ABD’nin Suriye için belirlediği 5 yeni öncelik arasında ‘İran’ın Suriye’den çıkarılması’ hedefi yok: Suriye’nin kuzeydoğusunda kalmaya devam edilecek

Biden yönetimi siyasi incelemeleri bitirdikten sonra önceliklerini sundu.

Bu ayın başında Irak ile olan Simelka Sınır Kapısı yakınında Suriye’nin kuzey doğu bölgesinde görev yapan bir ABD askeri (AFP)
Bu ayın başında Irak ile olan Simelka Sınır Kapısı yakınında Suriye’nin kuzey doğu bölgesinde görev yapan bir ABD askeri (AFP)
TT

ABD’nin Suriye için belirlediği 5 yeni öncelik arasında ‘İran’ın Suriye’den çıkarılması’ hedefi yok: Suriye’nin kuzeydoğusunda kalmaya devam edilecek

Bu ayın başında Irak ile olan Simelka Sınır Kapısı yakınında Suriye’nin kuzey doğu bölgesinde görev yapan bir ABD askeri (AFP)
Bu ayın başında Irak ile olan Simelka Sınır Kapısı yakınında Suriye’nin kuzey doğu bölgesinde görev yapan bir ABD askeri (AFP)

ABD Başkanı Joe Biden’ın ekibi, yaşadığı doğum sancılarından sonra ABD’nin Suriye’deki öncelikleriyle ilgili nihai bir formüle ulaştı. Washington’daki kurumların içinde formülü inceleme süreci yılbaşından bu yana devam ediyordu. 5 temel ve 1 yan hedeften oluşan formül, eski ABD Başkanı Donald Trump döneminin aksine ‘İran’ın Suriye’den çıkarılması’ hedefini kapsamıyor. Bu formül ayrıca Suriye’nin komşu ülkelerini yani Ürdün, İsrail ve diğer ülkelerin istikrarının desteklenmesini öngörüyor.
Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre, ABD’li yetkililerin geçtiğimiz günlerde kapalı kapılar ardında konuştuğu ABD’nin Suriye’deki öncelikleri şunlar: Birincisi, Suriye’nin kuzeydoğusunda kalmaya devam edilmesi ve DEAŞ’ın yenilgisinin sürdürülmesi. İkincisi, insani yardımların sınır ötesinden yapılmaya devam edilmesi. Üçüncüsü, ateşkesin korunması. Dördüncüsü, hesap verebilirlik ve insan haklarının desteklenmesi, kitle imha silahlarına başvurulmaması. Beşincisi, 2254 sayılı karar uyarınca barış sürecini ileriye taşımak. Bu beş temel hedefe ek olarak belirlenen yan hedef ise, ABD’nin Suriye’ye komşu ülkeleri ve istikrarlarını desteklemeye çaba göstermesi.
Bu formül aslında daha önce ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Haziran’da bakanlar düzeyindeki DEAŞ Karşıtı Koalisyon Konferansı marjında açıkladığı formülün geliştirilmiş versiyonu. Nitekim Blinken, Konferans’taki konuşmasında, üç öncelikten bahsederek bunları şöyle sıralamıştı: “İnsani yardımlar, DEAŞ ile mücadele ve barış sürecini ileri taşımak.”

