ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

Joey Hood, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Irak'ın refahının önündeki en büyük engel İran'ın müttefikleri olduğunu söyledi. Esed ile normalleşmeye karşı da uyarıda bulundu.

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Arap bölgesini göz ardı etmedik’

ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD dış politikasını yakından takip eden birçok kimse, Başkan Joe Biden yönetiminin Ortadoğu bölgesine veya doğuda Afganistan’dan batıda Fas’a kadar uzanan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda “Yakın Doğu” olarak isimlendirilen bölgeye doğrudan ve etkin bir şekilde dahil olma arzusundan uzun süredir şüphe duyuyor. Bu durumu kabul etmeyen ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood, Washington’ın bölgeye olan bağlılığının “uzun vadeli ve derin” olduğunu söyledi.
Hood, Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda ABD’nin bölgedeki birçok konuda öncelikle ülkenin çıkarlarını gözettiğini, ortakların ve müttefiklerin reformlarını güçlendirdiğini, yolsuzlukla mücadele ettiğini ve insan haklarını desteklediğini söyledi. Bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bu büyük çerçeveyi gözettiğini vurguladı.
Hood, Suriye meselesinde Sezar Yasası’nın devam ettiğini ve ABD güçlerinin SDG ile birlikte DEAŞ’a karşı mücadelesini sürdürdüğünü söyledi. Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmek isteyen ülkeleri de uyardı.
Lübnan meselesinde politikacıları farklılıkları bir kenara bırakarak halkın çağrısına cevap vermeye çağıran Joey Hood, Irak konusunda da ülkenin bölgedeki önemli rolünü, yaklaşan seçimlerin bütünlüğünü desteklediğini ve milislerin ellerinden silahların alınmasının gerekliliğini vurguladı. Hood’un gündeminde Libya da vardı. Hood, Halife Hafter'in cumhurbaşkanı seçilmesinin Libya halkının vereceği bir karar olduğunu belirterek tüm yabancı güçlere ve paralı askerlere ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood Ortadoğu’daki denklemlerden ABD’nin uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere ilişkin tutumuna kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı:

Orta doğu'yu birkaç kez ziyaret ettiniz. Bize Biden yönetiminin bölgeye yönelik politikasını anlatır mısınız?
Başkan Biden, ABD’nin çıkarlarını dünya çapında geliştirmek için ortaklarımızla yeniden ittifaklar kurarak ülkenin diplomasisini canlandırıyor. Gelecek nesiller için iklimimizi korurken çatışmaları sona erdiren, yolsuzluğa karşı mücadele veren, insan haklarını gözeten ve istihdam yaratan politikalar geliştirmek hepimizin çıkarınadır. ABD, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için Ortadoğu'daki dostlarımızla birlikte çalışıyor.

Birçok kişi Ortadoğu'nun artık ABD için önemli olmadığını düşünüyor. Buna katılıyor musunuz?
Dünyanın her yerindeki bölgesel çatışmalara diplomatik çözümler bulmaya, en yakın ortaklarımızla ittifakları ve ilişkileri yeniden kurmaya, insan haklarına ve demokratik değerlere öncelik vermeye ve iklim değişikliği sorununu ele almak için adımlar atmaya kararlıyız; Tüm bu konular Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ilişkilerimiz için de temel teşkil etmektedir. Bölgeye karşı uzun vadeli, derin taahhütlerimiz var. Güvenlik taahhütlerimizde gayet açık ve kararlıyız. Fas, Ürdün, İsrail, Bahreyn ve Umman ile serbest ticaret anlaşmalarımız bulunuyor. Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, BAE ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle milyarlarca dolarlık ticaret ve yatırımımız var. Bölgedeki insanların hayat standartlarını yükseltmek, refah ve yenilik getirmek amacıyla doktor ve bilim insanı olmak veya teknolojik gelişimler için şirket kurmak için 70 bini bölgeden olmak üzere ABD üniversitelerinde ve kurumlarında eğitim gören 1,5 milyon öğrenci, ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas arasındaki normalleşme anlaşmalarının ve onlardan önce de İsrail, Mısır ve Ürdün arasındakilerin sağladığı faydaları da unutamayız. Bu anlaşmalar, bölgedeki sorunların geçmişte kaldığı anlamına gelmese de iş birliği için önemli yollar açıyor. ABD’nin hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin eşit özgürlük, güvenlik, refah ve haysiyet haklarını hak ettiğine inanmaya devam ettiğini vurgulamak istiyorum.

