.
Öte yandan Burkina Fasolu yetkililer, sivillere eşlik eden bir askeri konvoyun silahlı kişilerce saldırıya uğradığını, saldırıda 65’i sivil, 15’i asker olmak üzere 80 kişinin öldürüldüğünü açıkladılar.
Çad’da da Çad Gölü bölgesinde devriye gezdikten sonra istirahata çekilen askerleri hedef alan terör saldırısında 26 asker ölmüş, çok sayıda asker yaralanmıştı. Çad Ordu Sözcüsü Azem Bermandoa Agouna, olay sonrası yaptığı açıklamada, sekizi ağır olmak üzere 14 askerin yaralandığını aktardı.
Terör saldırılarının artması ve güvenlik durumunun kötüleşmesi, Cezayir Genelkurmay Başkanı Said Şangariha’yı alarma geçirdi. Şangariha, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Mali Özel Temsilcisi El-Ghassim Wane ile yaptığı görüşmede, “Sahel bölgesi, tüm bölge genelinde durumu daha da kötüleştiren, yerel nüfusun sosyal ve ekonomik koşullarını ciddi şekilde etkileyen ve daha güvenli bölgelere göç etmelerine neden olan terör eylemlerine tanık oluyor” ifadelerini kullandı. Kapsamlı bir güvenliğin olmayışından yararlanan ve bu durumun son derece endişe verici seviyelere ulaşmalarına izin veren ülkeler arası organize suç eylemlerine işaret eden Şangariha, krizin çözümünün, nüfusun gelişimi konularının fiilen ele alınmasından geçtiğini ve bu konuda BM ve AfB arasında ortak bir çaba olduğunu kaydetti.

Sahel ülkelerinin merkezi yönetimleri zayıflar mı?
Uluslararası ilişkiler ve Afrika uzmanı siyaset bilimci Prof. Dr. Mebruk Kahi, bu konuda The Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Cezayir’in endişesinin, terörü 1990’lı yıllarda yaşanan acı deneyimden bildiği ve Sahel ülkelerinin içinde bulunduğu kötü durumun gayet iyi farkında olduğu düşünüldüğünde, samimi bir niyetten kaynaklandığı anlaşılabilir. İlk etapta sivilleri hedef alan bu tehlikeli ve giderek artan saldırılar, Sahel ülkelerinin merkezi yönetimlerini zayıflatmayı ve bu ülkeleri Somali modeline sürüklemeyi amaçlıyor.”
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Kahi, saldırıların, arkalarındaki yabancı taraflarca iyi planlandıklarını ve bir bütün olarak bölgenin güvenliğini hedef aldığını söyledi.
Sahel ve Sahra altı bölgesinin Mali, Nijer, Çad, Libya ve hatta Cezayir'den başlayarak istisnai bir aşamadan geçtiğini belirten Kahi, bu ülkelerin sorunlarını çözmeye yaklaştıkça artan saldırıların artmasının, bu saldırıların arkasında yabancı güçlerin olduğu hipotezini güçlendirdiğinin altını çizdi.
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un bölgede faaliyet gösteren şüpheli grupların eline çok sayıda silahın geçmesi karşısında kılını kıpırdatmayan büyük güçlerin gözü önünde bölgede faaliyet gösterdiklerine ilişkin açıklamalarına dikkati çeken Kahi, Cezayir’in Sahel ülkelerinde merkezi yönetimlerin çöküşünden ve bölgenin terörle birlikte organize suç eylemlerinin yuvası haline gelmesinden endişe duyduğunu vurguladı.
Kahi, Cezayir Dışişleri Bakanı Lamamra'nın bu bağlamdaki hamlelerinin, Cezayir'in söz konusu ülkelerin yanında olduğunu göstererek Sahel ülkelerinde güvenlik ve istikrar ivme kazandıracağını da sözlerine ekledi. Krizden çıkmanın tek yolunun Cezayir Barış ve Uzlaşı Anlaşması'na uyulması olduğunu söyleyen Kahi, “Başka bir alternatif yol yok. Terör eylemleri, özellikle uzak bölgelerdeki savunmasız sivillerin en zayıf halkasını hedef aldığından bir çaresizlik durumunu ifade ediyor” şeklinde konuştu.

