Sudan’da neler oluyor?

Ülkenin doğusunda kriz, Egemenlik Konseyi içerisindeki askeri ve sivil bileşenler arasında anlaşmazlıkları.

Sudan’ın Sevakin şehrindeki protestocular, araç lastiklerini ateşe verdi (AFP)
Sudan’ın Sevakin şehrindeki protestocular, araç lastiklerini ateşe verdi (AFP)
TT

Sudan’da neler oluyor?

Sudan’ın Sevakin şehrindeki protestocular, araç lastiklerini ateşe verdi (AFP)
Sudan’ın Sevakin şehrindeki protestocular, araç lastiklerini ateşe verdi (AFP)

İsmail Muhammed Ali
Sudan’daki olumsuz siyasi gelişmeler, özellikle ülkenin Kızıldeniz kıyısındaki ana limanlarının ve 17 Eylül’den bu yana Hartum ve Port Sudan’ı birbirine bağlayan yolun (doğu bölgesinde ‘kalkınmada dışlamaya’ karşı protestolara öncülük eden Beca Kabilesi Yüksek Konseyi tarafından) kapatılmasına neden olan doğu krizi açısından tanımlanamaz bir şekilde hızlanıyor. Durum, Egemenlik Konseyi içerisindeki askeri ve sivil bileşenler arasındaki gergin ilişkilere neden olmuştu.
Peki, bu gelişme ve olayların ‘ülkenin iç durumuna ve geleceğine, özellikle de Sudan’ın birliğinin korunmasına, geçiş sürecinin sorunsuz bir şekilde tamamlanıp seçimlerin gerçekleştirilmesine ve güvenli bir demokratik geçişe’ etkisi ne?

Tehlikeli gelişmeler
Sudan Ulusal Ümmet Partisi Siyasi Bürosu Politikalar Komitesi Başkanı İmam el-Hulv, bu olayların seyrine ilişkin olarak “Sudan’ın şu anda her düzeyde tanık olduğu gelişmelerin, özellikle askeri ve sivil bileşenler arasındaki medya geriliminde yaşananlar hususunda, sıradan vatandaşlar ve siyasi güçler için oldukça endişe verici olduğuna şüphe yok. Sudan halkının, tüm farklı bileşenleriyle tarih boyunca silahlı kuvvetlerin statüsünü ve prestijini koruduğu ve her türlü istismarı reddettiği bir dönemde ordu liderleri, ilk kez siyasi isim ve partilerle münakaşaya giriyor. Devleti ve toprak bütünlüğünü koruma konusundaki ulusal misyonu çerçevesinde siyasi faaliyetlerden uzak durmalıydı” açıklamasında bulundu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Hulv, “Ülkenin doğusunda tırmanan olaylar son derece endişe verici ve tehlikelidir. Birleşmiş Milletler (BM) misyonunun Port Sudan’a gelişinin tehlikeli bir gelişmeyi temsil ettiği açıktır. Özellikle geçiş aşamasını tehdit eden birçok uluslararası temsilcinin şu anda Hartum’da bulunması, birkaç uluslararası müdahalenin başlangıcı olabilir. Bu nedenle tüm taraflar arasındaki medya atışmasının durdurulması ve ulusal gündeme yönelmek kaydıyla, bu krizden çıkış yolu olarak çatışan gruplar arasında bir diyalogun benimsenmesi çağrısında bulunuyoruz. Ulusal gündem, demokratik dönüşüme, adil barışa, özgür ve adil seçimlere ulaşmak askeri ve sivil unsurlar arasındaki güveni yeniden tesis etmeye çalışmaktır” ifadelerini kullandı.