Suriye

Suriye 10 yıldır savaş halinde ve bir çözüm bulunamadı. Son seyahatinize dair görüşleriniz nelerdir? Suriye'yi kaç kez ziyaret ettiniz?
Suriye halkı, Beşşar Esed rejiminin elinde akıl almaz acılar çekti. Onun acımasız yönetimi ve yozlaşmışlığı nedeniyle yaşanan bir insani felakete tanık olduk. Suriye'de istikrarın ancak bugün gördüğümüz çatışma ve krizlerin arkasındaki faktörleri ele alan siyasi bir süreçle sağlanabileceğine inanıyoruz. Suriye'deki çatışmanın bir sonu olacaksa bunun için Esed rejiminin davranışını değiştirmesi gerekiyor. Bu süreç tüm Suriyelilerin iradesini temsil etmelidir. Kalıcı bir siyasi çözümün ulaşılabilir olmasını sağlamak için müttefikler, ortaklar ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için yaptığı bakanlar toplantısına ek olarak Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ı, İtalyan Dışişleri Bakanı ile birlikte 28 Haziran’da Suriye konulu bakanlar toplantısı düzenlemeye sevk eden sebep de budur. Böylece Suriyelilerin Birleşmiş Milletler’e etkin katılımı için destek sağlamaya, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklemek üzere siyasi sürece ve diğer diplomatik çabalara destek vermeye devam ediyoruz. Bu noktaları ve Suriye politikamızın diğer unsurlarını, DEAŞ karşıtı Koalisyonu'nun yerel ortaklarıyla birlikte teyit etmek için geçen mayıs ayında kuzeydoğu Suriye'yi ziyaret ettim. Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşturulmasına yardım etmek de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenme planımızın parçası olarak kuzeydoğudaki varlığımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

Kongre'nin bazı üyeleri Suriye ile ilgili görüşlerini dile getirdiler ve Biden yönetimine, ekonomik duruma önemli yansımaları nedeniyle Esed rejimine uygulanan Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırma çağrısında bulundular. Dışişleri Bakanlığı Kongre’deki bu tür düşünceleri nasıl karşılıyor?
Mevcut yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir plan yok. Yönetim, Suriye'deki sivilleri korumaya yönelik Sezar Yasası’nın yanı sıra diğer ABD yaptırım güçlerinin, bazıları savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden zulümler de dahil olmak üzere Esed rejimine karşı hesap verebilirliği teşvik etmek için önemli araçlar olduğuna inanıyor. Bu araçları kullanmaya devam edeceğiz. Suriye ile ilgili yaptırımlarımız ticaret, yardım veya insani faaliyetleri hedef almıyor. Daha ziyade Esed'in ve Suriye hükümetindeki diğer isimlerin kapasitesini sınırlamaya çalışıyor.
-Bazı Arap ülkeleri Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme niyetlerini bir kez daha açıkladılar. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Müttefiklerinizden bunu yapmamalarını istediniz mi?
ABD'nin Esed rejimiyle diplomatik ilişkilerimizi geliştirme planı yok. Esed’in davranışlarında önemli bir değişiklik görene ve siyasi bir çözüme gidene kadar da bunu yapmayı düşünmüyor. Bu normalleşme raporlarını gördük ve üzerinde düşündük. Bölge ülkelerini, üzerinde ısrarla durarak Esed rejiminin gerçekleştirdiği vahşeti dikkatle değerlendirmeye çağırdık. Soruyoruz: Normalleşmeyi düşündüklerinde bunu Suriye halkının yararına mı yapıyorlar? Biz bunda bir fayda görmüyoruz.