Yeni terör taktikleri, teknikleri ve uygulamaları
Terör örgütleri Sahel bölgesinde faaliyet alanlarını genişlettikçe stratejik önceliklerinde değişikliklere gidiyor gibi görünüyorlar. Özellikle bazı ülkelerin askeri güçlerini azaltmalarından faydalanarak terör eylemlerini Sahel bölgesi dışına taşıyacak ülkelerin sınırlarındaki belirli alanlar başta olmak üzere yeni taktik, teknik ve uygulamalarla terör eylemlerine hız kazandırdılar.
Siyaset bilimci uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Abir Necva ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, Afrika kıyılarının uçsuz bucaksız ve engebeli olmasının burayı, yasadışı göç, terör ve uyuşturucu kaçakçılığına uygun bir ölüm üçgenine dönüştürdüğünü söyledi. Buranın, uluslararası güçlerin uranyum, altın, petrol ve diğer doğal kaynaklar için rekabet edebilecekleri bir alan olduğuna dikkati çeken Necva, meşruiyet ile ilgili krizler ve dış müdahale nedeniyle sürekli darbe yapılan hükümetlerin kırılganlığı nedeniyle Sahel ülkelerinin yapısal engellerle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Bölgedeki terör tehditleri ve organize suç ağlarının yanı sıra özellikle Muammer Kaddafi rejiminin yıkılmasından sonra Libya'daki savaşçıların Sahel bölgesindeki ülkelerine dönmelerinin, 6 bin kilometreyi aşan kara sınırının güvenliğini sağlamaya çalışan Cezayir için bir yük getirdiğini belirten Necva, “Bu nedenle, istikrarsızlığın bölgeye dönüşü, kıyı ülkeleri Moritanya, Nijer ve Mali ile sınırları olan Cezayir'in kaygısını artıracaktır” yorumunda bulundu.

Taliban’a tebrik mesajları korkuları artırıyor
Cezayir'in korkularını artıran nedenin, Taliban Hareketi’nin Afganistan’ı ele geçirmesi ve bunun dünyanın dört bir yanındaki terör örgütlerini, aynı senaryoyu bulundukları ülkelerde, bu ülkelerin kırılgan durumlarından ve tükenmiş haldeki yerel ordularının zayıflığından yararlanarak uygulamaya cesaretlendirmesi olduğu kesin.
Mali ve Batı Afrika’da faaliyet gösteren El Kaide bağlantılı Cemaat Nusratu’l-İslam vel-Muslimin (JNIM) lideri İyad Ag Gali’nin Taliban’ı kutlaması ve bu kutlamayı Fransa’ya yönelik tehdit açıklamalarının takip etmesi, Afrika kıyılarının, Cezayir’in endişesini gerçeğe dönüştürecek daha fazla gerilime doğru sürüklendiğini gösterdi. Gali’nin Fransa’nın, terörle mücadele için uluslararası koalisyon adı altında yıllarca süren çabasının ardından hedeflerine ulaşamayınca, Mali’den çekilmeye ve askeri operasyonunu bitirmeye karar verdiğini söylemesi, Batı Afrika’da Taliban senaryosunun tekrarlanmasına yönelik bir arayış olduğunu teyit eder nitelikteydi.



Yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları 5 kattan fazla arttı

Cuma günü işgal altındaki Batı Şeria'da Nablus'un doğusundaki Salem köyünde yerleşimcilerin buğday tarlalarında çıkardığı yangını söndürmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Cuma günü işgal altındaki Batı Şeria'da Nablus'un doğusundaki Salem köyünde yerleşimcilerin buğday tarlalarında çıkardığı yangını söndürmeye çalışan Filistinliler (AFP)
TT

Yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları 5 kattan fazla arttı

Cuma günü işgal altındaki Batı Şeria'da Nablus'un doğusundaki Salem köyünde yerleşimcilerin buğday tarlalarında çıkardığı yangını söndürmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Cuma günü işgal altındaki Batı Şeria'da Nablus'un doğusundaki Salem köyünde yerleşimcilerin buğday tarlalarında çıkardığı yangını söndürmeye çalışan Filistinliler (AFP)

İsrailli Bakan İtamar Ben-Gvir önderliğindeki İç Güvenlik Bakanlığı, son aylarda resmi verileri gizlemeye çalıştıysa da dün bu verileri açıklamak zorunda kaldı. Açıklanan veriler, hükümetin Gazze, Lübnan, İran, Suriye ve diğer cephelerde sürdürdüğü savaşlar döneminde yerleşimci saldırılarının beş kattan fazla arttığını ortaya koydu.

Polis verilerine göre 2019 yılında ‘Filistinlilere yönelik milliyetçi suçlar’ olarak sınıflandırılan bu tür saldırılar için 139 dosya açılmıştı. Bu sayı 2025'te 779'a fırlayarak yüzde 560'lık bir artış kaydetti.

