Irak'ta Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma tarihi yapılar yok oluyor

Bağdat'ın tarihi dokusu kasıtlı olarak mı bozuluyor?

Ekran görüntüsü
Ekran görüntüsü
TT

Irak'ta Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma tarihi yapılar yok oluyor

Ekran görüntüsü
Ekran görüntüsü

Cabbar Zeydan
Irak'ın başkenti Bağdat ve diğer iller, Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma tarihi ve estetik mimari tasarımlarla doludur. Ancak son yaşananlar, örneğin şanşul (müşrefiye/cumba) gibi Irak’a özgü özelliklerden yoksun ve Irak tarihiyle uzaktan-yakından hiçbir ilgisi olmayan evlerin ve binaların inşa edilmesinden tamamen farklı bir durumdur.
Bağdat'ın Kazımiye, Azemiye, Hayderhane, Bab eş-Şeyh ve diğerleri gibi eski semtlerine yaklaşan biri, hemen Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma binaları ve tarihi yapıları görür. Fakat ihmal nedeniyle bu binalardan, evlerden ve tarihi eserlerden bazıları ticari malların depolandığı yerler haline geldi. Şehrin statüsü, tarihi ve mirası dikkate alınmadan inşa edilen yeni binalar Irak'ın başkentinde birçok önemli noktada tarihi dokunun bozulmasına yol açtı.

Mimari, siyasi gerçekliğin bir yansımasıdır
Iraklı mimar ve akademisyen Dr. Venus Suleyman, konuyla ilgili tartışmanın neredeyse tüm devlet kurumlarını ilgilendirdiğine inanıyor. Asırlar boyunca mimarisiyle ülkenin kimliğini oluşturan medeniyet hazineleri olan tarihi yapılarla ilgili karar verme ve bu konuyu konuşma sorumluluğunun tüm devlet kurumlarına ait olduğunu söyleyen Dr. Suleyman, “Örneğin Bağdat'ın tarihi şehir merkezindeki her bir yapının siyasi, sosyal, ekonomik ve diğer boyutlarıyla ülke tarihinin bir bölümünü anlatan bir kolaj tablosu oluşturduğunu görüyoruz. Bu tabloda modern mimarinin çok nadir parçaları dahi yer alıyor. Aynı zamanda Bağdat’ın mimari kimliğini şekillendirmede önemli bir etkisi olan her çağdan yapılar da bulunuyor” ifadelerini kullandı.

“Peki, biz bu zengin mirası korumanın neresindeyiz?” diye soran Dr. Suleyman, şunları söyledi:
“Bu zengin mirasa ait ne varsa ciddi şekilde ihmal edildiklerini görmek çok üzücü. Eğer bu ihmal devam ederse, bu mirasın büyük bir bölümünün yok olacağı onunla birlikte tüm tarihi sileceği bir aşamaya geleceğimizden korkuyorum. Avlusu olan cumbalı evleri ne kadar koruyoruz? Tüm bu sokakları korumanın ve içlerinde olanı canlandırmanın neresindeyiz? Bağdat'ın merkezindeki tarihi binaları korumak için ne yapıyoruz? Bağdat'taki Le Corbusier binasını ve Iraklı mimar Rifat el-Çadırcı ile diğer mimarların eserlerini koruyabiliyor muyuz? Korumak derken yüzeysel, genelleştirilmiş anlamını kastetmiyorum. Daha ziyade sürdürülebilir bir ekonomik ve sosyal kalkınma yaratmak için şehrin mimari kimliğine ve bu topraklarda kök salmış güçlü bir gelecek temeline dayanarak bu mirasın daha uzun yıllar korunmasını garanti eden tüm strateji ve yatırım mekanizmalarını kastediyorum.”
Dr. Suleyman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bağdat'ın tarihi şehir merkezinin ara sokaklarından, örneğin er-Reşid Caddesi'nden Edfiş Binası'na doğru geçtiğimde, tarihi Mercan Camii'ni geçince solda aralarında er-Rafideyn Bankası’nın binasının da olduğu binalar sıralanıyor. Her biri koca bir tarihe tanıklık ediyor. Irak'ta bir dönem yaşanan tüm siyasi, sosyal ve ekonomik detaylarıyla özetliyor. Harap haldeki görüntüleri karşısında içimi büyük bir hüzün kaplıyor. Bu binalar düzgün bir şekilde korunup yatırım yapılsa nasıl olur diye aklımda canlandırmaya çalışıyorum. Eski kahvehanelerden ve dükkanlardan el-Kubbanci’nin, Nazım el-Gazali’nin ve Salima Pasha’nın şarkılarını duymayı hayal ediyorum. Çay satılan Irak’a özgü seyyar arabaları ve yöresel yemek mekanlarını görür gibi oluyorum.  Turizmin zirvede olduğunu, yabancı turistlerin bu tarihin tadını çıkardığını ve tarihiyle gurur duyan, geleceğini net gören güzel gençlerimiz için iş olanaklarına yatırım yapıldığını hayal ediyorum. Ölümsüz Dicle Nehri'nden bir esintinin gelip hepimizi Binbir Gece Masalları'nın yeni bir hikayesine alıp götürdüğünü düşünüyorum. Sonra otobüslerin gürültüsüyle bu hayallerden uyanıyorum. Başımı kaldırıp baktığımda çöp ve toprak yığınları, bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan virane haldeki binaları görüyorum.”

Tam bir yıkım
Asıl sorunun burayı kurtarmak için yapılanların dahi kelimenin tam anlamıyla bir yıkım olması olduğunu söyleyen Dr. Suleyman, bunun nedenini alanında uzman olmayan kişiler tarafından rastgele tasarlanıp uygulanan çalışmalar olduğunu belirtti. Herhangi bir mimarın, tarihi yapılarla ilgilenmesini düşünmenin son derece tehlikeli olduğunun altını çizen Dr. Suleyman, “Bunun için tarihi koruma alanından uzmanlar, mimarlar, yurttaşlar, tarihçiler, sosyologlar ve diğerleri dahil olmak üzere çeşitli alanlarda uzman kişilerle çalışılması gerektir” diye konuştu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberinde Modern mimariye de değinen Dr. Suleyman, şunları söyledi:
“Ne yazık ki, modern mimarinin durumu da zengin tarihi mimarinin durumundan daha parlak değil. Irak’ın mimarlık alanı, şu an bir modern yerel mimari kimliği oluşturmak için gerekli temellere sahip değil. Bunun çok fazla nedeni olsa da başında bu konuda ilgili mevzuatların ve kanunların çıkarılması ve uygulanmasındaki boşluklar geliyor.  Modern yerel mimarinin sorunu, kimliklerini oluşturacak her şeyi kaybetmiş olmasıdır. Örneğin, şehrin mimari dokusundan, Bağdat sokaklarından, ihtişamlı balkonları ve detaylarıyla zengin avlulu evlerinden bahsettiğimizde iki temel kriter karşımıza çıkıyordu. Bunlardan birincisi yerel iklim ortamına uyum, ikincisi ise toplum yapısındaki sosyal ve dini inanca uyumdur. Bu iki kriter temelinde yapılar şehirlerin özelliklerinden, zenginliklerinden ve çeşitliliğinden inşa edilmiştir.  Bu da onları sürdürülebilir mimarinin tanımı olarak adlandırılabilecek en iyi örnekler listesine dahil ediyor. Bu iki kriterden hareketle yerel mimarinin kimliği belirli bir mekânsal ve zamansal bağlamda ortaya çıkmış ve eserlerin çeşitliliğine rağmen, onu tüm canlı özellikleriyle güçlü bir yapı yapan ortak temeller üzerinde kurmuştur. Şimdi, binaların yapımında ne gibi standartlar benimsenecek? İklimsel çevrenin neresindeyiz? Modern mimari kimliğinin oluşturulmasında temel kriter olarak alınabilecek toplumsal kriterler nelerdir? Kanun yapıcıların buradaki rolü nedir? Eğer bir rolleri varsa, bu rolü ne ölçüde üstleniyorlar?”
Iraklı mimar, bir mimar olarak cumbaların biçimsel olarak ayrı bir parça değil, bütün bir sistemin ayrılmaz bir parçası olduğu ve bu sistem içindeki temel işlevi için bir zorunluluk olduğu kanısına vardığını belirterek, “Çözüm, geçmişte mimariden ve şehrin dokusundan rastgele koparılan ve modern zamana yeniden entegre edilen yapısal unsurları tekrar etmemek” değerlendirmesinde bulundu. Çözümün ancak olabilecek her şeyi yeniden gözden geçirmekte yattığını söyleyen Dr. Suleyman, “Modern yerel mimari kimliğini oluşturmak için günümüzde dayandırılabilecek temel kriterler netleştirilmeli ve geçmişin mimarisinde başarılı olan çalışma mekanizmaları öğrenilmeli” dedi.
Tüm bunları ülkenin siyasi durumuyla ilişkilendiren Dr. Suleyman, “Mimari aslında herhangi bir bağlamda ülkenin siyasi gerçekliğinin bir yansımasıdır. Eğer yukarıda bahsettiklerim hakkında net ve iyi çalışılmış bir vizyona sahip olursak işte ancak o zaman Bağdat ve Irak'ta, eğitimli ve geçmişin deneyim zenginliğini ve geçmişin mimarisini dikkate alarak modern yerel mimarinin kimliğini oluşturmaya yönelik olumlu bir adım atabiliriz.”

Hülagü ve askerlerinin Bağdat'a yaptıkları saldırılara benzeyen bir görüntü
Yazar Ahmed Sabri, konuyla ilgili bir makalesinde şunları yazdı:
“Tüm dünyanın kendi mirasına ve tarihine önem verdiği, tarihi anıtları müze ve sanat galerilerine dönüştürdüğü bir dönemde, bir zamanlar dünyanın metropolü olan bir şehrin hikayesini anlatan bu simge yapıların yok olması Bağdat mimarisinin büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Başkent, özellikle Irak’ın 2003 yılındaki işgalinden sonra etkisi büyük ölçüde görülen aşırı ihmal nedeniyle kaybolmaya yüz tutan çehresini korumak için direniyor. Bağdat mimarisi ile ilgilenen uzman bir grup, Bağdat'a ve tarihine karşı bu yıkıcı duruma bir son vermek için şehrin statüsünü, tarihini ve medeniyeti ile ilgili düzenlenen bir sempozyum aracılığıyla Bağdat’ın tarihini ve bugününü, Arap ve İslami mirasını korumanın yolları ve onu vaat edilen modern döneme taşıma yollarını ele aldılar. Araştırmacılar ve Bağdat mimarisiyle ve onun parlak yüzüyle ilgilenenler, Bağdat'ın statüsü ve tarihteki rolüyle, şehrin özelliklerinin, geleneksel dokusunun ve İslami yapılarının özelliklerinin korunmasıyla, Bağdat'taki modern binaların nasıl korunacağıyla ve yok olmaya yüz tutan zenginliklerin kurtarılmasıyla ilgili görüşlerini sundular. Her ne kadar bu simge yapılar ihmal edilmiş olsa da Bağdat'ın tarihine ve geçirdiği birçok değişikliğe tanıklık etmektedir. Eski Bağdat evleri, tasarım, estetik, titiz detaylar ve yapılış yöntemleri ile büyük detaylarda benzerlik göstermektedir.”
Yazar Sabri, makalesine şöyle devam etti:
“Bağdat Belediyesi Basın Sorumlusu Selim el-Bekir'e göre Bağdat'ın evlerinin soğuk olması için avluya giren hava yukarıya doğru yükseliyor ve bu döngü devam ediyor. Bu da evlerin sisteminin ekolojik ve entegre olmasını sağlıyor. Evin dış cephesine estetik bir görüntü ve aileler için kendilerine özel bir alan imkanı veriyor.  Aynı şekilde cumbalar, günün büyük kısmında sokaklarda gölgelik görevi görüyor. Böylece bu mimari yapı, pek çok noktada başarıya imza atıyor. “
Bu evlerin ve binaların çoğunun, özellikle hane halkının göçünden sonra sadece birer süse dönüştüklerini belirten Sabri, “Bu evlerin, yeniden inşasına veya restorasyonuna yönelik adımlar atılmadan ihmal edilmeye devam edilmesi, onları yok olma tehlikesiyle kaşı karşıya bırakıyor. Bu evlerin tam olarak kaç adet olduğu bilinmiyor. Çoğu yıkıldı, tahrip edildi veya yerlerine modern binalar dikmek için şüpheli yollarla satıldı” dedi.
Bağdat mimarisini ve bu yapıları korumanın yollarıyla ilgilenenler, Bağdat'ın eski ve güzel çehresine ait bu tarihi evlerin sahiplerinin evleri elden çıkarmalarını önlemek için bağlayıcı yasalar çıkarmanın gerekli olduğunu düşünüyorlar. Yazar Sabri’ye göre restorasyona ihtiyaç duyan gerçek ev sayısını öğrenmeye yönelik başlatılan çalışmalar halen devam ediyor.
Bağdat'ın ‘hırsızlar’ tarafından işgal edilmesinin ardından şehrin tarihi yapılarının yağmalandığını ve saygısızlığa uğradığını belirten yazar Sabri, “Ortaya Hülagü ve askerlerinin Bağdat'a düzenlediği saldırı sonrasına benzer bir sahne çıktı. Ancak bu şehir, tarih boyunca işgallere ve saldırılara karşı direnmiş, halka korku salmaya yönelik yıkımları ve vandallığı durdurmak için direnirken büyük bedeller ödemiştir” ifadelerini kullandı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.