Putin'in partisi Duma'da ‘mutlak hakimiyeti’ elinde bulunduruyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3200821/putinin-partisi-dumada-%E2%80%98mutlak-hakimiyeti%E2%80%99-elinde-bulunduruyor
Putin'in partisi Duma'da ‘mutlak hakimiyeti’ elinde bulunduruyor
“Birleşik Rusya Partisi” bölgeleri süpürüyor ve Parlamentodaki anayasal çoğunluğu elinde tutuyor.
Kremlin, seçim sonuçlarından memnun. Devlet Başkanı Vladimir Putin, sonuçların Rus halkının ruh halini yansıttığını belirtti. (AFP)
Moskova/Raid Cebr
TT
TT
Putin'in partisi Duma'da ‘mutlak hakimiyeti’ elinde bulunduruyor
Kremlin, seçim sonuçlarından memnun. Devlet Başkanı Vladimir Putin, sonuçların Rus halkının ruh halini yansıttığını belirtti. (AFP)
Rusya'da genel seçimlerin ön sonuçları beklentileri karşıladı. Dün Merkez Seçim Kurulu tarafından oyların yüzde 90'dan fazlasının sayılmasının ardından açıklanan rakamlar, seçimlerden hemen önce yapılan kamuoyu yoklamalarının tahmin ettiği oranların neredeyse tekrarını içeriyordu. İktidar partisi "Birleşik Rusya", parti listelerinde oyların yaklaşık yüzde 50’sini alarak Devlet Duması’nda “mutlak hakimiyetini” sürdürdü. “Birleşik Rusya Partisi” adayları, bireysel listeleri süpürerek meclisteki 225 sandalyeden 199’unu kazandı. Rus yasama meclisinin 450 üyesi, 225 aday parti listesinden, 225 aday ise partilerin belirlediği liste dışındaki bağımsız adaylardan seçiliyor.
Neredeyse kesin olan bu sonuçlarla, "Birleşik Rusya", Duma’da yaklaşık 330 sandalye elde ettiği için parlamentoda mutlak hakimiyeti garanti altına almış durumda. Bu durum “Birleşik Rusya”ya, herhangi bir ittifak kurmadan yasa çıkarma veya anayasada değişikliği yapma imkânı veren bir çoğunluk sağlıyor. Partinin yüzde 54 oy aldığı 2016 seçimlerine göre bir miktar gerileme kaydettiğini de göz ardı etmemek gerekiyor.
Rusya Komünist Partisi, beş yıl önceki seçimlere göre oy oranını yükselterek yüzde 19'un biraz üzerinde bir oy aldı ve yeni parlamentoda ikinci güç haline geldi. Sosyal-Demokrat Hareketi temsil eden "Adil Rusya" partisi yüzde 7,5 oyla üçüncü olurken, milliyetçi eğilimdeki "Liberal Demokrat Parti" ise “Adil Rusya”ya yakın bir oyla dördüncü sırada yer aldı. Önceki seçimlerde yüzde 13 oy almış olan “Liberal Demokrat Parti” bu seçimde aldığı oyla uzun yıllardır görülen en büyük düşüşe imza atmış oldu. Seçim sonuçlarındaki tek sürpriz de bu düşüş oldu. Bazı gözlemciler bu düşüşü, Rusya’nın doğusundaki "Liberal Demokrat" seçmenlerin geçen yıl Devlet Başkanı Vladimir Putin'in politikalarına karşı düzenlenen ve "partinin cezalandırılması" ile sonuçlanan protestolara aktif olarak katılmalarına bağladılar.
İlk kez federal düzeyde bir seçime katılan yeni bir parti olan ve yüzde 5,3 oy oranıyla seçim barajını aşmayı başaran "Yeni Halk" partisi seçimlerde beşinci sırayı aldı. Kamuoyu yoklamalarında partinin oy oranı bu seviyelere yakın çıktığından bu sonuç kimse için şaşırtıcı olmadı. Ancak yeni olan şu ki, bu zafer, son yirmi yılda dört büyük partinin hakimiyet kurduğu parlamentoda, beşinci bir partinin katılımıyla ilk kez yapısal bir değişiklik oluşturacak. Partideki kaynaklar, bunun önemli bir dönüm noktası oluşturacağını ve Kremlin’in de bu gelişmeden memnun olduğunu belirterek, parti milletvekillerinden birinin meclis başkan yardımcılığına getirileceğini belirttiler. Muhalefet partileri, oy oranlarındaki düşüş sebebiyle bu hakkı kaybederken, Bağımsız Devletler topluluğu ve diğer uluslararası ve bölgesel kuruluşlardan gözlemciler, seçimlerin, oy dağılımında ciddi bir değişikliğe yol açacak büyük ihlallere tanık olmadığını ifade ettiler.
