ABD’nin Suriye için belirlediği 5 yeni öncelik arasında ‘İran’ın Suriye’den çıkarılması’ hedefi yok: Suriye’nin kuzeydoğusunda kalmaya devam edilecek

Biden yönetimi siyasi incelemeleri bitirdikten sonra önceliklerini sundu.

Bu ayın başında Irak ile olan Simelka Sınır Kapısı yakınında Suriye’nin kuzey doğu bölgesinde görev yapan bir ABD askeri (AFP)
Bu ayın başında Irak ile olan Simelka Sınır Kapısı yakınında Suriye’nin kuzey doğu bölgesinde görev yapan bir ABD askeri (AFP)
TT

ABD’nin Suriye için belirlediği 5 yeni öncelik arasında ‘İran’ın Suriye’den çıkarılması’ hedefi yok: Suriye’nin kuzeydoğusunda kalmaya devam edilecek

Bu ayın başında Irak ile olan Simelka Sınır Kapısı yakınında Suriye’nin kuzey doğu bölgesinde görev yapan bir ABD askeri (AFP)
Bu ayın başında Irak ile olan Simelka Sınır Kapısı yakınında Suriye’nin kuzey doğu bölgesinde görev yapan bir ABD askeri (AFP)

ABD Başkanı Joe Biden’ın ekibi, yaşadığı doğum sancılarından sonra ABD’nin Suriye’deki öncelikleriyle ilgili nihai bir formüle ulaştı. Washington’daki kurumların içinde formülü inceleme süreci yılbaşından bu yana devam ediyordu. 5 temel ve 1 yan hedeften oluşan formül, eski ABD Başkanı Donald Trump döneminin aksine ‘İran’ın Suriye’den çıkarılması’ hedefini kapsamıyor. Bu formül ayrıca Suriye’nin komşu ülkelerini yani Ürdün, İsrail ve diğer ülkelerin istikrarının desteklenmesini öngörüyor.
Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre, ABD’li yetkililerin geçtiğimiz günlerde kapalı kapılar ardında konuştuğu ABD’nin Suriye’deki öncelikleri şunlar: Birincisi, Suriye’nin kuzeydoğusunda kalmaya devam edilmesi ve DEAŞ’ın yenilgisinin sürdürülmesi. İkincisi, insani yardımların sınır ötesinden yapılmaya devam edilmesi. Üçüncüsü, ateşkesin korunması. Dördüncüsü, hesap verebilirlik ve insan haklarının desteklenmesi, kitle imha silahlarına başvurulmaması. Beşincisi, 2254 sayılı karar uyarınca barış sürecini ileriye taşımak. Bu beş temel hedefe ek olarak belirlenen yan hedef ise, ABD’nin Suriye’ye komşu ülkeleri ve istikrarlarını desteklemeye çaba göstermesi.
Bu formül aslında daha önce ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Haziran’da bakanlar düzeyindeki DEAŞ Karşıtı Koalisyon Konferansı marjında açıkladığı formülün geliştirilmiş versiyonu. Nitekim Blinken, Konferans’taki konuşmasında, üç öncelikten bahsederek bunları şöyle sıralamıştı: “İnsani yardımlar, DEAŞ ile mücadele ve barış sürecini ileri taşımak.”