Lübnan

ABD'nin Lübnan'a yönelik politikası nedir?
Lübnan liderlerini partizan siyasi farklılıkları bir kenara bırakmaya ve halk için gerçek ve radikal reformlara hazır ve yetenekli bir hükümet kurmak için yeterli esnekliği göstermeye çağırıyoruz. Halk, onlarca yıllık yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle krizde olan ülkenin can çekişen ekonomisini kurtarmak adına gereken reformları uygulamak için acilen kurulması gereken bir hükümeti hak ediyor. Biz ve uluslararası toplum, Lübnan'ın uzun vadeli yapısal desteğinin kilidini açmak için somut eylemlerin son derece kritik olduğunu açıkça belirttik.
ABD’nin, Lübnan ekonomik kriz, Kovid-19 salgını ve Beyrut Limanı'ndaki korkunç patlama da dahil olmak üzere kötüleşen krizlerden çıkarken ve yeniden inşa edilirken Lübnan halkının yanında olduğunu vurgulamak isterim. ABD, Lübnan'a son iki yılda yaklaşık 560 milyon dolar insani yardımda bulundu. Buna ek olarak Başkan Biden 4 Ağustos'ta, yaklaşık 100 milyon dolar ek insani yardım sağlandığını duyurdu. Bu insani yardım, Suriyeli mülteciler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar da dahil olmak üzere savunmasız nüfuslara fayda sağlayacaktır.
-Mevcut ABD yönetimi, Lübnanlıları İsrail ile barış müzakerelerini sürdürmeleri ve sınır konularını tartışmaları için nasıl destekleyebilir?
Deniz sınırı, İsrail ve Lübnan tarafından alınacak bir karardır. ABD, bu tartışmalara başladığımız temele dayanarak deniz sınırıyla ilgili müzakereleri kolaylaştırmaya hazırdır.

Irak

Bazı Iraklılar, Biden yönetiminin Irak hükümetiyle aynı fikirde olmadığına ve İran'ın çirkin faaliyetlerini caydırmak için Biden’ın net bir gündemi olmadığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Biden yönetimi Irak hükümetinin ortağıdır. İlişkimize değer veriyoruz. Başkan Biden, 26 Temmuz'da Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi ile ilişkilerimizi güçlendirmek için bir araya geldi. Stratejik diyalog için bir oturum gerçekleştirdik. Bundan önce de Irak'a, ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Derek Chollet, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk, Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul ve benim de dahil olduğu üst düzey bir heyet gönderildi. Dolayısıyla, ilişkimizin üst düzey ziyaretlerin ve güvenlik iş birliğinin ötesine geçtiğini, Irak ile Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda tanımlandığı gibi bir dizi ikili meseleyi paylaştığımızı belirtmek gerekir. Birçok kez söylediğimiz gibi; Irak'ı bölgede güçlü bir role sahip yakın bir ortak olarak görüyoruz ve ortak hedefimiz olan güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir Irak için çalışmaya devam etmek istiyoruz.

Yönetim Irak'taki tansiyonu düşürmek ve yaklaşan seçimlerde demokratik süreci desteklemek için neler yapabilir?
Bütünlüğe sahip, istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir Irak'ı destekliyoruz. Stratejik Çerçeve Anlaşması ikili ilişkilerimizin temeli olmaya devam ediyor. Irak için barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteyenlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Irak halkının şiddet veya misilleme korkusu olmadan görüşlerini ifade etme ve barışçıl protesto etme hakkını destekliyoruz. Seçimlere gelince… ABD olarak herhangi bir adaya veya partiye destek vermiyoruz. Seçim sürecini destekliyoruz. Irak halkının demokratik bir sistemde iradesini ifade edebilmesi için özgür ve adil seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını umut ediyoruz. Irak seçimlerini desteklemek bizim için en önemli önceliktir. BM Güvenlik Konseyi'nin 27 Mayıs'ta Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu'nun (UNAMI) görev süresinin uzatılmasına oybirliğiyle karar vermesinden ve Irak hükümetinin seçimleri izleme talebine yanıt veren hükümler içermesinden memnuniyet duyduk. ABD, toplam bütçesi 15,8 milyon dolar olan Genişletilmiş Seçim Gözlem Misyonu'nun görevini finanse etmek için 5,2 milyon dolar katkıda bulundu. Dolayısıyla geniş coğrafi kapsama sahip BM’nin, güçlü ve görünür varlığını içeren bu tedbirlerin üçüncü tarafların gözlemciliğinin yanı sıra sahtekârlığı engellemeye, katılımı artırmaya ve Iraklıların demokrasilerine olan güvenini yeniden inşa etmeye yardımcı olacağını umuyoruz.

