Suriye’de 2011'den bu yana yaklaşık 30 bin çocuk öldürüldü

Savaşın mağdur ettiği Suriyeli bir çocuk. (AFP)
Savaşın mağdur ettiği Suriyeli bir çocuk. (AFP)
TT

Suriye’de 2011'den bu yana yaklaşık 30 bin çocuk öldürüldü

Savaşın mağdur ettiği Suriyeli bir çocuk. (AFP)
Savaşın mağdur ettiği Suriyeli bir çocuk. (AFP)

Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR), Dünya Çocuk Günü vesilesiyle yayınladığı ve Suriye'de çocuklara yönelik ihlallere ilişkin bilgiler paylaştığı 10’uncu yıllık raporunda “Suriye’de Mart 2011’den bu yana 181'i işkenceden olmak üzere en az 29 bin 661 çocuk öldürüldü. Bunlara ek olarak ayrıca 5 bin 36 çocuk gözaltında ya da zorla ortadan kaybolmuş durumda" ifadelerine yer verdi.
SNHR Başkanı Fadıl Abdulgani açıklamasında şunları söyledi:
“Bu rapor bizlere, Suriye rejimi tarafından çocuklara yönelik cebri kaybolma, işkence, zorunlu göç gibi insanlığa karşı suç teşkil edecek seviyelerde birçok ihlalin devam ettiğini hatırlatıyor. Ayrıca rapor yıllar boyunca yüz binlerce çocuğun en ağır insani koşullara maruz kaldığını ve içlerinde yaşadığı bu durumun da devam ettiğini gösteriyor. Çünkü çatışmanın nedenleri, temel olarak diktatörlük rejiminin devam eden kalıcılığını somutlaştırması ve 2012'den bugüne kadar siyasi bir çözüm bulunamaması korkunç uluslararası başarısızlığın bir devamı olarak, diğer Suriyeli çocuk nesillerinin de benzer bir kara kaderle karşılaşacağı anlamına geliyor."
Raporda, çatışmanın tarafları ve kontrol güçleri tarafından toplamda 29 bin 661 çocuğun hangi taraflarca öldürüldüğü ayrıntılı olarak veriliyor:
-Suriye rejim güçleri: 22 bin 930 çocuk
-Rus güçleri: 2 bin 32 çocuk
-DEAŞ: 958 çocuk
-Heyetu Tahrir’uş Şam (HTŞ): 71 çocuk
-Kürtler ‘in liderliğindeki SDG: 237 çocuk
-Tüm silahlı muhalif gruplar ve ulusal ordu güçleri: 996 çocuk
-Uluslararası Koalisyon’un operasyonları 925 çocuk
-Diğer taraflar: bin 512 çocuk
Verilerin analizi, Suriye rejiminin yargısız infazların yaklaşık yüzde 78'inden sorumlu olduğunu ve ölü sayısının kümülatif göstergesine göre 2013'ün çocukların hedef alındığı cinayetlerde en kötü yıl olarak kayda geçtiğini gösterdi. Söz konusu şiddet sıralamasında 2013’ü sırasıyla 2012, 2014 ve 2016’nın takip ettiğini ortaya koydu.
Raporda gözaltı, cebri kaybolma ve işkenceye ilişkin de şu bilgilere yer verildi:
“Suriye'deki çatışmanın tarafları ve kontrol eden güçler tarafından 3 bin 649'u Suriye rejim güçlerinin elinde olmak üzere, Heyetu Tahrir’uş Şam tarafından (HTŞ) 42 çocuk, SDG tarafından 667 çocuk, tüm silahlı muhalif gruplar/ ulusal ordu 359 çocuk olmal üzere halen en az 5 bin 36 çocuk tutuklu bulunuyor, gözaltına alınıyor veya zorla kaybediliyor.”
Raporda ayrıca söz konusu çocuklardan 319'unun, DEAŞ geri çekilmeden önce tutuklandığı ve bugün kayıp olduğu vurgulandı.
Rapor, Mart 2011'den bu yana Suriye'de 174'ü Suriye rejimi gözaltı merkezleri, ikisi HTŞ’ye bağlı gözaltı merkezleri ve biri DEAŞ kampları olmak üzere SDG, silahlı muhalif gruplar/ ulusal ordu ve  diğer gruplar tarafından öldürülen çocukların 181’inin işkence gördüğünü ortaya koydu.
Rapora göre Suriye rejim güçleri, halk hareketinin patlak vermesinden sonraki ilk günlerden itibaren çocukları askere aldı. Ayrıca rejim, çocukların yabancı milislerin saflarına alınmasını da kolaylaştırarak bu durumu herhangi bir soruşturma veya hesap verme sorumluluğundan muaf tuttu.
Çocukların askere alınması, 20 Kasım itibarıyla savaş meydanlarında en az 62’sinin ölümüne yol açtı.
Söz konusu raporda, şu an Suriye rejim güçlerinde en az bin 374 çocuk olduğu tahminine yer verildi. En az 78 çocuk İranlı milislere dahil edildi. 23'ü ise çatışmalarda yaşamını yitirdi.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne (UNHCR) göre raporda, Suriye rejim güçlerinin kontrolü dışındaki bölgelerin çoğunda geniş alanlara yayılan kamplarda veya çadırlarda yaşayan en az 2,5 milyon yerinden edilmiş çocuk olduğu belirtildi.
Raporda, Rus güçlerinin özellikle misket bombalarıyla (salkım bombası) düzenlediği saldırıların, 2015'in sonunda Suriye'ye yaptıkları askeri müdahaleden bu yana 67 çocuğun ölümüne yol açtığı ve askeri operasyonların en az 220 okula zarar verdiği vurgulandı.
Raporda, SDG’nin kuruluşundan bu yana gerçekleştirilen ve yaklaşık 29'u savaş meydanlarında öldürülen en az 136 çocuk askere alım vakası belgelendi.
Rapora göre Suriye Demokratik Güçleri bugüne kadar 11 okula saldırı düzenledi. Silahlı muhalif gruplarıyla birlikte savaşan 9 çocuk öldürüldü.
Ayrıca en az 35 okul silahlı muhaliflerin saldırısına uğradı.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.