İsrail, Suriye’deki yeraltı kimyasal silah tesislerini hedef aldı

Suriye savunması Şam'a yapılan saldırılara yanıt verdi. (Arşiv-Reuters)
Suriye savunması Şam'a yapılan saldırılara yanıt verdi. (Arşiv-Reuters)
TT

İsrail, Suriye’deki yeraltı kimyasal silah tesislerini hedef aldı

Suriye savunması Şam'a yapılan saldırılara yanıt verdi. (Arşiv-Reuters)
Suriye savunması Şam'a yapılan saldırılara yanıt verdi. (Arşiv-Reuters)

İsrail’in 8 Haziran’da Suriye Beşşar Esed rejim güçlerine ait kimyasal silah tesislerini hedef alan saldırılar gerçekleştirdiği bildirildi. Washington Post gazetesinin Tel Aviv’deki siyasi ve güvenlik çevrelerine dayandırdığı habere göre saldırılar sırasında konvansiyonel olmayan silah tesislerinin tahrip edildiği, asıl amacın Suriye’yi eylemlerinden caydırarak İran’a uyarı mesajı göndermek olduğu kaydedildi.
İbrani medyasına açıklamalarda bulunan kaynaklara göre Şam ve Humus yakınlarındaki üç bölgenin hedef alındığı operasyon, İsrail’in Suriye’ye düzenlediği diğer saldırılardan farklı bir biçimde gerçekleşti.  İsrail, Suriye’de genel olarak İran ve Lübnan Hizbullahı ile onlara bağlı milisler tarafından kullanılan tesisleri bombalıyor. Ancak son saldırı Suriye ordusu tarafından kimyasal silah üretimi için işletilen bir yeraltı sahasına düzenlendi. Bu saldırı, Tahran'a İsrail'in İran'daki yer altı hedeflerini vurabileceği mesajını veriyor.
İsrael Hayom gazetesinden siyasi analist Yoav Limor, son saldırının üç amacı olduğunu belirtti. Bunlardan ilkinin Suriye'nin konvansiyonel olmayan yetenekler kazanmasını önlemek, ikincisinin İsrail'in Suriye'nin kitle imha silahıyla tehdidine geri dönmesine izin vermeyeceği mesajını Esed'e net olarak iletmek ve üçüncüsün de  başta İran olmak üzere diğer ülkelere İsrail'in kendi varlığını tehdit eden bir silah geliştiren herhangi bir tarafa karşı aynı şekilde hareket edeceğini bildirmek olduğunu kaydetti. 
Limor açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Esed, bundan kaçınma sözü vermesine rağmen başta klor olmak üzere rakiplerine karşı kimyasal silahlar kullanmaya devam etti. İsrail de dünyayı, buna izin verilmesinin er ya da geç Suriye'nin gerçekte olduğu gibi daha gelişmiş bir kimyasal silah üretmeye geri dönmesine yol açacağı konusunda uyardı. Ancak İsrail geçmişten farklı olarak Suriye'nin kendisini büyük miktarda kimyasal silahla donatmasını beklememeye ve daha gelişimin ilk aşamalarındayken yok etmeye karar verdi. Yine de gerçek şu ki Suriye saldırıya rağmen çalışmalarını sürdürdü.”
Limor açıklamasında ayrıca eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin 2013 yılında vardığı ve kimyasal silah stokunun yüzde 95'inin Suriye'den tahliye edildiği anlaşma kapsamında saldırı başlatmaya yönelik ABD tutumunu eleştirdi. ABD’nin saldırıdan kaçınarak Ortadoğu’ya ve tüm dünyaya mesaj verme şansını kaçırdıklarını belirten Limor, İsrail’in ise belirlediği ilkeler doğrultusunda yoluna devam ettiğini ve bölgedeki herhangi bir ülkenin nükleer veya kimyasal yetenekler elde etmesine izin vermeyeceğini kanıtladığını vurguladı.
Yedioth Ahronoth gazetesinin askeri meselerden sorumlu muhabiri Yossi Yehoshua da ordu yetkililerinin şu açıklamalarını aktardı:
“Suriye'deki askeri kimyasal tesislere yapılan saldırı, oldukça uzak ve yerin altında  gerçekleşmesi bakımından olağandışı. Savaş uçakları, silahlı bir beton tabakasında, büyük bir derinliğe nüfuz eden özel bombalar kullandılar. Bu saldırının ilgi çekici iki yönü bulunuyor. Bunlardan ilki, Savunma Bakanı Benny Gantz'ın ABD ziyaretinin sona ermesinden hemen sonra, ABD gazetesine sızdırılan ve İran ve ABD'deki tüm taraflara ima edilen İsrail’in düşmanlarının elindeki konvansiyonel olmayan silahların geliştirilmesine karşı ciddi şekilde hareket etme niyetinde olduğu. Suriye'deki saldırının İran'ın nükleer tesislerine yapılanlarla aynı olmadığı doğru. Ama bununla ilgili haberi gazeteye kim sızdırdıysa belli bir karşılaştırma yapmaya çalıştı. İkinci ilginç olan ise ise İsrail ile ABD arasındaki yakın güvenlik koordinasyonuna yçnelik yapılan açıklamaydı.”
Haaretz gazetesinin askeri analisti Amos Harel de Şam rejiminin söz konusu adımlarının sonuçlarına dikkat çekti:
“İsrail'i Şam’ın kimyasal silahlarına saldırmaya iten şey, Suriye'deki muhalefete karşı sinir gazı kullanılması endişesi değil. Aksine, İsrail'in kendi lehine, güçlü bir dengeyi sürdürme çabasından kaynaklanıyor. Rejimin sinir gazı üretimine yönelik adımlarının iki sonucu bulunuyor. Bunlardan ilki, Esed’in eline fırsat geçtiğinde daha önce yaptığı yanlışlara geri dönecek ve uluslararası toplumun uyarılarının bir işe yaramayacak olmasıdır. İkincisi, rejimin ülke genelinde kontrolünü sağlamlaştırma yönünde büyük bir adım atmanın eşiğinde olduğudur.”