2026 yılında saldırıların hızı daha da artarken tablonun daha vahim bir boyutu olarak açılan soruşturma dosyalarının yalnızca yüzde 6'sını oluşturan 52 iddianame düzenlenebildi.

cdfvgb
Yerleşimciler ve İsrail askerleri Batı Şeria'nın el-Halil şehri yakınlarındaki Sair köyünde bir tarlada beklerken Filistinli çiftçiler zeytin hasadından alıkonuluyor (Arşiv - AFP)

İsrail gazetesi Haaretz’e konuşan üst düzey bir güvenlik yetkilisi şiddet olaylarındaki artışın yasadışı çiftliklerin ve yerleşim noktalarının çoğalmasından kaynaklandığını söyledi. Üst düzey güvenlik yetkilileri aynı gazetede ‘hükümetin ve ordunun bu saldırılarda masum olmadığını’ belirterek ‘bazı yasadışı çiftliklerin ve yerleşim noktalarının hükümetin desteği ve İsrail ordusunun teşvik ve korumasıyla kurulduğunu’ teyit etti.

İlhak sürecinin hızlandırılması

Bu yayınla eş zamanlı olarak İsrailli sivil toplum kuruluşları Barış Şimdi (Peace Now) Hareketi ve Kerem Navot Derneği, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümetin Batı Şeria'daki arazilerin İsrail'e ilhakını hükümet sistemi yapısını değiştirerek, yerleşimleri genişleterek, nüfusu göç ettirerek ve A ile B Bölgeleri üzerindeki İsrail denetimini derinleştirerek hızlandırdığına işaret eden bir bildiri yayımladı.

Rapor, hükümetin yerleşim noktalarını cömertçe finanse ettiğini, donatıp donattığını ve arazilere el koyduğunu ortaya koyuyor.

Raporun hazırlayıcıları Hagit Ofran, Yonatan Mizrahi ve Dror Etkes'e göre bu hükümetin görev süresi boyunca Batı Şeria'da yaşanan değişiklikler emsalsiz bir nitelik taşıyor.

sdfrgt
Aralarında arazi sahiplerinin de bulunduğu Filistinliler, geçtiğimiz cuma günü işgal altındaki Batı Şeria'da Dura beldesi yakınlarında bir yerleşimde mülklerinin el konulmasını protesto ederken İsrail ordusunun attığı biber gazından kaçmaya çalışıyor (AFP)

2023-2025 yılları arasında Batı Şeria'da büyük bölümü çiftlik ve dağ yerleşim noktalarından oluşan 185 yeni yerleşim noktası kuruldu. Bu çiftlikler, Batı Şeria'nın toplam yüzölçümünün yüzde 18'ine karşılık gelen bir milyondan fazla dönümü kontrol altında tutuyor. El konulan arazilerin yalnızca yüzde 40'ı resmi olarak ‘devlet arazisi’ olarak sınıflandırılıyor. Bakan Orit Struk liderliğindeki Yerleşim ve Ulusal Görevler Bakanlığı bu yerleşim noktalarına her yıl on milyonlarca şekel tahsis etti.

Rapora göre üç yıl içinde 118 köy ve ‘çoban topluluğu’ ile bunlara bağlı bazı yerleşim yerleri sistematik biçimde boşaltıldı. Sakinler, yerleşimci şiddeti, suya erişimlerinin engellenmesi ve yetkililer tarafından korunmamaları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Filistinlilerin geri dönüşünü engellemek amacıyla yerleşimciler yollar boyunca en az 51 kilometre uzunluğunda çit kurdu. Bu çitler ağırlıklı olarak Ürdün Vadisi'nde ve yerel toplulukların kullandığı alanlarda inşa edildi. Bu durum yüz binlerce dönüm arazinin fiilen kapatılmasına yol açtı.

Rapor ayrıca yerleşimcilerin tarla, bahçe ve bağlardan oluşan en az 11 bin 520 dönüm tarım arazisine el koyduğuna dikkati çekti. Bu arazilerin büyük bölümü yakın zamana kadar bölgeden sürülen ya da erişimi engellenen Filistinliler tarafından işleniyordu.

cdvfbtr
Salı günü Batı Şeria'da Halil yakınlarındaki bir yerleşime yönelik Filistin protestosu sırasında İsrail askerleri nöbet tutarken İsrailli bir yerleşimci telefonu ile fotoğraf çekiyor (Reuters)

Rapor, resmi izin alınmadan 223 kilometre arazi yolu açıldığını ve bunların yaklaşık yarısının Filistinlilere ait özel araziler, ‘devlet arazisi’ olmayan alanlar ya da zaman zaman B Bölgesi toprakları üzerinde yer aldığını da ortaya koydu. Rapora göre bu yolların açılması devlet bütçesinden on milyonlarca şekele mal olacak. Filistinlilerin kendi topraklarına erişimini kısıtlayan diğer yöntemler arasında ordu ve yerleşimcilerin rastgele kurduğu yüzlerce kontrol noktası ve barikat da yer alıyor.

