Nazarbayev: Sovyetler Birliği'ndeki 70 yıllık varlığımız ülkemiz lehine sonuçlanmadı

Kazakistan'ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, ülkesinin 30 yıllık bağımsızlık sürecini "Egemen Qazaqstan" gazetesinde yayımladığı "Bağımsızlık Dersleri" başlıklı makalesinde değerlendirdi / Fotoğraf: AA
Kazakistan'ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, ülkesinin 30 yıllık bağımsızlık sürecini "Egemen Qazaqstan" gazetesinde yayımladığı "Bağımsızlık Dersleri" başlıklı makalesinde değerlendirdi / Fotoğraf: AA
TT

Nazarbayev: Sovyetler Birliği'ndeki 70 yıllık varlığımız ülkemiz lehine sonuçlanmadı

Kazakistan'ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, ülkesinin 30 yıllık bağımsızlık sürecini "Egemen Qazaqstan" gazetesinde yayımladığı "Bağımsızlık Dersleri" başlıklı makalesinde değerlendirdi / Fotoğraf: AA
Kazakistan'ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, ülkesinin 30 yıllık bağımsızlık sürecini "Egemen Qazaqstan" gazetesinde yayımladığı "Bağımsızlık Dersleri" başlıklı makalesinde değerlendirdi / Fotoğraf: AA

Nazarbayev, ülkesinin 30 yıllık bağımsızlık sürecini "Egemen Qazaqstan" gazetesinde yayımladığı "Bağımsızlık Dersleri" başlıklı makalesinde değerlendirdi.
Bağımsızlığı, ülkesinin en kutsal değeri olarak nitelendiren Nazarbayev, "Yakında en kutsal değerimiz olan ülkemizin bağımsızlığının yıl dönümünü kutlayacağız. Otuz yıl önce, dünya görüşümüzün ve kimliğimizin temelinde bilinçli olarak özgürlüğü seçtik. Bahsi geçen süre, insanlık tarihi için anlık olsa dahi Kazakistan için büyük bir kilometre taşıdır" görüşünü paylaştı.

"Kazaklar Türk halklarının ata yurdunu koruyabildi"
Nazarbayev, eski zamanlarda Saka, Hun ve daha sonra kahraman Türk babalarının büyük bozkırda büyük bir ulusu inşa ettiklerini hatırlatarak, "Ağır savaşlar ve uzlaşmaz düşmanlıklar nedeniyle birçok halkın göç ettiği, kuma dövülmüş taşlar gibi dağıldığı ve paramparça olduğu zor zamanlara rağmen Kazaklar asıl meskenlerini ve Türk halklarının ata yurdunu koruyabildi" ifadesini kullandı.
Geçen yüzyılda halkının, "Büyük Kıtlık" olayları, İkinci Dünya Savaşı ve Josef Stalin yönetiminin kanlı baskısı gibi felaketlerin ardından çeşitli ekonomik sorunlarla mücadele ettiğini söyleyen Nazarbayev, "Sovyetler Birliği'ndeki 70 yıllık varlığımız ülkemiz lehine sonuçlanmadı" değerlendirmesinde bulundu.

"Bağımsızlık, babalarımızın kanıyla gelen kutsal bir değer"
Nazarbayev, bağımsız Kazakistan'ın gençliğinin bağımsızlığa giden yolun ne kadar acı verici olduğunu bilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Bu geçmişe saygı duymak ve ondan ders almak için gerekli. Bunun için bağımsızlığa babalarımızın kanıyla gelen kutsal bir değer diyorum" ifadesine yer verdi.

"Halkımı kimseye muhtaç ettirmedim"
Cumhurbaşkanlığı görevi boyunca halkının güvenini kazanmak için çalıştığını kaydeden Nazarbayev, "Otuz yılda halkımı kimseye muhtaç ettirmedim. Ülkemizi en gelişmiş 40 ülkeden biri yaptım. Bu zaman zarfında bilim ve kültür alanlarında dünya genelinde başarılara imza atan yeni bir nesil yetişti. Başkentimiz sıfırdan inşa edildi. Benim en büyük başarı ve mutluluğumun bu olduğuna inanıyorum" düşüncesini dile getirdi.
Nazarbayev, en büyük miraslarının babalarının bıraktığı toprakları olduğunu ve 30 yıllık bir süre içinde komşularıyla sınır belirleme çalışmalarını barışçıl yollarla çözerek büyük bir başarıya imza attıklarını belirterek, toplam uzunluğu 14 bin kilometre olan sınırlarının belgelenmesinde, yapıcı bir müzakere sürecini organize etmenin kolay bir iş olmadığını kaydetti.

