Beyrut Limanı’ndaki patlamaya ilişkin soruşturmalar askıya alındı

Meşnuk, davanın başka bir yargıca devredilmesi talebinde bulundu.

Beyrut Limanı’ndaki patlama ardından geniş çaplı bir enkaz bıraktı. (Reuters)
Beyrut Limanı’ndaki patlama ardından geniş çaplı bir enkaz bıraktı. (Reuters)
TT

Beyrut Limanı’ndaki patlamaya ilişkin soruşturmalar askıya alındı

Beyrut Limanı’ndaki patlama ardından geniş çaplı bir enkaz bıraktı. (Reuters)
Beyrut Limanı’ndaki patlama ardından geniş çaplı bir enkaz bıraktı. (Reuters)

Beyrut Limanı’ndaki patlamaya ilişkin soruşturmalar, Milletvekili Nihad el-Meşnuk’un davanın başka bir yargıca devredilmesi talebinde bulunması sonrasında donduruldu. Bu durum, Beyrut’taki Temyiz Mahkemesi davayı kabul edip etmemeye karar verene kadar adli müfettiş Yargıç Tarık el-Bitar’ın soruşturmalarını askıya alacağı anlamına geliyor.
Meşnuk geçen hafta Beyrut’taki Temyiz Mahkemesi’ne Yargıç Bitar’ın yerine bir adli müfettiş ataması talebinde bulundu. Bu durum, Bitar’ın eski İçişleri Bakanı olarak ‘sanık olarak nitelendirilen’ Meşnuk’u sorgulamak için gelecek ekim ayının ilk gününde ifade vermeye çağırmasının ardından gelişti. Meşnuk talebinin ‘prosedürlerin, anayasayı çiğnemesi ve cumhurbaşkanları ve bakanları yargılama ilkelerini ihlal etmesinden’ kaynaklandığını bildirdi.
Bitar’ın iddianameleri yayınlamasından bu yana yasal tartışmalar sürüyor. Öyle ki Hizbullah, Emel Hareketi, Müstakbel Hareketi ve Marada Akımı da dahil olmak üzere siyasi güçler, eski bakanların yargılanması için geçerli mercilerin ‘Cumhurbaşkanları ve Bakanlar Yargılama Yüksek Konseyi’ olduğu konusunda ısrarcı.
Resmi ‘Ulusal Haber Ajansı’ (NNA), Bitar’ın Milletvekili Nihad el-Meşnuk tarafından sunulan talep hakkında 27 Eylül’de bilgilendirildiğini belirtti. Bu bağlamda Beyrut Limanı patlamasıyla ilgili soruşturmalar ve tüm prosedürler, bildirildiği üzere Yargıç Nesib Elia başkanlığındaki Beyrut Temyiz Mahkemesi davanın kabulüne veya reddine karar verene kadar askıya aldı.
Bitar  geçen hafta eski bakanlara ve milletvekillerine çağrıda bulunarak yasanın Temsilciler Meclisi’nin oturumunda olmadığı süre boyunca bakanları çağırmasına izin verdiğini hatırlattı. Yani bu durum, bu dönemde milletvekilli dokunulmazlıklarının etkili olmadığı anlamına geliyor. Parlamento daha önce Bitar’ın üç milletvekilinin (Meşnuk, eski Maliye Bakanı Ali Hasan Halil ve eski Bayındırlık Bakanı Gazi Zuayter) dokunulmazlığının kaldırılması talebini reddetmişti. Bitar’ın, parlamentoya sunmadığı dosyayla ilgili ek belgeler talep etmişti.
Eski ordu komutanı General Jean Kahveci de dahil olmak üzere askeri yetkililerin bazılarının sorgusunun bu hafta gerçekleşmesi gerekiyordu. Bitar ayrıca tarih olarak perşembe gününü Meşnuk’un, cuma gününü de Zuayter ve Halil’in sorgulanması için belirlemişti. Temsilciler Meclisi Genel Sekreterliği ise Bitar’ın ‘üç milletvekilinin sorgulanması’ için gönderdiği tebligatları geçen hafta reddetti.
Bir yargı kaynağı tarafından Şarku’l Avsat’a yapılan açıklamada, adli müfettişin Meşnuk’un talebi hakkında bilgilendirilmesinin, ‘görevinin otomatik olarak durdurulacağı ve dava değerlendirilene kadar tüm prosedür ve soruşturmaların askıya alınacağı’ anlamına geldiği belirtildi. Kaynak açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Temyiz Mahkemesi davanın durdurulmasına karar verirse, soruşturmaları takip etmek üzere yeni bir adli müfettiş atanacak. Ancak mahkeme göreve devam etmeye karar verirse temyize gidilecek.”
Bitar’ı ‘siyasi ve güvenlik görevlilerine karşı ortaya koyduğu iddianamelerde sağduyulu olmamakla’ suçlayan başta Hizbullah olmak üzere iddianameleri kabul etmeyen siyasi güçler duruma tepki gösterdi. Bitar, eski Bakan Yusuf Fenyanus, Kamu Güvenliği Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, Devlet Güvenliği Genel Müdürü Tümgeneral Tony Saliba ve Kahveci’nin yanı sıra eski Başbakan Hassan Diyab ve eski bakanlar Ali Hasan Halil, Nihad Meşnuk ve Gazi Zuayter (bu isimler, mevcut parlamentonun üyeleri) de dahil olmak üzere çeşitli siyasi isimler hakkında iddianame yayınladı.
Eski Adalet Bakanı İbrahim Neccar bunların normal yasal prosedür olduğunu belirterek “Çünkü her sanık yasal olarak geçersizlik, itiraz veya hâkimin görevden alınması talebinde bulunarak, resmi bir savunma yapma hakkına sahiptir” dedi. Bunların ‘Lübnan’da ortak konular’ olduğuna işaret etti.
Neccar, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yaşananların soruşturma sürecine engel olduğu yönündeki değerlendirmelere cevaben, Bitar’ın değiştirilmesi kararından belirleyici ve dramatik etkilerin ortaya çıkacağı iddialarını uzak olarak değerlendirdi. Neccar sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kendimi iyi ve büyük ölçüde güven verici hissediyorum. Yargıç Bitar’a ve temyizi değerlendiren iki başkan Nesib Elia ve Randa Kafuri’ye güvenim tamdır. Bugün dürüstlüğü ve yetkinliği ile tanınan yargıçların huzurundayız.”
Temyiz Mahkemesi, Bitar’ın görevine devam etmesine karar vermesi halinde, Temsilciler Meclisi’nin olağan oturumunun 15 Ekim’de başlayıp 1 Ocak’ta sona erdiği göz önüne alındığında, duruma zaman içinde müdahale edilebilecek. Bu durum, sorgulanmaları için üç milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması gerekeceği anlamına geliyor. Lübnan yasalarına göre iki olağan oturumu birbirine bağlayan ve gelecek mayıs ayında parlamentonun görev süresinin sona ermesiyle bitecek olan olağanüstü bir meclis oturumu başlatmak için istisnai bir kararnamenin çıkarılması mümkün.
Neccar, Bitar’ın ‘eski Yargıç Fadi Savan’ın ardından kabul ettiği görevin zorluklarının farkında olduğunu’ dile getirdi. Eski Bakan, adli müfettişin ‘atandığı günden beri baskıların ve hukuki mücadelelerin farkında olmasına rağmen görevini sürdürmesine olanak tanıyan ve mesleki vicdanından vazgeçmesini önleyen, cesaret ve ahlaki dokunulmazlığa sahip’ olduğunu vurguladı.
Yargıç Tarık el-Bitar, önceki yargıç Savan’ın geçen şubat ayında soruşturmadaki tarafsızlığı üzerinde ‘makul şüphe’ oluştuğu gerekçesiyle görevden alınmasının ardından davanın baş müfettişi olarak atandı.
Cumhuriyet Savcılığı 27 Eylül sabahı, Tümgeneral Abbas İbrahim’i ve Tümgeneral Tony Saliba’yı kovuşturmak üzere izin istemek amacıyla Bitar’dan İçişleri Bakanı ve Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği’ne iki yeni talep gönderdi. Aynı şekilde İçişleri Bakanı Bessam Mevlevi’ye Tümgeneral Abbas İbrahim ve Tümgeneral Tony Saliba’nın yargılanması için herhangi bir izin talebi hakkında bilgi verilmediği bildirildi.
Bitar 27 Eylül’de istihbarat biriminden eski Tuğgeneral Cevdet Uveydat’ı sorguladı. İstihbarat biriminden eski Tuğgeneral Gassan Garzeddin, soruşturma tarihi nedeniyle oturuma katılmadı.
Bitar’ın çalışmalarının askıya alınması siyasi arenada tepkiye yol açtı. Güçlü Cumhuriyet Bloğu üyesi Milletvekili İmad Vakim şu açıklamalarda bulundu:
“Limandaki patlama sonrasında Lübnan Kuvvetleri Partisi, uluslararası bir soruşturma komisyonu talep etti. Çünkü yozlaşmış bir başarısızlığın yanı sıra otorite, kurbanları ve Beyrut’un yıkılmasını umursamayan bir suçludur. Herkes gerçeği istiyor. Soruşturmalar engelleniyor. Ama yetkili, güçleri geri püskürtmek için en gülünç girişimleri ortaya koyuyor. Yargıç Tarık el-Bitar’ı görevden almak mı istiyorsunuz? Vefik Safa’yı (Hizbullah İrtibat ve Koordinasyon Birimi başkanı) adli müfettiş olarak mı istiyorsunuz?”



Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

                           Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.


G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
TT

G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)

G7 ülkelerinin dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, bugün yaptıkları ortak açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefiki silahlı gruplara, Sudan'ın el Ubeyd kentinde yeni katliamlara yol açabilecek veya sivilleri tehlikeye atabilecek bütün eylemleri durdurmaları çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre açıklamada Sudan ordusu da dahil olmak üzere bütün taraflardan çatışmaları durdurmaları, insani yardımların ulaştırılmasına izin vermeleri ve iyi niyetle müzakerelere katılmaları istendi.

Ortak açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler'in gerilimi düşürmeye yönelik çabalarına destek verildiği belirtilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Darfur için uygulanan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısı yapıldı.

G7 ve AB, dış aktörleri de çatışan taraflara sağlanan askeri ve mali desteği sonlandırmaya davet ederken, ihlallerden sorumluların hesap vermesini sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi ile Sudan'ın birliğini ve demokratik beklentilerini destekleme taahhüdünde bulundu.


İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
TT

İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)

İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın incelemesi, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırıyla patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların koşullarının belirgin şekilde ağırlaştığını ortaya koyuyor.

Gazetenin irtibata geçtiği, 2024'te serbest bırakılan 12 Filistinli mahkum ağır fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıklarını söylüyor. Bazı mahkumlar, diğer tutukluların önünde cinsel saldırıya uğradıklarını da belirtiyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu Physicians for Human Rights Israel, şubattan bu yana görüştüğü 59 Filistinli tutuklunun tamamının gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin yetersiz olduğunu bildiriyor. Ayrıca çeşitli gözaltı merkezlerinde uyuz salgınları tespit edildiği aktarılıyor.

Örgütün raporunda, hakkında resmi bir hukuki işlem başlatılmadan gözaltında tutulan 19 yaşındaki bir Filistinlinin, iki bacağı ve bir kolunda kısmi felç oluştuğu belirtiliyor. Bunun, uyuz nedeniyle gencin omurgasında enfeksiyon oluşmasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen İsrailli örgüt Hamoked'e göre, ulusal güvenliğe tehdit iddiasıyla gözaltında tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesinde yaklaşık 5 bin 200'dü. Sonraki dönemdeyse bu sayı 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün herhangi bir resmi suçlama olmaksızın alıkonduğunu belirtiyor.

Lavi Hapishanesi'nde tutulan Filistinli mahkumlardan 44 yaşındaki İyad Ömer, şunları söylüyor:

Her gün, bazen günde üç kez birileri dayak yiyordu. Böyle bir şey 7 Ekim'den önce olmazdı. Ancak açlık grevi veya isyan çıkması halinde bu şekilde suiistimale uğrardık.

Aynı hapishanede tutulan 47 yaşındaki Muhammed Merdavi de hücresindeki diğer iki mahkumun önünde cinsel saldırıya uğradığını belirterek "Keşke orada ölseydim" diyor.

Hapishanedeki kötü koşullara yönelik eleştirilerin odağında radikal sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir var. Bakan, sivil toplum örgütlerinin 2024'te açtığı davayla ilgili gönderdiği mektupta, "güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı mahkumların koşullarını yasanın gerektirdiği asgari seviyeye indirme politikasını" benimsediğini bildirmişti.

İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı araştırmacıların Aralık 2025'te yayımladığı raporda da Gazze savaşı sonrasında Filistinli mahkumlara daha fazla şiddet uygulandığı ifade edilmişti. Tutukluların nakil ve aramalar sırasında dövüldüğü, hapishanede aç bırakıldığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler'in bu yıl yayımladığı raporda da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik cinsel şiddet uyguladığı açıklanmıştı.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC