Libya hükümetinin kaderi, parlamentonun elinde

Libya Temsilciler Meclisi, yeni bir küçük hükümetin oluşturulmasını veya mevcut hükümetin görev süresinin bir ay uzatılmasını değerlendirecek.

Libya parlamentosu, ertelenen seçim sürecinin kaderini ve görev süresi sona eren hükümet meselesini görüşecek (AFP)
Libya parlamentosu, ertelenen seçim sürecinin kaderini ve görev süresi sona eren hükümet meselesini görüşecek (AFP)
TT

Libya hükümetinin kaderi, parlamentonun elinde

Libya parlamentosu, ertelenen seçim sürecinin kaderini ve görev süresi sona eren hükümet meselesini görüşecek (AFP)
Libya parlamentosu, ertelenen seçim sürecinin kaderini ve görev süresi sona eren hükümet meselesini görüşecek (AFP)

Zayed Hediyye
Bilindiği üzere Libya genel seçimlerinin ertelenmesi, ülkedeki siyaset sahnesini tamamen karıştırdı. Durum, görev süresi sandıkların açıldığı gün bitmesi gereken mevcut Birlik Hükümeti’nin kaderi gibi bazı hassas konulara dair yeni anlaşmazlıkların önünü açtı.
Erteleme, siyasi süreci ve seçim sürecini engelleyici önemli bir faktör olan seçim yasalarına dair eski anlaşmazlıklara geri dönülmesine neden oldu.
Temsilciler Meclisi ve Seçim Komisyonu gibi seçimlerin organizasyonu ile ilgili kurumlar karşı karşıya geldi. Son iki günde kazanımlar için yeni bir tarihin ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini çıkmaza sokan tartışmalı konulara çözümlerin ilan edilmesi amacıyla ülke içinden ve dışından büyük bir baskı baş gösterdi.

Birçok şehirde gösteriler
Cuma günü bazı Libya şehirlerinde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin ertelenmesine karşı protesto gösterileri düzenlendi.
Vatandaşların, aktivistlerin ve seçim adaylarının katıldığı gösterilerde, hızla yeni bir tarihin açıklanması çağrısı yapıldı. Libya’nın farklı şehirlerinde yapılan açıklamaların çoğunda, ‘seçimlerin vatandaşların günlük acılarından, kötü kamu hizmetlerinden, güvenlik kaosundan ve yaygın suçlardan kurtulmanın tek çözümü olduğu’ ifade edildi.
Bingazi’nin doğusundaki Derne şehrinde bir grup aktivist, sivil toplum kuruluşu ve milletvekili adayı, ‘seçimlerin zamanında yapılmamasını’ kınayarak, “Gelecek 24 Ocak olarak önerilen tarih nihaidir ve seçimlerin bu tarihte yapılmasından vazgeçilemez” dedi.
Açıklamada, yol haritasına göre 24 Aralık’ta seçimler düzenlenmeyerek Libya halkının iradesinin önüne geçildiği belirtilirken, Seçim Komisyonu’na da cumhurbaşkanlığı seçimleri için kesin aday listesinin ve milletvekili seçimleri için ön aday listesinin en kısa sürede açıklanması çağrısı yapıldı.
Açıklamada ayrıca, “Seçimlerin geciktirilmesinin haklı bir gerekçesi yoktur. Hiçbir koşulda tekrar geciktirilmeyecek bir tarihin belirlenmesi zorunludur” ifadelerine yer verildi.
Eylemciler ise, herhangi bir yeni geçiş aşamasına girmeyi tamamen reddettiklerini vurgulayarak, “Temsilciler Meclisi, seçim süreciyle ilgili sorumluluklarını Libya halkının önünde üstlenmelidir” dedi.