Irak'ta sizi en çok endişelendiren konu hangisi?
Irak'ın refahının önündeki en büyük engel, İran'la müttefik silahlı gruplar ve Irak kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü baltalayanlardır.

Sizce ABD güçleri Irak'tan ne zaman çıkacak?
Şu an Irak'taki ABD kuvvetleri, DEAŞ’ı yenmek için kurulan Koalisyon’un bir parçasıdır. Bu kuvvetlerin rolü tavsiye, yardım sağlamak ve DEAŞ’ın kalıcı yenilgisini sağlamak için Irak güvenlik güçlerini desteklemekle sınırlıdır. Herkesi varlığımızı başka türlü tanımlayacak bir çıkışın amaçlarını sorgulamaya davet ediyorum.

Libya

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu, yaklaşan seçimlerde aday olma yönündeki arzusunu açıkladı. ABD'nin bu konudaki tutumu nedir? Onu destekliyor musunuz?
4 Aralık'ta yapılması planlanan Libya ulusal seçimleri, ülkenin demokratik ilerlemesi ve birliği için çok önemli. Ülkenin dört bir yanındaki insanların Libya'nın geleceğini şekillendirmede söz sahibi olmalarına izin vererek siyasi sürecin Libya'ya ait, Libya liderliğinde ve dış müdahale veya etkiden uzak olması gerektiğine inanıyoruz. ABD'nin potansiyel adaylara ilişkin bir tutumu yok. Ancak Seyfülislam Kaddafi'nin Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin yaptırımlar listesinde yer aldığını, sivillerin öldürülmesi ve işkence edilmesinden dolayı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldığını açıkça belirtmek istiyoruz.

ABD, Rusya'nın Libya'daki güçleriyle ilgili endişelerini her zaman dile getirdi ancak Türkiye'ye bağlı güçlerle ilgili bir açıklama yapmadı. Bu, Washington'ın Ankara ve diğer NATO üyeleriyle daha önce tartıştığı bir konu mu?
Avrupa ve bölgesel müttefikler, Libya Geçici Hükümeti, Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların dengeli bir biçimde, sırayla geri çekilmesine yönelik ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda görüşmeler yürütüyoruz. İkinci Berlin Konferansı'nda askeri gerilimi düşürmeye ilişkin meseleler vurgulandı. Yabancı savaşçıların ayrılmasının nasıl operasyonel hale getirileceğine dair faydalı, ikili tartışmalar yapılmış olsa da Rusya'nın Libya’da ihtilafı derinleştiren, istikrarsızlaştırıcı müdahalesi ABD için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 23 Ekim 2020'de imzalanan Libya ateşkes anlaşması, Rus paralı askerlerinin, Türk kuvvetlerinin, Suriye, Çad ve Sudan da dâhil olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ve vekillerin geri çekilmesini ve her türlü dış askeri müdahalenin sona ermesini gerektiriyordu. Çatışmaya dâhil olan tüm taraflar, ülke çapındaki ateşkes anlaşmasına saygı göstermelidir.