Yemen Şafağı operasyonu üçüncü haftasına girerken Husiler üzerindeki baskıyı artırıyor

Yemen Şafağı operasyonu üçüncü haftasına girerken Husiler üzerindeki baskıyı artırıyor
TT

Yemen Şafağı operasyonu üçüncü haftasına girerken Husiler üzerindeki baskıyı artırıyor

Yemen Şafağı operasyonu üçüncü haftasına girerken Husiler üzerindeki baskıyı artırıyor

Yemen Şafağı operasyonunun üçüncü haftasına girmesiyle birlikte Taiz ve Marib cephelerinde Husilere yönelik askeri baskı artıyor. Hükümet güçleri, Husilerin kontrolündeki bölgeleri geri almak için saldırılarını sürdürürken hava operasyonları da örgütün toplanma noktalarını, takviye birliklerini ve tahkimatlarını hedef alıyor. Yemenli askeri kaynaklar, Husilerin son haftalarda ölü ve yaralı olarak 15 binden fazla mensubunu kaybettiğini tahmin ediyor.

Taiz’deki çatışmalarla eş zamanlı olarak hükümet güçleri, Babülmendep bölgesinde Husilerin elinde kalan mevzilere yönelik baskısını sürdürdü. Ayrıca Taiz ve Lahic vilayetleri arasındaki yüksek kesimlerin güvenliğini sağlamaya yönelik çalışmalar devam ediyor. Bu adımlarla, geri alınan mevzilerin kontrolünün pekiştirilmesi, Husilerin bu bölgeleri karşı saldırılar düzenlemek veya birliklerin hareket güzergâhlarını tehdit etmek için kullanmasının önlenmesi amaçlanıyor.

Husilerin Marib kentine bir gün içinde sekiz balistik füze fırlatmasının ardından saldırıların kapsamı genişledi. Marib Vilayeti Medya Ofisi, söz konusu saldırıların sayısında artış yaşandığını bildirdi.

