Cezayir Libya sorununda yeniden inisiyatif alıyor

Cezayir’in Trablus’taki büyükelçiliğini yeniden açması, Libya’nın yeniden inşası konusunda Mısır’la bölgesel rekabetini ortaya koyuyor

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun (AFP)
TT

Cezayir Libya sorununda yeniden inisiyatif alıyor

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun (AFP)

Ali Yahi
Libya sorununun siyasi çözümünde Cezayir’in diplomatik rol alma  çabaları arttı. Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Başbakan Abdulhamid Dibeybe ve Dışişleri Bakanı Necla el-Mankuş’un Cezayir ziyaretleri sonrasında Cezayir’in Trablus’taki Büyükelçiliğini yeniden açacağını duyurması ve iki ülke arasındaki hava trafiğinin yeniden başlayacağının açıklanması Cezayir’in etkinliğini arttırması şeklinde değerlendiriliyor.
Önemli bir karar ve güven verici açıklamalar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Cezayir’in Trablus Büyükelçiliği’ni yeniden açma kararı, bölgesel ve uluslararası düzeyde iki ülkenin yerel çıkarlarının gereği.
Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, taraflarca siyasi açıdan güven verici olarak anlaşılan bazı mesajları ‘sızdırmış’ olsa da bu durum, Trablus - Cezayir hattında yaşananlara ilişkin gerçekliği örtbas etmek üzere gelişti. Ancak gözlemciler, bunun Libya’daki kilit oyuncularla yeniden yapılanma konusunda bir ‘çatışma’ olduğunu vurguladı.
Musa el-Koni, Cumhurbaşkanı Tebbun tarafından kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, Cezayir'in bölgede en önemli kardeş ülke olmasının önemli olduğunu söylerken, “Cezayir’le sürekli istişare etmeli; Libya ve Afrika, Mağrip veya Akdeniz olsun bölgeyle ile ilgili tüm konularda Cezayir’le koordineli çalışmalıyız” dedi. Koni, Cezayir ziyaretinin, ‘sınırlardan başlayarak (Çad, Nijer ve Sudan gibi Libya’nın güneyindeki komşular başta olmak üzere) komşu ülkelere kadar karşılıklı öneme sahip farklı meseleleri Cumhurbaşkanı Tebbun ile istişare etmeyi, ayrıca ortak sınırların güvenliğini sağlamak için onlarla nasıl iş birliği yapılacağını görüşmeyi amaçladığını’ açıkladı. Musa el-Koni, bu adımları iki halk açısından ‘ekonomik entegrasyon ve sosyal iletişim’ için son derece önemli olarak nitelendirdi.
Koni, Cezayir’e ulaştığında ziyaretinin, Libya’nın güneyindeki komşu ülkelere yaptığı ziyaretler sırasında yaşananlar hakkında Cumhurbaşkanı Tebbun’u bilgilendirmeyi amaçladığını da belirtti. “Özellikle Libya’nın güneyindeki komşu ülkelere yaptığım ziyaretlerden sonra, Libya’da olup bitenler ve ayrıca komşu ülkelerle olan ilişkilerimiz hakkında temasa geçmek ve tavsiyeler almak üzere Cezayir’e peş peşe ziyaretlerde bulunuyoruz” diyen Koni, Cumhurbaşkanı Tebbun’un Libya meselesinin tüm ayrıntılarıyla ilgilendiğine dikkati çekti. Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı “Bilmemiz, danışmamız ve konuşmamız gereken birçok gelişme var” dedi.

