Dünya Bankası: Yemen’in 51 bölgesi çatışmalardan etkilendi, 6 ayda bin sivil öldürüldü

Açlığın etkili olduğu alanın genişlemesi ve ekonomik sistemin çöküşüne yönelik uyarılarını yineledi.

Hudeyde’de bulunan bir sağlık merkezindeki çocuklar (AFP)
Hudeyde’de bulunan bir sağlık merkezindeki çocuklar (AFP)
TT

Dünya Bankası: Yemen’in 51 bölgesi çatışmalardan etkilendi, 6 ayda bin sivil öldürüldü

Hudeyde’de bulunan bir sağlık merkezindeki çocuklar (AFP)
Hudeyde’de bulunan bir sağlık merkezindeki çocuklar (AFP)

Dünya Bankası, Yemen’de Husi milislerinin başlattığı savaşın yaklaşık 51 bölgeyi etkilediğini ve 6 ay içerisinde bin kişinin ölümüne neden olduğunu belirterek, ülkedeki kıtlığın kapsamının genişlediğine yönelik uyarısını yeniledi.
Dünya Bankası, ülkede son 18 ayda gözlemlenen gıda fiyatlarındaki artışın 3 nedenini tespit etti. Banka söz konusu nedenlerin, küresel olarak ürün fiyatlarının yükselmesi, yerel para biriminin önemli ölçüde değer kaybetmesi ve emtia nakliye maliyetlerinin artması olduğunu belirtti.
Dünya Bankası, Haziran ayı itibariyle, Yemen’in dört bir köşesinde ki 51 bölgenin savaş halindeki cephe hatlarından doğrudan etkilendiğini açıkladı. 2019 yılı sonlarında savaştan etkilenen bölge sayısı 35 iken geçen yıl ise 45’e ulaşmıştı. Ülkede son 6 ayda 82’si çocuk olmak üzere yaklaşık bin 23 sivil öldürüldü. Okullar ve hastaneler 16’dan fazla saldırıya maruz kaldı.
Banka tarafından Perşembe günü yayınlanan, gıda güvenliği ve emtia fiyatlarının yüksek olma nedenlerine ilişkin raporda, Yemen’de 6 yıldır sürmekte olan savaşın, ülkeyi kıtlığın eşiğine getirdiği, milyonlarca insanı evlerinden ettiği, ekonominin çökmesine neden olduğu ve Kovid-19 pandemisi de dahil olmak üzere hastalıkların yayılmasını arttırdığını belirtirken, söz konusu koşulların, insani fonların yetersiz kalmasının gölgesinde giderek şiddetlendiği vurgulandı.
Raporda, gıda fiyatlarındaki artışın yoksul ve ihtiyaç sahibi tüm Yemenli aileleri etkilediği belirtildi. Kovid-19 pandemisinden kaynaklanan, gelirlerdeki ani değişimler ve yüksek yakıt fiyatları, biraz daha varlıklı hanelerin gıda güvenliği üzerinde daha şiddetli yansımalara neden oldu.
Son bir buçuk yıldaki fiyat artışının zamanı ve bölgelerini ele alan raporda, gıda fiyatlarındaki artışın ardında üç faktör olduğu belirtiliyor. Bu faktörlerin, Kovid-19 pandemisi sırasında gıda fiyatlarındaki küresel bir artış görülmesi, enflasyon oranlarındaki hızlı artış yaşanırken yerel para biriminin önemli ölçüde değer kaybetmesi, Husi milis kontrolündeki bölgelerde zaman zaman yakıt ithalinde yaşanan zorlukların taşıma maliyetlerinin artması ile gıda fiyatlarının yükselmesine katkıda bulunması olduğu belirtildi.