Berlin ve Cenevre çıkışlarından sonra ABD'nin savaşı sona erdirmek ve Libya'yı yeniden birleştirmek için Libyalıları destekleme vizyonu nedir?
ABD’nin amacı dış müdahale olmaksızın egemen, istikrarlı, birleşik, güvenli bir Libya’nın inşasına katkıda bulunmak, insan haklarını ve kalkınmayı destekleyen, kendi sınırları içinde terörle mücadele edebilecek, demokratik olarak seçilmiş bir hükümet kurmaktır. ABD Özel Elçisi Richard Norland'ın çalışmaları da dahil olmak üzere Libya'daki ilerlemeyi desteklemeye yönelik diplomasimizi artırıyoruz. Libyalı liderler, anayasal temeli oluşturmak ve onları yönetecek seçim yasasını tanımlamalı, seçimlerin başarısını sağlamak için temel hazırlıkları yapmalıdır.

General Hafter önümüzdeki seçimlerde aday olursa Biden yönetimi onu destekleyecek mi? Onunla ilişki kurmayı kabul ediyor musunuz?
Halife Hafter siyasi sürece gerçekten katılmayı seçerse, ülkenin geleceğinde oynayacak bir rolünün olup olmadığına Libyalılar kendileri karar verecektir.

Mevcut Libya hükümeti, devrimin patlak vermesinden bu yana ABD ve Batı'da dondurulan fonların bir kısmını geri almaya çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?
ABD, BMGK’nın (2011'de kabul edilen) 1970 sayılı kararı uyarınca dondurulan Libya varlıklarının Libya halkının kullanımına ve onların yararına sunulmasını sağlamayı hedefliyor. Güvenlik Konseyi 15 Temmuz'da, söz konusu varlıkların Libya halkının yararına, ‘daha ​​sonraki bir aşamada’ sağlanması niyetini bir kez daha vurguladı.



Güney Lübnan yeni bir yerinden edilme dalgasıyla karşı karşıya

 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)
 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)
TT

Güney Lübnan yeni bir yerinden edilme dalgasıyla karşı karşıya

 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)
 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)

Güney Lübnan’daki beldelere yeniden göç dalgası yaşanıyor. Cuma akşamından bu yana İsrail’in askeri operasyonlarını yoğunlaştırması, hava saldırıları ve bombardımanların artmasına yol açarken, çok sayıda aile bölgelerini terk etti. Beyrut ve Sayda yönündeki yollarda da yoğun trafik oluştu.

Zavtar el-Garbiyye Belediye Başkanı Abd İzzeddin, özellikle çocuklu ve yaşlıların bulunduğu çok sayıda ailenin çatışmaların daha da büyümesi endişesiyle bölgeden ayrıldığını söyledi.

Gerilimin merkezinde, Lübnan-İsrail müzakerelerinin de en önemli anlaşmazlık noktalarından biri haline gelen Ali et-Tahir tepeleri bulunuyor. Askeri Uzman Hasan Cuni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail’in bölgede “alışılmışın dışında” yöntemlerle operasyonlarını yoğunlaştırdığını belirterek, geleneksel bir kara harekâtına girişmeden altyapıya ulaşabilecek “havalandırma noktaları, geçitler veya girişler” aradığını ifade etti.

Cuni, Ali et-Tahir’in sahada artık bir pazarlık kozu haline geldiği değerlendirmesinde bulundu.


SDG: Özerk Yönetim yakında ortadan kalkacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şubat 2025'te Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı Türkiye'ye yaptığı ilk ziyaretinde ağırladı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şubat 2025'te Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı Türkiye'ye yaptığı ilk ziyaretinde ağırladı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

SDG: Özerk Yönetim yakında ortadan kalkacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şubat 2025'te Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı Türkiye'ye yaptığı ilk ziyaretinde ağırladı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şubat 2025'te Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı Türkiye'ye yaptığı ilk ziyaretinde ağırladı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Ayn el-Arab’daki (Kobani) komutanı Mahmud Berhudan, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye Türkiye’deki yeni “barış sürecine” sundukları katkı nedeniyle övgüde bulundu.

Berhudan, SDG’nin omurgasını oluşturan Kürt Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) mensup yaklaşık 10 ila 12 bin kişinin Suriye ordusuna entegre edildiğini ve YPG’nin yakın zamanda feshedileceğini açıkladı. Berhudan ayrıca “Özerk Yönetim” yapısının da ortadan kalkacağını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Türkiye gazetesinden aktardığına göre SDG’den bir yetkili, SDG’nin Suriye ordusu ve Suriye hükümetiyle entegrasyon sürecinde engellerin yüzde 99’undan fazlasının aşıldığını kaydetti. Önümüzdeki dönem “tek devlet, tek ordu, tek bayrak ve ortak vatan” anlayışı üzerine kurulacak.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önümüzdeki dönemde Suriye’yi ziyaret etmeyi planladığını açıkladı. Erdoğan, Türkiye’nin komşu ülkede istikrarın güçlendirilmesine destek olmak için elinden geleni yapacağını vurguladı.


Husiler, iki haftadır süren gerginliğin bir parçası olarak Babu’l Mendeb’e 5 balistik füzeyle saldırdı

Husi milisleri tarafından daha önce Yemen’in el-Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir füze (AFP)
Husi milisleri tarafından daha önce Yemen’in el-Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir füze (AFP)
TT

Husiler, iki haftadır süren gerginliğin bir parçası olarak Babu’l Mendeb’e 5 balistik füzeyle saldırdı

Husi milisleri tarafından daha önce Yemen’in el-Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir füze (AFP)
Husi milisleri tarafından daha önce Yemen’in el-Muha Limanı’na doğru fırlatılan bir füze (AFP)

İran destekli Husilerin yaklaşık iki haftadır devam eden deniz ve kara gerilimi kapsamında bugün Kızıldeniz’in güneyindeki Babu’l Mendeb Boğazı’na doğru 5 balistik füze fırlattığı bildirildi. Husilerin önceki saldırıları, el-Muha Limanı’nın büyük ölçüde tahrip edilerek hizmet dışı kalmasına yol açarken, can kayıpları da batı kıyılarından Marib, Hadramevt ve Şebve vilayetlerine kadar uzandı.

Batı kıyısında konuşlanan hükümete bağlı Ulusal Direniş Güçleri’nin askeri medyası, Husilerin İbb vilayetindeki el-Hamza Kampı çevresinden 2, Taiz kentinin doğusundaki el-Huban bölgesinden ise 3 balistik füze fırlattığını bildirdi. Tüm füzelerin Babu’l Mendeb bölgesine yöneldiği belirtildi.

Saldırılar, Husilerin bir gün önce Taiz vilayetindeki el-Muha kentini farklı zamanlarda 2 füze ve 6 insansız hava aracıyla (İHA) hedef almasının ardından gerçekleşti. Bu sırada hükümet güçlerinin çeşitli cephelerde Husi hareketliliğine karşı operasyonlarını sürdürdüğü kaydedildi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri de dün yaptığı açıklamada, 24 saat içinde Husilere ait mevziler, hedefler ve tehdit kaynaklarına karşı 181 askeri operasyon düzenlendiğini duyurmuştu. Söz konusu operasyonların, son dönemde Yemen cephelerinde gerçekleştirilen en geniş kapsamlı saldırı dalgalarından biri olduğu belirtildi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Albay Macid Abdullah en-Nezili, operasyonların İHA’lar, topçu birlikleri ve roketatarlarla gerçekleştirildiğini söyledi. Nezili, saldırılarda askeri mevziler, ateş kaynakları ve Husilerin temas hatları boyunca saldırılar düzenlemek için kullandığı kapasite ve unsurların hedef alındığını belirtti.

Askeri açıklamaya göre operasyonlarda onlarca Husi öldürüldü veya yaralandı, onlarca araç ve askeri teçhizat imha edildi. Ayrıca silah depoları ve çeşitli askeri araçların da vurulduğu bildirildi.

