Nahda Barajı ve Libya seçimleri Arap Dışişleri Bakanları’nın masasında

Toplantıda 52 konu ve sekiz madde tartışıldı. Cezayir gelecek zirvenin Mart ayında kendi topraklarında yapılmasında ısrar ediyor

Arap Dışişleri Bakanları’nın toplantı faaliyetlerinden bir kare (Arap Birliği Genel Sekreteri Medya Ofisi)
Arap Dışişleri Bakanları’nın toplantı faaliyetlerinden bir kare (Arap Birliği Genel Sekreteri Medya Ofisi)
TT

Nahda Barajı ve Libya seçimleri Arap Dışişleri Bakanları’nın masasında

Arap Dışişleri Bakanları’nın toplantı faaliyetlerinden bir kare (Arap Birliği Genel Sekreteri Medya Ofisi)
Arap Dışişleri Bakanları’nın toplantı faaliyetlerinden bir kare (Arap Birliği Genel Sekreteri Medya Ofisi)

Ahmed Ali
Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi Başkanı Kuveyt Dışişleri Bakanı ve Kabine İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Şeyh Ahmed Nasır el-Muhammed es-Sabah’ın açıklamalarına göre, Arap dışişleri bakanlarının Arap Birliği Genel Sekreterliği'nin Kahire'deki merkezinde 156’ncı oturum çerçevesinde yaptığı olağan toplantılar sırasında 56 konu ve sekiz madde tartışıldı. Kuveyt oturumun başkanlığını 155’inci oturuma başkanlık eden Katar’dan devralmıştı.
Toplantıdan önce bakanların istişare toplantısının yanı sıra İran ve Türkiye’nin başka ülkelere müdahaleleri ile ilgilenen komiteler ve İsrail’in Kudüs’teki ihlallerine son vermek için harekete geçmekle ilgilenen Arap Bakanlar Komitesi istişare toplantıları yapıldı.
Şeyh Ahmed Nasır el-Muhammed es-Sabah yaptığı açıklamada “Arap ülkelerindeki Filistinli mülteciler arasında kayıp bir nesil oluşmaması için Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA) desteklenmeli. Aksi halde bu, tehlikeler yaratacaktır. Geçen Mayıs ayında Filistin'de yaşanan acı olaylar sırasında oluşan ivmeyi kaybetmemek ve tüm dikkatleri Filistin halkının davasında tutmak gerektiğini vurguladı.
Cezayir ile Fas arasındaki krize ilişkin tutum hakkında yorum yapan Muhammed es-Sabah, “El-Ula Zirvesi, Körfez ülkeleri ile Arap ülkeleri arasındaki krizi sona erdirdi. Bölünmeyi düzeltmek için yeni bir ruh oluştu. Arap ülkelerinin tüm liderlerine ve ortak Arap eylemini teşvik etme konusunda durmaksızın gösterdikleri çabalara güveniyoruz. Kuveyt ve diğer Arap ülkeleri Arap uzlaşmasını güçlendirmek için rollerini oynayacaklardır” dedi.
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt dün düzenlenen ortak basın açıklamasında, “Perşembe günü Arap Birliği Dışişleri Bakanları’na toplantı sırasında BM Güvenlik Konseyi’nin Arap üyesi Tunus’un, Arap Zirvesi Troykası ile BM Güvenlik Konseyi üyeleri arasında bakanlar düzeyinde bu toplantının hazırlanmasında başarıyla taçlanan çabaları hakkında bilgi verildi. Geçtiğimiz ayın sonunda Libya'ya Komşu Ülkeler Konferansı'nın toplantılarına katılmak üzere Cezayir'e yaptığımız son ziyarette, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun bize ülkesinin 2022 yılının Mart ayında gelecek Arap zirvesini düzenleme kararı aldığını bildirdi” ifadelerini kullandı.
Cezayir Zirvesi'nde Suriye'nin Arap Birliği'ne dönmesine yönelik önerinin kabul edilmesine ilişkin bir soruya karşılık Gayt, “Arap Zirvesi'nin gündemini konuşmak için daha çok erken” dedi. İsrail'i Afrika Birliği'nde (AfB) gözlemci olarak kabul etme kararına ilişkin Arap ülkelerinin tavrı hakkındaki bir soruya ise, “Olay şu, AfB Komisyonu Başkanı Musa Faki, İsrail heyetinin bir gözlemci olarak kabul edilmesine ilişkin evrakları teslim aldı. 24 Afrika ülkesi bu durumu protesto etti. Bu baskının büyümesiyle birlikte Komisyon Başkanı bu kararın kabulü ya da reddi için meseleyi ekim ayında yapılacak AfB Zirvesi’ne havale etti. Kuzey Afrika Grubu, Komisyon'a bu tutumu reddettiklerini ifade eden bir mektup gönderdi. AfB’deki 50 Afrika ülkesi Arap ülkelerinin görüşü hakkında bilgilendirildi. Bu tutum üzerindeki baskılar artacak” şeklinde cevap verdi.