Seçim sonuçlarındaki tek heyecan verici unsur, seçime katılım oranının beklentilerin üzerine çıkmış olmasıydı. Seçim öncesinde yapılan anketlerde katılım oranının yüzde 40 ile 45 arasında olması bekleniyordu. Rusya Merkez Seçim Komitesi başkanı Ella Pamfilova, seçimlere katılım oranının yüzde 51,7'ye ulaştığını, bu katılımın beş yıl önceki seçimlerdeki yüzde 47 katılım oranına göre ciddi bir artış ifade ettiğini belirtti. Gözlemciler, seçmenlerin sandığa gitmemesinden duyulan endişelere rağmen katılım oranındaki bu artışı oy kullanma sürecinin 3 güne uzatılmasına bağlıyorlar. Öte yandan, seçim sonuçları Kremlin tarafından memnuniyetle karşılandı. Başkan Vladimir Putin, sonuçların Rus halkının ruh halini yansıttığını belirterek, özellikle sandıktaki aktif katılım için teşekkür etti.
Bu arada Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, mevcut Rusya yasama seçimlerinin sonuçları doğrultusunda Bakanlar Kurulu'nda şu anda herhangi bir değişiklik kararının olmadığını söyledi. Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Bakanlar Kurulu’nda bir değişiklik yapmaya karar vermesi halinde, yeni anayasaya göre bunu Duma Meclisi ile koordineli olarak yapmak zorunda olduğunu ifade etti. Bu seçimde iktidar partisinin liste başı milletvekilleri ve en önde gelen iki bakan olan Sergey Lavrov ve Sergey Şoygu’nun kurulacak olan yeni hükümette yer almayacağına dair spekülasyonlar yapılıyor. Lavrov'un bir sonraki mecliste, meclis başkanlığı konumunu devralmak için görevi bırakabileceği söyleniyor. Duma seçimlerinin kesin sonuçları önümüzdeki Cuma günü resmen açıklanacak.
Seçim sürecinde 19 siber saldırı
Rus iletişim şirketi Rostelecom, 3 günlük seçim sürecinde, elektronik oylama platformlarının ve ilgili web sitelerinin 19 siber saldırıya maruz kaldığını ve bunların tamamının püskürtüldüğünü duyurdu. Rostelecom'un başkanı Mikhail Oseyevsky, genel olarak 19 saldırı gözlemlendiğini, bunların bazılarının çok kısa olduğunu ve birkaç dakika sürdüğünü, en büyük saldırının ise Pazar günü gerçekleştirildiğini ve 5 saat 32 dakika sürdüğünü söyledi. Bu saldırıların Hindistan, Endonezya, Brezilya, Ukrayna, İran, Tayland, Bangladeş, Çin, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Vietnam ve Litvanya dahil olmak üzere çok farklı ülkelerden virüsler ile düzenlendiğini ifade etti.
Perm Üniversitesi'nde silahlı saldırı: 6 ölü 28 yaralı
Dün, kesin olmayan seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından iktidar partisinin yaptığı kutlamalar, Urallar bölgesinde yaşanan kanlı bir olay ile bölündü. Orta Urallar bölgesindeki Perm Üniversitesi'nde dün sabah meydana gelen silahlı saldırıda 6 kişi hayatını kaybederken 28 kişi de yaralandı.