Uluslararası koruma talebi

Bu sırada, Yemen’in el-Muha kentinde onlarca denizci bugün protesto gösterisi düzenleyerek Husilerin son dönemde limana yönelik saldırılarını kınadı. Göstericiler, Kızıldeniz’de deniz ulaşımını tehdit eden ve İran tarafından desteklendiğini belirttikleri saldırıların durdurulması için uluslararası topluma acil müdahale çağrısında bulundu.

Protestocular, su yollarının etkin şekilde korunması ve denizcilik sektöründe çalışanlar ile balıkçıların can güvenliğinin sağlanması gerektiğini vurguladı. Bu çağrı, Husilerin gemiler ve kıyıdaki tesislere yönelik saldırılarını art arda sürdürdüğü bir dönemde geldi.

El-Muha Limanı, son günlerde balistik füzeler ve İHA’larla geniş çaplı saldırıların hedefi olmuş, saldırılarda ölü ve yaralılar meydana gelirken stratejik öneme sahip limanın altyapısında da büyük hasar oluşmuştu.

sdcf
Babu’l Mendeb Boğazı ve Kızıldeniz’deki gemilere yönelik Husi saldırılarını protesto eden yabancı ve Yemenli denizciler (AP)

Liman Müdürü Abdulmelik eş-Şerabi’nin verdiği bilgilere göre, saldırılarda tesis güvenliğinden sorumlu 4 personel ile limanda çalışan 3 kişi hayatını kaybetti. Şerabi, Husilerin limanı 25’ten fazla füzeyle hedef aldığını ve saldırıların altyapı ile operasyonel ekipmanlarda geniş çaplı hasara yol açtığını belirtti.

Saldırılarda ayrıca 6 ahşap gemi ile limanın genişletilmesi projesi kapsamında kullanılan bir iş makinesi zarar gördü. Liman rıhtımı ve tesise ait kritik altyapı unsurları da ağır hasar aldı.

Şerabi, deniz ulaşımının durmasının yol açacağı insani ve ekonomik sonuçlara dikkati çekerek, ticari faaliyetlerin sekteye uğraması nedeniyle yaklaşık bin 300 çalışanın işini ve geçim kaynağını kaybettiğini söyledi.

Bu gelişmeler, el-Muha kentinin son günlerde batı kıyısında Husilerin en önemli gerilim noktalarından birine dönüşmesiyle yaşandı. Bölgede gerilim, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki ticari gemilere yönelik saldırılarla eş zamanlı olarak tırmanıyor.

Taiz cepheleri baskı altında

Yemen’in güneybatısındaki Taiz vilayetinde hükümet güçleri, son saatlerde kentin kuzey cephesinde Husilere ait toplanma ve yığınak girişimlerini püskürttü. Bu gelişme, Husilerin Makbene’deki köyleri bombalaması ve el-Muha kentini hedef almasıyla eş zamanlı yaşandı.

Resmi medya, bir askeri kaynağa dayandırdığı haberinde, hükümet güçlerinin kuzey cephesindeki Husi birliklerinin toplanma ve yığınak noktalarına müdahale ettiğini bildirdi. Kaynak, operasyonlarda Husi saflarında ölü ve yaralıların bulunduğunu belirterek, güçlerin Husi hareketliliğini izlemeyi ve buna karşı müdahalede bulunmayı sürdürdüğünü kaydetti.

Taiz’in kuzeybatısındaki Makbene’de ise Husiler, el-Aşmele, Humeyr, el-Kuveyha köyleri ve çevresindeki diğer bölgeleri 11 top ve havan mermisiyle hedef aldı. Askeri kaynaklara göre saldırılarda maddi hasar meydana gelirken can kaybı yaşanmadı.

rgty
Husi milislerinin füze saldırıları sonucu Yemen’in el-Muha Limanı’nda geniş çaplı hasar meydana geldi. (AFP)

Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı topçu birlikleri ve roketatarlar, Husilerin mevzilerini ateş altına aldı. Saldırının, Husilerin hükümet güçleri ve sivil yerleşim bölgelerine yönelik devam eden saldırılarına karşılık olarak gerçekleştirildiği belirtildi.

