Sudan’da neler oluyor?

Ülkenin doğusunda kriz, Egemenlik Konseyi içerisindeki askeri ve sivil bileşenler arasında anlaşmazlıkları.

Sudan’ın Sevakin şehrindeki protestocular, araç lastiklerini ateşe verdi (AFP)
Sudan’ın Sevakin şehrindeki protestocular, araç lastiklerini ateşe verdi (AFP)
TT

Sudan’da neler oluyor?

Sudan’ın Sevakin şehrindeki protestocular, araç lastiklerini ateşe verdi (AFP)
Sudan’ın Sevakin şehrindeki protestocular, araç lastiklerini ateşe verdi (AFP)

İsmail Muhammed Ali
Sudan’daki olumsuz siyasi gelişmeler, özellikle ülkenin Kızıldeniz kıyısındaki ana limanlarının ve 17 Eylül’den bu yana Hartum ve Port Sudan’ı birbirine bağlayan yolun (doğu bölgesinde ‘kalkınmada dışlamaya’ karşı protestolara öncülük eden Beca Kabilesi Yüksek Konseyi tarafından) kapatılmasına neden olan doğu krizi açısından tanımlanamaz bir şekilde hızlanıyor. Durum, Egemenlik Konseyi içerisindeki askeri ve sivil bileşenler arasındaki gergin ilişkilere neden olmuştu.
Peki, bu gelişme ve olayların ‘ülkenin iç durumuna ve geleceğine, özellikle de Sudan’ın birliğinin korunmasına, geçiş sürecinin sorunsuz bir şekilde tamamlanıp seçimlerin gerçekleştirilmesine ve güvenli bir demokratik geçişe’ etkisi ne?

Tehlikeli gelişmeler
Sudan Ulusal Ümmet Partisi Siyasi Bürosu Politikalar Komitesi Başkanı İmam el-Hulv, bu olayların seyrine ilişkin olarak “Sudan’ın şu anda her düzeyde tanık olduğu gelişmelerin, özellikle askeri ve sivil bileşenler arasındaki medya geriliminde yaşananlar hususunda, sıradan vatandaşlar ve siyasi güçler için oldukça endişe verici olduğuna şüphe yok. Sudan halkının, tüm farklı bileşenleriyle tarih boyunca silahlı kuvvetlerin statüsünü ve prestijini koruduğu ve her türlü istismarı reddettiği bir dönemde ordu liderleri, ilk kez siyasi isim ve partilerle münakaşaya giriyor. Devleti ve toprak bütünlüğünü koruma konusundaki ulusal misyonu çerçevesinde siyasi faaliyetlerden uzak durmalıydı” açıklamasında bulundu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Hulv, “Ülkenin doğusunda tırmanan olaylar son derece endişe verici ve tehlikelidir. Birleşmiş Milletler (BM) misyonunun Port Sudan’a gelişinin tehlikeli bir gelişmeyi temsil ettiği açıktır. Özellikle geçiş aşamasını tehdit eden birçok uluslararası temsilcinin şu anda Hartum’da bulunması, birkaç uluslararası müdahalenin başlangıcı olabilir. Bu nedenle tüm taraflar arasındaki medya atışmasının durdurulması ve ulusal gündeme yönelmek kaydıyla, bu krizden çıkış yolu olarak çatışan gruplar arasında bir diyalogun benimsenmesi çağrısında bulunuyoruz. Ulusal gündem, demokratik dönüşüme, adil barışa, özgür ve adil seçimlere ulaşmak askeri ve sivil unsurlar arasındaki güveni yeniden tesis etmeye çalışmaktır” ifadelerini kullandı.