Ön incelemeler sonucunda bir üniversite öğrencisinin okul arkadaşlarına av tüfeği ile ateş açtığı anlaşılırken saldırının nedeni henüz belirlenemedi. Saldırganın yaralanmasıyla sonuçlanan kısa bir çatışmanın ardından güvenlik güçleri, saldırgan genci yakalamayı başardı. Putin, saldırıyı "büyük bir felaket" olarak nitelendirdi. Putin, Merkez Seçim Komisyonu başkanıyla yaptığı görüşmede "Perm'de meydana gelen trajedi için başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum. Hiçbir sempati ifadesinin bu tür kayıpların acısını bastıramayacağını çok iyi anlıyorum, özellikle de hayatlarına yeni başlayan gençler söz konusu olduğunda. Sadece çocuklarını kaybeden aileler için değil, tüm ülke için büyük bir felaket” ifadelerini kullandı. Bu saldırı, bir Rus eğitim kurumunda aylardır yaşanan en kötü silahlı saldırı olayı.
İsrail askerleri neden başkalarının evlerinde “mutlu anlarını” belgeliyor?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5266669-i%CC%87srail-askerleri-neden-ba%C5%9Fkalar%C4%B1n%C4%B1n-evlerinde-%E2%80%9Cmutlu-anlar%C4%B1n%C4%B1%E2%80%9D-belgeliyor
İsrail askerleri neden başkalarının evlerinde “mutlu anlarını” belgeliyor?
Görsel: Lina Jaradat
Şadi Alaaddin
Gazeteci Emel Halil, Lübnan'ın güneyinde İsrail tarafından düzenlenen saldırıları haberleştirirken İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) tarafından köşeye sıkıştırıldı. Halil bölgedeki bir eve sığındı. Ancak ev İsrail tarafından bombalandı ve gazeteci enkaz altında kalarak hayatını kaybetti.
Lübnan’ın işgal altındaki Bint Cubeyl şehrinde el konulan bir evde tam bir huşu ve özgüvenle yemek pişiren İsrailli bir kadın askerin fotoğrafları paylaşıldı. Yüzünde coşkulu bir sevinç ve parlak bir neşe vardı. Öte yandan İsrail askerleri, Lübnan’ın güneyinde işgal altındaki evlerden taşıyabildiklerini çalarak askeri araçlara yüklüyorlar. Yağmalanan ve mahremiyeti olan kişisel eşyalar, zamanla gündelik hayatın sıradan birer parçasına dönüştürülmek üzere köklerinden tamamen koparılıyor.
En dikkat çeken noktaysa bu yağma ve cinayetlerin, maruz kalan taraf tarafından değil bizzat İsrail askerleri tarafından belgelenmesi. Normalde ordular bu tür belgelemeleri çoğunlukla inkâr etmeye ve kamuoyuna sızdırmamaya özen gösterir. Oysa İsrail askerleri bu utanç verici belgeleri adeta savaşın en önemli parçası, ruhu ve anlamı olarak görüyor.
Fotoğrafların çekilmesindeki tam güven, netlik ve önceden yapılan hazırlık, anlık bir olayın doğallığından uzak görünerek önceden planlanmış ve sistemli bir düzenlemeye işaret ediyor. Bu görüntülerin netliği, tekrarlanması ve yoğunluğu, bunları salt ritüel bir pratik ya da anlık psikolojik bir patlama olarak yorumlamaya izin vermiyor. Aksine bu görüntüler, ev ya da barınak kavramını yalnızca başkasının evini söküp atmak, anılarını ve eşyalarını çalmak çerçevesinde ele alan köklü bir inançlar bütününe aidiyet olduğunu düşündürüyor.
Dağılan yuva
Arapça sözlüklerde ‘ayrılmak’ anlamına gelen, ‘غادر’ (bir şeyi veya bir yeri terk etmek, ondan yüz çevirmek) ile ‘الغدر’ (sadakati terk etmek, sözünden dönmek) ifadeleri arasında anlamlı bir gerilimi ortaya koyuyor. ‘Bırakmak’ anlamındaki terk etme fikri, olası tüm anlamların ortak paydasını oluşturuyor. İsrail literatüründe ev sahiplerini evlerini ‘terk etmekle’ suçlayan ve toprağı ile mekânı ‘zaten terkedilmiş’ olarak tanımlayan bir söylem daima öne çıkar. Sanki hak sahipleri mekâna ve evlere ihanet etmiş, İsraillilere de bu boşluğu doldurmaktan başka bir şey kalmamış gibi.
