İran'ın nükleer ihlalleri uluslararası bir endişe kaynağıhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3333666/i%CC%87ran%C4%B1n-n%C3%BCkleer-ihlalleri-uluslararas%C4%B1-bir-endi%C5%9Fe-kayna%C4%9F%C4%B1
İran'ın nükleer ihlalleri uluslararası bir endişe kaynağı
İran'ın nükleer baş müzakerecisi dün Viyana'daki nükleer müzakerelerin merkezi olan Coburg Palace Hotel'e gelirken (Reuters)
Londra – Tahran / Şarku’l Avsat
TT
TT
İran'ın nükleer ihlalleri uluslararası bir endişe kaynağı
İran'ın nükleer baş müzakerecisi dün Viyana'daki nükleer müzakerelerin merkezi olan Coburg Palace Hotel'e gelirken (Reuters)
İran ile dünya güçleri arasında 2015 nükleer anlaşmasını canlandırmak için dün Viyana'da uluslararası görüşmelerin yeniden başlamasıyla Tahran'ın nükleer programı gündeme geldi.
İran'ın son nükleer faaliyetlerinin yoğunlaşması uluslararası uzmanların endişesini arttırıyor. Tahran, nükleer programının barışçıl olduğunda ısrar ediyor, ancak bu inkara rağmen bu endişeleri pekiştiren şeyler var. Mahmud Ahmedinejad hükümeti döneminde İran nükleer programının başkanı olan Feridun Abbasi geçtiğimiz Cumartesi günü yayınlanan televizyon röportajında, nükleer programın bomba inşa etmeye yönelik olduğunu söyledi.
Hali hazırda milletvekili olan Abbasi, bir yıl önce Tahran’da suikaste uğrayan nükleer fizik ve füze çalışmalarıyla bilinen Muhsin Fahrizade Mahabadi’nin rolüne atıfta bulundu.
Abbasi, İran dini liderinin nükleer silahlarla ilgili fetvasına rağmen Fahrizade'nin silah üretimi için bir sistem kurmaya çalıştığını söyledi.
2015 yılında İngiltere, Fransa, Almanya, Çin, Rusya ve ABD ile imzaladığı nükleer göre İran, nükleer anlaşma kapsamında uranyumdaki saflık oranını yüzde 3,67'nin, stokunu da 202.8 kilogramın altında tutmakla yükümlü.
Ancak 2018 yılında dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve İran’a yaptırımları arttırmasına yönelik kararının ardından Tahran Mayıs 2019’da anlaşmanın yükümlülüklerini ihlal ettiğini duyurdu.
Birleşmiş Milletler Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından yayınlanan son rapora göre, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoğu şu anda toplam 250 kilogram seviyesinde. İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi'nin devlet medyasına yaptığı açıklamada, "Şu ana kadar yüzde 60 saflıkta 25 kilogram uranyum ürettik. Bu, nükleer enerjiye sahip ülkeler dışında hiçbir ülkede yapılabilmiş bir şey değil" dedi.
Stokta ise yüzde 20 ve yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor.
Washington merkezli Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü'nün yakın tarihli bir analizinin ortak yazarı Andrea Stryker'e göre, İran, sivil kullanım bahanesiyle nükleer silahların çekirdeğinin yapımında kullanılan temel bir malzeme olan metalik uranyumu üretmeye başladı.
Nükleer anlaşmaya göre İran, metalik uranyum üretmeyecekti. Ayrıca, uranyumu zenginleştirmek için kullanılan makinelerden gelişmiş santrifüjlerin çalıştırılmasında anlaşmadan önce olduğundan daha fazla ilerleme kaydetti.
Stryker AFP’ye yaptığı açıklamada, İran’ın, ileri santrifüjler alanında ve silah üretimine geçişi kısaltmak için çok aşamalı zenginleştirme dahil uranyum zenginleştirme alanında geri dönüşü olmayan ilerleme kaydettiğini söyledi.