Düzeltme ve sembolik giriş
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Abdulvahab Hafyan, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada “Bu adımla Cezayir, ilişki kopukluğunun sorunları çözmediğini ve Libya’daki durumu tüm karmaşıklığıyla ele almak için yeni ufuklar açmak gerektiğini anlamaya başladı. Bu durum, diplomasinin 2012’den bu yana gerçekleşen geri çekilmenin maliyetinden ve tuzaklarından ders aldığını gösteriyor” şeklinde konuştu. Hafyan, “Kararın Libya tarafının diplomatik çabalarının bir sonucu olduğu düşünüldüğünde esas olarak, önümüzdeki seçimlerde Başkanlık Konseyi’nin konumunu içeriden desteklemeyi amaçlıyor” dedi.
“Bu adım, Libya uzlaşması ve ‘düzensiz kuvvetler’ başta olmak üzere yabancı güçlerin ayrılması koşulu yerine getirildiği takdirde daha büyük ve etkili olabilecek Cezayir rolüne sembolik bir giriş niteliğindedir” diyen Abdulvahab Hafyan, Libyalı taraflar arasındaki çatışmanın siyasi sürece hizmet etmediğini, ülkenin geleceğini ipotek altına aldığını, geleceği başarısızlığa ve uluslararası rekabetin dışına sürüklediğini vurguladı. Hafyan, “Bu nedenle herkes, her dış girişimin başarı koşulunun iç uzlaşı olduğunda ısrar ediyor” şeklinde konuştu.

Durum, yeni değil
Öte yandan Mağrip ilişkileri araştırmacısı Said Hadef, yaptığı açıklamada, “Durum yeni değil. Son beş yılda Cezayir, Libya ile diplomatik ilişkilerinin yeniden başladığını her seferinde açıkladı. Bu durum, 2016’dan bu yana eski Dışişleri Bakanı Abdulkadir Messahel’in Trablus’taki Cezayir Büyükelçiliği’nin bir an önce açılacağını duyurmasıyla gelişti. Bu duyuru defalarca tekrarlandı. Ama gerçekte hiçbir şey elde edilmedi” ifadelerini kullandı. Messahel, birçok ülkenin Libya’da büyükelçilik ve konsolosluklarını açtığını ve Cezayir’in komşu ülke olarak ilkler arasında yer alması gerektiğini söylerken, “Ancak her durumda iki ülke arasındaki sınırların açılması ve karşılıklı diplomasi, ortak çıkar konularında fikir birliği sağlanır sağlanmaz iki taraf arasındaki doğal seyrini alacaktır” dedi.

Cezayir’in nezaketi ve Kahire’deki fırsatlar
Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, Cezayir’e ‘iltifat’ ettiği bir dönemde Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ise Kahire’ye gitti. Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi tarafından kabul edilen Dibeybe, bazı Mısırlı yetkililerle görüştü. Libya projelerinin uygulanmasına yönelik altı anlaşmanın yanı sıra çeşitli ekonomik alanlarda 14 iş birliği mutabakatı imzalandı.
Mısır Hükümeti Sözcüsü Nadir Said, “Mutabakatlardan biri, sanayi, tarım, karantina, sosyal işler ve havacılık güvenliği alanlarında iş birliğinin yanı sıra, deniz kirliliğiyle mücadele, deniz arama ve kurtarma, konut ve inşaat, gençlik ve spor, petrol ve gaz konularında ortak bir ticaret komitesinin kurulmasını şart koşuyor” dedi. Said, ‘Trablus’taki üçüncü çevre yolu projesi, kuzeybatıdaki Mellitah’ta ve kuzeydoğudaki Derne’de iki benzin istasyonunun inşası ve ülkenin doğusundaki el-Vahat bölgesinde bulunan Ecdebiye- Calu karayolunun bakımı’ başta olmak üzere altı anlaşmaya dikkati çekti. Hükümet sözcüsü ayrıca, “Bugün imzalanan iş birliği anlaşmalarının somut gerçekliğe dönüştürülmesini ve sahada uygulanan projeleri sabırsızlıkla bekliyoruz” dedi.