Filistinli yazar Gassan Kanafani'nin “Hayfa'ya Dönüş” öyküsü, ev bilincinin ve kavramının İsrail ile olan çatışma çerçevesinde nasıl şekillendiğini anlamamızı sağlıyor.
Öykünün kahramanları Said ve eşi Safiye, yirmi yıl sonra Hayfa'daki yağmalanmış evlerini ziyarete geldiklerinde kapıyı Polonyalı Yahudi bir yerleşimci açar. Onlar da hemen "İçeri girebilir miyiz?" diye sorarlar. Kanafani'nin gözlemlediği şekliyle yerleşimcinin onları karşılayışının betimlenişi, yağmaya karşı alışkanlık kazanmış bir İsrail bilincinin ipuçlarını veriyor: "Meraklı yaşlı kadının yüzü aydınlandı ve yolu açarak onları buyur etti, ardından içeri girdiler."
Sanki hak sahipleri mekâna ve evlere ihanet etmiş de İsraillilere yalnızca bu boşluğu doldurmak kalmış gibi.
Said, kişisel eşyalarını tanıyamadı ya da onlara dokunamadı. Eşyalar, mekânda cenaze sessizliği içinde uyumsuz bir biçimde bir arada duruyordu. Kanafani öyküsünde mekanın sahibinin eviyle ilişkisini mikro ayrıntılara dikkat çekerek öne çıkarıyor ve sahiplik fikrine atıfta bulunuyor. Said, uzun yıllar sonra önemsiz görünen ama olayın bağlamında geniş ve yoğun bir anlam katmanına yükselen bir ayrıntıyı hatırlayarak, "Tavus tüyleri yedi taneydi, şimdi yalnızca beş tane kalmış” ifadelerini kullanıyor.
Buradaki eksiklik imgesi mekânın kendisine de yansıyor. Çünkü burası artık tam ve bütünlüğe kavuşabilir bir mekân değil, aynı zamanda artık hem fikir dünyasında hem de varoluş biçimine dönüşümünde parçalanmış bir mekândır.
Yerleşimci "Bu evin sahipleri sizsiniz ve bunu biliyorum" der. Ne var ki bu bilgi hiçbir zaman ahlaki bir tutuma dönüşmez. Yalnızca bir bilgi olarak kalır. Kanafani'nin ışık tuttuğu bu psikolojik ve ahlaki normalleşme evresi, işgal kavramıyla birlikte yaşama, konuya bir kader ya da failleri belirsiz bağlamların yönlendirdiği kasıtsız bir eylem olarak bakma üzerine inşa edilmişti. Yerleşimcinin söylemi “Üzgünüm, ama olan oldu!” demekti.
"Hayfa'ya Dönüş" kitabının kapağı
Sistematik olarak insanları bir yerden söküp atma ve evleri işgal etme, o dönemde zehirli bir özür bilincinden ve sorumluluktan kaçışla örtbas ediliyordu. Ancak Kanafani'nin öngördüğü ev sahiplerinin bilinci keskin, yaralayıcı ve yerleşimci zihniyetinin yağmalanmış evlerde barınma fikrinin nasıl evrildiğini anlamlandırmada kurucu nitelikteydi. Said'in eşi ve evin sahibi Safiye'nin bilinci, o andan itibaren şekillenip birikerek belirginleşen yok edici nitelikteki yüzsüzlük yapısına dikkat kesilmekten geri duramaz. Safiye, bu yüzsüzlüğü de “(Yerleşimci) sanki kendi evindeydi, kendi evindeymiş gibi davranıyordu” sözleriyle ifade eder.
Mutfakta bir asker
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail işgali altındaki Bint Cübeyl'de bir evde yemek pişiren İsrailli kadın askerin fotoğrafında yeni İsrail sahnesi tüm kasıtlı, organize ve önceden hazırlanmış özellikleriyle kendini gösteriyor. Yeni toplanmış gibi görünen sebze ve ürünlerle dolu sepetler, pişirme hazırlıkları, askerin yüzündeki sevinç ve aşinalık ile istikrar ve yerleşiklik fikrini yansıtan bir rahatlık.