Anlaşmaya göre, bir nükleer bomba yapmak adına bölünebilir malzemeyi elde etmek için gereken "atılım süresi" yaklaşık bir yıl.
Ancak diplomatlardan birine göre, son gelişmelerle birlikte bu önemli ölçüde küçüldü.
Stryker, meslektaşlarından biri tarafından yürütülen araştırmaya dayanarak, yüzde 60 zenginleştirmenin, silah endüstrisine girme çabasının yaklaşık yüzde 99'u olabileceğini, bunun da durumun ciddiyetini doğruladığına dikkati çekerken, ancak panik yapmak için bir neden olmadığını kaydetti.
Yetkili, İran’ın hali hazırda, ek zenginleştirmeden sonra silah seviyesinde ilerleme kaydetmesi adına dört nükleer silah için yeterince zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu vurguladı.
Uzmanlar, İran'ın bomba elde etmek için uranyum zenginleştirmenin yanı sıra başka adımlar da atması gerekeceğine dikkat çekti.
Washington'daki Uluslararası Gelecek ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden Eric Brewer, “İran nükleer silah yapacak kadar bölünebilir malzeme üretse bile bu malzemeyi nükleer bir çekirdeğe dönüştürmek ve nükleer bir cihaz yapmak için patlayıcılar ve diğer bileşenlere ihtiyaç duyacak. Bu cihazı bir füzenin üzerine kurmak ve düzgün bir şekilde çalıştırmak için ek adımlar gerekecek” dedi.
Ayrıca UAEA gözlemcileri, İran’ı düzenli olarak ziyaret ediyor. Brewer’a göre, nükleer tesislere erişim bu yılın başlarında azaltılmış olsa da, takip bir nükleer silaha geçişin oldukça hızlı bir şekilde tespit edilmesine yardımcı olmaya devam eder.
Brewer, asıl zor olan şeyin İran’ın genişletilmiş nükleer faaliyetleri olduğunu söyleyerek, özellikle nükleer anlaşmaya dönülmesi halinde silinmesi zor olan şeyin Tahran’ın bilgileri yaratan gelişmiş santifüjleri kullanması olduğuna vurgu yaptı.
Geçtiğimiz hafta UAEA Genel Müdürü Rafel Grossi, ajans ile İran arasındaki farklılığı ela almak için Tahran’ı ziyaret etti.
Ancak dönüşünde gündeme getirdiği konularda "ilerleme kaydedilmediğini" söyledi.
Eurasia Group'ta İran uzmanı olan Henry Rohm, “İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile nispeten doğrudan bir uzlaşmaya varma konusundaki isteksizliği, gelecekteki nükleer müzakerelere gölge düşürüyor” şeklinde konuştu.
Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktırhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5239677-lavrov-gr%C3%B6nland-askeri-b%C3%B6lgeye-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCl%C3%BCrse-rusya-kar%C5%9F%C4%B1-%C3%B6nlemler-alacakt%C4%B1r
Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov bugün yaptığı açıklamada, Batı'nın Grönland'daki askeri varlığını güçlendirmesi halinde, Moskova'nın askeri önlemler de dahil olmak üzere “karşı önlemler” alacağını söyledi.
Lavrov, Rus parlamentosunda yaptığı konuşmada, “Grönland'ın militarize edilmesi ve Rusya'ya karşı askeri kapasite oluşturulması durumunda, askeri ve teknik önlemler de dahil olmak üzere uygun karşı önlemleri alacağız” dedi.
Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ikinci dönemine başladığından beri, güvenlik nedenleriyle Washington'un Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan mineral zengini stratejik adayı kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.
Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile ABD'nin etkisini artırmak için bir “çerçeve” anlaşması yaptığını açıkladıktan sonra, geçen ay Grönland'ı ele geçirme tehdidinden vazgeçti.
