Biden ve Şi gerginliklerin yatıştırılması konusunda anlaştı

Biden-Şi zirvesi, Tayvan konusunda bir çözüme katkıda bulunmazken Çin Devlet Başkanı Amerikalıları ‘ateşle oynamamaları’ konusunda uyardı

Pazartesiyi salıya bağlayan gece Başkan Şi ile çevrimiçi olarak gerçekleştirilen zirve sırasında Başkan Biden’ın ofisinden bir kare (AFP)
Pazartesiyi salıya bağlayan gece Başkan Şi ile çevrimiçi olarak gerçekleştirilen zirve sırasında Başkan Biden’ın ofisinden bir kare (AFP)
TT

Biden ve Şi gerginliklerin yatıştırılması konusunda anlaştı

Pazartesiyi salıya bağlayan gece Başkan Şi ile çevrimiçi olarak gerçekleştirilen zirve sırasında Başkan Biden’ın ofisinden bir kare (AFP)
Pazartesiyi salıya bağlayan gece Başkan Şi ile çevrimiçi olarak gerçekleştirilen zirve sırasında Başkan Biden’ın ofisinden bir kare (AFP)

ABD ve Çin arasında çevrimiçi düzenlenen zirve Pazartesi akşamı gerçekleşti. Zirvede gerginliklerin yatıştırılması ve iki ülke arasında bir soğuk savaşın patlak vermesinden kaçınılması hedeflendi. Washington ve Pekin arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çekilen zirvede, stratejik riskler dosyasıyla ilgili bir seviyeye kadar uzlaşıya varılsa da daha ziyade iş birliğini geliştirmeye yönelik anlaşmaya varıldı. Yazılı bir anlaşma ise yayınlanmadı. Özellikle Tayvan sorunu, Çin'in insan hakları sicili, Güney Çin Denizi'ndeki askeri yığınağı, ticari ilişkiler, gümrük tarifesi meselesi ve fikri mülkiyet haklarının korunması gibi konulardaki tartışmalarda ilerleme kaydedilemedi.
Analistler, görüşmelerin Biden yönetiminin gerilimi sınırlama şansının azalabileceğine dair derin endişesini yansıttığını, bu nedenle ABD’nin Çin ile şiddetli bir rekabet içindeyken bile (gönülsüz de olsa) bir çatışmaya sürüklenmekten kaçınmaya çalıştığını belirttiler. Çatışmama ve çatışmaya girmeme, ABD yönetiminin ulaşmak istediği en düşük hedeftir. Beyaz Saray yetkilileri, zirvenin, ABD ile Çin arasındaki ilişkilerde bir ilerleme kaydedilmesini sağlayamasa da bu ilişkileri daha az düşmanlıkla yönetme ve çatışmaya kaymasını önleme yolunda önemli bir adım olduğunu düşünüyorlar. Aynı yetkililer, zirvenin sonuçlarıyla ilgili beklentilerin yüksek olmaması için tekrarlanan açıklamalarla zirvenin gerçekleşmesini beklediler ve gazetecilere, toplantının belirli bir sonuç sunmaktan ziyade iki lider arasında iletişim kanalları açmayı hedeflediğini söylediler.
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, iki güç arasındaki rekabetin çatışmaya dönüşmemesi için ABD'nin Çin ile ilişkilerinin çeşitli düzeylerde yoğunlaştırılacağını söyledi.  Sullivan, Salı günü çevrimiçi düzenlenen bir konferansta, “Bu rekabetin etrafında, çatışmaya dönüşmemesi için koruyucu bariyerler oluşturmak amacıyla birçok düzeyde iletişimin yoğunlaştığını göreceksiniz” dedi.
Zirvenin başlangıcındaki Biden ve Şi - çevirmenler aracılığıyla - üç buçuk saatlik video konferansta dostane sözler söylerken karşılıklı olarak uzlaştırıcı ifadeler kullandılar.  Beyaz Saray’daki Roosevelt Odası’nda bir masada oturan Biden, açılış konuşmasında şunları söyledi: “İki ülke arasındaki rekabetin ister kasıtlı ister kasıtsız olsun bir çatışmaya dönüşmemesi, Çin ve ABD liderleri olarak bizim sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.”
Çin Devlet Başkanı Şi ise Biden'ı ‘eski bir dost’ olarak tanımladı ve iki ülkenin ‘iletişim ve iş birliğini artırması’ gerektiğini söyledi. Pekin'de yer alan Büyük Halk Salonu’ndaki bir odadan zirveye katılan Şi, “Çin ve ABD birbirlerine saygı duymalı, barış içinde bir arada yaşamalı ve kazan-kazan şeklinde bir iş birliği arayışında olmalı” ifadelerini kullandı.
Beyaz Saray’ın zirveyle ilgili değerlendirmesine göre Biden, Çin ile ‘stratejik risk yönetiminin önemini’ vurguladı ve rekabetin çatışmaya dönüşmemesi ve iletişim hatlarının açık tutulması için bir koruma bariyeri oluşturulması gerektiğini belirtti. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Biden'ın, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Sincan Özerk Bölgesi, Tibet ve Hong Kong'daki uygulamalarıyla ilgili endişelerini dile getirdiği ve ayrıca Amerikan işçileri ve sanayisini, Çin'in adil olmayan ticari ve ekonomik politikalarından korumak gerektiği konusunda da açık bir tutum sergilediği aktarıldı. Açıklamaya göre Biden, Hint-Pasifik bölgesinin önemini özgür ve açık bir şekilde tartışırken bölgenin refahı için seyrüsefer özgürlüğü ve güvenli hava sahasının önemini vurguladı. Açıklamada, Biden ve Şi’nin Kuzey Kore, Afganistan ve İran dahil bölgesel zorluklara değindikleri ifade edildi.