Taiz ve batı kıyısındaki bu tırmanış, Yemen’deki temas hatlarında askeri hareketliliğin arttığı bir dönemde yaşanıyor. Husilerin hükümet güçlerinin mevzileri üzerindeki baskıyı artırmaya çalıştığı, aynı zamanda füze ve insansız hava aracı saldırıları için eş zamanlı yeni güzergâhlar açtığı kaydedildi.

Sivil kurbanlar

Sahadaki gerilimin artmasıyla eş zamanlı olarak Yemenli Mağdurlar Dernekleri Ağı, 4-15 Ağustos tarihleri arasında Marib, Taiz, Hudeyde ve Dali vilayetlerinde balistik füze ve İHA saldırıları nedeniyle 18 sivilin öldüğünü veya yaralandığını belgelediğini açıkladı.

Ağ tarafından Marib’te ‘Tırmanışın Hedefindeki Siviller’ başlığıyla düzenlenen basın toplantısında yapılan açıklamada, Husi saldırılarının yerleşim bölgeleri, sivil tesisler ve yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kampları hedef aldığı belirtildi.

sdfrgt
Husi milislerinin Yemen’in el-Muha Limanı’na düzenlediği saldırının ardından yaralanan bir adam hastanede tedavi görüyor. (AP)

Hak örgütleri ağı, bu ayın 7’sinde Marib’teki Cev en-Nesim adlı yerinden edilmiş kişiler kampına düzenlenen saldırıda 2 sivilin hayatını kaybettiğini, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 14 kişinin yaralandığını açıkladı. Saldırıda yerinden edilmiş kişilerin barınakları, su ve kanalizasyon şebekeleri ile özel mülklerin de zarar gördüğü belirtildi.

Ağ ayrıca 9 Ağustos’ta El-Muha kenti ve limanı ile el-Huha kenti ve batı kıyısındaki Suudi Sahra Hastanesi çevresinin onlarca balistik füze ve İHA’yla hedef alındığını belgeledi. Saldırılarda aralarında çocukların da bulunduğu sivillerin hayatını kaybettiği veya yaralandığı bildirildi.

Taiz vilayetinde ise Husilerin et-Taaziyye, Sabr el-Mevadim ve Makbene ilçelerine yönelik saldırılar düzenlediğini belirten ağ, 8 Ağustos’ta düzenlenen bombardımanda aralarında bir bebeğin de bulunduğu 2 kadın ve 2 çocuğun yaralandığını kaydetti. Sabr el-Mevadim ilçesine 10 Ağustos’ta düzenlenen bir başka saldırıda ise bir kız çocuğunun hayatını kaybettiği, bir çocuğun da yaralandığı bildirildi.

Ağ, 11 Ağustos’ta Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki uluslararası sularda bir ticari geminin hedef alındığını da belgeledi. Saldırıda 3 mürettebatın hayatını kaybettiği, kurtarma çalışmaları sırasında diğer bazı mürettebat üyelerinin yaralandığı belirtildi.

dvfgh
Marib’te yerinden edilmiş bir ailenin barınağının yanına Husi füzesi düştü. (AFP)

15 Ağustos’ta ise Husiler, Marib kentindeki eş-Şerike yerleşim bölgesini balistik füzelerle hedef aldı. Saldırıda sivil can kayıpları yaşanırken, çok sayıda ev ve özel mülkün yıkıldığı veya hasar gördüğü bildirildi.

Hak örgütleri ağı, saldırıların sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan tekrarlanan bir eylem biçimine dönüştüğünü belirterek, Birleşmiş Milletler (BM), BM Güvenlik Konseyi ve uluslararası topluma sivillerin korunması ve saldırılardan sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması için adım atma çağrısında bulundu. Ağ ayrıca, balistik füzeler ve İHA’ların kullanımına bağlı ihlaller konusunda bağımsız bir uluslararası soruşturma yürütülmesini talep etti.