Viyana müzakereleri ile UAEA arasındaki erteleme… İran neye güveniyor?

İran, anlaşmayı, nükleer yeteneklerini sınırlamada faydasız hale getirdikten sonra yeniden canlandırmak istiyor.

Tahran, müzakere masasına döneceğini ancak ABD'nin taviz vermesini beklemeye devam edeceğini söyledi (AP)
Tahran, müzakere masasına döneceğini ancak ABD'nin taviz vermesini beklemeye devam edeceğini söyledi (AP)
TT

Viyana müzakereleri ile UAEA arasındaki erteleme… İran neye güveniyor?

Tahran, müzakere masasına döneceğini ancak ABD'nin taviz vermesini beklemeye devam edeceğini söyledi (AP)
Tahran, müzakere masasına döneceğini ancak ABD'nin taviz vermesini beklemeye devam edeceğini söyledi (AP)

Hüda Rauf
İran nükleer anlaşmayı işe yaramayacak bir şekilde canlandıracak. Ulaşılması beklenen sonuç bu olacak. İran ile 4+1 grubu arasındaki gerçekleştirilen altı tur Viyana müzakerelerinin ardından nükleer anlaşma yeniden canlandırılamadı. Görüşmelerin bir süreliğine durdurulmasını talep eden İran tarafı, yalnızca müzakerelerin yakında yeniden başlayacağına ilişkin açıklamalarda bulundu. Öte yandan İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile ilişkisi git gel, gerginlik ve iş birliğine tanık oluyor. Bu noktada İran’ın özellikle de 2018 yılından bu yana ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik koşullar, İranlıların anlaşmayı yeniden tesis etme arzusunu ve aciliyetini gösterdiğinden ve ABD yönetiminden bir karar beklemeye başladığından berine istediği ve arzuladığı hakkında bir soru ortaya çıkıyor.

İran'ın stratejik sabırdan maksimum baskıya geçişi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Tahran'ın nükleer anlaşmaya yönelik tavrında, azami baskı politikasına sahip Donald Trump yönetiminden, anlaşmayı yeniden canlandırmaya açık olan Joe Biden yönetimine doğru bir kayma var.
Birkaç gün önce İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, yaptığı açıklamada, “İran müzakere masasına dönecek, Viyana müzakerelerinin dosyalarını gözden geçiriyoruz. İran çok yakında 4+1 ülkeleriyle müzakerelere yeniden başlayacak” ifadelerini kullandı.
Tahran, birkaç hafta içinde müzakere masasına döneceğini söyledi. Ancak ABD'nin taviz vermesini beklemeye devam ediyor.
İran'ın Viyana toplantılarına dönüşün gerçekleşeceğini teyit eden açıklamaları devam ediyor. Ancak müzakere masasına geri dönmenin gerçek müzakerelere dönmek anlamına geldiğine dair hiçbir belirti göstermiyor.
Katılımcılara göre, altı turun sonuçları başarının eşiğinde olmasına rağmen, tam uygulamaya devam etmek anlaşmaya varılmasını sağlamak için tavizleri bekleyen birkaç kilit konu var. Ancak turların ertelenmesini ve durdurulmasını talep eden İran oldu.
İranlıların davranışlarının sonuçları, erteleme, kaçınma ve stratejik sabır zihniyetiyle tutarlıdır. İran'ın sabrı, yalnızca Trump'ın azami baskı politikasına ve bunun İran ekonomisi üzerindeki olumsuz sonuçlarına katlanmakla değil, aynı zamanda halı üreticisi zihniyetiyle de bağlantılı. Bir halı dokumak için yıllarca oturup düğüm ve dikiş atabilir. Kuruluşundan bu yana yaptırım ve ambargoya maruz kalan ve on yıllık bir savaş yürüten İran rejimi, nükleer anlaşmayı canlandırmak için açık uluslararası bağlamda bile aynı yaklaşımı izliyor. Engel ve ikilem, artık ABD Başkanı karşısında anlaşmanın tamamını reddeden bir İran’ın bulunması değil. Aksine, ABD’den daha fazla taviz bekleyen İran, balistik füzeleri ve bölgesel davranışını içeren daha uzun ve daha güçlü bir anlaşmayı göz ardı etmek üzere. Anlaşmanın, süresi ve bazı şartlarının yakında sona ermesi ile ilgili olarak eski anlaşmanın bazı maddelerini kapsamamasına özen gösteriyor.
Tahran, İsrail'in bir dizi İran hedefine yönelik saldırılarına ve Trump'ın görev süresinin sona ermesine dayanan stratejik sabırdan kendi maksimum baskı politikasını izlemeye geçti. İran’ın ertelemeleri, maksimum baskı politikasının kullanılmasıyla örtüşüyor. Güçlü bir pozisyonda müzakere etmek için nükleer baskı kartlarından daha fazlasını kazanmak ve kullanmak istiyor. Nükleer silah üretmeye her zamankinden daha çok yaklaştı. Uranyumu yüzde 60 oranında zenginleştirdi. Santrifüjler izin verilenden daha hızlı kullanıldı. UAEA’nın ardında uranyum izleri bırakan bildirilmemiş nükleer faaliyet vakalarını araştırma çabalarından kaçınmaya devam etti.