Rapor ayrıca son üç yılda C Bölgesi'nde izinsiz inşa edilen Filistin yapılarının yıkımında yüzde 80 artış yaşandığını kaydetti.

Yerleşimlerde 40 bin 64 konut birimi inşaatı için planlar sunuldu. Filistin'in gelişimini engellemek amacıyla alınan bakanlar kurulu kararları 100'den fazla yeni yerleşim kurulmasına onay verdi. Bunlar arasında meşrulaştırılan 50 yerleşim noktası, geliştirilen 15 mahalle ve tamamen yeni 37 yerleşim yer alıyor. Bu yerleşimlerin büyük çoğunluğu, bugüne kadar hiçbir İsrail varlığının bulunmadığı Batı Şeria'nın iç bölgelerinde konumlanıyor.

scdfvgth
İşgal altındaki Batı Şeria'da Sebastiye’deki arkeolojik alanı ziyaret eden İsrailli yerleşimciler ve İsrail ordusu kuvvetleri bulunurken bir Filistinli adam İsrail askeri aracının yanında zafer işareti yapıyor. (Reuters)

Rapora göre Oslo Anlaşması'nı geçersiz kılmak amacıyla el koyma operasyonları C Bölgesi'nden anlaşma kapsamında Filistin Otoritesi'nin sivil kontrolündeki A ve B Bölgelerine doğru yöneldi.

Bu bağlamda 2025 yılı sonuna kadar Otorite'nin kontrolündeki bölgelerde yaklaşık 20 yerleşim noktası kuruldu. Aynı zamanda C Bölgesi'ne yakın yerleşim noktalarının sakinleri, sistematik şiddet yoluyla Filistinlilerin A ve B Bölgelerindeki arazilere erişimini engelliyor. Raporu hazırlayanlara göre yerleşimciler Filistin Otoritesi bölgelerindeki yaklaşık 100 bin dönüme Filistinlilerin erişimini engelliyor.


İtalya plajlarında piknik tartışması

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

İtalya plajlarında piknik tartışması

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Pulya'daki özel plajlarda turistlerin piknik yapmasına izin verilmesi yönündeki öneriler, plaj kulübü işletmecilerine göre bölgenin "mükemmellik imajını" tehdit ediyor.

İtalya'nın güneyindeki Pulya bölgesinin valisi Antonio Decaro, 4 Temmuz'da Facebook'ta yayımladığı videoda, ziyaretçilerin evden yiyecek ve içecek getirmesine izin verilmesi çağrısında bulundu.

Decaro şunları söyledi:

Denizi, hem Pulyalılar hem de bu bölgeyi keşfetmek için dışarıdan gelenler için giderek daha fazla özgürlük deneyimi haline getirmek için çalışıyoruz. Deniz ortak bir kaynaktır, lüks olamaz. Kimse sizi evden getirdiğiniz yiyecekleri plajda yemekten alıkoyamaz.

İşletmeciler birliği Assoturismo, plajda piknik yapmanın çevre kirliliğine ve düşük kalite standartlarına yol açtığını savunuyor.

Vieste'deki Assoturismo şubesinin başkanı Nicola Ragno, The Times'a şunları söyledi:

Bu sadece bir sandviç meselesi değil. Bazıları yanlarında her türlü yiyeceği, başlangıçtan ana yemek ve meyveye kadar tam öğünleri getirebileceğini düşünüyor. Bu durumlar hoş görülemez çünkü bunu takdir etmeyen birçok başka müşteri var.

İtalya kıyı şeridinin yaklaşık yüzde 33'ü halihazırda bar ve restoran hizmetleri sunan özel plaj kulüplerine kiralanmış durumda.

İtalyan yasaları pikniklere izin verse de plaj kulüpleri genellikle turistlerin "dışarıdan" yiyecek ve içecek getirmesine izin vermiyor.

Decaro, "Özel bir plajda evden getirdiği sandviç veya focaccia'yı yemeye cesaret eden biri için 'imaj zedelenmesi'nden bahsediyorlar" dedi.