Belge: Trump, 2006 yılında bir polis şefine Epstein’ın ne yaptığını ‘herkesin’ bildiğini söylemişhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5239641-belge-trump-2006-y%C4%B1l%C4%B1nda-bir-polis-%C5%9Fefine-epstein%E2%80%99%C4%B1n-ne-yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1-%E2%80%98herkesin%E2%80%99
Belge: Trump, 2006 yılında bir polis şefine Epstein’ın ne yaptığını ‘herkesin’ bildiğini söylemiş
) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)
Yeni yayımlanan bir FBI röportajı, ABD Başkanı Donald Trump’ın, cinsel suçlardan hüküm giymiş Jeffrey Epstein hakkında hiçbir şey bilmediği yönündeki açıklamasını sorgulattı. Diğer yandan Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, Epstein’la olan ilişkisi konusunda Kongre üyelerinin sorularıyla karşı karşıya kaldı.
Bugünkü gelişmeler, Epstein skandalının Trump yönetimi için hâlâ ciddi bir siyasi yük oluşturduğunu gösteriyor. Bu durum, Adalet Bakanlığı’nın haftalar önce hem Cumhuriyetçi hem Demokrat partilerin önerisiyle, Epstein’la ilgili milyonlarca belgeyi yayımlamasının ardından ortaya çıktı.
Belgeler, Epstein’ın siyaset, finans, iş dünyası ve akademi çevrelerindeki üst düzey kişilerle ilişkilerine dair yeni ayrıntıların açığa çıkmasıyla yurtdışında da krizlere yol açtı.
FBI dosyalarında yer alan 2019 tarihli Palm Beach, Florida Polis Şefi röportajı özetine göre, Epstein’a yönelik ilk cinsel suç suçlamaları ortaya çıktığında, Temmuz 2006’da Trump’ın polis şefini aradığı kaydedildi.
Polis şefi Michael Reiter, Trump’ın kendisine “Onu yakaladığın için şükürler olsun… Herkes onun ne yaptığını biliyor” dediğini aktardı.
Belgeye göre Trump, Reiter’e New York halkının Epstein’ın yaptıklarını bildiğini söylemiş ve Epstein’ın ortağı Ghislaine Maxwell’in ‘kötü niyetli bir kişi’ olduğunu ifade etmişti.
ABD Adalet Bakanlığı, söz konusu telefon görüşmesiyle ilgili olarak, “Başkanın 20 yıl önce kolluk kuvvetlerini aradığını gösteren herhangi bir delilimiz yok” açıklamasını yaptı.
Trump, yıllarca Epstein ile arkadaş oldu, ancak ilk tutuklamasından önce aralarında anlaşmazlık yaşandığını söyledi. Başkan, Epstein’ın suçlarından haberdar olmadığını defalarca yineledi.
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt dün gazetecilere yaptığı açıklamada, Trump’ın Epstein ile ilişkisini sonlandırma konusunda ‘dürüst ve şeffaf’ olduğunu belirtti.
Leavitt, “2006’da böyle bir telefon görüşmesi olmuş da olabilir, olmamış da… Bu sorunun yanıtını bilmiyorum” dedi.
Epstein, 2019’da New York’taki bir cezaevinde, yargılanmayı beklerken ölü bulundu. Ölümü resmi olarak intihar olarak kaydedilmiş olsa da yıllar boyunca bazı komplo teorilerini tetikledi. Bu teoriler arasında, Trump’ın 2024 başkanlık kampanyası sırasında destekçileri arasında yaydığı bazı iddialar da yer aldı.
Bahoz Erdal ve PKK liderleri Suriye'den ayrılıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5239617-bahoz-erdal-ve-pkk-liderleri-suriyeden-ayr%C4%B1l%C4%B1yor
Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki anlaşmanın en hassas hükümleri, sessizce ve herhangi bir açıklama yapılmadan uygulanıyor. Bu hükümler, Türk makamları tarafından aranan yabancı uyruklu PKK üyeleri ve liderlerinin Suriye topraklarından çıkarılmasını öngörüyor.
Bu kişilerin büyük bir kısmı son günlerde, Suriye-Irak-Türkiye sınır bölgesinde yıllardır üzerinde çalıştıkları tünellerden çıktı. Bunların arasında Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin de vardı. Hüseyin, 1969'da Haseke’nin el-Malikiye ilçesinde doğdu. Şam Üniversitesi'nde tıp okudu ve ‘doktor’ unvanı aldı. PKK'nın askeri kanadının en önde gelen liderlerinden biriydi ve SDG'nin belkemiği olan Kürt Halkı Koruma Birlikleri'nin (YPG) kurulmasında rol oynadı.
Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024 tarihinde düşmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında müzakereler yapıldı. Bu müzakerelerin şartlarından biri PKK liderlerinin Suriye'den ayrılmasıydı. Bu aynı zamanda Ankara'nın Şam'a ilettiği Türkiye’nin bir talebiydi. Bir yandan Türk hükümeti ile Türkiye'de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan arasındaki barış süreci, diğer yandan Şam ile SDG arasındaki müzakereler arasında bağlantı kuruldu.
Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 10 Mart 2025’te imzalanan anlaşmada ‘Kürdistan’ meselesine değinilmemiş olsa da 18 Ocak'ta imzalanan belgenin maddelerinden birinde “SDG, komşuluk ilişkilerinde egemenlik ve istikrarı sağlamak için Suriye Arap Cumhuriyeti sınırlarından tüm Suriyeli olmayan PKK lider ve üyelerini uzaklaştırmayı taahhüt eder” ifadesi yer aldı.
Son zamanlarda birçok lider ve yetkili, Mazlum Abdi'ye PKK'dan uzaklaşması, durumu kontrol altına alması ve kararlarını Kandil Dağları'ndan ziyade Suriye'ye göre alması gerektiğini iletti.
Mesud Barzani'nin liderliğinde yürütülen arabuluculuk çabaları sırasında Şara, Abdi, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve Türkiye ile yapılan toplantı ve görüşmelerde, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümeti Abdi'ye PKK liderlerinin sınır dışı edilmesi ve onunla ilişkilerin kesilmesi konusunu gündeme getirdi. Onunla bağlantılı iki grup olan silahlı kanat ve ‘Devrim Gençliği’ konusu da gündeme getirildi. Bu örgütlere binlerce kişi üyeydi, bunların arasında yaklaşık bin kadar Suriyeli olmayan kişi de vardı.
30 Ocak'ta açıklanan Şara ve Abdi arasındaki anlaşmada benzer bir madde yer almıyordu. Ancak sekizinci madde, Kara Limanları İdaresi'nden bir ekibin Semelka ve Nusaybin sınır kapılarına gönderilmesini, sivil çalışanların güvenliğini sağlamasını, sınır kapılarının sınır dışından silah ve yabancıların getirilmesi için kullanılmasının önlemesini ve sınır kapılarını derhal faaliyete geçirmeyi öngörüyordu. Bu madde, yabancıların ve PKK'nın resmi kanallardan veya kaçakçılık yoluyla girişini önlemek olarak yorumlandı.
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Mazlum Abdi, Şam'da özerk yönetim kurumlarını Suriye devletine entegre etmek için bir anlaşma imzaladıktan sonra, 10 Mart 2025 (SANA/AFP)
Suriye hükümeti ve SDG pazartesi günü, 30 Ocak anlaşmasını uygulamaya başladı ve SDG tarafından aday gösterilen ve Şam tarafından onaylanan Nureddin İsa'yı Haseke valisi ve Cia Kobani'yi savunma bakan yardımcısı olarak atadı. Şam ayrıca Haseke'de yardımcısı SDG tarafından atanacak olan bir güvenlik müdürü atadı. Bunun yanında Şam, Rumeylan ve Suveydiye'deki petrol sahalarını ve Kamışlı Havalimanı'nı kontrol altına alırken, SDG'ye bağlı polis gücü Asayiş’in Haseke ve Kamışlı'da ‘ortak yönetim’ altında başlayacak operasyonlarını denetlemek amacıyla bazı güçlerini konuşlandırdı. SDG tarafından aday gösterilen ve Şam tarafından onaylanan bir içişleri bakan yardımcısının Asayiş’i iç güvenlik güçlerine entegre etmek üzere atanması için istişareler ise halen devam ediyor.