Önceliklerin uygulanması
İçerdeki mekanizmalarda gözden geçirilen söz konusu önceliklerin, geçtiğimiz aylarda Biden ekibinin Suriye’de ve diplomatik görüşmelerde attığı adımlarla hayata geçirmeye başladığı görülüyor. Nitekim ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie, Afganistan’dan çekilme sırasında yaşanan kaosun ardından Suriye’nin kuzeyine gizli bir ziyaret gerçekleştirerek, ABD’nin Fırat’ın doğusunda kalmaya devam edeceğine ve Afganistan örneğinin burada tekrarlanmayacağına dair Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) güvence verdi. Biden yönetimi ayrıca Suriye’de DEAŞ ile mücadeleyi ve SDG’nin istikrarını etkileyecek bir askeri operasyon başlatmaması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a baskı uyguladı. Bu hamleler, Biden dönemi sona erene kadar ABD güçlerinin Suriye’de kalacağı izlenimi veriyor.
İnsani yardım meselesine gelince, Biden ekibi Suriye’ye yönelik sınır ötesi insani yardımların uzatılmasını öngören kararın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden (BMGK) geçmesi için Temmuz ayında Cenevre’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in temsilcileriyle gizli bir görüşme gerçekleştirdi.
Biden ekibinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Verşinin ile Putin’in Temsilcisi Aleksandr Lavrantyev sınır ötesi insani yardım kararının 6 ay daha uzatılmasını sağlamak amacıyla Cenevre’de bir araya geldi. İkinci 6 ay önümüzdeki yılın başından itibaren başlayacak. Görüşmede ayrıca ABD’nin ‘erken toparlanma’ ve ‘insani yardımların sınır ötesi değil temas noktaları üzerinden yapılması’ yönündeki yükümlülüklerini yerine getirmesi konusu ele alındı. Biden yönetimi Suriye’nin kuzeydoğu ve kuzeybatısında istikrarı desteklemek için mali yardımlar sunmaya yaklaşıyor.
Diplomasi alanındaki hamlelere gelince, Biden yönetimi Suriye’deki kapsamlı ateşkesi, siyasi sürecin aktifleştirilmesi ve 2254 sayılı karar uyarınca anayasal reformları desteklediğini ifade eden açıklamalar yayınlamaya devam ediyor. ABD ayrıca Fransa, İngiltere ve Batılı ülkeleri, Suriyeli muhaliflerin yargılama, hesap verebilirlik ve insan hakları meselelerini gündemde tutmaları için teşvik etti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, ABD Hazine Bakanlığı, Temmuz sonlarında insan hakları ihlalleri ve terörizm ile ilgili yeni yaptırım listesi yayınladı. Bu liste, sadece Suriye hükümeti ve destekçilerini değil aynı zamanda geniş bir kesimi kapsadı. Bakanlık aynı zamanda ‘Arap gaz boru hattının’ Suriye topraklarından geçmesi halinde Ceaser Yasası yaptırımlarına takılmayacağına dair Mısır, Ürdün ve Lübnan’a şartlı taahhüt verdi. Bakanlığın şartı ise bu hattan elde edilecek paralardan Şam’a verilmemesi ve ABD’nin yaptırım listesinde yer alan şahıs ve şirketlerle işbirliği yapılmamasıydı.