28 yıl boyunca ülkeyi yöneten Kazakistan Cumhurbaşkanı Kazakistan'ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, 2019 yılında görevinden istifa etmiş ve Kasım Cömert Tokayev’e koltuğunu devretmişti. Nazarbayev,  iktidar partisi Nur Otan’ın genel başkanlık görevini de geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'e devretmişti / Fotoğraf: Reuters
Nazarbayev’in siyasi yaşamı
Nazarbayev 1962'de Komünist Parti'nin gençlik kollarına girerek parti çalışmalarına katıldı.
1967'de mezun olduğunda danışmanlık yaptığı Karagandi Metalurji İşletmesi'nin bulunduğu bölgede 1976'da Karagandi Bölgesel Parti Komitesi'nin ikinci sekreteri oldu.
1984'te Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin başbakanı oldu. 1989'da Kazak Komünist Partisi Genel Sekreterliği'ne getirildi.
"Prestroika" denilen yeniden yapılanma dönemini başlatan SSCB Başkanı Mihail Gorbaçov, kendisinden sonra en güçlü ikinci kişi olarak gördüğü Nazarbayev'e Başkan Yardımcılığı önerdi. Ancak o bu teklifi kabul etmedi.
1990'da Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin Politbüro üyesi oldu. Gorbaçov'a karşı başarısız darbe girişimini destekledi, 1991'de görevinden istifa etti.
Rusya liderleriyle sürdürdüğü iyi ilişkiler Vladimir Putin dönemine kadar sürdü. 1991'de Boris Yeltsin'e yönelik darbe girişimi karşısında Yeltsin'i destekledi. Aynı yıl Sovyetler Birliği dağıldı.
Nazarbayev, Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Kazakistan'ın bağımsızlığını ilan etmesi sonrası 28 yıl boyunca ülkesinin lideri oldu.
Kazaklar arasında popüleritesini koruyan Nazarbayev, yönetimi boyunca ekonomik reformlara ağırlık verdi.

Anayasayı ve başkenti değiştirdi
Nursultan Nazarbayev, Aralık 1991'de bağımsız Kazakistan'ın ilk Devlet Başkanı oldu.
1991'den sonra 1999 ve 2005'te yedişer yıllık süreler için girdiği seçimlerden de galip çıktı.
Üst üste iki kez devlet başkanlığına aday olmaya izin veren Kazakistan Anayasası'nı 2007'de değiştirdi. Seçim süresi yedi yıldan beş yıla indirildi.
Böylece Nazarbayev 2011 ve 2015 seçimlerinde de aday oldu, görevini sürdürdü.
1997'de de Almatı yerine Astana'yı başkent yaptı.

Türkiye için arabuluculuk yapmıştı
Nursultan Nazarbayev, 2015'te Türkiye'nin bir Rus uçağını düşürmesi ile meydana gelen krizde devreye girmiş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e giden mektubun yazılması ve kabul edilmesi sürecinde rol oynamıştı.
Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Sayın Nazarbayev dostluğunu gösterdi, müteşekkiriz" demişti.
Nazarbayev, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası da Türkiye'nin yanında yer aldığını açıklamış ve Ankara'yı ziyaret eden ilk devlet başkanı olmuştu.
AA, Independent Türkçe



Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
TT

Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)

Sağır el-Haydari

El Kaide’nin Sahel bölgesindeki kolu olan Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin’in (CNIM) finans başkent Bamako'ya doğru ilerlediği ve Burkina Faso ve Nijer gibi ülkelere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde, DEAŞ ile ilişkiler belirleyici bir dönüm noktasına ulaştı. Her iki taraf da Afrika Sahel bölgesinde önemli aktörler olarak kendilerini kanıtlamak için zamana karşı yarışıyor.

DEAŞ, üyelerinin Mali'de düzenledikleri bir pusuda, CNIM’e bağlı Sahra Bölgesi Emiri Ebu Yahya gibi El Kaide'nin önde gelen isimlerini ortadan kaldırmayı başardıklarını duyurdu.

DEAŞ ile El Kaide arasındaki rekabet, Mali, Burkina Faso ve Nijer gibi Afrika Sahel ülkelerinde yaşanan ciddi güvenlik krizlerinin ortasında yaşanıyor ve her iki taraf da bu durumdan yararlanmaya çalışıyor.

Üç daire

DEAŞ ve El Kaide'nin faaliyetleri, Afrika'nın Sahel bölgesini her yıl binlerce kişinin hayatını kaybettiği gerçek bir ‘terör yuvası’ haline getirdi.

Afrika meseleleri uzmanı ve siyasi araştırmacı Sultan Elban, Sahel bölgesinde El Kaide ile DAEŞ arasındaki rekabetin, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir çatışmaya dönüştüğünü, ancak sahada bunun ideolojik bir anlaşmazlıktan çok insan gücü ve kaynaklar üzerinde bir yarış halini aldığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Elban genel olarak bakıldığında CNIM'in El Kaide'nin Afrika Sahel'deki kolunu temsil ettiğini ve özellikle Burkina Faso, Mali ve Nijer'de en yaygın ve sosyal olarak en köklü örgüt olduğunu, askeri üslere karmaşık saldırılar düzenleme, insansız hava araçları ve patlayıcı cihazlar kullanma ve çok sayıda savaşçıyı seferber etme konusunda gelişmiş operasyonel kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Buna karşın DEAŞ’ın Afrika Saheli’nin bazı bölgelerinde, özellikle Mali'nin kuzeyindeki Minaka bölgesinde daha agresif göründüğünü söyleyen Elban, Nijer, Burkina Faso ve diğer bölgelerin büyük bir kısmını kontrol ettiğini, ancak yerel olarak daha az köklü ve ulusal ordular ile CNIM'in çifte direnişiyle karşı karşıya kaldığını kaydetti. CNIM, 2020'den bu yana Mali ve Burkina Faso'nun merkezi bölgelerinden bu örgütü kovmayı başardı ve sonraki yıllarda da genişlemesini engellemişti.

evfrv
El Kaide'nin CNIM lideri Iyad Ag Ghali'ye bağlı birkaç şubesi bulunuyor (AP)

El Kaide'nin şu anda Afrika Sahel bölgesindeki en önemli yapısal güç olduğunun altını çizen Elban, DEAŞ’ın ise belirli bölgelerde en ölümcül güç olduğunu ve kitlesel katliamlara ve halkı terörize etmeye daha yatkın olduğunu vurguladı. İki örgüt arasındaki rekabetin üç alanda yoğunlaştığını belirten Elban’a göre bunlardan birincisi, sınır geçişleri ve kaçakçılık rotalarının kontrol edilmesi, ikincisi, köylerde ve kırsal alanlarda tahkim ve yargı yetkisinin dayatılması ve üçüncüsü, merkezin önünde, yani Suriye ve Afganistan'ın önünde ve hatta Sahel'deki yerel sıcak noktaların önünde, küresel cihadın tekelleştirilmesi.

Kayıpların telafisi

Afrika'nın Sahel bölgesindeki ülkeler, son yıllarda bazı askeri darbelere tanık oldu. Bu darbeler sonucunda, güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme sözü veren askeri konseyler iktidara geldi. Ancak, özellikle Ensaruddin gibi radikal grupların yeni bölgelere doğru ilerleme kaydetmeleri bakımından bu konseylerin çabaları eleştirilmeye devam ediyor.

Nijeryalı güvenlik araştırmacısı Issa Mounkaila, gerçekte, El Kaide’nin yıllardır Afrika'nın Sahel bölgesini tekelinde tuttuğunu ve bu bölgenin El Kaide için Afganistan gibi ülkelerde yaşadığı başarısızlıkların ardından güvenli bir sığınak haline geldiğini söyledi.