Önceliklerin uygulanması
İçerdeki mekanizmalarda gözden geçirilen söz konusu önceliklerin, geçtiğimiz aylarda Biden ekibinin Suriye’de ve diplomatik görüşmelerde attığı adımlarla hayata geçirmeye başladığı görülüyor. Nitekim ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie, Afganistan’dan çekilme sırasında yaşanan kaosun ardından Suriye’nin kuzeyine gizli bir ziyaret gerçekleştirerek, ABD’nin Fırat’ın doğusunda kalmaya devam edeceğine ve Afganistan örneğinin burada tekrarlanmayacağına dair Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) güvence verdi. Biden yönetimi ayrıca Suriye’de DEAŞ ile mücadeleyi ve SDG’nin istikrarını etkileyecek bir askeri operasyon başlatmaması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a baskı uyguladı. Bu hamleler, Biden dönemi sona erene kadar ABD güçlerinin Suriye’de kalacağı izlenimi veriyor.
İnsani yardım meselesine gelince, Biden ekibi Suriye’ye yönelik sınır ötesi insani yardımların uzatılmasını öngören kararın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden (BMGK) geçmesi için Temmuz ayında Cenevre’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in temsilcileriyle gizli bir görüşme gerçekleştirdi.
Biden ekibinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Verşinin ile Putin’in Temsilcisi Aleksandr Lavrantyev sınır ötesi insani yardım kararının 6 ay daha uzatılmasını sağlamak amacıyla Cenevre’de bir araya geldi. İkinci 6 ay önümüzdeki yılın başından itibaren başlayacak. Görüşmede ayrıca ABD’nin ‘erken toparlanma’ ve ‘insani yardımların sınır ötesi değil temas noktaları üzerinden yapılması’ yönündeki yükümlülüklerini yerine getirmesi konusu ele alındı. Biden yönetimi Suriye’nin kuzeydoğu ve kuzeybatısında istikrarı desteklemek için mali yardımlar sunmaya yaklaşıyor.
Diplomasi alanındaki hamlelere gelince, Biden yönetimi Suriye’deki kapsamlı ateşkesi, siyasi sürecin aktifleştirilmesi ve 2254 sayılı karar uyarınca anayasal reformları desteklediğini ifade eden açıklamalar yayınlamaya devam ediyor. ABD ayrıca Fransa, İngiltere ve Batılı ülkeleri, Suriyeli muhaliflerin yargılama, hesap verebilirlik ve insan hakları meselelerini gündemde tutmaları için teşvik etti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, ABD Hazine Bakanlığı, Temmuz sonlarında insan hakları ihlalleri ve terörizm ile ilgili yeni yaptırım listesi yayınladı. Bu liste, sadece Suriye hükümeti ve destekçilerini değil aynı zamanda geniş bir kesimi kapsadı. Bakanlık aynı zamanda ‘Arap gaz boru hattının’ Suriye topraklarından geçmesi halinde Ceaser Yasası yaptırımlarına takılmayacağına dair Mısır, Ürdün ve Lübnan’a şartlı taahhüt verdi. Bakanlığın şartı ise bu hattan elde edilecek paralardan Şam’a verilmemesi ve ABD’nin yaptırım listesinde yer alan şahıs ve şirketlerle işbirliği yapılmamasıydı.

