Libya’da seçimlerin ‘güvenlik gerekçesiyle’ ertelenmesi gündemde

Dibeybe, adaylığına ilişkin itirazların kabul edilmemesi sonrasında seçim mücadelesine geri döndü. (AFP)
Dibeybe, adaylığına ilişkin itirazların kabul edilmemesi sonrasında seçim mücadelesine geri döndü. (AFP)
TT

Libya’da seçimlerin ‘güvenlik gerekçesiyle’ ertelenmesi gündemde

Dibeybe, adaylığına ilişkin itirazların kabul edilmemesi sonrasında seçim mücadelesine geri döndü. (AFP)
Dibeybe, adaylığına ilişkin itirazların kabul edilmemesi sonrasında seçim mücadelesine geri döndü. (AFP)

Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Libya Birlik Hükümeti, Birleşmiş Milletler’in (BM) seçimleri zamanında tamamlamak için gerekli yardımı sağlama sözüne rağmen bu ayın sonunda yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerini erteleme olasılığının önünü açtı.
İçişleri Bakanı Halid Mazin, seçimleri korumak için tasarlanan güvenlik planına karşı eylemlerin, ihlallerin ve saldırıların yaygınlaşmasının, sürecin ilerlemesine zarar vereceği ve seçimleri zamanında tamamlama taahhüdünü engelleyeceği uyarısında bulundu.
Mazin, geçen salı günü başkent Trablus’ta Adalet Bakanı Halime İbrahim ile düzenlediği ortak basın toplantısında “Bu ihlallerin ve saldırıların devam etmesi, güvenlik durumunun bozulmasına ve kontrolden çıkmasına yol açacak. Bu da ülkeyi, halkı ve ulusal güvenliği tehdit edecektir” dedi.
İçişleri ve Adalet bakanlıklarının ‘ülkede seçim sürecinin başlamasından sonra güvenlik ihlallerinin artmasını büyük endişeyle takip ettiğine’ dikkat çeken Mazin açıklamasının şöyle sürdürdü:
“Bu durum, seçim sürecinin güvenliğini ve güvenli bir şekilde devam etmesini tehdit ediyor. Bakanlıklar farklı taraflardan ‘seçim sürecinin bütünlüğünü ve prosedürlerinin doğruluğunu’ etkileyen bir dizi şikâyet aldı. Güvenlik planını tehdit eden acil faktörlerin yol açtığı güvensizlik gölgesinde, Sebha Mahkemesi’nde oluşturulan heyet bugün itirazları değerlendiriyor. Seçim sürecine normal bir şekilde devam edilmemesi artık kabul edilemez.”
Mazin seçim sürecine yönelik saldırılara ilişkin durumun bugün yaşananların değil, geçmişte İçişleri Bakanlığı ve ona bağlı kuruluşlara yöneltilen baskılar ile ilgili olduğunu bildirdi. “Ancak mümkün olduğu kadar sakinliği ve seçim sürecinin başarısı için çalışan Ulusal Birlik Hükümeti’nin söylemi karşısında kısıtlama tercih edildi” dedi. Bakan, bu bağlamda Trablus şehrinde seçimler için düzenlenen eğitim kursuna katılan bazı güvenlik görevlilerine yönelik tehditlerin yanı sıra Ecdebiye şehrinde de seçimlerin güvenliğini sağlamak üzere hazırlanan ekipmanlara el konulduğuna dikkat çekti.
Diğer yandan BM misyonu Başkanı Jan Kubis geçen salı akşamı Mazin ile yaptığı görüşmede, bakanlığa tam görevlerini yerine getirmesi için yardım etme ve adil seçimlere ulaşmak için bu kazanımların korunmasını sağlama sözü verdi.
Mazin tarafından yapılan açıklamada, toplantı sırasında seçim sürecinin yürütülmesini engelleyebilecek bir dizi güvenlik sorununun ve özellikle takip edilen prosedürlerin gözden geçirildiği belirtildi. Ayrıca seçimlerin başarısı için sorumluluğun Libya halkında olduğu kaydedildi.
BM Temsilcisi, Seçim Komisyonu Başkanı İmad es-Sayeh’e de Trablus’taki görüşmeleri sırasında BM’nin ‘arzu edilen demokratik devlet özlemini gerçekleştirmeleri için’ Libyalıların yanında duracağını iletti.
Kubis, Trablus’ta Ulusal Petrol Kurumu (NOC) Başkanı Mustafa Sanallah ile yaptığı görüşmede de ülkedeki Ulusal Petrol Şirketi’ni ‘siyasallaştırmaktan’ kaçınılması ve şirketin bütünlüğünün ve birliğinin herhangi bir siyasi kavgadan uzak tutulması gerektiğini vurguladı. İki yetkili toplantıda petrol faaliyetlerini yürütmek ve mevcut üretim oranlarını sürdürmek için kuruluşu ve ortaklarını her düzeyde desteklemenin yollarını ele aldı.
Avrupa Birliği Libya Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Sabadell Jose de İmad es-Sayeh ile bir araya gelerek‘Libyalıların sandık başına gitme yönündeki isteklerini gerçekleştirmek için’ uluslararası desteğin devam ettiğini’ aktardı..
ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland da duruma ilişkin yaptığı açıklamada “ABD, Libyalıların ve uluslararası toplumun seçimleri tehdit eden şiddet riski konusundaki endişelerini paylaşıyor” dedi. Norland, 1 Aralık’ta yaptığı açıklamada da tüm tarafları gerginliği yatıştırmaya ve Libyalılar tarafından yönetilen yasal ve idari seçim süreçlerine saygı duymaya çağırdı.
Seçim Komisyonu’ndan bir kaynak daha önce yaptığı açıklamada temyiz aşaması ile bağlantılı olarak seçimlerin ertelenmesinin mümkün olduğunu bildirmişti. Kaynak ayrıca komisyonun, oylama için yeni bir tarih belirlemek üzere Temsilciler Meclisi’ne bir öneri sunabileceği bilgisini vermişti.