İran ve UAEA arasındaki git-gel
Tahran ve UAEA, İran parlamentosunun ABD'nin anlaşmadan çıkması ve Washington'un 2018'de nükleerle ilgili yaptırımları yeniden uygulaması nedeniyle ülkenin UAEA ile iş birliğini sınırlayan bir yasayı onaylamasının ardından geçici bir anlaşmaya vardı. Anlaşma, İran'ın nükleer faaliyetlerini kayıt altına alacağını ve 2015 nükleer anlaşmasına tam uyum konusunda bir anlaşmaya varılana kadar kayıtlara sahip olacağını şart koştu. İki gün önce UAEA, İran'ın, Karaj nükleer tesisine erişimini kısıtladığını açıkladı. İran'ın tutumu, UAEA ile kendisi arasındaki geçici anlaşmaya aykırı.
İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, İran'ın nükleer programının bazı bölümlerine erişim kısıtlamaları konusunda UAEA’ya yanıt verdi. UAEA’nın bir nükleer tesise erişim iddiasının, İran ve UAEA Direktörü Rafael Grossi tarafından 12 Eylül'de yayınlanan ortak açıklamada, duyurulan operasyon açısından verimsiz olduğunu dile getirdi. Grossi ve İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami’nin yayınladığı ortak açıklamada kamera sorunun çözüldüğü belirtildi. Açıklamanın üçüncü maddesinde, UAEA müfettişlerinin belirtilen teçhizata servis vermeleri ve depolama araçlarını değiştirmelerine izin verileceği ayrıca UAEA ve İran Atom Enerjisi Kurumu’nun mührü altında saklanacağı bildirildi. Bunun yanı sıra yöntem ve zamanlamanın her iki tarafça kararlaştırılacağı açıklandı.
Burada İran’ın tutumu, UAEA Direktörü ile bu ayın ortalarında üzerinde anlaşmaya varılanla çelişiyor. Tahran’ın UAEA’nın bilgisi olmayan bazı yerlerdeki uranyum izlerine dair birtakım şüpheleri doğrulayan bir raporun sunulacağı UAEA Yönetim Kurulu toplantısından önce davranmak istediği açıktır. Raporun olası sonuçlarından biri, UAEA Yönetim Kurulu'nun İran'a yaptırım uygulamaya karar vermesiydi. Burada, İran'ın UAEA’ya verdiği son tepki, raporun sunulmasından ve UAEA ile iş birliğinin gösterilmesinden kaçınmayı amaçlıyor gibi görünüyor. Ancak birkaç gün önce Tahran, geçen Haziran ayında tesise yapılan ve İsrail’i arkasında bulunmakla suçladığı bir saldırının arka planında, bazı ekipmanlarının güvenlik, adli ve adli prosedürlere tabi olduğu bahanesiyle UAEA müfettişlerinin Karaj tesisiyle ilgili çalışmalarını yeniden kısıtladı. Bununla birlikte, UAEA tarafından daha önce yayınlanan bir rapor, tesisin çalışmaya devam ettiğini bildirmişti. Bu, İran'ın son argümanının, müfettişlerinin çalışmalarını engellemek için sadece uydurma bir gerekçe olduğu anlamına geliyor.
Tahran ile UAEA arasında yalnızca iki hafta önce çözülmüş gibi görünen bir meseleyle ilgili son anlaşmazlık, İran'ın, ABD yaptırımlarını kaldırmayı amaçlasa bile, nükleer faaliyetlerine yönelik şüphe uyandırdığının farkında olduğunun bir işaretidir. Ancak, bu bağlamı iki amaca ulaşmak için kullandığı açıktır: Birincisi, uluslararası toplumun, bir nükleer silah edinmenin eşiğinde olduğu beyan edilmemiş nükleer faaliyetlerle ilgili endişelerini dile getirmesi ve ardından ABD'nin taviz vermesini sağlamak. İkinci hedef, yalnızca nükleer silaha sahip olmakla kalmayıp, büyük nükleer yeteneklere sahip olmaktan ziyade bu yeteneklere sahip olmasını ve bunu yapmaya karar verdiğinde, yani nükleer bir eşik durumu olmasını sağlamak.
İran, zenginleştirilmiş uranyum stokunu artırıp, anlaşmayı ihlal ederek gelişmiş santrifüjler kurdu. UAEA geçtiğimiz ay, üye ülkelere Tahran'ın uranyumu yüzde 60'a kadar zenginleştirdiğini açıkladı. Bu, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) kapsamında izin verilen yüzde 3,67'nin önemli bir ihlalidir.
İran'ın ertelemesi, anlaşmayı yeniden canlandırmanın ABD yönetiminin acil bir arzusu olduğunun farkına varmasına dayanıyor. Başkan Joe Biden'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma dikkate alındığında, İran'la nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak hakkında konuşurken sadece Ortadoğu'ya atıfta bulunduğunu görüyoruz. Tahran, nükleer anlaşma meselesinin ABD'nin istediği bir şey olduğunu düşünüyor. İran bunu, kendisine yönelik yaptırımları kaldırmaya yönelik ekonomik, siyasi ve sosyal ihtiyacının farkında olarak yapıyor. Ancak ‘Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üyeliğinin tamamlanmasının yıllar alacağı gerçeği ve ABD'nin kendisine karşı askeri müdahalede bulunmayacağını ve böyle bir niyetinin olmadığını anladığı için erteleniyor.
İran, anlaşmayı, nükleer yeteneklerini sınırlamada faydasız hale getirdikten sonra yeniden canlandırmak istiyor.



Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.