Suriye’nin başkentindeki kitapçılar göç akını nedeniyle kapanıyor

Şam’daki Nobel Kitapçısı’nın kapanması üzüntüye neden oldu.

Nobel Kitapçısı kapanmadan önce, uzun yıllar boyunca okumayı sevenlerin önde gelen duraklarından biriydi. (Şam haberleri)
Nobel Kitapçısı kapanmadan önce, uzun yıllar boyunca okumayı sevenlerin önde gelen duraklarından biriydi. (Şam haberleri)
TT

Suriye’nin başkentindeki kitapçılar göç akını nedeniyle kapanıyor

Nobel Kitapçısı kapanmadan önce, uzun yıllar boyunca okumayı sevenlerin önde gelen duraklarından biriydi. (Şam haberleri)
Nobel Kitapçısı kapanmadan önce, uzun yıllar boyunca okumayı sevenlerin önde gelen duraklarından biriydi. (Şam haberleri)

Şam’daki Nobel Kitapçısı’nın kapatıldığı haberi, Suriye halkı arasında adeta şok yaşanmasına neden oldu. Zira kitapçının adı, 1970’li yıllardan bu yana okuyucuların aklına kazınmış haldeydi. Eğitimli kesim büyük bir üzüntü içinde, her zaman okuyucularına yeni yerel Arapça yayınlar, orijinal basımlar ve kaynaklar sağlayan kitapçının kapanmasının ardından yasa büründüler.
Kitapçının sahiplerinden Edmond Nazr yerel basına verdiği röportajda, kapatma kararının kişisel nedenlerle alındığını belirtti. Dükkanın restorana dönüştürüleceği söylentilerini yalanladı. Kitapçının sahipleri Cemil ve Edmond Nazr’a yakın kaynaklar, Şarku’l Avsat’a şunları aktardılar:
“Kapanma nedeni, kardeşlerden birinin Kanada’ya göç etmesi ile ilgili. Zira ülkenin içinde bulunduğu zorlu koşullar sebebiyle kitapçının işleri uzaktan takip edilemez durumda. Ayrıca satışlar artık maliyeti karşılamıyor.”
Ülke savaşla geçen 10 yılın ardından birçok işletmenin, tamirhanenin ve küçük atölyenin kapanmasına neden olan ekonomik çöküşe ve büyük bir göç dalgasına tanık oluyor. Bununla kuşaklar boyunca Suriyelilerin zihninde aydınlanmayı temsil eden kitapçının kapatıldığı haberi, halihazırda zorlu yaşam koşulları sebebiyle endişenin hakkim olduğu şehre ağır bir gölge düşürdü. Arap kağıt ve kitap endüstrisi 2000’lerin başlarında kriz içindeydi. Ardından savaş sırasında kitapların ve yayınların ithalatının durması sebebiyle zor günler geçiren Şam’daki kitapçılardan birinin daha kapanması ile durum iyice kötüleşti. Söz konusu kitapçılar yerel para biriminin çöküşü ve yüksek kitap fiyatları sebebiyle yeni sıkıntılarla kaşı karşıya kaldılar ve yerel kitap üretiminin yüksek maliyetlerinden kaynaklanan kayıplar yaşadılar. Ayrıca boğucu sansür politikaları sebebiyle yasaklanmış kitapları satmanın tehlikelerine de göğüs germek zorunda kaldılar.  Diğer yandan yerel piyasaya uygun fiyatlarla, kaçak ve sahte kitaplar satan stantların ortaya çıkması sebebiyle köklü kitapçılar işlerini kaybettiler.
Yazar ve senarist Talid el-Hatib, Nobel Kitapçısı’nın kapatılmasını halihazırda yakıt, elektrik ve gaz kıtlığı, parasızlık ve onursuzluk yaşanan bir dönemde “gerçek bir ulusal felaket” olarak değerlendirdi. Yazar Facebook hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
 “Bir gün uyandığımızda Şam’ın sadece büyük bir yemliğe dönüşmüş olduğunu, koyunlarının bu yemin bir zamanlar sahip olduğu tarih için melediği göreceğiz. Şam’da kültür, sanat ve edebiyat ölüyor. ancak restoranlar yaşamaya devam ediyor ve çoğalıyor.”
Nobel Kitapçısı, savaş öncesi Salihiye mahallesinin lüks ticaret merkezinde, parlamento binasının da bulunduğu bölgedeki düzinelerce kitapçıdan biriydi. Bölgede Şam, Kindi, el-Zehra, el-Sefera sinema salonları, el-Hamra, el-Kabbani tiyatrolarının yanı sıra film ve tiyatro festivallerine ev sahipliği yapan Şam Oteli ve haftalık şiir toplantıları Beyt-ul Kasid’in düzenlediği Firdevs Oteli ile yabancı kültür merkezleri de bulunuyordu.
Yabancı bilimsel kaynaklar konusunda uzman bir isim olan el-Khair’in Halk Kitapçısı da dahil olmak üzere Şam’da 400’den fazla yayınevi faaliyet gösteriyordu. Arap Uyanış Yayınevi ve 1932’de Hüseyin el-Nuri tarafından kurulan el-Nuri Yayınevi, en büyük ve en aktif yayınevleri arasında yer alıyorlardı.
Söz konusu yayınevlerinin bastığı eserler önceleri sadece Şam’daki fuarlarda ve kitapçılarda satılırken daha sonra çocukları sayesinde, kitapçıların açılması ile ulaştığı kitleyi genişletti. Bu durum “Beyrut basar, Şam okur” denilene kadar devam etti. Bu söz, 2000’li yılların başında Şam’ın serbest piyasa ekonomisine yönelmesiyle yok olmaya başladı. Bu politika, Suriye’ye yatırım yapılması ve Şam’ın ticaret merkezinin ele geçirilmesi için sermaye akışının kapısını ardına kadar açtı. Bu durum emlak fiyatların aşırı yükselmesine neden oldu. Öyle ki ticaret merkezi halinde gelen bölgede kitapçı, sinema veya tiyatro işletilmesi bir tür finansal intihar haline geldi. Filistinli Simon Haddad tarafından 1956 yılında Şam’da kurulan Dar Atlas Yayınevi, 2000 yılında kitapçısını kapatarak genel merkeziyle yetinme kararı alınan ilk yayıneviydi. Kitapçının dükkanı daha sonra bir giyim mağazasına dönüştü. Dar Atlas’ı daha sonra 1939 yılında Muhammed Şefik Hamdan tarafından Şam ve Beyrut’ta kurulan Arap Uyanış Yayınevi takip etti. Arap Uyanış Yayınevi, Dar Atlas ile birlikte 1950 ve 1960’lı yıllarda Şam’ın en önemli kültürel oluşumlarındandı.
Ancak Lübnan’daki savaş, 1985’te Arap Uyanış Yayınevi’nin kapanmasına neden oldu. Bundan yıllar sonra, 2014’te ise Şam’daki kitapçı da kalıcı olarak kapatıldı. Dükkan daha sonra elektrikli ev aletleri satan bir mağazaya dönüştü. Daha öncesinde, 2010 yılında da bazı kitapçılar kapatıldı. Melson Kitabevi’nin kapatılmasının ardından dükkana Sovyetlere ait Raduga ve Gelişim yayınevilerinin temsilcileri geçti ve orayı Şeyh İmam, Ziad Rahbani, Marcel Halife ve Halid El-Habr’ın kasetleri için bir kafeye dönüştürdü. Nobel Kitapçısı’na bitişik olan ve 1970’lerde Şam Oteli’nin karşısında Melson Caddesi üzerinde açılan Melson Kitabevi 1980 yılında kuruldu. 1970’lerdeki refah dönemi boyunca işlek bir mekan olarak kaldı.
Yine 2010’da Necme Meydanı’nda bulunan, 1980 yılında kurulan Aile Kitapçısı 1997 yılına kadar yazar Maha Farah Al-Khoury tarafından yönetildi. Daha sonra eczaneye dönüştürüldü. Aile kitapçısını, yerini bir internet kafeye bırakan el-Zehra Kitapçısı takip etti. Sonrasında ise kapatılan kitapçıların sayısı ikiye çıktı.
Gazeteci Sabri İsa, Nobel Kitapçısı için kaleme aldığı makalesinde şu ifadelere yer verdi:
“Nobel Kitapçısı ile olan ilişkim, Cemil ve Edmond Nazr kardeşlerle olan dostluğumun ilk günlerine uzanıyor. Cemil’in piyasayı etkisi altına alan tüketici dalgasını yakalamak için yaptığı değişiklere ve maruz kaldığı zorluklara yakından tanık oldum. Bu nedenle kitapçıların değişim dalgası karşısındaki esnekliğini ve pazarın ve kârın cazibesine teslim olmalarını anlıyorum.”
Gazeteci ve yazar Ravad el-Ibrahim de Nobel Kitapçısı için yazdığı makalede şunları söyledi:
 “Evet, Şam her gün değişiyor ve boş bir labirente giriyor. Ağırbaşlılığını ve sıcaklığını kaybediyor. Şehrimize olan yabancılığımız daha da artacak.”



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.