Dibeybe’ye itiraz sonuçlandı
Trablus Temyiz Mahkemesi, Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’nin cumhurbaşkanlığına adaylığına ilişkin itirazları reddetti.
Söz konusu kararı memnuniyetle karşılayan Dibeybe, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “Tarihimiz 24 Aralık... Başladık ve bitirdik” dedi.
Dibeybe’nin avukatı Abdurrauf Kanbic, aleyhteki iki temyiz başvurusunu da kazandıklarını söyledi. Resmi Libya Haber Ajansı’nın bilgi sahibi bir kaynaktan aktardığına göre Dibeybe, mahkemenin ‘aleyhindeki itirazları’ reddetmesinin ardından seçim yarışına geri döndü.

Hafter sessizliğini sürdürüyor
Libya Ulusal Ordusu (LUO) eski komutanı olan Mareşal Halif Hafter, Zaviye Asliye Mahkemesi Temyiz Komitesi’nin geçen salı günü aleyhine yapılan itirazı kabul etmesinin ve adaylığını kabul etmemesinin ardından sessizliğini koruyor. Ancak Hafter’e yakın kaynaklar, kararın ‘yasa dışı ve bağlayıcı olmadığı’ görüşünde. Kaynaklar, mahkemenin, Seçim Komisyonu’nun Zaviye hariç sadece üç şehirle sınırladığı cumhurbaşkanlığı seçimleri adaylarına karşı yapılan itirazları değerlendirme yetkisi olmadığını vurguladı.
Yargı ve medya kaynakları, devrik lider Muammer Kaddafi’nin ikinci oğlu Seyfulislam’ın temyiz başvurusunun da Sebha Mahkemesi’nde görülemeyeceğini, dolayısıyla başka bir şehirdeki mahkemeye nakledilmesinin beklendiğini aktardılar.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.