Önemli meclis oturumu
Öte yandan Meclis Başkanı Fevzi en-Nuveyri, yarın (27 Aralık Pazartesi) Tobruk’taki parlamento merkezinde düzenlenecek resmi oturuma katılım çağrısı yaptı. Nuveyri, oturumda seçim sürecini kurtarmak için yeni bir yol haritasının geliştirilmesi meselesinin ele alınacağını ifade etti.
Oturumda, seçim sürecini takip etmekle görevli parlamento komisyonunun raporunun ele alınması ve Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu ve Yüksek Yargı Konseyi ile temasa geçilmesi bekleniyor.
Temsilciler Meclisi Başkanlığı Medya Danışmanı Fethi el-Merimi, parlamentonun, bir sonraki oturumunda Yüksek Seçim Komisyonu’nun çalışmalarını takip etmek üzere parlamento tarafından oluşturulan komitenin hazırladığı raporu ele alacağını söyledi. Merimi, “Rapor, komisyonun karşılaştığı engelleri ve zorlukları içeriyor. Ayrıca cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimlerini tamamlamak için kararlar almak ve bunları başarıyla gerçekleştirmek amacıyla tüm zorlukları ortadan kaldırma çalışmalarına da raporda yer verildi” dedi.
Öte yandan Temsilciler Meclisi üyesi Said Amgayb, oturumda yalnızca seçim sürecinin kaderinin değil, aynı zamanda diğer meselelere ek olarak mevcut hükümetin akıbetinin de masaya yatırılacağını vurguladı. Amgayb, “Bir sonraki meclis oturumunda, ister küçük bir hükümet kurmak, isterse de yasal görev süresinin sona ermesinden sonra hükümetin görev süresini bir ay uzatmak olsun tüm seçenekler ele alınacak” şeklinde konuştu. Yetkili ayrıca, “Tüm seçenekler mümkündür ve mevcut aşamaya uygun bir karara başvuracağız” dedi.

Mişri, eski tavrını koruyor
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri, komisyon tarafından 1 ay sonrası olarak belirlenen yeni tarihte seçimlerin düzenlenmesinin zorluğuna dair endişelerini dile getirdi. Mişri, ilk tarihte seçimlerin düzenlenmemesine neden olan birçok tartışmalı meselenin hala mevcut olduğunu ve bunları çözmek için daha uzun bir zamana ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Mişri, “24 Ocak’ta seçim olmayacak, çünkü demokratik süreci bozan sebepler hala mevcut” dedi. Bağımsızlık Günü vesilesiyle konuşma yapan Halid el-Mişri, “Komisyon, topu Temsilciler Meclisi’ne fırlattı ve imkânsız olduğunu çok iyi bildiği bir tarih önerdi” şeklinde konuştu.
Mişri, “O gün Libyalıların, ülkenin cumhurbaşkanını seçmek üzere sandık merkezlerine gitmesi gerekiyordu. Ama bu, birçok engel nedeniyle olmadı. Libya halkı için dışarı çıkmaya, hata yaptıklarını söylemeye ve yaptıklarını itiraf etmeye cesaret eden çok fazla yetkili yok” ifadelerini kullandı.
Mişri, “Anayasal sürecin başlaması ve Libya’daki en önemli iki organın Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Mısır’ın Hurgada kentinde anlaşmaya varması sonrasında bu başarısızlık, ‘anlaşmalar yoluyla yürütme yetkisini değiştirmeye çalışan BM liderliğinde, anayasal süreci siyasi süreçten ayırmakta ısrar eden istismarcılardan kaynaklanıyor’ dedi.
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı, tüm kurumların, ‘tüm yetkililerin saygı göstermek, korumak ve ona göre hareket etmek için yemin ettiği’ Siyasi Anlaşma ve Anayasa Bildirgesi uyarınca yasaların hazırlanmasına katılması çağrısında bulundu.
Öte yandan Temsilciler Meclisi Ulusal Güvenlik Komitesi Başkanı Talal el-Mihub, ‘Seçim Komisyonu Başkanı tarafından önerilen tarihin doğru temellere dayanmadığı’ konusunda Mişri ile hemfikir.
Bu çerçevede Mihub, “Mevcut sahne ortasında seçimleri gerçekleştirmek, özellikle de milislerin ve silahlı grupların mevcudiyeti ışığında son derece zor görünüyor. Ayrıca yasaya aykırı olarak bazı adayların cumhurbaşkanlığı yarışında var olması da seçimlerin yapılmasını zorlaştırıyor” dedi.