Lübnan hükümeti ve Libya seçimleri
Lübnan’daki duruma da değinen Gayt “Lübnan halkının sıkıntılarında yanındayız ve onların bölgedeki tüm kutuplaşmalardan uzak tutulması gerektiğinin altını çiziyoruz. Yeni bir Lübnan hükümetinin kurulmasının onaylanması ve aydınlığa kavuşması ülkeyi bir yıldan fazla süredir artarak kök salan krizden kurtarmak için önemli bir anahtarı temsil ediyor. Endişe verici göstergeler durumu kötüleştirmeye devam ediyor. Bu yüzden herkesin ülkesine ve tarihine karşı sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor” dedi. Libya hakkında ise, “Seçimlerin 24 Aralık'ta yapılması planlanıyor. Bu, Libya'nın bağımsızlığına giden yolda önemli, belirleyici ve uluslararası düzeyde kabul görmüş bir durağı temsil ediyor” ifadelerini kullandı. Gayt, Libya Siyasi Diyalog Forumu’nun organizatörlerine, ülkede istikrarın sağlanması için önemli bir yol ve elzem bir koşul olarak seçimlerin yapılması için gerekli olan anayasal temel üzerinde uzlaşmayı hızlandırmaları için çağrıda bulundu.

Nahda (Rönesans-Hedasi) Barajı
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri toplantı sırasında yaptığı konuşmasında, Mısır ve Sudan'ın Nahda Barajı’na ilişkin müzakere yanlısı tavırlarındaki kırmızı çizgilere dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Çözümün Etiyopya'nın kalkınma hakkını koruyacak bağlayıcı ve adil bir anlaşmada yattığını vurguluyorum. Etiyopya’nın bu hakkına saygı duyuyoruz ve takdir ediyoruz. Ancak bu hak Mısır ve Sudan'ın Nil Nehri'ndeki su hakları için hiçbir şekilde kısıtlayıcı olamaz. Barajın doldurulması ve işletilmesine ilişkin kuralların ilgili tarafların mutabakatı ile kabul edilmesi, bağlayıcı bir hukuki anlaşmadan geçiyor. Böyle bir anlaşma bölgenin sonuçları öngörülemeyen daha kaotik bir sahneye kaymasını önleyecektir ve biz böyle bir sahneye kayılmasını istemiyoruz.”

İran ve Türkiye'nin Arap bölgesinin içişlerine müdahalesi bir kez daha kınandı
İran ile yaşanan krizin takibiyle ilgilenen Arap Dörtlüsü Bakanlar Komitesi de Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan bin Abdullah'ın temsilciliğinde Suudi Arabistan'ın başkanlığında bir toplantı yaptı. Söz konusu toplantıda Tahran ile yaşanan kriz dosyasındaki son gelişmeler tartışıldı ve İran’ın bölgedeki ülkelerin iç işlerine müdahalesi konuşuldu. Komite, Tahran'a “bölgedeki vekillerini desteklemeye, güvenlik ve istikrar için sürekli bir tehdit oluşturan mezhep çatışmalarını körüklemeye” son verme çağrısını bir kez daha yineledi.
Türkiye’nin Arap ülkelerindeki askeri varlığı yasadışı
Türkiye’nin Arap ülkelerinin iç işlerine müdahalesiyle ilgilenen Bakanlar Komitesi de Türkiye’nin “Arap ülkelerindeki askeri varlığının yasadışı olduğunu ve tüm askerlerini koşulsuz bir şekilde geri çekmesi gerektiğini” vurguladı. Komite yayınladığı sonuç bildirgesinde uluslararası hukukun ve BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarının ciddi bir şekilde çiğnendiği, bölge ülkelerinin egemenliğine açık bir ihlal sayıldığı ve Arap ülkelerinin ulusal güvenliklerine yönelik bir tehdit oluşturduğu için Ankara’nın Irak, Libya ve Suriye’ye yönelik her türlü müdahalesini kınadı.
Komite aynı zamanda Türkiye rejimine, Dicle ve Fırat nehirlerinin menbalarına barajlar inşa ederek Irak ve Suriye'nin su haklarını ihlal etmekten derhal vazgeçmesi çağrısında bulundu. Komite Türkiye rejiminin bu barajları inşa etmesinin, her iki ülkeye de ciddi çevresel ve ekonomik zararlar vermesinin yanı sıra iki Arap ülkesinin su paylarını olumsuz etkilediğini belirtti.
Diğer yandan aynı zamanda başta yerleşimcilik projeleri ve İskân Kanunu olmak üzere İsrail’in Kudüs’te yaptığı ihlalleri durdurmak ve bunlarla mücadele etmek için harekete geçilmesiyle ilgilenen Arap Bakanlar Komitesi de toplantı düzenledi.



Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.


Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
TT

Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki “Kardeşler Savaşı” sırasında bölünmelerinin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi yönetimi dün, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı. Bu adımın, güvenlik ve siyasi açıdan bölünmüş Kürt cephesinin birliğine katkı sağlaması bekleniyor.

Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreni, bölge başkanı ve aynı zamanda Peşmerge güçlerinin başkomutanı olan Neçirvan Barzani’nin gözetiminde Erbil’de düzenlendi. Törene Başbakan Mesrur Barzani de katıldı. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ofisi Direktörü Abdülemir eş-Şemri de törende hazır bulundu.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, güçlerin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesinin tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Peşmerge saflarındaki bölünmenin kökeni, güçlerin iki ayrı yapıya ayrıldığı 1990’ların ortalarına dayanıyor. Bu yapılardan biri Kürdistan Demokratik Partisi’ne, diğeri ise Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne bağlıydı.


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
TT

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Libya'nın başkenti Trablus’taki cezaevlerinden birinin eski müdürü olan ve halen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanan Halid el-Hişri’nin destekçileri, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’ye yönelik protestolarını artırdı. Destekçiler, başsavcıdan derhal harekete geçerek Hişri’nin Libya’ya geri getirilmesini ve ülkede yargılanmasını talep etti.

‘Ölüm meleği’ lakabıyla anılan 48 yaşındaki Hişri, 2015 yılının Şubat ayı ile 2020’nin başları arasında Trablus’ta yönettiği Mitiga Cezaevi’nde işlendiği öne sürülen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili 17 suçlamayla karşı karşıya bulunuyor.

fgthy
Savaş suçları işlemekle suçlanan Libyalı Halid el-Hişri (Uluslararası Ceza Mahkemesi)

Hişri’nin yakalanmasından bu yana açılan dava, Dibeybe’yi ‘sanık sandalyesine’ oturttu. Siyasi çekişmelerin yaşandığı süreçte muhalifleri öfkelerini Dibeybe’ye yöneltirken, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, Hişri’nin Temmuz 2025’te Almanya’da yakalanmasını ve Lahey’deki UCM’nin gözaltı merkezine nakledilmesini memnuniyetle karşılamıştı.

UCM, 14 Eylül’de aldığı kararla Hişri’nin yargılanmasına gelecek yıl 4 Mayıs’ta başlanmasını kararlaştırdı. Böylece Hişri, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011’de verdiği yetki doğrultusunda Libya’da başlatılan soruşturma kapsamında UCM’de yargılanan ilk Libyalı şüpheli olacak.

Hişri’nin destekçileri pazar akşamı Trablus’un Cuma Pazarı bölgesi ile başkentin çevresindeki bölgelerin sosyal konseyi önünde toplandı. Hişri’nin yargılanmasını protesto eden göstericiler, “Sessiz kalmayacak ve geri adım atmayacağız. Onu Libya’ya geri getirmek ve ülkenin yargısı önünde yargılanmasını sağlamak için tüm hukuki yollara başvuracak ve barışçıl yöntemleri kullanacağız. Ardından onun tutuklanmasına neden olan herkesin hesap vermesini sağlamak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Gösteriye Cuma Pazarı ve çevre bölgeler ile Büyük Trablus bölgesindeki çeşitli kesimlerden şeyhler ve gençler katıldı. Göstericilerden biri tarafından okunan bildiride, Hişri’nin UCM’de yargılanmasına tepki gösterilerek, “O bir suçlu değil. Devletin ortadan kaybolduğu ve düzensizliğin yayıldığı dönemde öne çıkan, onurlu insanların çağrısına kulak veren adamlardan biriydi” denildi.