Yeniden yapılanmaya ilişkin gizli çatışma
Farklı düzeylerdeki yetkililerin hareketleriyle canlanan Libya dış sahnesi ortasında ve Mısır ve Cezayir ziyaretlerinin sonuçlarındaki eşitsizlik karşısında gözlemcilere göre, yeniden yapılanma üzerinde bir ‘çatışma’ olduğu açık.
Afrika uzmanı Uluslararası İlişkiler Profesörü Mebruk Kahi, yaptığı açıklamada “Karar, sahadaki varlığını güçlendirerek ve başkent Trablus hakkındaki izolasyonunu sona erdirerek Cezayir’in Ulusal Birlik Hükümeti’ne sağladığı mutlak bir destektir. Aynı zamanda durumun istikrara doğru doğru yönde ilerlediğinin bir göstergesi ve komşu ülkelerle Cezayir’de yapılan toplantının sonuçlarının somutlaşmış halidir” ifadelerini kullandı. Kahi, “Büyükelçiliğin açılmasını, Gadames’te bir konsolosluk ve ikinci hedefe geçmeye hazırlık olarak Debdeb- Gadames ticari sınırın açılması olmak üzere başka bir adım takip edecek. Bu, Libya’nın yeniden inşasına katkıda bulunmaya ve Libyalıların anayasal kurumlarını inşa etmelerine yardımcı olacaktır” dedi.
Mebruk Kahi, sözlerinin devamında “Daha az odaklanılmış olsa da kararın ikinci bir yorumu var. Bu yorum şudur; Büyükelçiliğin açılması, Bingazi tarafının Mısır Cumhurbaşkanı ile görüşmesine ve birçok yeniden yapılanma anlaşmasının imzalanmasına bir tepki olarak geldi” ifadelerini kullandı. Kahi, “Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘Trablus’un kırmızı çizgi olduğunu, çatışmanın savaşlardan yeniden inşa sözleşmelerine dönüştüğünü ve büyükelçiliğin açılmasının Cezayir’in varlığını güçlendirmek için önemli bir adım olacağını’ defalarca vurguladığı göz önüne alındığında büyükelçiliğin yeniden açılması, yeniden mevzilenme stratejilerinin bir parçası olabilir” dedi.

Önceki adımlar başarısız oldu
27 Ocak 2021 tarihinde Cezayir Dışişleri Bakanlığı, ülkesinin Libya’nın başkenti Trablus’taki büyükelçiliğinin, yedi yıl kapalı kalmasının ve güvenlik tehditleri sonrasında personel tahliyesinin ardından birkaç gün içinde yeniden açılacağını açıkladı. Bu durum, Bakan Sabri Bukadum’un Trablus’a yaptığı ziyaretin sonunda bakanlık tarafından yapılan resmi bir açıklamayla ortaya koyuldu. Ancak hiçbir şey olmadı ve karar sadece bir karar olarak kaldı. Mayıs 2014’te Cezayir, terör gruplarının saldırı girişimleri hakkında bilgi alması sonrasında büyükelçilik personelini Libya’dan hızla tahliye etmişti.



El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, bugün yaptığı açıklamada, hükümetinin özellikle iki ülke arasındaki tarihsel ortaklıklar doğrultusunda Rusya ile bütün alan ve sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Zeydi, Rusya Federasyonu Askeri-Teknik İşbirliği Federal Servisi Başkanı Dmitriy Şugayev ve beraberindeki heyeti, Rusya’nın Bağdat Büyükelçisi’nin de katılımıyla kabul etti. Görüşmede Zeydi, Irak’ın Rusya ile ikili ilişkilerine verdiği önemi ve bu ilişkilerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus yetkili ise ülkesinin Irak ile ikili ilişkileri geliştirme konusundaki kararlılığını vurguladı. Moskova’nın terörle mücadele, bölgesel ve uluslararası güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla Irak’la ortak koordinasyonu sürdürme isteğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre Irak hükümetinden yapılan açıklamada, görüşmede iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin geliştirilmesi ve çeşitli anlaşmalar ile mutabakat zabıtlarının hayata geçirilmesi yoluyla ikili ilişkilerin ve ortak çalışmaların güçlendirilmesinin ele alındığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca Irak güvenlik güçlerinin farklı birimlerinin kapasitesinin desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik iş birliği olanakları da değerlendirildi.


Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
TT

Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)

Rabia Abdusselam

Sosyal medya son zamanlarda, dini ve laik akımlar arasında edep ve ahlak, kamusal alanda görünüm ve giyim kuşam konusunda tekrarlanan tartışmaları yeniden canlandıran, hararetli bir fikri çatışma alanına dönüştü. Bu dijital tartışma artık basit görüş ayrılığı değil; keskin bir şekilde çatışmacı boyutlar kazandı. Bunlar, geçmişte ülkeyi Kara On Yıl'ın (yaklaşık 1992 ile 2002 yılları arasında on yıl süren kanlı ve şiddetli silahlı çatışma dönemi) labirentine sürükleyen başlangıç ​​noktasını ve ilk kıvılcımı oluşturan aynı şiddet yüklü tonu taşıyor.

Bu keskin kutuplaşmanın özellikleri, bugün dijital alanı bölen şiddetli sanal çatışma ile somutlaşıyor. Muhafazakâr akım, kamu ahlakını ve toplumun değer sistemini koruma bahanesiyle, edep standartlarının ve kamusal alanlarda kılık kıyafete, davranışlara daha sıkı kontrollerin getirilmesini talep eden geniş çaplı dijital kampanyalar yürütüyor. Öte yandan, “ahlaki vesayet” ve bireysel özgürlükleri boğma olarak tanımladıkları girişimleri kategorik olarak reddeden kadınlardan ve aktivistlerden oluşan bir cephe bulunuyor. Bu iki akım arasında bazıları, arşivdeki videoları paylaşarak ve o karanlık dönemde ihanete kurban gidenlerin isimlerini anarak “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatıyor.

Bu sert söylem bizi temel sorularla yüzleştiriyor: Sadece kamusal görünümle ilgili geçici bir tartışma ile mi karşı karşıyayız, yoksa toplum on yıllardır ertelenmiş olan kimlik ve birlikte yaşama sorularıyla yeniden mi yüzleşiyor? Ve sanal tartışmalar kolektif istikrarı tehdit eden bölünmelere dönüşmeden önce bu endişe verici kutuplaşma döngüsünü nasıl kırabiliriz?

Dağlardan kutuplaşmış ekranlara

Dijital kutuplaşmanın giderek artmasına ilişkin endişeleri yansıtan dikkat çekici bir siyasi değerlendirmede, Yeni Nesil Partisi Genel Başkanı Dr. Lakhdar Amokrane yaptığı açıklamaya devletin dayanıklılığına ve ülkenin kolektif bilincine vurgu yaparak başladı. Amokrane, “2026 Cezayir’i hiçbir şekilde 1990’ların Cezayir’i değil. Bugün devletimiz daha güçlü, toplumumuz derin bir dönüşüm geçirdi ve halkımız o dönemde çok ağır bir bedel ödedi” dedi.Ancak Amokrane, sözlerini sürdürürken mevcut duruma ilişkin bazı göstergeler konusunda endişe ve kaygı taşıdığını da dile getirdi.

Amokrane “Ülke 1990'ların bataklığına düşme tehlikesini aşmış olsa da bölünmeye yol açan mekanizmalar, aşırılıkçı söylemler, ötekini düşman olarak gösterme girişimleri, farklı olma hakkının reddi ve nihayetinde ihanet suçlamaları ve temelsiz kimlik çatışmalarıyla beslenerek yeni biçimlerde tekrar ortaya çıkmaya başlıyor” uyarısında bulundu.

Parti lideri şuna da dikkat çekti “Bu çatışmanın dağlardan telefon ekranlarına ve sanal platformlara kayması tehlikesi bulunuyor. Zira artık yorumlar, paylaşımlar ve sistematik dijital kampanyalar etrafında dönüyor. Bu kampanyalar, Cezayirlileri eşi benzeri görülmemiş bir sözlü şiddetle birbirine düşürüyor.” Bu şiddetin, ‘silahsız, ancak toplumsal dokunun bütünlüğü için asla sonuçsuz kalmayacak bir savaş’ olarak tanımladığı durumun sonuçlarını hafifletmek için kolektif bir durup düşünme anını gerektirdiğini de söyledi.