Medya Ofisi, Husilerin 72 saat içinde fırlattığı balistik füze ve diğer mühimmatların toplam sayısının 24’e ulaştığını açıkladı. Açıklamada, özellikle çok sayıda yerinden edilmiş kişinin yaşadığı vilayette sivillerin, yerleşim bölgelerinin ve sivil tesislerin karşı karşıya olduğu tehlikelere dikkat çekildi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Kurmay Albay Macid Abdullah en-Nuzeyli, Husilerin Şebve vilayetinde güvenlik ve polis birimlerinin personeline yönelik eğitim merkezini üç balistik füzeyle hedef aldığını söyledi.

Husiler ayrıca insan gücü kayıplarını telafi etmek ve cephedeki mevzilerini güçlendirmek amacıyla Sana, Zamar ve İbb vilayetlerinden Taiz’e yeni askeri takviyeler gönderdi. Bu sevkiyatlar, örgütün kontrolündeki bölgelerde halktan ve aşiretlerden yeni savaşçılar toplama çabalarının sonuçsuz kaldığı bir dönemde gerçekleştirildi.


Mısır: Sudan sınırını koruma ve savaş ekonomisiyle mücadele

Nil Nehri Eyaleti'nin el-Ubeydiyye bölgesindeki bir altın madeninde bir işçi dedektör kullanıyor, 30 Temmuz 2013 (Reuters)
Nil Nehri Eyaleti'nin el-Ubeydiyye bölgesindeki bir altın madeninde bir işçi dedektör kullanıyor, 30 Temmuz 2013 (Reuters)
TT

Mısır: Sudan sınırını koruma ve savaş ekonomisiyle mücadele

Nil Nehri Eyaleti'nin el-Ubeydiyye bölgesindeki bir altın madeninde bir işçi dedektör kullanıyor, 30 Temmuz 2013 (Reuters)
Nil Nehri Eyaleti'nin el-Ubeydiyye bölgesindeki bir altın madeninde bir işçi dedektör kullanıyor, 30 Temmuz 2013 (Reuters)

Amr İmam

12 Ekim'de Mısır ordusu, Mısır'ın Sudan sınırına yakın Doğu Çöl bölgesindeki geleneksel altın madencilerini hedef alan hava saldırılarının koşullarını açıklayan bir bildiri yayınladı. Hava saldırılarının Mısır toprakları dışında gerçekleştirildiği söylentilerini ortadan kaldırmak amacıyla ordu, operasyonlarının Mısır devleti sınırları içinde gerçekleştiğini vurguladı.

Bu, Mısır Silahlı Kuvvetlerinin beş aydan kısa bir süre içinde Sudan sınırına yakın Doğu Çölü'ndeki altın madenciliği alanlarını hedef aldığı ikinci hadiseydi.

Mısır ve Sudan arasındaki sınır bölgesinde, Nisan 2023'te Sudan'da savaşın patlak vermesinden bu yana yasadışı altın madenciliği faaliyetlerinde önemli bir artış yaşandı. Kahire'deki güvenlik analistlerine göre bu gelişme, savaşın Mısır'a dayattığı güvenlik sorunlarına ışık tutuyor.

Emekli Mısırlı General Muhammed el-Gabari, silahlı kuvvetlerin son aylarda Sudan sınırında güvenlik önlemlerini sıkılaştırmak zorunda kaldığını belirtti. Mecelle'ye verdiği röportajda, takviyelerin şimdiye kadar sınır muhafızlarının sayısının artırılmasını ve sınır bölgesini izlemek ve herhangi bir ihlali önlemek için insansız hava araçlarının konuşlandırılmasını içerdiğini sözlerine ekledi.

Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milisleri arasındaki savaşın başlamasından önce, Mısır ve Sudan güçleri iki ülke arasındaki 1.273 kilometrelik sınır boyunca ortak devriyeler yürütüyordu.