Uluslararası baskı
Libya seçimlerinin ertelenmesi, ülkedeki siyasi ve askeri çatışmanın yeniden patlak vermesi konusunda uluslararası düzeyde büyük endişelere yol açarken, ülkedeki geçiş sürecinin ve siyasi krizin sona erdirilmesi için BM himayesinde hazırlanan yol haritasının tamamlanması gerektiğine dair uluslararası çağrılar yapıldı.
ABD, Fransa, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya geçen cuma günü yaptıkları açıklamada ‘önceki tarihte başarısız olunması sonrasında Libya’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri için hızla yeni bir tarih belirlenmesi’ çağrısı yaptı.
Açıklamada, ilgili makamlara da hızla nihai bir tarih belirleyerek, Libya halkının seçimlere yönelik isteklerine saygı göstermeleri ve gecikme olmadan cumhurbaşkanlığı adaylarının kesin listesini yayınlamaları çağrısı yapıldı. Açıklamada ayrıca, ‘yeni bir hükümet seçmek ve Libya’nın bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve ulusal birliğini güçlendirmek’ amacıyla ivmeyi korumanın önemine dikkat çekildi.
Söz konusu beş ülke, siyasi veya askeri konulardaki anlaşmazlıkların şiddete başvurmadan çözülmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca tüm taraflara da istikrarı tehdit eden, şiddet veya şiddete teşvik yoluyla siyasi süreci ve seçim sürecini baltalayan kişilerden hesap sormaya hazır oldukları uyarısı yapıldı.

Guterres’ten seçmenlere saygı çağrısı
Öte yandan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Seçim Komisyonu’na kayıtlı 2,8 milyon Libyalı seçmenin iradesine saygı gösterilmesi gerektiğini söyledi. Guterres, “Siyasi geçiş döneminin barışçıl bir şekilde sona erdirilmesi ve yetkinin demokratik olarak seçilmiş kurumlara devredilmesi amacıyla halkın iradesine saygı gösterilmesi ve Libya’da cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin uygun koşullarda yapılması zorunludur” dedi.
Guterres ayrıca, Genel Sekreterin Libya Özel Temsilcisi Stephanie Williams ve Libya’daki BM Destek Misyonu’nun (UNSMIL) ‘mevcut zorlukların ele alınması ve cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin mümkün olan en kısa sürede yapılması için’ Libya’nın liderlik ettiği süreci desteklemeye devam edeceğini vurguladı.



Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi
TT

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, Husilerin Yemen’den Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgesi’ne doğru fırlattığı balistik füzenin bugün perşembe sabahının erken saatlerinde imha edildiğini duyurdu.

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü de ülkenin güneybatısındaki Necran bölgesi ile Doğu Bölgesi’nde olası bir tehlikeye karşı iki ayrı uyarı yayımladı. Müdürlük, birkaç dakika sonra her iki bölgedeki tehlikenin ortadan kalktığını açıkladı.

Öte yandan, Husilerin tırmandırdığı saldırılar Yemen’deki insani krizi daha da derinleştirdi. Örgütün Lahic ve Taiz vilayetlerindeki köyleri ve yerleşim alanlarını hedef alan saldırılarını yoğunlaştırması yüzlerce ailenin yerinden edilmesine yol açtı. Uluslararası kuruluşlar, ülkede insani sıkıntıların yayılabileceği ve yardım ihtiyacının artabileceği uyarısında bulundu. Yemen’de 22,3 milyon kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.

Hükümet kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilerin sahada ilerleme sağlama girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından yerleşim bölgelerini füze, insansız hava aracı ve havan topu saldırılarıyla daha yoğun biçimde hedef aldığını bildirdi. Kaynaklar, bu saldırılarla halk ve hükümet güçleri üzerinde baskı kurulmasının amaçlandığını ifade etti.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu ise yerinden edilen kişilerin koşullarının kötüleştiği ve insani yardımlarla temel hizmetlere erişimin zorlaştığı uyarısında bulundu. Federasyon, son tırmanış dalgasından önce yaklaşık 5,2 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiğini, beş yaşın altındaki 2,2 milyon çocuğun ise akut yetersiz beslenme sorunu yaşadığını belirtti.


Husiler Turbe’yi kuşatıyor... Taiz ise ablukaya direniyor

Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
TT

Husiler Turbe’yi kuşatıyor... Taiz ise ablukaya direniyor

Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)

Yemen’in güneybatısında, aralarında çatışma hatlarının bulunduğu iki kentte, savaşların geleneksel mantığına ters düşen bir çelişki yaşanıyor. Husilerin askeri kontrolü altındaki Turbe kenti, durgunluk ve ilan edilmemiş bir boykotun etkisi altında kalırken, kuşatma altındaki diğer kent Taiz’de ise tüm zorluklara rağmen hayat devam ediyor.

Husilerin her yönden kuşattığı Taiz ile yaklaşık bir ay önce milislerin kontrolüne giren Turbe arasındaki bu tezat, savaşın doğasını ve toplumsal direnişi özetleyen karmaşık bir tabloyu ortaya koyuyor. İki kentteki ekonomik ve toplumsal koşullar birbirine tamamen zıt bir görünüm sergiliyor.

Turbe kentinde ekonomik durgunluk ve toplumun sert tepkisi öne çıkıyor. Yerel halk, Husilerin yönetimini normalleştirmeyi reddediyor. Bu durum, piyasalarda daha önce görülmemiş bir durgunluğa, gündüz saatlerinde hareketliliğin büyük ölçüde azalmasına ve geceleri hayatın tamamen durarak yerini derin bir sessizliğe bırakmasına yol açan neredeyse tam kapsamlı bir boykotla sonuçlandı.

Taiz ile Turbe arasında her hafta gidip gelen kamu çalışanı Ahmed’in (gerçek adı değil) yaşadıkları, iki kent arasındaki bu keskin yaşam farklılığını özetliyor. Ahmed, Taiz’den ayrıldığı anda kişisel güvenliğine ilişkin korkularla yaşamaya başlarken, Husilerin yönetimi altındaki Turbe’de yaşayan ailesi için de sürekli endişe duyuyor.

fgthy
Husilerin şehri ele geçirmesinden yaklaşık bir ay sonra Turbe, adeta bir durgunluk dönemi yaşıyor. (Facebook)

Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu durumun kendisini, Husilerin kontrolünün uzun sürmesi halinde ailesini kuşatma altındaki Taiz’e taşıma seçeneğini ciddi biçimde düşünmeye ittiğini söylüyor. Ahmed, Turbe’de güvenlik baskısı ve toplumsal tecridin gölgesinde yaşamaktansa, geçim koşullarının ağırlaştığı kuşatma altındaki bir kentte yaşamayı tercih ediyor.

Yaşanan değişimin ayrıntılarını anlatan Ahmed, daha önce ailesi ve arkadaşlarıyla geçirdiği hafta sonu tatillerinin artık tamamen farklı bir hal aldığını belirtiyor. “Evde sürekli bir gerginlik hâkim. Üç çocuğum okula gitmekten mahrum kaldı ve eğitim açısından onları nasıl bir geleceğin beklediği belirsiz” diyor. Arkadaşlarıyla geceleri evlerde veya kafelerde geçirdiği zamanlar da gün batımıyla birlikte hayatın tamamen durması sonucu geride kalmış durumda.

Hayat devam ediyor

Bu gelişmelerin gölgesinde Taiz Eğitim Müdürlüğü, Husilerin kontrolüne giren ilçelerdeki okullarda eğitimin askıya alınmasına ilişkin önceki kararını yineledi. Müdürlük, talimatlara aykırı hareket edilmesinden eğitim müdürlüklerinin ve okul yöneticilerinin sorumlu tutulacağını bildirdi. Bu sırada kırsal ilçelerdeki Toplumsal Eğitim Komitesi de öğrenci güvenliğini korumak amacıyla velilere ve okul yönetimlerine karara uyma çağrısında bulundu.

dfgthy
Husi ablukasına ve yerleşim bölgelerine yönelik saldırılara rağmen Taiz kentinde yaşamın akışı kesintiye uğramadı. (AFP)

Komite, eğitim kurumlarının silah depoları ve Husilere bağlı unsurların toplanma ve konaklama alanları gibi askeri amaçlarla kullanılmasının yanı sıra öğrencilerin örgüte kazandırılması ve silah altına alınması riskine karşı uyarıda bulundu.