Öte yandan görünmez taraf, olayın organizatörü, düzenleyicisi ve yöneticisi olarak sahnede yerini alıyor. Söz konusu taraf, küçük ayrıntıları büyük bir özenle ön plana çıkarırken tam bir işgal sahnesi oluşturmak amacıyla mikroskobik ve son derece ince detayları yakalamaya ve derlemeye yönelik bir güdüyle fotoğraflamayı, arşivlemeyi ve belgelemeyi titiz ve becerikli bir şekilde üstleniyor.
Fotoğraftaki her şey, üstün öldürme teknolojisiyle bütünleşmeyi gözler önüne seriyor. Yüksek görüntü kalitesi teknik deneyime ve fotoğrafçılık bilgisine işaret ederken titiz hazırlık ve fotoğrafın ev gibi derin anlamlı bir materyal üzerinden askeri ve teknolojik üstünlüğü yansıtmasına gösterilen özen dikkati çekiyor. İsrail, yemek pişiren kadın askerin fotoğrafıyla ezici üstünlüğü, işgal altındaki evi hiçbir gerekçe ya da meşrulaştırmaya ihtiyaç duymayan doğal bir hak haline getiriyor. İşgal edilen bu evle kurulan ilişkide belirgin aşinalık ve samimiyet, Kanafani'nin romanında yakaladığı yerleşimcinin ‘sanki kendi evindeymiş gibi davranması’ olgusunun belirleyici bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu benzetme artık suikasta uğramış durumda. İsrailli kadın asker ‘sanki evindeymiş’ gibi davranmıyor, bu evin ‘her zaman kendi evi olduğunu varsayarak’ davranıyor. Bu sahne şiddete normalleşmenin çok ötesine geçerek onu varoluşsal bir koşula dönüştürmeyi pekiştiriyor.
Kanafani, yerleşimcinin ‘sanki kendi evindeymiş gibi davranmasında’ tezahür eden soykırımsal nitelikteki yüzsüzlüğün o andan itibaren nasıl şekillenip biriktiğini kayıt altına alıyor.
İsrailli araştırmacı Hagar Kotef, “The Colonizing Self: Or, Home and Homelessness in Israel/Palestine” (Sömürgeleştirilen Benlik ya da İsrail - Filistin'de Ev ve Evsizlik) adlı eserinde İsrail evi inşasının artık evsizlik üretimiyle iç içe geçtiğini saptarken mekâna bağlılığın belleğe ya da tarihe ihtiyaç duymaksızın şiddet aracılığıyla oluşabileceğini vurguluyor. Kotef'e göre evsizlik, sömürgeleştirilmiş benliğin rastlantısal bir bileşeni değil, temel ve belirleyici bir unsuru.
Ancak İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki ve Güney Lübnan'daki evlere yönelik muamelesine dair peş peşe gelen görüntüler, Kotef'in analizlerini fikir, kavram, mekân ve kimlik olarak evin bütünüyle sökülüp atılmasına yönelik eğilimi anlamada yalnızca bir başlangıç olduğunu gösteriyor.
Kotef, mekâna bağlılığın şiddet aracılığıyla inşa edildiğine, bir başka deyişle işgal altındaki Bint Cübeyl'de bulunan bir evde yemek pişiren İsrailli kadın askerin, o eve olan bağlılığını inşa etmek için söz konusu evi ele geçirmesine olanak tanıyan şiddetin sonucundan yararlandığına dikkati çekiyor. Bu durum, söz konusu eğilimin özgün ve benliğin kurucu bir unsuru olmayabileceğine işaret ediyor. Oysa evlere yaklaşımdaki aynı davranış örüntüsünün fiili gerçekliği ve bol miktarda tekrarı, şiddetin evlere bağlılığı bir sonuç olarak üretmediğini, aksine bu tür söküp koparma ve işgale dayalı ilişki biçiminin dışında ayakta kalamayan önceden kurulu bir ev tahayyülünden kaynaklandığını gösteriyor.
Gazze'nin kuzeyinde, silah üretimi yapıldığı iddia edilen bir atölyeye giren İsrail askerleri, 8 Kasım 2025 (Reuters)
Bir İsrailli için işgal ve sahiplerinden koparma dışında ev sahibi olma olanağı yok. Bu ilişki, ev fikriyle şiddet ve el koyma olmadan bir ilişki üretemeyen varoluşun belirleyici bir biçimini gözler önüne seriyor.