Ancak bugün Mısır ordusu sınır gözetiminin yükünü taşırken, yasadışı altın madenciliği başta olmak üzere, bölgedeki yasadışı faaliyetlerin artması, sadece güvenlik açıklarıyla sınırlı olmayan faktörlerle bağlantılı.

23 yaşındaki bir gencin Hartum'un güneyindeki bir halk pazarında Mısırlı kamyon şoförlerine makineli tüfekle ateş açması, iki kişiyi öldürmesi ve bir kişiyi yaralaması üzerine, 12 Ekim'de Sudan'ın bazı bölgelerinde protestolar patlak verdi.

Sudan vatandaşları da Mısır ticari kamyonlarını hedef alan boykot kampanyaları düzenliyor; bu adım önümüzdeki günlerde Mısır'dan daha çok Sudan'a zarar verebilir. Zira iki ülke arasındaki ticaret bu yılın ilk çeyreğinde 326 milyon dolara ulaştı ve bunun büyük bir kısmını Mısır’dan yapılan ithalat oluşturdu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre coğrafi yakınlık, Mısır'ı Sudan'ın en kolay ticaret ortağı yapıyor. İki ülke, uluslararası para işlemlerine getirilen kısıtlamaları ve bazı Sudan şirketlerine uygulanan yaptırımları aşmalarını sağlayan takas tabanlı bir ticaret sistemi geliştirdi.

Sudanlı gözlemciler, bu gerilimlerin bir kısmının yanlış anlamalardan, bir kısmının da bireysel eylemlerden kaynaklandığına inanıyor. Ancak öfkenin yoğunluğu, anlaşmazlığı körüklemek ve iki ülke arasındaki uçurumu derinleştirmekle ilgilenen tarafların da olduğunu gösteriyor.

Mısır, savaş nedeniyle ülkelerinden kaçmak zorunda kalan yüz binlerce Sudanlıyı kabul etti. Mısır hükümeti, Sudan'dan gelenlerin sayısını yaklaşık 1,5 milyon olarak tahmin ediyor; buna resmi bir belge olmadan sınırı geçen yüz binlerce kişi dahil değil.

Mısır aynı zamanda Sudan devlet kurumlarının da önemli bir destekçisi. Kahire, pozisyonunu bir iç savaşta taraf tutmak değil, devlete destek olarak sunuyor. Bu destek, Kahire'nin Sudan'ın güvenliği ile istikrarının kendi ulusal güvenliğiyle yakından bağlantılı olduğuna dair inancından kaynaklanıyor. Ayrıca, devlet kontrolü dışında faaliyet gösteren silahlı örgütler ve milis gruplar ile mücadelede devlet kurumlarını, özellikle de ulusal orduları destekleme yönündeki uzun süredir devam eden Mısır politikasına da dayanıyor.

Bu politika, Kahire'nin Lübnan, Libya ve Yemen'de olduğu gibi ulusal ordular ile milislerin kontrol için mücadele ettiği ülkelerdeki ortak seçiminde açıkça görülmektedir.

Hava saldırılarının ardından sosyal medyada dile getirilen Mısır karşıtı tutumların çoğu, Hızlı Destek Kuvvetleri destekçilerine aitti. Güney Darfur eyaletinin başkenti ve Hızlı Destek Kuvvetleri'nin önemli bir kalesi olan Nyala, şimdiye kadar en fazla Mısır karşıtı protestoya sahne oldu.

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin finansman kaynağı

Mısır'ın sınır bölgesindeki yasadışı altın madenciliğine karşı aldığı önlemlerin sıkılaştırılmasının Hızlı Destek Kuvvetleri’ne verdiği zararın boyutu açıkça ortada.

Sudanlı analistlere göre, altın madenciliği bu paramiliter güç için en önemli ekonomik finansman kaynağını oluşturuyor ve kendisine yıllık milyonlarca dolar gelir sağlıyor.

 gth
12 Ekim 2026'da elde edilen ve kullanıcı tarafından oluşturulmuş görüntülerden (UGC) alıntılanan bu fotoğraf, Sudan'daki Cebel el-Ukaydat maden bölgesinde bir hava saldırısının hedef aldığı alanı inceleyen insanları gösteriyor (AFP)

Sudanlı siyasi analist Osman Mirgani, bu milis güçlerinin, iç savaşın başlamasından önce ülkenin çeşitli bölgelerinde Sudan hükümeti tarafından işletilen altın madenlerinin çoğunu kontrol etmeye başladığını belirtti.