Aynı durumun DAEŞ için de geçerli olduğunu belirten Mounkaila, DAEŞ'in şu anda Afrika kıyılarına, nüfuz kazanmanın kolay olduğu bir güvenlik kırılganlığı bölgesi olarak geri döndüğünü ve DAEŞ'in şu anda Suriye, Irak ve Libya'daki kayıplarını telafi etmeye çalıştığını söyledi. Mounkaila’ya göre bu telafi, ancak El Kaide'nin kontrolündeki bölgelerin aleyhine olabilir. Nijeryalı uzman ayrıca, DEAŞ’ın merkezi düzeyde net bir liderlik kaybına uğraması ve örgütün bölgedeki nüfuzunu ve hedeflerini yönetme planına ilişkin belirsizlikler göz önüne alındığında, El Kaide'nin hala üstünlüğünü koruduğuna inanıyor.

Denge El Kaide lehine değişiyor

El Kaide, CNIM gibi kendisine bağlı örgütler aracılığıyla, Rusya ve daha önce Fransa ile ittifak kuran Afrika Sahel'deki askeri konseylere karşı çıkıp kendi saflarına katılmaya çağıran videolar yayınlamaya devam ediyor.

Öte yandan ise DEAŞ, haftalık dergisi en-Nebe'de savaşın sürdürülmesi çağrısında bulunurken, El Kaide'ye karşı saldırılar başlattığını da açıklayarak iki grup arasındaki çatışmanın şiddetlendiğini gösteriyor.

Elban, iki taraf arasındaki çatışmanın geçmişi çerçevesinde, özellikle 2020'den bu yana Çad ve Burkina Faso arasındaki sınır üçgeninde, ara sıra ateşkeslerle birlikte, sınırlı çatışmalardan açık savaşa kadar çeşitli aşamalardan geçtiğini söyledi.

sddvd
Burkina Faso terör örgütlerinin yayılmasını önlemeye çalışıyor (Reuters)

Elban, her iki örgütün de kontrol ve finansman mekanizmalarına sahip olduğunu, özellikle de vergilerle, bu örgütleri kontrol ettikleri bölgelerde devlete paralel vergi otoriteleri haline getirdiğini, yönetim boşluğundan ve ekonomik çöküşten faydalanarak vergi uygulayıp zekat topladıklarını söyledi. Çobanların hayvanlarına el konulduğunu ve yerel pazarlarda veya Moritanya, Senegal ve başka yerlerdeki pazarlarda satıldığını da sözlerine ekledi.

İki örgüt arasında ince farkın El Kaide'nin gelirlerinin bir kısmını yoksulları destekleyerek ve anlaşmazlıkları çözerek yargı alternatifi olarak kendini dayatacak şekilde belirli bölgeleri kayırma eğiliminde olması olduğuna dikkati çeken Elban, El Kaide’nin bazen de imajını iyileştirmek ve meşruiyetini pekiştirmek için insani yardım kuruluşlarının çalışmalarına göz yumduğunu, DEAŞ’ın ise daha nefret dolu bir yaklaşım sergileme eğiliminde olduğunu ve sosyal kabul görme konusunda endişelenmediğini vurguladı.

Bölge ülkelerinin bazılarının ordu tarafından yönetilmesi ve mevcut kırılganlık bakımından ağlar ve yerel entegrasyon açısından dengelerin El Kaide lehine kaydığına işaret eden Elban, ancak DEAŞ’ın savunmasız bölgelerde hedefli saldırılar düzenleme ve katliamlar gerçekleştirme yeteneğini üst düzeyde tuttuğunu belirtti.


İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
TT

İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin Umman’a ulaşmasının ardından Tahran, diplomatik çabalara yönelik ‘yıkıcı baskı ve etkiler’ konusunda uyarıda bulundu. Bu uyarı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, ABD-İran müzakerelerine odaklanması beklenen görüşmeler için Washington’a yapacağı ziyaretten hemen önce geldi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün düzenlenen haftalık basın toplantısında, “Görüşme yaptığımız taraf ABD’dir ve bölgeyi olumsuz etkileyen yıkıcı baskılardan bağımsız hareket etme kararı onlara aittir… Siyonist rejim, bölgede barışa yol açacak herhangi bir diplomatik girişimi sürekli olarak engellemeye çalıştı” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonuna konuşan Bekayi, ülkesinin ABD ile yürüttüğü müzakerelerde hızlı bir sonuca ulaşmayı hedeflediğini ve gecikmeye gitmek istemediğini belirtti.