Ulusal Tüketiciler Birliği'nden Massimiliano Dona, The Times'a şunları söyledi:

Plajlar özel işletmeciler tarafından yönetilen kamu alanlarıdır; özel mülk değiller.

Dona, ziyaretçilerin kendi yiyecek ve içeceklerini getirme ve piknik çantalarını teslim etmeyi reddetme hakkına sahip olduklarını da sözlerine ekledi.

Piknikler, İtalyan plajlarının karşılaştığı tek sorun değil; şezlong fiyatları da hızla yükseliyor.

Tüketici grubu Altroconsumo'nun yaptığı araştırmaya göre, 222 plaj tesisinde şezlong ve şemsiye fiyatları 2025'ten bu yana ortalama yüzde 6, 5 yıl öncesine göre ise yüzde 24 arttı.

Independent Türkçe


Çin neden Pasifik’te kıtalararası balistik füze denemesi yaptı?

Çin bugüne dek sadece üç kez Pasifik Okyanusu üzerinden uzun menzilli füze denemesi gerçekleştirdi (Xinhua)
Çin bugüne dek sadece üç kez Pasifik Okyanusu üzerinden uzun menzilli füze denemesi gerçekleştirdi (Xinhua)
TT

Çin neden Pasifik’te kıtalararası balistik füze denemesi yaptı?

Çin bugüne dek sadece üç kez Pasifik Okyanusu üzerinden uzun menzilli füze denemesi gerçekleştirdi (Xinhua)
Çin bugüne dek sadece üç kez Pasifik Okyanusu üzerinden uzun menzilli füze denemesi gerçekleştirdi (Xinhua)

Çin'in nükleer enerjili denizaltıdan Pasifik Okyanusu'nda gerçekleştirdiği füze denemesinin yankıları sürüyor.

Çin donanmasının pazartesi günü fırlattığı kıtalararası balistik füze Solomon Adaları açıklarına düşmüştü.

Pekin yönetiminden yapılan açıklamada, fırlatmanın rutin bir askeri eğitim tatbikatının parçası olduğu bilgisi paylaşılmıştı. Açıklamada, "Fırlatmada herhangi bir ülke veya nokta hedef alınmamıştır. Çin, uluslararası hukuk ve uygulamalar doğrultusunda yapılan test öncesi ilgili ülkeleri bilgilendirmiştir" denmişti.

Avustralya Savunma Sanayi Bakanı Pat Conroy, Pekin'in fırlatmadan sadece birkaç saat önce bilgilendirme yaptığını savunarak, denemenin bölgeyi istikrarsızlaştırabileceğini ifade etmişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında da atışa tepki gösterilmiş, "Çin'in hızla gelişen ve şeffaflıktan uzak nükleer silah kapasitesi, bölge ve dünya açısından endişe kaynağıdır" ifadeleri kullanılmıştı.

New York Times'ın (NYT) analizine göre füze atışı, Çin'in tam teşekküllü "nükleer üçlü" oluşturma hedefinde önemli bir dönüm noktası niteliği taşıyor. "Nükleer üçlü" ifadesi bir ülkenin kara, hava ve denizden nükleer saldırı kabiliyetini tanımlamak için kullanılıyor.

Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) İngilizce yayın organı Global Times'ın haberinde, Julang füzesinin 8 bin kilometre menzile sahip olduğu belirtiliyor.

Haberde görüşlerine yer verilen askeri uzman Zhang Junshe, bu testle Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun (ÇHKO) "Batı Pasifik'teki herhangi bir konumdan istikrarlı şekilde stratejik karşı saldırılar düzenleyebileceğinin kanıtlandığını" ifade ediyor.

Analizde, "Çin'in nükleer üçlü caydırıcılığının önemli ölçüde geliştirildiği" yazılıyor.

Diğer yandan NYT'nin görüştüğü uzmanlar bu değerlendirmenin abartılı olduğunu savunuyor. Çin'in nükleer denizaltılarının hâlâ ABD ve Rusya'nın sahip olduğu sessizlik ve gizlilik seviyesine ulaşamadığını söylüyorlar.

Eski Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Asya Direktörü Evan Medeiros ise bu atışla Çin'in dünyaya "artık tam anlamıyla operasyonel bir nükleer üçlüye sahip olduğu" mesajını vermek istediğini belirtiyor. Medeiros'a göre Pekin, aynı zamanda ABD'nin savunma stratejisinin sınırlarını test ediyor.

Independent Türkçe, New York Times, Global Times