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, zirvede büyük bir yer kaplamış gibi görünen Tayvan konusunda ise Biden'ın ABD'nin ‘tek Çin’ politikasını desteklemeye devam ettiğini yinelediği, aynı zamanda ABD'nin Tayvan Boğazı'nda barışı ve istikrarı zedeleme ve statü değiştirme yönündeki tek taraflı girişimlere karşı çıkacağını belirttiği kaydedildi. Öte yandan Çin basınına göre Başkan Şi, Biden'ı ‘Tayvan'ı bağımsızlık için teşvik etmek ateşle oynamak olur' diyerek uyardı.
Çin'in resmi haber ajansı  Xinhua Haber Ajansı’na göre Şi, “Bu eğilim, çok tehlikeli ve ateşle oynamak gibi. Bu ateş onunla oynayanları yakacaktır” dedi.
Açıklamalarda, ‘bazı stratejik konuların’ da ele alındığının belirtilmesi, zirvenin her iki ülkenin de nükleer stratejilerini kapsadığı şeklinde yorumlanabilir. İki ülkeyi bir araya getiren ortak paydanın, esas olarak ABD ve Çin'in iklim krizi alanındaki önemli rolü ve enerji arzına yönelik tedbirlerin alınmasının önemi olduğu görüldü. Ticaret, zirvede baskın bir konu değildi. Ancak Başkan Biden, Çinli mevkidaşına Pekin’in önceki ABD yönetimi arasında imzalanan ‘birinci aşama’ anlaşmasına uyması gerektiğini söyledi. Çin, bu anlaşma kapsamında ABD’den 200 milyar dolar değerinde ek mal ve hizmet satın alma taahhüdünü yerine getirmediği biliniyor.
Çinli yetkililer, Şi'nin Biden'a konuyu siyasileştirmemenin önemli olduğunu söylediğini aktardılar. Çin basınına göre Şi, ABD yönetiminin Huawei gibi Çinli teknoloji şirketlerine uyguladığı kısıtlamalara işaret ederek, ABD'nin ulusal güvenlik kavramını aşırı kullanmasına ve Çinli şirketleri baskı altına almasına karşı bir uyarıda bulundu.
Washington’ın eski Başkan Donald Trump yönetimi sırasında Çin’e karşı uyguladığı tarifeleri hafifletebileceğine dair hiçbir belirti yoktu. Zirvenin ardından ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili, zirveyi ‘saygılı, doğrudan ve açık’ olarak niteleyerek, “Zirve, ABD ve Çin arasındaki rekabeti sorumlu bir şekilde yönetmenin yollarını ve bu rekabetin çatışmaya dönüşmesini engellemenin yollarını bulmaya yönelikti” şeklinde konuştu. Zirvede önemli bir gelişme olmasa da iki liderin görüşmüş olması önem taşıyordu. Biden, ABD’nin Çin'in Sincan Özerk Bölgesi, Tibet ve Hong Kong'daki uygulamaları ve daha geniş anlamda insan hakları konusundaki endişelerini açıkça dile getirirken iki liderin dünya ile ilgili farklı görüşleri olduğunun ortada olduğunu kaydetti.
ABD yönetiminden yetkili, görüşmelerde Çin'in son süpersonik füze denemesinin tartışılıp tartışılmadığına dair açıklama yapmaktan kaçındı. Yetkili, görüşme sırasında ne Pekin Kış Olimpiyatları'nın ne de daha geniş vize konularının gündeme getirilmediğini söyledi. Biden yönetiminin Pekin Kış Olimpiyatları'na üst düzey bir yetkili gönderip göndermeyeceğine henüz karar vermediği biliniyor. Ancak Çinli yetkililer, Şi'nin ABD'li iş insanlarının Çin'e seyahatini kolaylaştıran ‘hızlı yolu’ güncellemeyi kabul ettiğini açıkladılar.
Çin'in devlet destekli Global Times gazetesi, zirvenin ABD ve Çin arasındaki ilişkilere ‘netlik kazandırdığı’ değerlendirmesinde bulundu. Çin Devlet Başkanı Şi’nin Çin-ABD ilişkileri için 3 ilke ve 4 öncelik alanı belirlediğini kaydeden gazete, bu ilkeleri ülkelerin, birbirlerinin sosyal sistemlerine ve kalkınma yollarına, birbirlerinin temel çıkarlarına ve temel kaygılarına ve birbirlerinin kalkınma haklarına saygı göstermeleri olarak sıraladı. Gazete, Washington ve Pekin'e eşit davranmanın,  anlaşmazlıkları kontrol altında tutmanın ve farklılıkları korurken ortak bir zemin aramanın önemini vurguladı. Diğer iki ilke olarak ise gazete, barış içinde bir arada yaşama ve kazan-kazan şeklindeki bir iş birliğine işaret etti.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.