Tarımsal üretim eksikliği
Raporda, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan birçok gıda güvenliği krizinde de olduğu gibi, gıda fiyatlarının yükselmesi sorununun, tarımsal üretim eksikliğinden kaynaklandığına yönelik çok az sayıda kanıt olduğu belirtildi. Zira rapor, Yemen’in çatışmalardan önce gıda ihtiyacının yüzde 90’ından fazlasını ithal ederek sağladığını ve son bir yılda tarımsal üretimde önemli ölçüde bir değişiklik olmadığını gösteriyor.
Sivil Etki İzleme Projesi, bu yıl Ocak-Haziran ayları döneminde, Yemen’de bin 23 kişi çatışmalara kurban giderken, Çocuklara Yönelik Ağır İhlalleri İzleme ve Belgeleme Mekanizması (MRM) 82 çocuğun öldürüldüğünü 268 çocuğun ise çatışmalarda yaralandığını bildirdi. Aynı zamanda okul ve hastanelere yönelik 16 saldırının kaydedildiği de bildirildi.
Raporda, Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) güncel Yer Değiştirme İzleme Matrisi’ne göre aynı dönemde Yemen hükümetinin kontrolü altındaki bölgelerde 41 binden fazla kişinin yerinden edildiği belirtildi. IOM çoğu Etiyopya ve Somali’den olmak üzere yaklaşık 10 bin göçmenin Yemen’e girdiğini tahmin ediyor. Bunun yanı sıra Yemen, birçoğu insanlık dışı koşullardan sıkıntı çeken ve Kovid-19 salgını sürecinde artan ayrımcılık, damgalama ve marjinalleşme ile karşı karşıya kalan yaklaşık 140 bin sığınmacı ve mülteciye ev sahipliği yapıyor.
Raporda, ülkedeki sağlık tesislerinin yalnızca yüzde 50’sinin çalışıyor olması nedeniyle, devam eden koronavirüs salgınının ülkenin zaten hassas olan sağlık sistemi üzerinde ek bir baskı oluşturduğu belirtiliyor. Ayrıca Kovid-19’un neden olduğu sağlık riskleri ve ölümlerinin yanı sıra virüsün yayılması, insanların diğer tıbbi ihtiyaçlarına yönelik tedavi görmelerine engel oluyor. Yemen’deki iş ortamı da, 2021’in ilk yarısında operasyonel erişim ve bürokratik gereksinimler açısından son derece zorlu bir durum yaşamaya devam etti.
Rapora göre, çatışmaların artması ve Hacca, el-Hudeyde, ed-Dali, Taiz şehri ve çevresinde devam eden çatışmaların yanı sıra cephe hatlarının Marib ve el-Bayda şehirlerine yayılması, insani yardım programlarının uygulanmasına engel oluştururken, insani ihtiyaçların ve yerinden edilmelerin artmasına yol açtı. Haziran ayına kadar aktif cephe hattının 5 kilometre uzağındaki, Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişilerin (ÜİYOK) yaşadığı gayri resmi kamplardaki nüfus yüzde 45 arttı.

İnsani yardım topluluğu, bürokratik engellerin kaldırılması çağrısında bulundu
Raporda belirtilen dönem boyunca insani yardım topluluğunun, yetkililere ihtiyaç sahibi insanlara zamanında, sürekli ve gerekli erişimin sağlanmasının önündeki bürokratik engellerin kaldırılması çağrılarında bulunmaya devam ettiğini söyledi. Çağrılara yanıt verilmesi ile, sivil toplum kuruluşlarının bekleyen projeleri için alt anlaşmaların yığılması azaltılırken, Gıda Güvenliği ve Geçim Kaynakları Değerlendirmeleri ve Yardım ve Ulaştırma Birimleri Gözetim Anketleri dahil olmak üzere ülke genelinde koordineli değerlendirmelerde ilerleme kaydedildiği belirtildi.
Rapor, Yemen ekonomisinin çatışmanın patlak vermesinden bu yana yüzde 50’yi aşan bir oranda küçüldüğünü ve insanların yüzde 80’inden fazlasının şu anda yoksulluk sınırının altında yaşadığını gösteriyor. Bu çöküş kendini, gelir kayıplarında, Yemen riyalinin değer kaybetmesinde, devlet gelirlerinin kaybedilmesinde, emtia fiyatlarındaki artışlarında ve ithalat kısıtlamalarında açıkça gösteriyor.
Rapor, bu yılın ilk yarısında, Yemen riyalinin değerinin yaklaşık yüzde 34 oranında değer kaybederek en düşük seviyesine düştüğünü ve bu durumun ithalata bağlı olarak yaşatan bu ekonomide gıda ve diğer temel ürünlerin fiyatlarının atmasına neden olduğunu belirtti.
Rapor, geçim ve gelir düzeyi değişmezken, Ocak ve Haziran ayları arasında gıda sepetinin maliyetinin yükselmesinin normal bir sivilin satın alma gücünü önemli ölçüde etkilediği belirtiyor. Zira Yemenliler bu yıl önceki yıllara kıyasla, asgari gıda maliyetini karşılamak için daha fazla gün çalışmak zorunda kalıyor.
Ülke genelinde, ortalama mikrofinans maliyeti Ocak-Haziran 2021 arasında yaklaşık yüzde 23 artış gösterdi. 2020 yılına kıyasla Yemenlilerin çoğunluğu için önemli bir geçim kaynağı olan tarım sektöründeki işçileri gibi ekonomik durumu zayıf olan ailelerin satın alma gücü düştü. Husi milislerin kontrolündeki bölgelerde büyük oranda yakıt fiyatlarına bağlı olarak gıda fiyatlarında artış yaşanmış olmasına rağmen, Yemen hükümetinin kontrolündeki bölgeler söz konusu durumdan en çok etkilenen bölgeler oldu.
Dünya bankasının tahminlerine göre, mevcut insani yardım seviyeleriyle bile Yemen’in 22 vilayetinden 12’si gıda ihtiyaçları konusunda büyük bir eksik olması sebebiyle sıkıntı çekiyor. Nüfusun yüzde 40’ı veya daha fazlası gıda yetersizliği ile mücadele ediyor.



DMUK, Suriye'nin katılımını memnuniyetle karşılarken Suriye ile yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit etti

Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)
Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)
TT

DMUK, Suriye'nin katılımını memnuniyetle karşılarken Suriye ile yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit etti

Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)
Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)

DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) dün, Suriye hükümetini koalisyonun 90’ıncı üyesi olarak kabul etti. DMUK, pazartesi günü Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad'da Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Velid el-Hureyci ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın başkanlığında düzenlenen siyasi direktörler toplantısında yayınlanan ortak bildiride, hükümetle yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit etti.

Katılımcılar, toplantıya ev sahipliği yapan Suudi Arabistan'a ve terörle mücadele ve istikrarın sağlanması için bölgesel ve uluslararası çabaları destekleme konusunda sürdürdüğü rolüne teşekkürlerini ifade ederek, üye devletleri Suriye ve Irak'ın çabalarına doğrudan destek sağlamaya teşvik ettiler.

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında, kalıcı ateşkes ve Suriye'nin kuzeydoğusunda sivil ve askeri entegrasyon için düzenlemeler de dahil olmak üzere kapsamlı bir anlaşma yapılmasını memnuniyetle karşıladılar.

dfrgth
Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi, Riyad'da düzenlenen toplantıya başkanlık etti (SPA)

Suriye hükümetinin DAEŞ ile mücadelede ülke çapında liderliği alma niyetini kaydettiler ve DAEŞ ile mücadelede SDG’nin yaptığı fedakarlıklara ve DAEŞ'i yenme operasyonunda Irak hükümetinin sürdürdüğü liderliğe olan takdirlerini ifade ettiler.

Katılımcılar, tutuklu DAEŞ’lıların hızlı ve güvenli bir şekilde nakli, üçüncü ülke vatandaşlarının ülkelerine geri gönderilmesi, el-Hol ve Roj mülteci kamplarındaki ailelerinin geldikleri ülkelere onurlu bir şekilde yeniden entegrasyonu ve bu ülkelerde örgütü yenilgiye uğratma operasyonunun geleceği konusunda Suriye ve Irak ile koordinasyonun sürdürülmesi gibi önceliklerini yeniden teyit ettiler.

DMUK savunma yetkilileri, diplomatik ve askeri kanallar arasındaki yakın koordinasyonu vurguladılar. Katılımcılar ise devam eden tutuklu nakilleri de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenilgiye uğratma operasyonundaki son durum hakkında brifing aldılar.

vfbghyj6u
DMUK üyeleri, ülkeleri Suriye ve Irak'ın çabalarına doğrudan destek sağlamaya teşvik etti (SPA)

DEAŞ üyelerini güvenli bir şekilde gözaltına alma konusunda Irak'ın çabalarını öven yetkililer, Suriye'nin DEAŞ’lıları ve ailelerini barındıran gözaltı tesisleri ve mülteci kamplarının sorumluluğunu üstlenmesini memnuniyetle karşıladılar. Ayrıca, ülkelerin Irak ve Suriye'den vatandaşlarını geri göndermekle yükümlü olduklarını yinelediler.

Irak'ın liderliğine teşekkürlerini ifade ettiler ve tutukluların Irak hükümetinin gözetimine devredilmesinin bölgesel güvenlik için hayati önem taşıdığını kabul eden katılımcılar, Irak ve Suriye’de DEAŞ’ı yenilgiye uğratma konusundaki ortak taahhütlerini yinelediler ve hükümetlerini örgütün tutuklularını güvence altına alma konusunda desteklemeye devam edeceklerine söz verdiler.


SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.