Bekayi, geçtiğimiz hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin karşı tarafın ‘ciddiyetini’ ölçmek için gerçekleştirildiğini aktarırken, mevcut müzakerelerin ne kadar süreceği veya ne zaman sonuçlanacağının öngörülemediğini kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Laricani’nin Maskat’ta Umman Sultanı Heysem bin Tarık ve Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile bir araya gelmesi bekleniyor.

Laricani dün yaptığı açıklamada, ziyaretin bölgesel ve uluslararası son gelişmeler ile İran-Umman ekonomik iş birliğini ele alacağını söyledi.

Ziyaret, Washington ile Tahran arasında birkaç gün önce yapılan ve ABD’nin güç kullanma ihtimalini gündeme getirdiği müzakerelerin ardından gerçekleşiyor.

Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı olmasını, füze programı gibi diğer konuların tartışılmamasını istiyor.

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Bakan Bedr Abdulati’nin İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi yaparak bölgesel gelişmeleri ele aldığını bildirdi.

Açıklamada, Arakçi’nin Abdulati’yi yakın zamanda Umman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ABD-İran müzakerelerinin gelişmeleri hakkında bilgilendirdiği belirtildi. Görüşmede Abdulati, ülkesinin bu müzakerelere ve gerilimi azaltmaya yönelik tüm çabalara tam destek verdiğini ifade etti.

Açıklamaya göre Abdulati, ABD ve İran arasındaki müzakere sürecinin barışçıl ve uzlaşmacı bir çözüme ulaşana kadar sürdürülmesinin önemini vurguladı. Ayrıca, bu hassas dönemde ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığın aşılması gerektiğini belirterek, bölgedeki gerilimi önlemenin en temel yolunun diyalog olduğunu kaydetti.


Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)

Birleşmiş Milletler dün yaptığı açıklamada, Washington'ın geçen hafta birkaç hafta içinde ilk ödemeyi yapacağına dair verdiği sözün ardından, Amerika Birleşik Devletleri'nin ödenmemiş bütçe borçlarını ne zaman ödeyeceğine dair ayrıntıları beklediğini belirtti.

BM sözcüsü Stéphane Dujarric basın toplantısında, “Verileri gördük ve açıkçası, Genel Sekreter bu konu hakkında bir süredir Büyükelçi (Mike) Walts ile temas halinde” dedi. “Bütçe Kontrol Birimimiz Amerika Birleşik Devletleri ile temas halinde ve bazı göstergeler sağlandı. Ödemenin kesin tarihini ve taksitlerin büyüklüğünü öğrenmeyi bekliyoruz” ifadesini kullandı.

Genel Sekreteri António Guterres, 28 Ocak'ta üye devletlere yazdığı bir mektupta, 193 üyeli örgütün aidatların ödenmemesi nedeniyle “yaklaşan mali çöküş” riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, örgütün mali durumu hakkında uyarıda bulundu.

cvfthyj
ABD Başkanı Donald Trump, New York'taki Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmanın ardından eliyle jest yapıyor (AFP)

Başkan Donald Trump döneminde Washington, Birleşmiş Milletler'in sistemlerini reforme etmesini ve bütçesini azaltmasını talep ederek birçok cephede çok taraflılıktan çekildi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Waltz cuma günü verdiği demeçte, "Çok yakında kesinlikle bir ilk ödeme göreceksiniz" dedi. "Yıllık aidatlarımızın önemli bir ilk ödemesi olacak... Nihai miktarın henüz belirlendiğini sanmıyorum, ancak birkaç hafta içinde belli olacak" ifadesini kullandı.

Birleşmiş Milletler yetkilileri, ABD'nin uluslararası örgütün bütçesine ödenmesi gereken aidatların %95'inden fazlasından sorumlu olduğunu söylüyor. Şubat ayı itibarıyla Washington'ın 2,19 milyar dolar borcu bulunuyordu; buna ilave olarak mevcut ve geçmiş barış koruma misyonları için 2,4 milyar dolar ve BM mahkemeleri için 43,6 milyon dolar daha ödenmesi gerekiyordu.

BM yetkilileri, ABD'nin geçen yılki düzenli bütçe için aidatlarını ödemediğini, bu nedenle 827 milyon dolar, cari yıl için ise 767 milyon dolar borcu olduğunu, geri kalanının ise önceki yıllardan kalan borçlardan oluştuğunu ifade etti.