PKK’nın bazı liderleri, 6 Ocak'ta Halep’teki çatışmalar başladıktan sonra Suriye hükümet güçleriyle savaşmak için SDG'ye katılmakla tehdit etmiş ve operasyonlarında bölgedeki geniş tünelleri kullanmaya çalışarak Arap-Kürt çatışması başlatma tehdidinde bulunmuştu.
Suriye ordusu, 16 Ocak 2026'da Halep’teki ‘askeri operasyonları yönetmek’ üzere Bahoz Erdal’ın Kandil'den Tabka'ya geldiğini duyurdu. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Bahoz Erdal’ın Halep'teki Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki çatışmalardaki rolüne ve bu amaçla Kandil'den geldiğine işaret etti.
Kürt siyasi lider Mesud Barzani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Erbil'de bir araya geldi, 17 Ocak 2026 (AFP)
Ancak, ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve diğer ülkelerin de katılımıyla sonuçlandırılan anlaşma, önceliklerin değişmesine yol açtı, çatışmaları önledi, bir uzlaşma ve ateşkes taahhüdü için baskı yaptı ve bazı bölgelerin ‘Kürt özelliklerini’ dikkate alırken bölge üzerinde devlet egemenliğini dayatan anlaşmanın şartlarını uyguladı.
6-18 Ocak tarihleri arasında çatışmaların sürdüğü sırada, Erbil'de yapılan müzakerelerde birçok lider ve yetkili, son günlerde Mazlum Abdi'ye PKK'dan uzaklaşması, durumu kontrol altına alması gerektiği ve kararlarının Kandil Dağları'na değil Suriye'ye dayalı olması gerektiğini iletti.
Bu kişilerden biri, “PKK'nın Suriye meselesinden çıkarılması gerektiğine dair birçok rapor var ve işler bu yönde ilerliyor gibi görünüyor” açıklamasında bulundu. Başka bir yetkili ise bunun, ‘Barzani'nin siyasi, sivil ve lojistik etkisinin kuzeydoğu Suriye'de artması ve Türkler, Şara, Abdi ve Amerikalılarla olan iyi ilişkilerinden yararlanması nedeniyle dengelerin Barzani'nin lehine değişeceği’ anlamına geldiğini söyler ve ‘Bazı SDG ve PKK liderleri halkın eleştirisine maruz kalırken, Mesud'un bayrakları, fotoğrafları ve sivil dernekleri, onun artan etkisinin bir ifadesi olarak dalgalandırılıyor’ değerlendirmesinde bulundu.
30 Ocak’taki anlaşma çerçevesinde petrol ve doğalgaz kuyularının ve stratejik bölgelerin devri, askeri unsurların entegrasyonu ve SDG'nin orduya katılması ile ilgili diğer hükümlerinin uygulanması için çalışmalar devam ediyor.
Dört aşamalı anlaşmanın kamuya açık adımlarının uygulanmaya başlanmasıyla paralel olarak, PKK liderleri birkaç gün önce bölgeyi terk etmeye başladı ve partinin kalesi olan Kandil Dağları'na doğru yola çıktı. Batılı bir yetkiliye göre karar nihai ve PKK üyeleri ile liderlerinin ayrılmasıyla uygulanmaya başladı. Yaklaşık bin kişinin Suriye topraklarını terk etmesi bekleniyor. Aynı yetkili, Batı'dan birkaç ülkenin, PKK'nın bölgede Irak ve Türkiye sınırlarını geçen devasa tünellerin yerine büyük yatırım projeleri kurmayı vaat ettiğini de belirtti.