Mecelle'ye verdiği röportajda, “Bu güçler, faaliyetlerini ve Sudan Silahlı Kuvvetlerine karşı askeri operasyonlarını finanse etmek için bu madenlerden çıkarılan altını ihraç ediyor” diye ekledi.

Sudan'da, Mısır sınırındaki bölge de dahil olmak üzere altın madenciliğinde çalışanların çoğunun, doğrudan veya dolaylı olarak Hızlı Destek Kuvvetleri tarafından istihdam edildiğini açıkladı.

Uluslararası raporlar, Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı ve “Hamideti” olarak bilinen Muhammed Hamdan Dakalu'nun, Sudan içinde altın çıkarma ve savaşın harap ettiği bu ülkeden kaçırma faaliyetleri için paravan görevi gören yabancı şirketler ve bankalarla bağlantılı olduğuna işaret ediyor.

Kahire'nin, sınırları içinde Sudanlılar tarafından yürütülen yasadışı altın madenciliği faaliyetlerine karşı yürüttüğü operasyonlar, Hızlı Destek Kuvvetleri için önemli bir finansman kaynağı üzerindeki baskıyı artırıyor

Görünüşe göre Hızlı Destek Kuvvetleri, Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Mısır'a karşı yürüttüğü yoğun propaganda kampanyasıyla bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyor: Sudan kamuoyunu ülke içindeki baş düşmanı olan ordu ve devlete karşı kışkırtarak halk desteğini zayıflatırken, aynı zamanda Sudan devlet kurumlarının en güçlü müttefiki olan Mısır'a karşı düşmanlığı körüklemeye çalışıyor.

Öte yandan, Kahire'nin sınırları içinde Sudanlılar tarafından yürütülen yasadışı altın madenciliği faaliyetlerine karşı yürüttüğü operasyonlar, Hızlı Destek Kuvvetleri için önemli bir finansman kaynağı üzerindeki baskıyı artırıyor.

Mısırlı analistler, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni destekleyen kuruluşlar ağının, Sudan'daki çatışma ile Mısır'ın dahil olduğu diğer bölgesel sıcak noktalar arasındaki açık bağlantıları ortaya çıkardığına inanıyor.

sefrgtyu
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Kahire'de Sudan Ordusu Komutanı General Abdulfettah el-Burhan ile görüşmesi sırasında, 18 Aralık 2025 (AFP)

Hızlı Destek Kuvvetleri yetkilileri ile İsrailli yetkililer arasında gizli görüşmeler yapıldığına dair haberlere ek olarak, bu güçler, analistlere göre, Mısır'ın bölgesel rakibi ve iki hayati su yolu olan Nil Nehri ve Kızıldeniz konusunda anlaşmazlık yaşadığı Etiyopya'dan doğrudan destek alıyor.

İsrail de Etiyopya'nın bölgesel bir destekçisi sayılıyor. Mısır ve İsrail arasında 1979'da imzalanan barış antlaşması iki ülke arasındaki doğrudan askeri çatışmaları sona erdirmiş olsa da, jeopolitik rekabetlerini sona erdirmedi.

Mısırlı analistler, Addis Ababa ve Tel Aviv arasındaki çıkar yakınlaşmasının, Mısır'a baskı yapmaya ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan Kızıldeniz'in güney girişine yakın bölgelerde nüfuzlarını genişletmeye yönelik koordineli bir çaba olduğuna inanıyor.

Bu bağlamda, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin Mısır'ı bir çatışmaya çekme, güney sınırında gerilimi tırmandırma ve Mısır'ın çabalarını, askeri ve mali kaynaklarını tüketme girişimleri, bu daha geniş kapsamlı çatışmanın bir parçası gibi görünüyor. Mısırlı analistler, bu girişimlerin önümüzdeki günlerde devam etmesini ihtimal dahilinde görüyor.


Mısır: Ulusal Savunma Konseyi, Suudi Arabistan’a güvenliğini savunması için her türlü desteğin verilmesini kararlaştırdı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır: Ulusal Savunma Konseyi, Suudi Arabistan’a güvenliğini savunması için her türlü desteğin verilmesini kararlaştırdı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Ulusal Savunma Konseyi, pazar günü, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarını savunması, kaynaklarını, toprak bütünlüğünü ve İslami kutsal mekânları koruması amacıyla gerekli ve mümkün olan her türlü desteğin sağlanmasına karar verdi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü tarafından Facebook üzerinden yapılan açıklamaya göre, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, bugün Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda Ulusal Savunma Konseyi toplantısına başkanlık etti. Toplantıya Temsilciler Meclisi Başkanı, Başbakan, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı ve Savunma ile Askeri Üretim Bakanı, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı, İçişleri, Maliye, Dışişleri, Uluslararası İşbirliği ve Yurtdışındaki Mısırlılar Bakanları, Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin ana kuvvet komutanları, Silahlı Kuvvetler Operasyonlar Dairesi Başkanı, Askeri İstihbarat Dairesi Başkanı ve Ulusal Savunma Konseyi Genel Sekreteri katıldı.

Sözcü, Ulusal Savunma Konseyi’nin bölgedeki güncel gelişmelerin yanı sıra, özellikle Suudi Arabistan’ın maruz kaldığı kabul edilemez saldırıların tırmanmasıyla birlikte bölgede yaşanan tehlikeli gelişmeleri kapsamlı şekilde ele aldığını bildirdi.

Konsey bu kapsamda, “iki kardeş ülke halklarını Arap dünyasının kalbi olarak birbirine bağlayan tarihi ilişkiler ve güçlü bağlardan hareketle ve Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğinin Mısır ve Arap ulusal güvenliğiyle bağlantılı olduğuna inanarak, kardeş Suudi Arabistan ile tam dayanışma ve eksiksiz destek içinde olma” kararı aldı.

Açıklamada, konseyin ayrıca “Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarını savunması, kaynaklarını, toprak bütünlüğünü ve İslami kutsal mekânları koruması için gerekli ve mümkün olan her türlü desteğin sağlanmasına” karar verdiği belirtildi.

Konsey, bunun yanı sıra bölgedeki gerilimin genel olarak düşürülmesine ve bölgede yaşanan krizlerin barışçıl yollarla çözülmesine katkı sağlamak amacıyla, ilgili bölgesel ve uluslararası taraflarla koordinasyon içinde yürütülen siyasi ve diplomatik çabaların sürdürülmesi ve yoğunlaştırılması çağrısında bulundu.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, bir gün önce parlamentoyu, Suudi Arabistan’ın talep etmesi halinde Mısır’ın müdahalesine yetki vermek üzere olağanüstü toplantıya çağırmıştı.

Kahire Haber Kanalı’nın aktardığına göre Sisi, Mısır Askeri Akademisi’nde yeni mezunların diploma töreninde yaptığı konuşmada, “Suudi Arabistan’ı korumak için herhangi bir talep gelmesi halinde gereken her türlü adımı atacağız. Böyle bir talep gelmesi durumunda bu adım için yetki vermek üzere parlamentoyu olağanüstü toplantıya çağırıyorum” dedi.

Sisi, “Körfez’deki kardeşlerimizin Mısır’a sağladığı desteği unutmamalıyız” ifadelerini kullanarak, “Körfez’deki kardeşlerimizin topraklarının korunması konusunda güçlü şekilde yanlarında duruyor ve tam destek veriyoruz” diye konuştu.

Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan’ın güvenliği ve egemenliğini savunmak amacıyla Riyad’ın talep edeceği her türlü adımın atılacağını vurguladı.