UCM savcıları daha önce mahkeme hakimlerine Hişri’nin ‘merhamet göstermeden işkence yapmasıyla’ tanındığını söylemiş, bu nedenle tutukluların kendisine ‘Azrail’ lakabını taktığını belirtmişti.

UCM’nin 4 Mayıs’ta düzenlediği önceki duruşmada savcılar, Hişri’nin Libya’da Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi tarafından yönetilen Mitiga Cezaevi’nin kadınlar bölümünden sorumlu olduğunu belirtmişti. Savcılar, “Binlerce mağdur yasal dayanak olmaksızın, insanlık dışı koşullarda gözaltına alındı ve tutuldu; sistematik biçimde kötü muamele ve işkenceye maruz bırakıldı” ifadelerini kullanmıştı.

u
Uluslararası Ceza Mahkemesi (AP)

Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi’nin kalesi olarak görülen Cuma Pazarı sakinleri, mesajlarını ‘Libya ve dünya kamuoyuna; tüm özgür ve onurlu insanlara’ ileterek, “Uzun süren sessizliğin ve sabrın taşmasının ardından sesimizi yükseltiyor, Trabluslu Halid el-Hişri’nin maruz kaldığı haksız tutuklamayı en güçlü şekilde kınıyor ve reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Toplanan kalabalık, Dibeybe hükümetini, “Bu utanç verici eylemde suç ortaklığı yapmak ve Libya’nın Roma Statüsü’nü imzalamamış veya onaylamamış olmasına rağmen UCM’ye Hişri’yi yakalaması için yeşil ışık yakmakla” suçlayarak ‘tam sorumluluk’ taşıdığını savundu. Göstericiler ayrıca Alman hükümetini, ‘dosyanın tamamen siyasi nitelikte olduğunu bildiği halde’ Hişri’nin teslim edilmesini kolaylaştırmakla suçladı.

Yargıç Althea Windsor 14 Eylül’de yaptığı açıklamada, davanın ‘adil ve hızlı, herhangi bir gerekçesiz gecikme olmaksızın’ yürütülmesini istediğini belirtmişti. Windsor, iddia edilen suçların işlenmesinin üzerinden en az altı yıl geçtiğine dikkat çekmişti. Hişri’nin mağdurları ise yargılamanın mümkün olan en kısa sürede başlamasını talep ediyor.

Bununla birlikte Hişri’nin destekçileri, onun ‘organize suç, DEAŞ ve adam kaçırma ile silahlı soygunlarla mücadelede ön saflarda yer aldığını’ savunuyor. Destekçileri açıklamalarında, “Hişri'nin yaptığı ve gurur duyduğumuz, geri adım atmayacağımız şey bir suç değil, şereftir; suçlama değil, bir onurlandırmadır. Ayrıca tutuklanmasının, Mayıs 2025’te Trablus’ta yaşanan olaylar ve gösterilerin ardından gerçekleşmesi, dosyanın siyasi olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

yujmk
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ı kabul ederken (Dibeybe’nin ofisi)

Hişri’ye yöneltilen suçlamalar arasında işkence ve öldürme, öldürmeye teşebbüs, kişisel onur ve haysiyete yönelik ağır saldırı, zalimane ve insanlık dışı muamele ile tutuklulara yönelik tecavüz ve diğer cinsel şiddet türleri yer alıyor.

4 Mayıs’ta düzenlenen duruşmada Hişri’nin avukatı, müvekkilinin kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini belirtti. Avukat ayrıca Hişri’nin, davasının mahkemenin yargı yetkisi kapsamında olmadığı gerekçesiyle yargılanmasına itiraz ettiğini ancak mahkemenin bu itirazı reddettiğini aktardı.

vrgthyju
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Adalet Bakanı Halime İbrahim (Bakanlık Medya Ofisi)

UBH’nin 20 Haziran 2024’te, Adalet Bakanlığı aracılığıyla UCM Savcılığı’na gönderdiği resmi yazıyla, Roma Statüsü’nün 12. maddesinin 3. fıkrası kapsamında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiği belirtiliyor. Söz konusu fıkra, üye olmayan devletlerin kendi topraklarında işlenen suçlarla ilgili olarak mahkemenin yargı yetkisini kabul etmesine veya bu suçları mahkemeye sevk etmesine olanak tanıyor.