Bilgelik ve deneyim
İmam el-Hulv, geçiş hükümetini doğudaki protestocularla aynı masaya oturmaya çağırırken, böylece özellikle meşru oldukları için talep konusunda uzlaşı sağlayabileceklerini dile getirdi. Yetkili, akılcı yönelimin ve ‘birliği ve inşası için’ vatanın çıkarlarını ileriye taşımanın, geçiş sürecini sorunsuz bir şekilde sona ulaştıracağını vurguladı.
Hulv, “Elbette bir iç çatışma veya darbe olmasını ummuyoruz. Tüm bu şüpheli ve rahatsız edici senaryolar, ilkesel olarak reddedilmektedir. Ama işler eğer bu şekilde devam ederse, durumun ne olacağını bilemeyiz. Bu, kuşkusuz geçiş dönemini sabote etmeye ve başarısızlığa uğratmaya çalışan güçlere kapı açar. Aynı zamanda ülke çıkarlarıyla çelişen ve kendi gündemi olan dış müdahaleye de kapı aralar” değerlendirmesinde bulundu. 
Hulv ayrıca, “Özellikle tüm taraflarca kabul edilebilir öneriler ve çözümler sunması gereken büyük partiler olmak üzere Sudan halkının ve hükümetinin, bu krizi ‘dışlamadan ve nefretten uzak bir şekilde tüm etnik, siyasi ve kültürel bileşenleriyle milletin bütünlüğünü ve bekasını koruyarak’ bilgelik ve deneyimle aşacağını umuyoruz” dedi.
Siyasi güçlerin askeri bileşeni ve yürütme otoritesi tarafından yöneltilen suçlamalar hakkında ise İmam el-Hulv, “Askeri bileşen, Egemenlik Konseyi düzeyinde geçiş otoritesi açısından gerçek bir ortaktır. Ülkenin güvenliğini ve istikrarını her türlü iç ve dış tehlike ve tehdide karşı korumak için temsil edilen belirli görevleri vardır. Anayasada belirtilen görevlerinin dışına çıkmaması gerekmektedir. Bu, iyi bir gösterge değildir ve görevlerinin sınırlarına uymalı, siyasi güçlerin ve yürütme erkinin merkezinde yer alan siyasi meselelerden uzak durmalıdır. Sudan Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı da olan Egemenlik Konseyi Başkanı, ordunun yönetme arzusunun olmadığını ve siyasi süreçte liderliğin görevinin, 2024 yılında geçiş döneminin sonunda yapılacak genel seçimlerle sona erdiğini defalarca dile getirdi. Bu söze bağlı kalmasını umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Çelişkiler ve sapmalar
Sudan Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi Kemal Karrar, “Sudan’da yaşananların, askeri bileşenle ortaklığın başlamasından bu yana gerçekleşmesinin beklendiğine inanıyorum. Bu durumun uzun sürmemesini bekliyorduk. Çünkü ortaklık, çelişkiler içeriyor. Bu çelişkilerin başında, Egemenlik Konseyi’nin askeri bileşen üyelerinin çoğunun, Nisan 2019’da bir halk devrimi nedeniyle düşen önceki rejimin parçası olması geliyor. Öyle ki Ömer el-Beşir rejimindeki güvenlik komitesini temsil ettiler. 30 yıl boyunca güçlü bir kol olarak kabul edildiler. Sonuç olarak, siyasi ve ekonomik nüfuz kazandılar. Devrime inanmamalarına rağmen, çıkarlarını korumak için iktidardaki varlıklarını korudular” açıklamasında bulundu.
Karrar, “Sorun şu ki bu hükümet, çelişkileriyle birlikte, Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin en basit tüzüğüne ve programına bile itimat etmedi. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın önceki rejiminin ekonomi politikalarını benimsedi. Yeni bir şey getirmedi. Aksine İsrail ile ilişkiler kurmaya ve Kızıldeniz bölgesinde ABD’lilere ve Ruslara askeri üsler vermeye yöneldi. Bu nedenle durumun bu kadar kötüye gitmesi gerekiyordu. Zira hükümet devrimin yolundan saptı ve siyasi kuluçka makinesi, artık halkı temsil etmiyor. Askeri ve sivil bileşenler arasındaki ortaklık artık gerçek değil. Egemenlik Konseyi başkanlığının sivillere devredileceği tarih yaklaşırken, ordunun sesleri yükseldi ve buna hiçbir gerekçe göstermeden itiraz ettiler” dedi.

Yeni devrim
Karrar’ın tahminlerine göre bu sahne, Sudan sokaklarının yeniden aynı safa girmesine ve kitlesel bir halk devriminin ikinci dalgasının ortaya çıkmasına uzanıyor. Çünkü şu an yaşananlar, sokakları tatmin etmiyor ve sokakların iradesine aykırı bir yönelim var.
Kemal Karrar, Libya ve Yemen’de olduğu gibi durumun kaosa dönüşmeyeceği gerçeğinin yanı sıra, askeri darbenin, eski rejimin siyaset sahnesine geri dönmesinin veya uluslararası toplum tarafından bir çözüm bulma olasılığının uzak olduğunu dile getirdi. Karrar, “Beklenen şey, Sudan halkının devrimi, onu güpegündüz çalanlardan geri almasıdır” dedi.
Doğu Sudan’daki krizin temel nedeninin, hükümetin ekonomik programının hizmetlere ve altyapıya dikkat etmemesi olduğuna dikkati çeken yetkili, programın bu hayati bölgedeki ticaret ve ekonomik hareketliliği felç ettiğini vurguladı.
Karrar, “Ne yazık ki, hükümetin Doğu’daki krize müdahalesi zayıf kaldı, sanki uluslararası toplumun çözmesini bekliyormuş gibiydiler. Ve sanki Sudan, manda yönetimi ve sömürgecilik altındaymış gibiydiler” dedi.

BM misyonu
Bu gelişmeler ortasında BM Sudan’daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) heyeti, doğudaki krizin sebepleri ve çözüm yollarının yanı sıra, Kızıldeniz Eyaleti’ndeki siyasi ve güvenlik durumunu, kalkınma ve insani ihtiyaçlarını ele almak amacıyla 14 Ekim’de Port Sudan’a geldi.
Misyon temsilcisi Stephen Korn, Kızıldeniz Eyaleti Valisi Abdullah Şangaray ile görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Doğu Sudan’daki siyasi sorunların çözümü, Hartum’daki merkezi hükümet, Beca Kabilesi Yüksek Konseyi ve bağımsız belediye başkanları arasında diyalog yürütülmesini gerektiriyor” dedi.
Korn, BM heyetinin Kızıldeniz Eyaleti’ne yapacağı ziyaretin üç gün süreceğini ve bu süre zarfında doğunun sorunlarına ilişkin farklı bakış açıları ve çözüm önerileri dinleyeceğini ifade etti.
Bu misyonun programı, Beca Kabilesi Yüksek Konseyi Başkanı Nazer Seyyid Muhammed el-Emin ve Sinkat bölgesindeki kadın sektörü ile bir toplantıyı da içeriyor. Ayrıca program kapsamında, Deniz Limanları İdaresi Müdürü, Kızıldeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, direniş komiteleri ve yerel yönetim liderleri görüşmeler de yer alıyor.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.