Kotef'e göre hâkimiyetin ürettiği ve işgal pratiğini gündelik bir eyleme dönüştürebilen aşinalık, işgal anıyla tam bir eş zamanlılık içinde beliren o dolaysız ve anlık aşinalığı açıklamaktan uzak kalıyor.
Lübnan’ın güneyinde işgal altındaki bir evde İsrailli kadın asker, evin işgali eylemiyle bütünleşmiş bir görüntü veriyor. Konuya duyduğu aşinalık, işgal anından öncesine dayanıyor. Bu durum, yağmalanmış evin topraklarındaki fiili varlığını, işgalle derin, önceden var olan ve varoluşsal bir uyum içinde olmanın sahada gerçekleşmesinden ibaret kılıyor.
İşgal “trendi”
İsrail askerleri, Gazze'de ve Güney Lübnan'da yaptıklarını belgelemeye büyük özen gösteriyor. Bu süregelen bir davranış biçimi ve mevcut savaşla başlamış değil. İsrail’in savaş eyleminin tüm eklemlerine öylesine sızmıştır ki artık savaşın özgün bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Bir kadın, Güney Lübnan'ın Deble beldesinde Hz. İsa'nın heykelini kıran bir İsrail askerinin fotoğrafını incelerken, 20 Nisan 2026 (Anwar AMRO / AFP)
Bu eylemler uluslararası mahkemelerde dava açılmasına zemin hazırlayabileceği ya da utanç verici sonuçlar doğurabileceği gerekçesiyle kurumsal düzeyde organize edilmemiş olarak değerlendirilebilirse de İsrail ordusunun ve askerlerinin sahadaki davranışları, tüm siyasi ve ahlaki engelleri aşarak ihlali önceden tasarlandığını ve kararlı bir biçimde belgeleyip yayma güdüsüne teslim olduklarını ortaya koyuyor.
Bir İsrailli için işgal ve sahiplerinden koparma dışında ev sahibi olma olanağı yok. Bu ilişki, ev fikriyle şiddet ve el koyma olmadan bir ilişki üretemeyen varoluşun belirleyici bir biçimini gözler önüne seriyor.
Sosyal medyada yayılan ve işgal altındaki evlerde yapılan kutlamaları, ziyafetleri ve ele geçirilen mekânlar üzerindeki mutlak sahipliği öne çıkaran davranışları gösteren fotoğraflar, tekrar, yoğunluk ve bolluk aracılığıyla bu görselliğe normalleşmenin dayatılabileceğini düşünen bir mantığı gün yüzüne çıkarıyor. Bu mantık, silah kullanımı ve katliam işleme mantığıyla birebir örtüşüyor. İsrail ordusu askeri operasyonlarında sürekli genişleyen yıkıcı bir güce ve giderek daha büyük ve korkunç katliamlar işlemeye dayanıyor. Öyle ki yeni suç önceki suçları siliyor ve etkili bir suçlama belleği oluşturmak imkânsız hale geliyor.
İsrail'in işleyiş mekanizması, sosyal medyanın bilgi ve görüşlerin kontrolsüzce yayılmasına olanak tanıması bakımından yarattığı genel etkinin tam tersine işliyor. Bu mekanizma, sürekli ve kesintisiz besleme gerektiren ‘trend’ mantığından yararlanıyor.
İsrail askerlerinin eylemlerine karşı dünyaya yayılan kınama dalgaları, bizzat askerlerin ürettiği malzemelerden beslenirken trend mantığını da destekler hale gelmektedir. Bu dalgaların keskin radikalliği tartışma ve görüş bildirme imkânını ortadan kaldırıyor. Böylece trend sistemi, evleri ve yağma kampanyalarını hedef alan ihlallerin İsrail tarafından sergilenmesi mantığına hizmet ediyor. Çünkü bu ihlallerin gerçek vahşeti aynı anda iki boyutta hareket ediyor. Bunlardan birincisi alıcının tartışma kapasitesini felç ederek onu yalnızca keder ya da çaresiz bir kınama tutumuna mahkûm ederken ikincisi felaketlere gözetleme arzusu ve heyecan açısından trend kavramıyla tam bir uyum içinde işliyor. Evleri işgal eden, yağmalayan ve gasp eden İsrail askeri, ahlaki ve siyasi bir etki üreten gerçek bir kınamaya konu olamaz hale geliyor. En iyi ihtimalle sinemadaki kötü adam imgesiyle özdeşleşen bir portreye büründürülüyor.