İran kararsızlığı
Bu önceliklerin önem arz eden tarafı ise Trump’ın listesinde yer alan İran maddesinin silinmesidir. Zira Biden şu ana kadar Suriye dosyasıyla siyasi düzeyde ilgilenecek bir temsilci atamadı. Daha önce James Jeffrey’in baktığı bu dosya halihazırda Brett McGurk’ın kontrolünde. Biden yeni bir temsilci atamadığı gibi ABD savunma ve dışişleri bakanlıkları da bu dosyadan uzak tutuluyor.  Ancak Barbara Leaf’ın Dışişleri Bakanlığı’nda kıdemli bir pozisyona getirilmesi, söz konusu durumun değişip değişmeyeceği sorularını beraberinde getirdi.
Biden ekibi aynı zamanda Şam ile normalleşmeyi engellemek adına Arap ülkelerine yönelik bir diplomasi ve siyasi hamle de yapmadı. Ancak ABD’li diplomatlar Araplarla diyaloglarında iki noktaya odaklandıklarını belirtiyorlar. Buna göre ABD, Şam ile normalleşmeyi teşvik etmiyor ve böyle bir adım da atmayacak. Fakat normalleşmenin de ‘bedava’ olmaması gerektiğinin altını çiziyorlar. Aksi takdirde ABD’li diplomatlar Arap muhataplarına Ceaser Yasası’nın bir başkanlık kararnamesi değil ABD Kongresi’nin çıkardığı bir yasa olduğunu hatırlatmaktan geri durmuyorlar. Trump yönetiminin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in Washington’da yaptığı bir konuşmasında, görev yaptığı dönemde üst düzey hiçbir ABD’li yetkilinin kendilerinden Beşşar Esed hakkında konuşmaktan uzak durmalarını talep etmediğini belirtti. Jeffrey, “Arap ülkeleri, Esed ile normalleşme için kendilerine yeşil ışık yakıldığını hissetti” dedi.
Normalleşme meselesi, Biden döneminde değişiklik yapılan tek mesele değil. Aksine İran’ın Suriye’deki varlığı gibi jeopolitik diğer meselelere karşı ABD’nin kamuoyu önündeki pozisyonunda da Trump’ın politikasına kıyasla büyük bir değişim görülüyor. Nitekim Trump’ın Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Jeffrey ve Joel Rayburn yardımıyla ABD’nin Suriye’deki önceliklerini şu şekilde belirlemişti: Birincisi, DEAŞ’ın yenilmesi ve bir daha dönmemesinin sağlanması. İkincisi, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını uygulama sürecinin desteklenmesi. Üçüncüsü, İran’ın Suriye’den çıkarılması. Dördüncüsü, rejimin kitle imha silahlarını kullanmasının engellenmesi ve kimyasal silahlardan arındırılması. Beşincisi, insani krize cevap verilmesi ve ülke içinde ve dışında Suriye halkının çektiği acıların hafifletilmesi.
Trump ayrıca Şam ile normalleşme için 6 şart sundu: Terörizmin desteklenmesine son verilmesi, İran Devrim Muhafızları ile Hizbullah’a verilen desteğin durdurulması, komşu ülkelere tehdit oluşturulmaması, kitle imha silahlarını terk etmek, mülteci ve göçmenlerin gönüllü dönüşlerine izin verilmesi ve savaş suçlularıyla mücadele edilmesi.
Trump’ın ekibi bu hedefleri gerçekleştirmek ve Şam üzerindeki izolasyonun devam etmesi için ABD’nin Arap ve Avrupalı müttefikleriyle eşgüdüm içinde bir dizi baskı aracı belirledi. Bu araçlar ise şunlardı: ABD’nin Fırat’ın doğusunda ve Tanf Askeri Üssü’nde kalmaya devam etmesi, rejimin stratejik zenginliklere erişiminin engellenmesi, BM ve BMGK üzerinden diplomatik etki uygulamak, ekonomik yaptırımlar ve Ceaser (Sezar)Yasası, Arapların veya Avrupalıların Şam ile normalleşmesinin engellenmesi, İsrail’e istihbarat ve lojistik destek verilmesi, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeybatısındaki varlığı, sunulan şartlar kabul edilmediği sürece Suriye’nin yeniden imar süreci ile Arap ve Avrupa ülkelerinin desteğinin durdurulması.
Trump yönetiminin belirlediği bu hedef ve araçlar karşısında farklı düşünen McGurk ise ülkesinin hedefleri ile elindeki araçlarının birbiriyle uyumlu olması, bu araçları kullanabilecek güçte olması ve Moskova’nın bu baskılara tepki vermeye ne derece hazır olduğunun tespit edilmesi gerektiği kanaatinde. Biden ekibi İran ile nükleer anlaşmanın tekrar canlandırılması için müzakerelerin çökmesine neden olacak ve Suriye’de İran’a karşı gerginliği tırmandıracak adımlar atmamaya özen gösteriyor. Ancak Suriye’deki ABD noktalarının hedef alınması ve İsrail’in hava saldırılarına destek verilmesi gibi konular bu meselenin dışında tutuluyor. McGurk 2019’da Foreign Policy’de kaleme aldığı bir yazıda, “Arap ülkeleri Şam ile işbirliğine geri dönecek. Washington’un bu yöndeki direnci, Arap ülkelerini hayal kırıklığına uğratmaktan ve (Şam ile olan) diplomasisini Washington’un arkasından sürdürmeye teşvik etmekten başka bir işe yaramayacak. Bu nedenle en iyi yöntem ABD’nin Arap ortaklarıyla birlikte Şam’a karşı gerçekçi gündemler oluşturmak için çalışmasıdır. Örneğin Arap ülkelerini, Suriye ile yeniden ilişki kurmayı, Esed rejiminden güven verici adımların atılması şartına bağlamalarına teşvik etmek” ifadelerini kullandı.
ABD ekibinin, belirlenen bu yeni hedefleri 2 Aralık’ta Brüksel’de DEAŞ Karşıtı Koalisyon Konferansı marjında düzenlenecek Suriye konulu özel görüşmede Washington’un müttefiklerine sunması bekleniyor.



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.