PKK'nın bölgedeki yayılması, Öcalan'ın Suriye'ye geldikten sonra 1980'lerin ortalarına kadar uzanıyor. Öcalan, Suriye'de gruplar oluşturarak Türkiye'ye sınırdan veya Irak üzerinden sızmaya çalıştı ve Suriye istihbaratı ile Suriye ordusunun gözetiminde Lübnan'ın Bekaa Vadisi'ndeki Filistin kamplarında destekçilerini örgütleyip eğitti.
Şam, 1990'ların başında onunla Ankara arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı ve 1992'de merhum Başkan Yardımcısı Abdulhalim Haddam onunla ilk kez görüştü, ardından dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan hükümetiyle siyasi çözümler bulması için onu ikna etmek üzere birkaç kez daha görüşme gerçekleştirdi.
Hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan, Türkiye'nin Marmara Denizi'ndeki İmralı Adası'ndaki İmralı Cezaevi'nde diğer parti üyeleriyle birlikte otururken, 9 Temmuz 2025
Öcalan ile Ankara arasındaki arabuluculuk çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Şam, Öcalan'ı barındırmaya devam ederek Ankara'nın iade veya sınır dışı etme taleplerini reddetti. Türkiye, 1998 yılında Suriye sınırında ordusunu seferber etti ve Öcalan'ın iadesini talep ederek uyarıda bulundu. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Hüsnü Mübarek'in arabuluculuğuyla Şam ve Ankara arasında bir güvenlik anlaşması imzalandı. Anlaşma, teröre ve PKK'ya karşı iş birliği ve Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki belirli bir bölgede PKK üyelerini takip etme hakkı (Ankara şu anda anlaşmayı yenilemek ve güncellemek istiyor) ve Öcalan'ı Şam'dan sınır dışı etme hakkını içeriyordu. Ekim 1998'de Hafız Esed, Öcalan'ı sınır dışı etmeye karar verdi. Öcalan, Avrupa'ya, Rusya'ya ve ardından Afrika'ya kaçtıktan sonra 1999'un başlarında Türk istihbaratı tarafından yakalandı ve hapse atıldı. Öcalan, halen hapiste bulunuyor.
Beşşar Esed'in iktidara gelmesinin ardından Şam ile Ankara arasında yakınlaşma yaşanmasının ardından, Suriye yetkilileri onlarca PKK liderini Türkiye'ye teslim etti. Bahoz Erdal, YPG’nin başına getirildi ve ardından PKK Yürütme Konseyi'ne atandı. Türkiye, onu kendisine karşı düzenlenen operasyonlardan sorumlu olmakla suçladı ve en çok aranan kişiler listesine aldı.
Şam 2011 devriminden sonra ilişkiler yeniden gerginleşince, PKK’ya kapılarını ardına kadar açtı. Kandil Dağları'ndaki Bahoz Erdal, PKK’nın Suriye sorumlusu haline geldi ve YPG'nin örgütlenmesinde, ardından SDG'nin kurulmasında ve 2015'ten sonra ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon’la iş birliği içinde DEAŞ'la mücadelede rol oynadı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre SDG zamanla, Arap aşiretleriyle iş birliği yaparak, Suriye'nin stratejik kaynaklarının çoğunu barındıran Fırat Nehri'nin doğusundaki bölgelerin (Suriye topraklarının üçte biri) kontrolünü ele geçirdi.
Şara-Abdi anlaşmasının geriye kalan hükümleri
Tüm bunların yanında 30 Ocak’taki anlaşma çerçevesinde petrol ve doğalgaz kuyularının ve stratejik bölgelerin devri, askeri unsurların entegrasyonu ve SDG'nin orduya katılması ve son olarak Irak ile olan Semelka Sınır Kapısı ve Türkiye ile olan Nusaybin Sınır Kapısı ile Kamışlı Havaalanı’nın kontrolünün Suriye yönetimine devri ile ilgili diğer hükümlerinin uygulanması için çalışmalar devam ediyor.