Köklerinden koparma stratejileri
Tüm bunlar, Gazze'de, Güney Lübnan'da ve İsrail'in hedef aldığı her yerde kurbanların barınma imkânının sembolik olarak elinden alınmasına hizmet ediyor.
Filozof Martin Heidegger'in yalnızca barınabildiğimizde inşa edebildiğimize dair tespitinden hareketle söylenebilir ki ev dışında hiçbir inşa mümkün değil. Tam da bu boyutta İsrail'in sökme stratejileri anlaşılır hale geliyor. Zira bu stratejiler yalnızca evin bugününü ve tarihini değil, geleceğini ve onun varlığıyla sahipliğinin yaşamla, gelişmeyle ve sürekliliğiyle kurduğu ilişkiyi hedef alıyor.
İsrail'in güneyindeki bir köyde, İsrail tarafında görülen İsrail askeri araçları ve askerleri, 23 Nisan 2026 (Reuters)
İsrail, kurbanları kalıcı olarak görünmez kılacak bir silme operasyonu yürütmeye çalışmaktadır; bu ise ancak evleri temsil edenleri ve hakikatin değerini savunanları öldürerek gerçekleştirilebilir.
Evin yok edilmesiyle soykırım nihai sınırlarında gerçekleşmiş olur. Ev, sayısız göndermeye yanıt veren bir başlık ve bu göndermeler, hakikati araştırıp yayma aracılığıyla evin sahipliğini savunan ve ev sahiplerini temsil eden yerli gazetecilerin imgesiyle odaklanıp yoğunlaşabiliyor.
İstatistikler ve belgelenmiş rakamlar, İsrail'in modern çağın en büyük gazeteci katili olduğunu ortaya koymaktadır. Evi sert gerçekler korur ve inşanın sürmesini sağlar. Çünkü İsrailli düşünür Ariella Aïsha Azoulay'a göre yok etme her zaman yok olmak anlamına geliyor.
Gazeteci Emel Halil, İsrail’in düzenlendiği hava saldırısında hayatını kaybetmeden önce çekilen video kaydından bir kare, 23 Nisan 2026 (Reuters)
İsrail, kurbanları kalıcı olarak görünmez kılacak bir yok etme kampanyası yürütmeye çalışıyor. Bunu da ancak evleri temsil edenleri ve evin ile hikâyenin kime ait olduğu üzerindeki çatışmada hakikatin değerini savunanları öldürerek gerçekleştirilebilir.
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, İran halkını enerji tüketimini rasyonelleştirmeye çağırıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5266570-i%CC%87ran-cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1-peze%C5%9Fkiyan-i%CC%87ran-halk%C4%B1n%C4%B1-enerji-t%C3%BCketimini-rasyonelle%C5%9Ftirmeye
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, İran halkını enerji tüketimini rasyonelleştirmeye çağırıyor
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün İranlıları elektrik tüketimini azaltmaya çağırdı. Pezeşkiyan, enerji arzında bir kıtlık olmamasına rağmen ABD ve İsrail'in ‘halk arasında hoşnutsuzluk’ yaratmaya çalıştığı konusunda uyardı.
Pezeşkiyan Fransa Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre televizyon ekranlarından yayınlanan konuşmasında, “Sahada hazır ve mevcut bulunan sevgili halkımızdan tek bir basit talepte bulunuyoruz: Elektrik ve enerji tüketimini azaltın” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu an halktan fedakârlık istemiyoruz; ancak tüketimi kontrol altına almamız gerekiyor. Evde 10 ışık yakmak yerine 2 ışıkla idare etseniz ne olur?"
İran'daki enerji üretim tesisleri, 28 Şubat'ta savaşın patlak vermesinden bu yana büyük ölçüde ABD-İsrail bombardıman kampanyasının dışında kaldı.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, 8 Nisan’da ateşkesin yürürlüğe girmesinden önce İran'ın enerji altyapısını yerle bir etmekle tehdit etmişti.
