Hüda Rauf
İran nükleer anlaşmayı işe yaramayacak bir şekilde canlandıracak. Ulaşılması beklenen sonuç bu olacak. İran ile 4+1 grubu arasındaki gerçekleştirilen altı tur Viyana müzakerelerinin ardından nükleer anlaşma yeniden canlandırılamadı. Görüşmelerin bir süreliğine durdurulmasını talep eden İran tarafı, yalnızca müzakerelerin yakında yeniden başlayacağına ilişkin açıklamalarda bulundu. Öte yandan İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile ilişkisi git gel, gerginlik ve iş birliğine tanık oluyor. Bu noktada İran’ın özellikle de 2018 yılından bu yana ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik koşullar, İranlıların anlaşmayı yeniden tesis etme arzusunu ve aciliyetini gösterdiğinden ve ABD yönetiminden bir karar beklemeye başladığından berine istediği ve arzuladığı hakkında bir soru ortaya çıkıyor.
İran'ın stratejik sabırdan maksimum baskıya geçişi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Tahran'ın nükleer anlaşmaya yönelik tavrında, azami baskı politikasına sahip Donald Trump yönetiminden, anlaşmayı yeniden canlandırmaya açık olan Joe Biden yönetimine doğru bir kayma var.
Birkaç gün önce İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, yaptığı açıklamada, “İran müzakere masasına dönecek, Viyana müzakerelerinin dosyalarını gözden geçiriyoruz. İran çok yakında 4+1 ülkeleriyle müzakerelere yeniden başlayacak” ifadelerini kullandı.
Tahran, birkaç hafta içinde müzakere masasına döneceğini söyledi. Ancak ABD'nin taviz vermesini beklemeye devam ediyor.
İran'ın Viyana toplantılarına dönüşün gerçekleşeceğini teyit eden açıklamaları devam ediyor. Ancak müzakere masasına geri dönmenin gerçek müzakerelere dönmek anlamına geldiğine dair hiçbir belirti göstermiyor.
Katılımcılara göre, altı turun sonuçları başarının eşiğinde olmasına rağmen, tam uygulamaya devam etmek anlaşmaya varılmasını sağlamak için tavizleri bekleyen birkaç kilit konu var. Ancak turların ertelenmesini ve durdurulmasını talep eden İran oldu.
İranlıların davranışlarının sonuçları, erteleme, kaçınma ve stratejik sabır zihniyetiyle tutarlıdır. İran'ın sabrı, yalnızca Trump'ın azami baskı politikasına ve bunun İran ekonomisi üzerindeki olumsuz sonuçlarına katlanmakla değil, aynı zamanda halı üreticisi zihniyetiyle de bağlantılı. Bir halı dokumak için yıllarca oturup düğüm ve dikiş atabilir. Kuruluşundan bu yana yaptırım ve ambargoya maruz kalan ve on yıllık bir savaş yürüten İran rejimi, nükleer anlaşmayı canlandırmak için açık uluslararası bağlamda bile aynı yaklaşımı izliyor. Engel ve ikilem, artık ABD Başkanı karşısında anlaşmanın tamamını reddeden bir İran’ın bulunması değil. Aksine, ABD’den daha fazla taviz bekleyen İran, balistik füzeleri ve bölgesel davranışını içeren daha uzun ve daha güçlü bir anlaşmayı göz ardı etmek üzere. Anlaşmanın, süresi ve bazı şartlarının yakında sona ermesi ile ilgili olarak eski anlaşmanın bazı maddelerini kapsamamasına özen gösteriyor.
Tahran, İsrail'in bir dizi İran hedefine yönelik saldırılarına ve Trump'ın görev süresinin sona ermesine dayanan stratejik sabırdan kendi maksimum baskı politikasını izlemeye geçti. İran’ın ertelemeleri, maksimum baskı politikasının kullanılmasıyla örtüşüyor. Güçlü bir pozisyonda müzakere etmek için nükleer baskı kartlarından daha fazlasını kazanmak ve kullanmak istiyor. Nükleer silah üretmeye her zamankinden daha çok yaklaştı. Uranyumu yüzde 60 oranında zenginleştirdi. Santrifüjler izin verilenden daha hızlı kullanıldı. UAEA’nın ardında uranyum izleri bırakan bildirilmemiş nükleer faaliyet vakalarını araştırma çabalarından kaçınmaya devam etti.
İran ve UAEA arasındaki git-gel
Tahran ve UAEA, İran parlamentosunun ABD'nin anlaşmadan çıkması ve Washington'un 2018'de nükleerle ilgili yaptırımları yeniden uygulaması nedeniyle ülkenin UAEA ile iş birliğini sınırlayan bir yasayı onaylamasının ardından geçici bir anlaşmaya vardı. Anlaşma, İran'ın nükleer faaliyetlerini kayıt altına alacağını ve 2015 nükleer anlaşmasına tam uyum konusunda bir anlaşmaya varılana kadar kayıtlara sahip olacağını şart koştu. İki gün önce UAEA, İran'ın, Karaj nükleer tesisine erişimini kısıtladığını açıkladı. İran'ın tutumu, UAEA ile kendisi arasındaki geçici anlaşmaya aykırı.
İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, İran'ın nükleer programının bazı bölümlerine erişim kısıtlamaları konusunda UAEA’ya yanıt verdi. UAEA’nın bir nükleer tesise erişim iddiasının, İran ve UAEA Direktörü Rafael Grossi tarafından 12 Eylül'de yayınlanan ortak açıklamada, duyurulan operasyon açısından verimsiz olduğunu dile getirdi. Grossi ve İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami’nin yayınladığı ortak açıklamada kamera sorunun çözüldüğü belirtildi. Açıklamanın üçüncü maddesinde, UAEA müfettişlerinin belirtilen teçhizata servis vermeleri ve depolama araçlarını değiştirmelerine izin verileceği ayrıca UAEA ve İran Atom Enerjisi Kurumu’nun mührü altında saklanacağı bildirildi. Bunun yanı sıra yöntem ve zamanlamanın her iki tarafça kararlaştırılacağı açıklandı.
Burada İran’ın tutumu, UAEA Direktörü ile bu ayın ortalarında üzerinde anlaşmaya varılanla çelişiyor. Tahran’ın UAEA’nın bilgisi olmayan bazı yerlerdeki uranyum izlerine dair birtakım şüpheleri doğrulayan bir raporun sunulacağı UAEA Yönetim Kurulu toplantısından önce davranmak istediği açıktır. Raporun olası sonuçlarından biri, UAEA Yönetim Kurulu'nun İran'a yaptırım uygulamaya karar vermesiydi. Burada, İran'ın UAEA’ya verdiği son tepki, raporun sunulmasından ve UAEA ile iş birliğinin gösterilmesinden kaçınmayı amaçlıyor gibi görünüyor. Ancak birkaç gün önce Tahran, geçen Haziran ayında tesise yapılan ve İsrail’i arkasında bulunmakla suçladığı bir saldırının arka planında, bazı ekipmanlarının güvenlik, adli ve adli prosedürlere tabi olduğu bahanesiyle UAEA müfettişlerinin Karaj tesisiyle ilgili çalışmalarını yeniden kısıtladı. Bununla birlikte, UAEA tarafından daha önce yayınlanan bir rapor, tesisin çalışmaya devam ettiğini bildirmişti. Bu, İran'ın son argümanının, müfettişlerinin çalışmalarını engellemek için sadece uydurma bir gerekçe olduğu anlamına geliyor.
Tahran ile UAEA arasında yalnızca iki hafta önce çözülmüş gibi görünen bir meseleyle ilgili son anlaşmazlık, İran'ın, ABD yaptırımlarını kaldırmayı amaçlasa bile, nükleer faaliyetlerine yönelik şüphe uyandırdığının farkında olduğunun bir işaretidir. Ancak, bu bağlamı iki amaca ulaşmak için kullandığı açıktır: Birincisi, uluslararası toplumun, bir nükleer silah edinmenin eşiğinde olduğu beyan edilmemiş nükleer faaliyetlerle ilgili endişelerini dile getirmesi ve ardından ABD'nin taviz vermesini sağlamak. İkinci hedef, yalnızca nükleer silaha sahip olmakla kalmayıp, büyük nükleer yeteneklere sahip olmaktan ziyade bu yeteneklere sahip olmasını ve bunu yapmaya karar verdiğinde, yani nükleer bir eşik durumu olmasını sağlamak.
İran, zenginleştirilmiş uranyum stokunu artırıp, anlaşmayı ihlal ederek gelişmiş santrifüjler kurdu. UAEA geçtiğimiz ay, üye ülkelere Tahran'ın uranyumu yüzde 60'a kadar zenginleştirdiğini açıkladı. Bu, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) kapsamında izin verilen yüzde 3,67'nin önemli bir ihlalidir.
İran'ın ertelemesi, anlaşmayı yeniden canlandırmanın ABD yönetiminin acil bir arzusu olduğunun farkına varmasına dayanıyor. Başkan Joe Biden'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma dikkate alındığında, İran'la nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak hakkında konuşurken sadece Ortadoğu'ya atıfta bulunduğunu görüyoruz. Tahran, nükleer anlaşma meselesinin ABD'nin istediği bir şey olduğunu düşünüyor. İran bunu, kendisine yönelik yaptırımları kaldırmaya yönelik ekonomik, siyasi ve sosyal ihtiyacının farkında olarak yapıyor. Ancak ‘Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üyeliğinin tamamlanmasının yıllar alacağı gerçeği ve ABD'nin kendisine karşı askeri müdahalede bulunmayacağını ve böyle bir niyetinin olmadığını anladığı için erteleniyor.
İran, anlaşmayı, nükleer yeteneklerini sınırlamada faydasız hale getirdikten sonra yeniden canlandırmak istiyor.