Dijital alanda, ahlakı korumak için edebin dayatılmasını talep eden muhafazakâr bir akım ile “ahlaki vesayeti” reddeden kadınlar ve aktivistler ve “Kara On Yıl” boyunca yaşanan “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatanlar arasında keskin bir kutuplaşma ortaya çıktı

Bu uyarının boyutlarını anlamak için Cezayir bilincinde acının büyüklüğünü özetleyen çeşitli adlarla bilinen bu trajik döneme geri dönülmeli. Bu adların en bilinenleri “Kara On Yıl”, “Kan ve Gözyaşı Yılları” ile “Ulusal Trajedi”dir. O dönemde özellikle de 1990'larda, sosyal medya platformları henüz doğmamıştı. Dahası o dönemde büyük krizin kanlı ayrıntıları, dağların zirvelerinde ve mağaralarında, derin ormanlarda ve silahlı çatışmaların kaleleri ve sahneleri haline gelen izole köylerde ve mezralarda yaşanmıştı.

O yıllar ardında korkunç insani, psikolojik ve sosyal kayıplar bıraktı; bu kayıpların derin yaraları, birçok Cezayirlinin bilincinde ve hayal gücünde canlı olarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki hatırlanma ve temsil edilme biçimi iki nesil arasında farklılık gösteriyor; yaşanan dehşetlere tanık olan ve kanlı olayların ayrıntılarını dakika dakika yaşayan bir nesil ile 21. yüzyılda veya krizin son anlarında doğan bir nesil. Bu yeni nesil, o dönemi ancak sözlü tarih, medya ve ebeveynlerinden duydukları bazı birinci elden anlatımlar aracılığıyla tanıyor.

Kimlik mücadelesi

 Çatışma eski savaş alanından sanal alana kayarken, mevcut tartışmanın doğasının ve derinliğinin ikincil önemde konularla ilgili olmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görünüş ve giyimle ilgili mevcut anlaşmazlıklar, göründüğü kadar yüzeysel veya geçici değil.

cxhnmh
5 Eylül 2024'te yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Cezayir'in Oran kentindeki bir meydanda fotoğraf çektiren kadınlar, (AFP)

Bu bağlamda, Cezayir'deki “İyi Yönetim Cephesi”nin Başkanı İsa Belhadi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yüzeyde sosyal veya kültürel gibi görünen bu tartışmalar, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler, anlaşmazlığın sınırları ve toplum içindeki birlikte yaşamanın doğasıyla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor.”

Belhadi, tarihsel hafızanın tuzaklarına karşı uyarıda bulunarak sözlerine şöyle devam etti: “Cezayir, siyasi, entelektüel ve sosyal farklılıklar keskin kutuplaşmaya dönüştüğünde ağır bir bedel ödedi. Bu nedenle, 1990'ların söylemini tarihsel bağlamının dışında kullanmak topluma hizmet etmez, aksine gerilim ve korku ortamı yaratmaya katkıda bulunabilir.”

Ona göre sorun, fikir anlaşmazlıklarının özünde değil, medeni diyalog mekanizmalarının yokluğunda yatıyor; “fikir çeşitliliği toplumu zenginleştirir, ancak gerçek kriz, bu doğal farklılıkları dışlama araçlarına, ihanet ve dinden dönme suçlamalarına ve insanların görünüşlerine, inançlarına veya aidiyetlerine göre sınıflandırılmasına dönüştürüldüğünde, sosyal medya, barışçıl bir arada yaşamayı garanti eden sorumlu diyalog alanı yerine, önyargıların alanı haline geldiğinde başlar ve kötüleşir.”

Hukuki düzenleme çekici ile farkındalık örsü arasında

Bu gergin gerçeklikle karşı karşıya kalındığında, temel ve acil bir soru öne çıkıyor: Bu olgu nasıl ele alınabilir ve tehlikeli sonuçları nasıl sınırlandırılabilir?

Bu kutuplaşma etrafındaki kamuoyu tartışması iki ana seçenek arasında gidip geliyor. Birincisi, dijital kaosu dizginlemek, kışkırtma ve nefret içeren söylemleri suç saymak ve gizliliği korumak için katı ve kararlı yasalar çıkarmayı içeriyor. Bu bağlamda, İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi şunları söyledi: “Hiçbir ülke ne kadar açık olursa olsun, özellikle bu alan kışkırtma, nefret söylemi yayma veya bireylerin onurunu ve gizliliğini ihlal etme aracı haline geldiğinde, dijital alanı kullanımını düzenleyecek yasal bir çerçeve olmadan bırakamaz.” Belhadi, “Bu düzenleme özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine korunmasıdır; çünkü sorumluluk olmadan özgürlük, görüşlerini özgürce ifade edenler de dahil olmak üzere herkese zarar veren bir kaosa dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi, yaptığı açıklamada, “Yüzeyde sosyal bir tartışma gibi görünen şey, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler ve birlikte yaşamayla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor. Bu da 1990'ların tartışmalarını bağlamından kopararak yeniden canlandırabilir, gerilim ve korku atmosferi yaratabilir” dedi

Ancak diğer yandan parti lideri, bu alandaki herhangi bir yasanın, “muhalefeti susturmak veya kamu düzenini sağlama veya koruma bahanesiyle karşıt görüşleri yargılamak için bir araç haline gelmesini önlemek için kesin kurallara tabi olması gerektiğini” belirterek, belirsiz metinlerin genellikle belirtilen amaçlarından çok uzak amaçlar için kullanıldığını gösteren tarihsel deneyime atıfta bulundu. Buradan yola çıkarak Belhadi, bağımsız yargı denetimi altında, eleştiri ile iftira ve anlaşmazlık ile hakaret arasında kesin ayrım yapan, net ilkelere dayalı bir yasal çerçeve hazırlanması çağrısında bulundu.

Hukukun gücünü toplumun olgunluğuyla birleştiren bu dengeli yaklaşıma dayanarak Belhadi, fikir, giyim veya kişisel inanç farklılıklarının asla anavatan için bir tehdit oluşturmadığını, aksine canlılığının ve çoğulculuğunun kesin kanıtı olduğunu vurguladı. Ona göre gerçek tehlike çeşitliliğin kendisinde değil, bazılarının bu çeşitliliği açık bir çatışma alanına dönüştürme çabasında ve başkalarının koşullarını ve geçmişlerini gerçekten bilmeden ön yargılı hükümlerde bulunma kolaylığında yatmaktadır. Ayrıca gençlere doğrudan seslenerek, dijital dünyanın gürültüsünün yurttaşlarından hayali bir düşman yaratmasına izin vermemeleri konusunda da onları uyardı.

fvbgnt
Cezayir'de, 20. yüzyılın başlarından itibaren geleneksel şarkılarıyla ünlü merhum Cezayirli şarkıcı el-Hac Muhammed el-Anka'nın bir duvar resminin önünden geçen insanlar, 15 Eylül 2024 (AFP)

Sözlerini, “Çeşitliliği ve çok yönlü karakteriyle Cezayir, atılması gereken bir yük değil, aksine akıllıca yönetilmesi ve yatırım yapılması gereken büyük bir ulusal varlıktır” diyerek sarsılmaz bir inançla sonlandırdı. Tarihi boyunca en zorlu sınavlardan geçme kudretini ve direncini kanıtlamış olan Cezayir halkının, “bugün de bu hararetli dijital tartışmayı yeni bir krizin başlangıcı değil, kolektif tarihsel büyüme için fırsata dönüştürebileceğine” olan tam güvenini dile getirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.