Son günlerde Tahran'da herhangi bir elektrik kesintisi yaşanmadı. Pezeşkiyan ise İran'ın düşmanlarını, ‘mevcut memnuniyet ortamını hoşnutsuzluğa dönüştürmek amacıyla’ altyapıyı hedef almak ve abluka uygulamakla suçladı.
İran'da talep zirvesine ulaşılan kış ve yaz aylarında elektrik kesintileri sıkça yaşanıyor. Uluslararası Atom Enerji Ajansı (UAEA) verilerine göre İran, elektriğinin yaklaşık yüzde seksenini doğal gazdan üretmekte ve zengin gaz rezervleri sayesinde bu kaynakta öz yeterliliğini koruyor.
Bunun yanı sıra ülke, eski enerji santrallerini çalıştırmak için mazot kullanırken hidroelektrik santraller ve bir nükleer santralden de yararlanıyor.
Eskiyen altyapı, yetersiz yatırımlar ve ülkenin teknoloji ile yatırım kaynaklarına erişimini kesen ağır uluslararası yaptırımların etkisiyle elektrik şebekesi yoğun talep dönemlerinde kapasitesinin üzerinde zorlanıyor.
Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan daha önce de enerji tüketimini azaltmaya yönelik farkındalık kampanyaları başlatmıştı.
Almanya, Rusya'yı milletvekillerinin ve hükümet yetkililerinin telefonlarını ele geçirmekle suçluyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5266567-almanya-rusyay%C4%B1-milletvekillerinin-ve-h%C3%BCk%C3%BCmet-yetkililerinin-telefonlar%C4%B1n%C4%B1-ele
Almanya, Rusya'yı milletvekillerinin ve hükümet yetkililerinin telefonlarını ele geçirmekle suçluyor
Saldırılar, kullanıcılara Signal uygulamasından gönderilmiş gibi görünen mesajlar gönderilmesiyle gerçekleşiyor (AP)
Alman yetkililer dün, mesajlaşma uygulaması Signal kullanan milletvekilleri ve üst düzey hükümet yetkililerini hedef alan siber saldırıların arkasında Rusya'nın olduğunu ileri sürdü.
Bir hükümet yetkilisi “Federal hükümet, mesajlaşma uygulaması Signal’i hedef alan kimlik avı (phishing) saldırısının büyük olasılıkla Rusya tarafından yönetildiğini değerlendiriliyor” dedi.
Fransa Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre aynı yetkili, kimlik avı saldırısının durdurulduğunu da sözlerine ekledi.
Alman savcılar ise cuma günü, aralarında Meclis Başkanı ve Başbakan Friedrich Merz'in liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birliği'nin (CDU) önde gelen bir üyesinin de bulunduğu çeşitli partilerden milletvekillerini hedef aldığı öne sürülen saldırılara yönelik soruşturma başlattı.
Saldırılar aynı zamanda hükümet çalışanlarını, diplomatları ve gazetecileri de hedef aldı.
Ukrayna'nın Avrupa'daki en büyük askeri destekçisi olan Almanya, Rusya'nın 2022'de Ukrayna’ya karşı başlattığı topyekun işgalin ardından artan siber saldırıların yanı sıra casusluk ve sabotaj girişimleriyle de karşı karşıya kalıyor.
Moskova ise bu eylemlerin hiçbirinde sorumluluğu olduğunu reddediyor.
Saldırılar, kullanıcılara Signal uygulamasından geliyormuş gibi görünen mesajlar gönderilmesine dayanmaktadır. Bu mesajlarda kullanıcılardan hassas bilgiler talep ediliyor ve ardından bu bilgiler hesaplara sızmak ve özel sohbet gruplarına, mesajlara ve fotoğraflara erişmek amacıyla kullanılıyor.
Alman hükümeti şimdiye kadar etkilenen milletvekili sayısına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı. Der Spiegel dergisine göre ise siyasi figürlere ait en az 300 hesap ele geçirildi.
Rusya, Batılı ülkelerde gerçekleştirilen pek çok siber saldırıyla da suçlanıyor. Alman yetkililer daha önce de defalarca hedef alındı. 2015 yılında Alman Federal Meclisi (Bundestag) bilgisayar sistemleri ve dönemin Başbakanı Angela Merkel'in ofisi de bu saldırılardan nasibini almıştı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة