Türkiye'nin arabuluculuğu Sudan-Etiyopya sınır anlaşmazlığını çözer mi?

Türkiye, Etiyopya ile Sudan arasında, el-Faşka bölgesi ile ilgili girişimde bulunuyor. (Hasan Hamid-Independent Arabia)
Türkiye, Etiyopya ile Sudan arasında, el-Faşka bölgesi ile ilgili girişimde bulunuyor. (Hasan Hamid-Independent Arabia)
TT

Türkiye'nin arabuluculuğu Sudan-Etiyopya sınır anlaşmazlığını çözer mi?

Türkiye, Etiyopya ile Sudan arasında, el-Faşka bölgesi ile ilgili girişimde bulunuyor. (Hasan Hamid-Independent Arabia)
Türkiye, Etiyopya ile Sudan arasında, el-Faşka bölgesi ile ilgili girişimde bulunuyor. (Hasan Hamid-Independent Arabia)

Muna Abdulfettah
Sudan, el-Faşka bölgesine dair Etiyopya ile sınır anlaşmazlığını çözme konusundaki Türk girişimini memnuniyetle karşıladı. Hartum, Addis Ababa’yı tarım ve yerleşim yoluyla bölgeyi işgal etmek ve gerilimi tırmandırmakla suçluyor. İki ülke arasında ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı’nın doldurulması ve işletilmesi süreçlerine ilişkin yasal olarak bağlayıcı bir anlaşma yapılması ve Etiyopya hükümetinin Sudan sınırındaki Tigray Kurtuluş Cephesi ile yaşadığı çatışmalar da diğer kriz başlıkları olarak ön plana çıkıyor.
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın geçtiğimiz 12 Ağustos'ta Türkiye'ye düzenlediği ziyaret sırasında Sudan ve Türk tarafları arasında imzalanan anlaşmalarda da bu girişimden bahsedilmişti. Ardından Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in bu ayın 18'inde Türkiye’ye yaptığı ziyarette bu konu yeniden gündeme geldi. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz şubat ayından bu yana Ankara'nın anlaşmazlığı çözmek için resmen arabuluculuk yapması talebinde bulunuyor. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Sudan ile Etiyopya arasındaki Faşka bölgesi üzerindeki anlaşmazlığın arabuluculuk da dahil olmak üzere dostane bir şekilde çözülmesine her şekilde katkıda bulunmaya hazır olduğunu açıkladı. Ülkesinin Tigray'daki çatışmayı sona erdirmek için de arabulucu rolü oynamaya hazır olduğunu vurguladı.

Arabuluculuk
Bu girişim, Ortadoğu'daki kriz bölgelerinde arabulucu olarak devreye giren Türkiye'nin yeni bir adımı olarak ön plana çıkıyor. Türkiye, bu adımlarıyla çatışmanın taraflarıyla olan ilişkilerini ihmal etmeyen ve koordinasyon içinde yürüttüğü diplomatik doktrininin yanı sıra Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa ve genel olarak Batı eğilimleri ile meşgul olması nedeniyle bölgede azalan rolünü yeniden kazanma yolunda ilerliyor.
Türkiye, Sudan-Etiyopya sınır krizi konusunda uluslararası düzeyde bağlayıcı bir anlaşmaya varılamaması sonucunda, uluslararası toplum iki tarafı suçlamakla yetindiği için fikir birliği konusunda ortak bir zemin bularak iki devleti yeniden müzakere masasına getirme ve inisiyatifiyle bu krizdeki siyasi açmaza son verme sözü verdi. Sudan ve Etiyopya’nın bu arabuluculuğa verdiği yanıt, Addis Ababa'nın Arap ülkelerinden gelen benzer arabuluculukları reddetmesi ve krize Afrika çözümüne bağlı kalmaya çalışmasının ardından geldi.
Ankara, bir yanda Türkiye-Etiyopya çıkarları, diğer yanda Türkiye-Sudan çıkarları ışığında, iki ülkenin davetini geri çevirmedi. Konuyu müzakere masasına koymak için Addis Ababa ile anlaşmaya varması gerektiğine Hartum'u ikna etti. Bu girişim, çevredeki krizlerin sürdüğü bir dönemde gelmiş olsa da Etiyopya'nın konuyu Arap ve Afrika çevrelerinden uzaklaştırma çabasını yansıtıyor olabilir. Ankara, Ortadoğu'nun ötesine geçerek Afrika'da stratejik derinliğini ve konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar ne kadar şiddetli olursa olsun hassas dengeler içinde sürdürdüğü ilişkilerle bu amaç doğrultusunda ilerliyor. Diğer uluslararası güçlere kıyasla coğrafi yakınlığından da yararlanıyor.

Hareket dayanakları
Ankara'nın Etiyopya ve geçiş hükümeti ile olan ilişkisi, Türkiye'nin bu sınır anlaşmazlığında büyük bir atılım yapma çabalarının sonuçları konusunda sorulara neden oluyor. Türkiye, arabuluculuk sürecinde kararlı görünüyor. Tüm arabuluculuk deneyimlerine sadece bir deneyim eklense de olası başarısızlığının Türkiye üzerindeki olumsuz yansımalarını hafifletmeyebilir. Türkiye'nin Sudan-Etiyopya sınır krizinde rol oynaması, iki ülkenin iç krizlerinin temellerine dayanıyor. Etiyopya ise karayla çevrili bir ülke olmanın sıkıntısını yaşıyor. Siyasi ve ekonomik olarak yükselmeye başladığında, komşu ülkelerle sık sık yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle uygulanan izolasyon arttı. Bu da onu Afrika dışında bir müttefik aramaya itti. Hele de bu müttefik Çin'den sonra ikinci sırada yer alan bir ticaret ortağıysa.
Türkiye, 2016 yılında başladığı ve sonuncusu geçen temmuz ayında Türk ‘Maarif Vakfı’na’ devredilen Fethullah Gülen örgütünün Etiyopya’daki tüm okullarını aldı. Addis Ababa’da bir iç atılım gerçekleştirdi. Örgüt, Etiyopya'da Abiy Ahmed'in mensubu olduğu Müslüman çoğunluklu Oromo milliyetçiliğinden taraftar toplamış ve eğitim alanındaki faaliyetleri için verimli topraklar bularak burada 8 okul açmıştı.
Etiyopya'nın korkuları ve Arap olmayan bir ülkenin Sudan'la arabuluculuk yapmasını istemesi de bunda rol oynadı. Bu da Türkiye'yi bazı bölgesel arabuluculuklardan çıkışını telafi etmek için bir dönüş haline getirdi. Bu, Ankara'nın Sudan'daki etkisini yeniden kurma ve Burhan ile Erdoğan arasındaki görüşmede adı geçmeyen Sevakin Adası ve limanı üzerinde yeniden müzakere etme başlığıyla tamamlanıyor. Türkiye ayrıca yatırımlarını gözetmek için Afrika Boynuzu'nda siyasi ve güvenlik istikrarı arıyor. Ayrıca bölgede Çin etkisinin büyümesini engellemek için bir istek de var. Erdoğan, Türk iş insanlarını Etiyopya'ya yatırım yapmaya ve altyapısının geliştirilmesine katkıda bulunmaya çağırdı. Ayrıca Türkiye, bölgedeki bazı konularda Afrika'nın tutumuyla yakınlaşmayı da başaracak.

Başarı faktörleri
Türkiye'nin bu krizde arabuluculuk oynaması için birçok faktör var. Birincisi, Türk arabuluculuğu aktif hale geldi ve Suriye, Libya ve diğer bölgelerde de kendini gösterdi. Bu, ardından uluslararası eleştiriler nedeniyle durgunluğun hakim olduğu aktif bir aşama. Ancak Erdoğan, Sudan ve Doğu Afrika bölgesinde tarihi konularda taraf olarak arabuluculuk konusunda ülkesini diplomatik cepheye geri getirme sürecini benimsiyor. İkincisi, Türk-Batı rekabeti. Ankara öncelikli olarak Afrika Boynuzu'ndaki Batı rolünü azaltmayı amaçlıyor. Üçüncüsü, sınır krizine Arap müdahalesini engellemek. Türkiye'nin vizyonu, Suriye ve Libya sorununda Arap arabuluculuğu deneyimine dayanan bu temelden kaynaklanıyor.
Türkiye'nin arabuluculuğu, çatışmaların ve ihtilafların yoğun olduğu bir ortamda, bölgede denenmiş en önemli arabuluculuk modellerinden biridir. Çatışmaları çözmedeki etkisizlikleri ne olursa olsun müdahaleleri olumlu bir şekilde başlıyor. Başka sorunlar ortaya çıkarsa sonuç farklılaşabiliyor.
Ankara'nın arabuluculuğunun başarısına katkıda bulunabilecek bazı faktörler de var. Türk diplomasisinin, bu arabuluculuğu başarılı kılmak için başka çabalar göstermesi ve Afrika ve Arap krizlerinde bir dizi müzakere yoluyla konumunu güvence altına alabileceği olumlu bir rol oynaması bekleniyor. Hartum'un müttefikini devirmesine rağmen Erdoğan'ın Etiyopya'yı Sudan'a tercih etmemesi nedeniyle Türk söyleminde iki ülke arasında bir denge var. Bu pragmatik bir durum olduğunu gösteriyor. Aynı şekilde, Türkiye'nin Afrika Boynuzu ülkeleri, özellikle Etiyopya'nın bu arabuluculuğa ihtiyacı olduğunun bilincinde olmasına ek olarak çabalarının Afrika Birliği'nin arabuluculuğunun bir parçası olmaması ve Arap arabuluculuğuna bir alternatif olması konusunda hassasiyet gösterdiği görülüyor. Ayrıca bunda sınır anlaşmazlığını çözmek için arabuluculuk yapma konusunda Batı'nın isteksizliği ve ABD'nin Nahda Barajı ve Tigray anlaşmazlığı davalarına müdahale etme tercihi de etkili.

Arabuluculuğun zorlukları
Diğer yandan sınır anlaşmazlığında Türk arabuluculuğu birçok zorlukla da karşı karşıya. Belki de bunların en göze çarpanı, her iki ülkede de etkin kalkınma rolleriyle bağlantılı olmamasıdır. Etiyopya'daki Türk yatırımları ve Afrika'daki krizleri yönetme şekline rağmen Sudan'ın ekonomik ve kalkınmacı tedavilere ihtiyacı var. Sudan'daki Türk yatırımları halen istenilen düzeyde değil.
Arabuluculuğun Türkiye'nin genelde Afrika Boynuzu'ndaki, özelde Etiyopya ve Sudan'daki tarihsel ağırlığından yararlanarak sükunet ve uzlaşmaya dayalı bir çözüme dayandığı bir dönemde, Ömer el-Beşir rejiminin düşüşü sonrasında zayıflamaya başlayan ilişkiler, Sudan'da kafa karışıklığı yaratan ve Türkiye için çok şey ifade eden Sevakin Anlaşması bu durumu etkileyebilir.
Arabuluculuk, sivil ve askeri bileşenler arasındaki siyasi karardaki çelişki, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin Ankara'nın arabuluculuk yapmaya başlayan ve rejimin düşüşünden nu yana bölgeye akın eden ‘İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler)’ liderlerine kucak açmasını kabul etmeme olasılığı da dahil olmak üzere çeşitli zorluklarla karşı karşıya.
Afrika Birliği'nin Etiyopya'yı yeniden bağlayamadığı sınır anlaşmaları, özellikle Afrika Birliği Örgütü ülkelerinin sömürgecilikten bu yana siyasi sınırları değiştirmemesi için imzaladıkları 1963 anlaşması ile Sudan ve Etiyopya tarafından 1972'de imzalanan anlaşma ikilemi de bu zorluklar arasında bulunuyor.

*Independent Arabia’da yayınlanan bu makale Şarku’l Avsat tarafından çevrildi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.