İran kararsızlığı
Bu önceliklerin önem arz eden tarafı ise Trump’ın listesinde yer alan İran maddesinin silinmesidir. Zira Biden şu ana kadar Suriye dosyasıyla siyasi düzeyde ilgilenecek bir temsilci atamadı. Daha önce James Jeffrey’in baktığı bu dosya halihazırda Brett McGurk’ın kontrolünde. Biden yeni bir temsilci atamadığı gibi ABD savunma ve dışişleri bakanlıkları da bu dosyadan uzak tutuluyor.  Ancak Barbara Leaf’ın Dışişleri Bakanlığı’nda kıdemli bir pozisyona getirilmesi, söz konusu durumun değişip değişmeyeceği sorularını beraberinde getirdi.
Biden ekibi aynı zamanda Şam ile normalleşmeyi engellemek adına Arap ülkelerine yönelik bir diplomasi ve siyasi hamle de yapmadı. Ancak ABD’li diplomatlar Araplarla diyaloglarında iki noktaya odaklandıklarını belirtiyorlar. Buna göre ABD, Şam ile normalleşmeyi teşvik etmiyor ve böyle bir adım da atmayacak. Fakat normalleşmenin de ‘bedava’ olmaması gerektiğinin altını çiziyorlar. Aksi takdirde ABD’li diplomatlar Arap muhataplarına Ceaser Yasası’nın bir başkanlık kararnamesi değil ABD Kongresi’nin çıkardığı bir yasa olduğunu hatırlatmaktan geri durmuyorlar. Trump yönetiminin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in Washington’da yaptığı bir konuşmasında, görev yaptığı dönemde üst düzey hiçbir ABD’li yetkilinin kendilerinden Beşşar Esed hakkında konuşmaktan uzak durmalarını talep etmediğini belirtti. Jeffrey, “Arap ülkeleri, Esed ile normalleşme için kendilerine yeşil ışık yakıldığını hissetti” dedi.
Normalleşme meselesi, Biden döneminde değişiklik yapılan tek mesele değil. Aksine İran’ın Suriye’deki varlığı gibi jeopolitik diğer meselelere karşı ABD’nin kamuoyu önündeki pozisyonunda da Trump’ın politikasına kıyasla büyük bir değişim görülüyor. Nitekim Trump’ın Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Jeffrey ve Joel Rayburn yardımıyla ABD’nin Suriye’deki önceliklerini şu şekilde belirlemişti: Birincisi, DEAŞ’ın yenilmesi ve bir daha dönmemesinin sağlanması. İkincisi, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını uygulama sürecinin desteklenmesi. Üçüncüsü, İran’ın Suriye’den çıkarılması. Dördüncüsü, rejimin kitle imha silahlarını kullanmasının engellenmesi ve kimyasal silahlardan arındırılması. Beşincisi, insani krize cevap verilmesi ve ülke içinde ve dışında Suriye halkının çektiği acıların hafifletilmesi.
Trump ayrıca Şam ile normalleşme için 6 şart sundu: Terörizmin desteklenmesine son verilmesi, İran Devrim Muhafızları ile Hizbullah’a verilen desteğin durdurulması, komşu ülkelere tehdit oluşturulmaması, kitle imha silahlarını terk etmek, mülteci ve göçmenlerin gönüllü dönüşlerine izin verilmesi ve savaş suçlularıyla mücadele edilmesi.
Trump’ın ekibi bu hedefleri gerçekleştirmek ve Şam üzerindeki izolasyonun devam etmesi için ABD’nin Arap ve Avrupalı müttefikleriyle eşgüdüm içinde bir dizi baskı aracı belirledi. Bu araçlar ise şunlardı: ABD’nin Fırat’ın doğusunda ve Tanf Askeri Üssü’nde kalmaya devam etmesi, rejimin stratejik zenginliklere erişiminin engellenmesi, BM ve BMGK üzerinden diplomatik etki uygulamak, ekonomik yaptırımlar ve Ceaser (Sezar)Yasası, Arapların veya Avrupalıların Şam ile normalleşmesinin engellenmesi, İsrail’e istihbarat ve lojistik destek verilmesi, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeybatısındaki varlığı, sunulan şartlar kabul edilmediği sürece Suriye’nin yeniden imar süreci ile Arap ve Avrupa ülkelerinin desteğinin durdurulması.
Trump yönetiminin belirlediği bu hedef ve araçlar karşısında farklı düşünen McGurk ise ülkesinin hedefleri ile elindeki araçlarının birbiriyle uyumlu olması, bu araçları kullanabilecek güçte olması ve Moskova’nın bu baskılara tepki vermeye ne derece hazır olduğunun tespit edilmesi gerektiği kanaatinde. Biden ekibi İran ile nükleer anlaşmanın tekrar canlandırılması için müzakerelerin çökmesine neden olacak ve Suriye’de İran’a karşı gerginliği tırmandıracak adımlar atmamaya özen gösteriyor. Ancak Suriye’deki ABD noktalarının hedef alınması ve İsrail’in hava saldırılarına destek verilmesi gibi konular bu meselenin dışında tutuluyor. McGurk 2019’da Foreign Policy’de kaleme aldığı bir yazıda, “Arap ülkeleri Şam ile işbirliğine geri dönecek. Washington’un bu yöndeki direnci, Arap ülkelerini hayal kırıklığına uğratmaktan ve (Şam ile olan) diplomasisini Washington’un arkasından sürdürmeye teşvik etmekten başka bir işe yaramayacak. Bu nedenle en iyi yöntem ABD’nin Arap ortaklarıyla birlikte Şam’a karşı gerçekçi gündemler oluşturmak için çalışmasıdır. Örneğin Arap ülkelerini, Suriye ile yeniden ilişki kurmayı, Esed rejiminden güven verici adımların atılması şartına bağlamalarına teşvik etmek” ifadelerini kullandı.
ABD ekibinin, belirlenen bu yeni hedefleri 2 Aralık’ta Brüksel’de DEAŞ Karşıtı Koalisyon Konferansı marjında düzenlenecek Suriye konulu özel görüşmede Washington’un müttefiklerine sunması bekleniyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.