Birkaç gün önce Haseke’de Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet ile SDG arasında yapılan toplantı, her iki tarafın da entegrasyon anlaşmasını uygulamaya başlamaya hazır olduğunu gösterdi.
SDG'nin Suriye ordusuna entegre edilmesi konusu en karmaşık sorun olmaya devam ediyor. Savunma Bakanlığı'ndan bir heyet, entegrasyon için pratik adımlar atmaya başlamak üzere Haseke'yi ziyaret etti.
Şam ile SDG arasında 4 Ocak'ta imzalanan anlaşma taslağına göre SDG'nin üç tümen ve iki tugayını muhafaza etmesi, bunlardan birinin terörle mücadele, diğerinin ise kadınlar için olması kararlaştırıldı. Ancak 30 Ocak tarihli anlaşmada, SDG'nin ‘El-Cezire Tugayı’ adlı bir tümeni, Haseke’de (Haseke, Kamışlı ve Malikiye-Derik'te) üç tugayı ve Ayn el-Arab'da (Kobani) bir tugayı muhafaza edeceği belirtildi. Batılı bir diplomat yaptığı değerlendirmede, “30 Ocak anlaşmasında SDG, 4 Ocak taslak anlaşmasındakinden daha az, ancak üyelerinin entegrasyonunu öngören 18 Ocak anlaşmasındakinden daha fazla elde etti” ifadelerini kullandı. Bunu, baskı gruplarının, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Senatör Lindsey Graham'ın Başkan Trump üzerindeki etkilerine bağladı.
Suriye hükümeti ile SDG arasındaki anlaşmanın metni (Al Majalla)
Birkaç gün önce Haseke’de Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet ile SDG arasında yapılan toplantı, her iki tarafın da entegrasyon anlaşmasını uygulamaya başlamaya hazır olduğunu gösterdi. Bir yetkili, "Öneri, Savunma Bakanlığı'nın yönetmeliklerine göre, her birinde bin ila bin 300 savaşçı bulunan üç tugay oluşturulmasıdır. Böylece güvenlik kontrolünden geçebilecekler ve her tugay, Kadın Koruma Birimlerinden bir tabur içerebilecek ve her tugay, Ayn el-Arab/Kobani tugayının yanı sıra Haseke çevresinde kararlaştırılan bir askeri konumda konuşlandırılabilecek” şeklinde konuştu. Yetkili, (Arap aşiretlerinden silahlı unsurların ayrılmasından sonra) yaklaşık 25-30 bin savaşçı olduğunu ve orduya katılmayanların sivil işlerde çalışacağını ya da önceki mesleklerine geri döneceklerini ifade etti.
Son günlerdeki görüşmeler ve müzakereler, SDG içinde iki eğilim olduğunu ortaya koydu.
Bu eğilimlerden ilkine yakın olanlar, Suriye hükümeti ile diyalog kurarak ve savunma, içişleri, dışişleri ve diğer bakanlıklarda görevler alarak entegrasyon ve askeri eylemden siyasi eyleme geçiş yapılmasını istiyor. Böylece Kürtlerin anayasal statüsünü ve haklarını iyileştirerek katılımlarını sağlamak ve IKBY deneyiminin tekrarlanmaması için çoğulcu bir Suriye için çalışmak istiyorlar. Çünkü iki ülkedeki koşullar tamamen farklı. Şara’nın başkanlık kararnamesine ve SDG'nin rakibi olan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) de dahil olmak üzere Kürt yetkililerle iletişim kanalları açma kararına güveniyorlar.
İkinci eğilimde olanlar ise 30 Ocak anlaşmasının uygulanması sırasında zaman kazanmak istiyor ve dış dengelerin Suriye-Irak-Türkiye köşesinde bir ‘Kürt bölgesi’ kurulması ve IKBY’nin ‘Suriye versiyonu’ oluşturulması lehine değişmesini bekliyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة