Türkiye'nin arabuluculuğu Sudan-Etiyopya sınır anlaşmazlığını çözer mi?

Türkiye, Etiyopya ile Sudan arasında, el-Faşka bölgesi ile ilgili girişimde bulunuyor. (Hasan Hamid-Independent Arabia)
Türkiye, Etiyopya ile Sudan arasında, el-Faşka bölgesi ile ilgili girişimde bulunuyor. (Hasan Hamid-Independent Arabia)
TT

Türkiye'nin arabuluculuğu Sudan-Etiyopya sınır anlaşmazlığını çözer mi?

Türkiye, Etiyopya ile Sudan arasında, el-Faşka bölgesi ile ilgili girişimde bulunuyor. (Hasan Hamid-Independent Arabia)
Türkiye, Etiyopya ile Sudan arasında, el-Faşka bölgesi ile ilgili girişimde bulunuyor. (Hasan Hamid-Independent Arabia)

Muna Abdulfettah
Sudan, el-Faşka bölgesine dair Etiyopya ile sınır anlaşmazlığını çözme konusundaki Türk girişimini memnuniyetle karşıladı. Hartum, Addis Ababa’yı tarım ve yerleşim yoluyla bölgeyi işgal etmek ve gerilimi tırmandırmakla suçluyor. İki ülke arasında ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı’nın doldurulması ve işletilmesi süreçlerine ilişkin yasal olarak bağlayıcı bir anlaşma yapılması ve Etiyopya hükümetinin Sudan sınırındaki Tigray Kurtuluş Cephesi ile yaşadığı çatışmalar da diğer kriz başlıkları olarak ön plana çıkıyor.
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın geçtiğimiz 12 Ağustos'ta Türkiye'ye düzenlediği ziyaret sırasında Sudan ve Türk tarafları arasında imzalanan anlaşmalarda da bu girişimden bahsedilmişti. Ardından Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in bu ayın 18'inde Türkiye’ye yaptığı ziyarette bu konu yeniden gündeme geldi. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz şubat ayından bu yana Ankara'nın anlaşmazlığı çözmek için resmen arabuluculuk yapması talebinde bulunuyor. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Sudan ile Etiyopya arasındaki Faşka bölgesi üzerindeki anlaşmazlığın arabuluculuk da dahil olmak üzere dostane bir şekilde çözülmesine her şekilde katkıda bulunmaya hazır olduğunu açıkladı. Ülkesinin Tigray'daki çatışmayı sona erdirmek için de arabulucu rolü oynamaya hazır olduğunu vurguladı.

Arabuluculuk
Bu girişim, Ortadoğu'daki kriz bölgelerinde arabulucu olarak devreye giren Türkiye'nin yeni bir adımı olarak ön plana çıkıyor. Türkiye, bu adımlarıyla çatışmanın taraflarıyla olan ilişkilerini ihmal etmeyen ve koordinasyon içinde yürüttüğü diplomatik doktrininin yanı sıra Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa ve genel olarak Batı eğilimleri ile meşgul olması nedeniyle bölgede azalan rolünü yeniden kazanma yolunda ilerliyor.
Türkiye, Sudan-Etiyopya sınır krizi konusunda uluslararası düzeyde bağlayıcı bir anlaşmaya varılamaması sonucunda, uluslararası toplum iki tarafı suçlamakla yetindiği için fikir birliği konusunda ortak bir zemin bularak iki devleti yeniden müzakere masasına getirme ve inisiyatifiyle bu krizdeki siyasi açmaza son verme sözü verdi. Sudan ve Etiyopya’nın bu arabuluculuğa verdiği yanıt, Addis Ababa'nın Arap ülkelerinden gelen benzer arabuluculukları reddetmesi ve krize Afrika çözümüne bağlı kalmaya çalışmasının ardından geldi.
Ankara, bir yanda Türkiye-Etiyopya çıkarları, diğer yanda Türkiye-Sudan çıkarları ışığında, iki ülkenin davetini geri çevirmedi. Konuyu müzakere masasına koymak için Addis Ababa ile anlaşmaya varması gerektiğine Hartum'u ikna etti. Bu girişim, çevredeki krizlerin sürdüğü bir dönemde gelmiş olsa da Etiyopya'nın konuyu Arap ve Afrika çevrelerinden uzaklaştırma çabasını yansıtıyor olabilir. Ankara, Ortadoğu'nun ötesine geçerek Afrika'da stratejik derinliğini ve konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar ne kadar şiddetli olursa olsun hassas dengeler içinde sürdürdüğü ilişkilerle bu amaç doğrultusunda ilerliyor. Diğer uluslararası güçlere kıyasla coğrafi yakınlığından da yararlanıyor.

Hareket dayanakları
Ankara'nın Etiyopya ve geçiş hükümeti ile olan ilişkisi, Türkiye'nin bu sınır anlaşmazlığında büyük bir atılım yapma çabalarının sonuçları konusunda sorulara neden oluyor. Türkiye, arabuluculuk sürecinde kararlı görünüyor. Tüm arabuluculuk deneyimlerine sadece bir deneyim eklense de olası başarısızlığının Türkiye üzerindeki olumsuz yansımalarını hafifletmeyebilir. Türkiye'nin Sudan-Etiyopya sınır krizinde rol oynaması, iki ülkenin iç krizlerinin temellerine dayanıyor. Etiyopya ise karayla çevrili bir ülke olmanın sıkıntısını yaşıyor. Siyasi ve ekonomik olarak yükselmeye başladığında, komşu ülkelerle sık sık yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle uygulanan izolasyon arttı. Bu da onu Afrika dışında bir müttefik aramaya itti. Hele de bu müttefik Çin'den sonra ikinci sırada yer alan bir ticaret ortağıysa.
Türkiye, 2016 yılında başladığı ve sonuncusu geçen temmuz ayında Türk ‘Maarif Vakfı’na’ devredilen Fethullah Gülen örgütünün Etiyopya’daki tüm okullarını aldı. Addis Ababa’da bir iç atılım gerçekleştirdi. Örgüt, Etiyopya'da Abiy Ahmed'in mensubu olduğu Müslüman çoğunluklu Oromo milliyetçiliğinden taraftar toplamış ve eğitim alanındaki faaliyetleri için verimli topraklar bularak burada 8 okul açmıştı.
Etiyopya'nın korkuları ve Arap olmayan bir ülkenin Sudan'la arabuluculuk yapmasını istemesi de bunda rol oynadı. Bu da Türkiye'yi bazı bölgesel arabuluculuklardan çıkışını telafi etmek için bir dönüş haline getirdi. Bu, Ankara'nın Sudan'daki etkisini yeniden kurma ve Burhan ile Erdoğan arasındaki görüşmede adı geçmeyen Sevakin Adası ve limanı üzerinde yeniden müzakere etme başlığıyla tamamlanıyor. Türkiye ayrıca yatırımlarını gözetmek için Afrika Boynuzu'nda siyasi ve güvenlik istikrarı arıyor. Ayrıca bölgede Çin etkisinin büyümesini engellemek için bir istek de var. Erdoğan, Türk iş insanlarını Etiyopya'ya yatırım yapmaya ve altyapısının geliştirilmesine katkıda bulunmaya çağırdı. Ayrıca Türkiye, bölgedeki bazı konularda Afrika'nın tutumuyla yakınlaşmayı da başaracak.

Başarı faktörleri
Türkiye'nin bu krizde arabuluculuk oynaması için birçok faktör var. Birincisi, Türk arabuluculuğu aktif hale geldi ve Suriye, Libya ve diğer bölgelerde de kendini gösterdi. Bu, ardından uluslararası eleştiriler nedeniyle durgunluğun hakim olduğu aktif bir aşama. Ancak Erdoğan, Sudan ve Doğu Afrika bölgesinde tarihi konularda taraf olarak arabuluculuk konusunda ülkesini diplomatik cepheye geri getirme sürecini benimsiyor. İkincisi, Türk-Batı rekabeti. Ankara öncelikli olarak Afrika Boynuzu'ndaki Batı rolünü azaltmayı amaçlıyor. Üçüncüsü, sınır krizine Arap müdahalesini engellemek. Türkiye'nin vizyonu, Suriye ve Libya sorununda Arap arabuluculuğu deneyimine dayanan bu temelden kaynaklanıyor.
Türkiye'nin arabuluculuğu, çatışmaların ve ihtilafların yoğun olduğu bir ortamda, bölgede denenmiş en önemli arabuluculuk modellerinden biridir. Çatışmaları çözmedeki etkisizlikleri ne olursa olsun müdahaleleri olumlu bir şekilde başlıyor. Başka sorunlar ortaya çıkarsa sonuç farklılaşabiliyor.
Ankara'nın arabuluculuğunun başarısına katkıda bulunabilecek bazı faktörler de var. Türk diplomasisinin, bu arabuluculuğu başarılı kılmak için başka çabalar göstermesi ve Afrika ve Arap krizlerinde bir dizi müzakere yoluyla konumunu güvence altına alabileceği olumlu bir rol oynaması bekleniyor. Hartum'un müttefikini devirmesine rağmen Erdoğan'ın Etiyopya'yı Sudan'a tercih etmemesi nedeniyle Türk söyleminde iki ülke arasında bir denge var. Bu pragmatik bir durum olduğunu gösteriyor. Aynı şekilde, Türkiye'nin Afrika Boynuzu ülkeleri, özellikle Etiyopya'nın bu arabuluculuğa ihtiyacı olduğunun bilincinde olmasına ek olarak çabalarının Afrika Birliği'nin arabuluculuğunun bir parçası olmaması ve Arap arabuluculuğuna bir alternatif olması konusunda hassasiyet gösterdiği görülüyor. Ayrıca bunda sınır anlaşmazlığını çözmek için arabuluculuk yapma konusunda Batı'nın isteksizliği ve ABD'nin Nahda Barajı ve Tigray anlaşmazlığı davalarına müdahale etme tercihi de etkili.

Arabuluculuğun zorlukları
Diğer yandan sınır anlaşmazlığında Türk arabuluculuğu birçok zorlukla da karşı karşıya. Belki de bunların en göze çarpanı, her iki ülkede de etkin kalkınma rolleriyle bağlantılı olmamasıdır. Etiyopya'daki Türk yatırımları ve Afrika'daki krizleri yönetme şekline rağmen Sudan'ın ekonomik ve kalkınmacı tedavilere ihtiyacı var. Sudan'daki Türk yatırımları halen istenilen düzeyde değil.
Arabuluculuğun Türkiye'nin genelde Afrika Boynuzu'ndaki, özelde Etiyopya ve Sudan'daki tarihsel ağırlığından yararlanarak sükunet ve uzlaşmaya dayalı bir çözüme dayandığı bir dönemde, Ömer el-Beşir rejiminin düşüşü sonrasında zayıflamaya başlayan ilişkiler, Sudan'da kafa karışıklığı yaratan ve Türkiye için çok şey ifade eden Sevakin Anlaşması bu durumu etkileyebilir.
Arabuluculuk, sivil ve askeri bileşenler arasındaki siyasi karardaki çelişki, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin Ankara'nın arabuluculuk yapmaya başlayan ve rejimin düşüşünden nu yana bölgeye akın eden ‘İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler)’ liderlerine kucak açmasını kabul etmeme olasılığı da dahil olmak üzere çeşitli zorluklarla karşı karşıya.
Afrika Birliği'nin Etiyopya'yı yeniden bağlayamadığı sınır anlaşmaları, özellikle Afrika Birliği Örgütü ülkelerinin sömürgecilikten bu yana siyasi sınırları değiştirmemesi için imzaladıkları 1963 anlaşması ile Sudan ve Etiyopya tarafından 1972'de imzalanan anlaşma ikilemi de bu zorluklar arasında bulunuyor.

*Independent Arabia’da yayınlanan bu makale Şarku’l Avsat tarafından çevrildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.