Bilgelik ve deneyim
İmam el-Hulv, geçiş hükümetini doğudaki protestocularla aynı masaya oturmaya çağırırken, böylece özellikle meşru oldukları için talep konusunda uzlaşı sağlayabileceklerini dile getirdi. Yetkili, akılcı yönelimin ve ‘birliği ve inşası için’ vatanın çıkarlarını ileriye taşımanın, geçiş sürecini sorunsuz bir şekilde sona ulaştıracağını vurguladı.
Hulv, “Elbette bir iç çatışma veya darbe olmasını ummuyoruz. Tüm bu şüpheli ve rahatsız edici senaryolar, ilkesel olarak reddedilmektedir. Ama işler eğer bu şekilde devam ederse, durumun ne olacağını bilemeyiz. Bu, kuşkusuz geçiş dönemini sabote etmeye ve başarısızlığa uğratmaya çalışan güçlere kapı açar. Aynı zamanda ülke çıkarlarıyla çelişen ve kendi gündemi olan dış müdahaleye de kapı aralar” değerlendirmesinde bulundu. 
Hulv ayrıca, “Özellikle tüm taraflarca kabul edilebilir öneriler ve çözümler sunması gereken büyük partiler olmak üzere Sudan halkının ve hükümetinin, bu krizi ‘dışlamadan ve nefretten uzak bir şekilde tüm etnik, siyasi ve kültürel bileşenleriyle milletin bütünlüğünü ve bekasını koruyarak’ bilgelik ve deneyimle aşacağını umuyoruz” dedi.
Siyasi güçlerin askeri bileşeni ve yürütme otoritesi tarafından yöneltilen suçlamalar hakkında ise İmam el-Hulv, “Askeri bileşen, Egemenlik Konseyi düzeyinde geçiş otoritesi açısından gerçek bir ortaktır. Ülkenin güvenliğini ve istikrarını her türlü iç ve dış tehlike ve tehdide karşı korumak için temsil edilen belirli görevleri vardır. Anayasada belirtilen görevlerinin dışına çıkmaması gerekmektedir. Bu, iyi bir gösterge değildir ve görevlerinin sınırlarına uymalı, siyasi güçlerin ve yürütme erkinin merkezinde yer alan siyasi meselelerden uzak durmalıdır. Sudan Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı da olan Egemenlik Konseyi Başkanı, ordunun yönetme arzusunun olmadığını ve siyasi süreçte liderliğin görevinin, 2024 yılında geçiş döneminin sonunda yapılacak genel seçimlerle sona erdiğini defalarca dile getirdi. Bu söze bağlı kalmasını umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Çelişkiler ve sapmalar
Sudan Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi Kemal Karrar, “Sudan’da yaşananların, askeri bileşenle ortaklığın başlamasından bu yana gerçekleşmesinin beklendiğine inanıyorum. Bu durumun uzun sürmemesini bekliyorduk. Çünkü ortaklık, çelişkiler içeriyor. Bu çelişkilerin başında, Egemenlik Konseyi’nin askeri bileşen üyelerinin çoğunun, Nisan 2019’da bir halk devrimi nedeniyle düşen önceki rejimin parçası olması geliyor. Öyle ki Ömer el-Beşir rejimindeki güvenlik komitesini temsil ettiler. 30 yıl boyunca güçlü bir kol olarak kabul edildiler. Sonuç olarak, siyasi ve ekonomik nüfuz kazandılar. Devrime inanmamalarına rağmen, çıkarlarını korumak için iktidardaki varlıklarını korudular” açıklamasında bulundu.
Karrar, “Sorun şu ki bu hükümet, çelişkileriyle birlikte, Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin en basit tüzüğüne ve programına bile itimat etmedi. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın önceki rejiminin ekonomi politikalarını benimsedi. Yeni bir şey getirmedi. Aksine İsrail ile ilişkiler kurmaya ve Kızıldeniz bölgesinde ABD’lilere ve Ruslara askeri üsler vermeye yöneldi. Bu nedenle durumun bu kadar kötüye gitmesi gerekiyordu. Zira hükümet devrimin yolundan saptı ve siyasi kuluçka makinesi, artık halkı temsil etmiyor. Askeri ve sivil bileşenler arasındaki ortaklık artık gerçek değil. Egemenlik Konseyi başkanlığının sivillere devredileceği tarih yaklaşırken, ordunun sesleri yükseldi ve buna hiçbir gerekçe göstermeden itiraz ettiler” dedi.

Yeni devrim
Karrar’ın tahminlerine göre bu sahne, Sudan sokaklarının yeniden aynı safa girmesine ve kitlesel bir halk devriminin ikinci dalgasının ortaya çıkmasına uzanıyor. Çünkü şu an yaşananlar, sokakları tatmin etmiyor ve sokakların iradesine aykırı bir yönelim var.
Kemal Karrar, Libya ve Yemen’de olduğu gibi durumun kaosa dönüşmeyeceği gerçeğinin yanı sıra, askeri darbenin, eski rejimin siyaset sahnesine geri dönmesinin veya uluslararası toplum tarafından bir çözüm bulma olasılığının uzak olduğunu dile getirdi. Karrar, “Beklenen şey, Sudan halkının devrimi, onu güpegündüz çalanlardan geri almasıdır” dedi.
Doğu Sudan’daki krizin temel nedeninin, hükümetin ekonomik programının hizmetlere ve altyapıya dikkat etmemesi olduğuna dikkati çeken yetkili, programın bu hayati bölgedeki ticaret ve ekonomik hareketliliği felç ettiğini vurguladı.
Karrar, “Ne yazık ki, hükümetin Doğu’daki krize müdahalesi zayıf kaldı, sanki uluslararası toplumun çözmesini bekliyormuş gibiydiler. Ve sanki Sudan, manda yönetimi ve sömürgecilik altındaymış gibiydiler” dedi.

BM misyonu
Bu gelişmeler ortasında BM Sudan’daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) heyeti, doğudaki krizin sebepleri ve çözüm yollarının yanı sıra, Kızıldeniz Eyaleti’ndeki siyasi ve güvenlik durumunu, kalkınma ve insani ihtiyaçlarını ele almak amacıyla 14 Ekim’de Port Sudan’a geldi.
Misyon temsilcisi Stephen Korn, Kızıldeniz Eyaleti Valisi Abdullah Şangaray ile görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Doğu Sudan’daki siyasi sorunların çözümü, Hartum’daki merkezi hükümet, Beca Kabilesi Yüksek Konseyi ve bağımsız belediye başkanları arasında diyalog yürütülmesini gerektiriyor” dedi.
Korn, BM heyetinin Kızıldeniz Eyaleti’ne yapacağı ziyaretin üç gün süreceğini ve bu süre zarfında doğunun sorunlarına ilişkin farklı bakış açıları ve çözüm önerileri dinleyeceğini ifade etti.
Bu misyonun programı, Beca Kabilesi Yüksek Konseyi Başkanı Nazer Seyyid Muhammed el-Emin ve Sinkat bölgesindeki kadın sektörü ile bir toplantıyı da içeriyor. Ayrıca program kapsamında, Deniz Limanları İdaresi Müdürü, Kızıldeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, direniş komiteleri ve yerel yönetim liderleri görüşmeler de yer alıyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.