Buna karşılık, kuşatma altındaki Taiz kenti, boğucu kuşatmaya, temel ihtiyaç maddeleri ve hizmetlerde yaşanan krizlere, sivilleri hedef alan günlük topçu saldırıları ve keskin nişancı ateşine rağmen olağanüstü bir dayanıklılık sergiliyor ve günlük yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Kent, güvenlik risklerine meydan okuyan, insanların ilgisini çeken bir merkeze dönüşmüş durumda.

Kırsal bölgelerde yaşayan çok sayıda kişi, kendilerini çevreleyen ciddi tehlikelere rağmen bazı geçiş noktalarında çatışmaların durmasından yararlanarak kente girmeye çalışıyor. Bu sırada Husiler, hareketliliği kısıtlamaya ve halkı kentten ayrılmaya zorlamaya çalışıyor.

Taiz Kuşatması İşleri Dairesi Müdürü Salah Ahmed Galib, hükümete bağlı bir kurum olan dairenin çalışmaları hakkında Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Turbe ve yakın zamanda Husilerin kontrolüne giren diğer bölgelerde yaşayanların ellerindeki imkânlarla sivil protesto gerçekleştirdiğini ve ilan edilmemiş bir sivil itaatsizlik eylemine başvurduğunu söyledi.

 xcvfghy
Husi ablukası ve yolların kapatılmasına rağmen Taiz şehri ile çevresindeki kırsal bölgeler arasındaki ulaşım durmadı. (AFP)

Galib, açıklamasında, bölge sakinlerinin büyük bölümünün Husiler tarafından yağmalanma ve haraç vermeye zorlanma korkusuyla dükkânlarını kapattığını veya ticari faaliyetlerini durdurduğunu belirtti. Buna karşılık, kuşatmanın yol açtığı mal arzındaki azalma ve fiyatlardaki artışa rağmen, halkın devlete duyduğu güven sayesinde Taiz kentindeki ticari faaliyetler ve piyasalardaki hareketlilik bundan etkilenmedi.

Hükümet önlemleri

Taiz kentinde kuşatmanın etkilerini hafifletmek amacıyla çeşitli toplumsal faaliyetler yürütülüyor. Bunların başında, aileler arasındaki gıda ve diğer ihtiyaç maddelerinin paylaşımını sağlayarak yaşanan eksiklikleri gidermeyi ve yiyeceğe erişemeyen ailelere yardım etmeyi amaçlayan girişimler geliyor.

Taiz Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü Müdürü Abdurrahman el-Kulayya, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, savaş ve kuşatmanın gerçek bir insani felakete yol açtığını belirtti. Tedarik yollarının kapatılması nedeniyle mal ve yakıt akışında ciddi bir azalma yaşandığını ifade eden Kulayya, bunun çok sayıda tüccarı yatırımlarını azaltmaya ve yüksek riskler nedeniyle ithalat yapmak yerine tasarrufa yönelmeye ittiğini söyledi.

sdefrgtyu
Husilerin hizmet ve mal tedarikinden mahrum bıraktığı Taiz’deki bir mahallede doldurulan su bidonları (AFP)

Yetkili, bölge müdürlüğünün durumun ciddiyetini geçen mayıs ayında, bölgesel gerilimlerin ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının yaşandığı dönemde fark ettiğini açıkladı. Ticaret odası ve önde gelen tüccarlarla koordinasyon içinde, üç ay yetecek miktarda temel tüketim maddesi stoku oluşturmayı başardıklarını belirten yetkili, ancak halk arasında yayılan panik ve Husilerin kente açılan tek geçiş noktasını kapatması nedeniyle bu stokun yüzde 50’sinin yalnızca bir hafta içinde tüketildiğini söyledi.

Hükümet yetkilisinin aktardığına göre müdürlük, temel ihtiyaç maddelerinin resmî fiyatlar üzerinden ve kontrollü biçimde dağıtılmasını sağlamak amacıyla denetim komiteleri oluşturulmasını ve 24 saat faaliyet gösteren bir kriz yönetim merkezinin kurulmasını gerektiren olağanüstü tedbirleri devreye soktu. Ayrıca büyük ticari işletmelerin acenteleri aracılığıyla ek miktarda gıda ürünü piyasaya sürmesiyle kuşatma altındaki kentte tedarik koşulları kısmen istikrara kavuştu.

Ancak yetkili, Husilerin uyguladığı kuşatma kaldırılmadığı sürece tüm bu tedbirlerin geçici kalacağı ve kalıcı bir çözüm sunamayacağı uyarısında bulundu.

Kent sakinleri ise Husilerin Taiz’e yönelik baskıcı uygulamalarını artırmasından ve geçiş noktalarını bu güzergâhları kullanan kişilerin kaçırılması için kurulan tuzaklara dönüştürmesinden endişe ediyor.


Sana’daki 550 özel okul, Husilerin askere alma baskısı altında

Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
TT

Sana’daki 550 özel okul, Husilerin askere alma baskısı altında

Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)

Husiler, Yemen’in başkenti Sana’da özel okullarda öğrenim gören öğrencileri saflarına katma ve askere alma kampanyalarını yoğunlaştırdı. Eğitim kurumlarını, sürekli artan insan kayıplarını telafi etmek ve cephelere yeni savaşçılar kazandırmak amacıyla kullanan Husiler, öğrencileri askeri kurslara katılmaya zorlarken okul yönetimlerini kapaatılma, para cezası ve çeşitli yaptırımlarla tehdit ediyor.

Sana’daki eğitim çevrelerinden kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilere bağlı sözde Cihat Konseyi’nin, tanınmayan hükümetlerindeki Eğitim Bakanlığı ile koordinasyon içinde son günlerde Sana ve çevresindeki 550’den fazla özel okulu hedef alan bir kampanya başlattığını belirtti. Kaynaklar, bunun eğitim sektörünün Husilerin askeri ve ideolojik hedefleri doğrultusunda kullanılmasına yönelik yeni bir adım olduğunu ifade etti.

Kaynaklar, Husilere bağlı sorumluların birkaç gün önce Sana’daki 10 ilçede bulunan okullara saha ziyaretleri gerçekleştirdiğini ve okul yönetimlerinden her okuldan beş öğrenci seçerek askeri kurslara kaydettirmelerini istediğini aktardı. Talimatlara uymayı reddeden kurumların kapatılabileceği, yöneticilerine cezai yaptırımlar uygulanabileceği ve para cezası kesilebileceği yönünde tehditlerde bulunulduğu belirtildi.

thyj
Sana’da Husilerin yeni savaşçıları için düzenlenen tören sırasında silahını taşıyan bir çocuk (AFP)

Husilerin bu uygulaması, öğretmenler, öğrenciler ve veliler arasında öfke ve endişeye yol açtı. Söz konusu kesimler, bu adımın, eğitim sürecini özünden uzaklaştırmayı amaçlayan politikaların devamı olduğunu düşünüyor. Husilerin yıllardır müfredat ve okul faaliyetlerini ideolojik propaganda doğrultusunda şekillendirdiği ve eğitim kurumlarını askeri projelerine hizmet edecek şekilde kullandığı belirtiliyor.

Zorla düzenlenen kurslar

Şarku’l Avsat’a konuşan veliler, çocuklarının ailelerinin haberi olmadan sınıflarından alınarak bilinmeyen yerlere götürüldüğünü, burada ideolojik telkin ve askeri eğitim kurslarına tabi tutulduklarını söyledi. Bu durumun, söz konusu faaliyetlerin öğrencileri silah altına almanın ve cephelere sürmenin ön hazırlığı olabileceğine ilişkin endişelerini artırdığını belirtti.

Bu kaygılar nedeniyle bazı aileler, çocuklarını zorla saflara katılmaya maruz kalabilecekleri korkusuyla hedef alınan okullara göndermemeye başladı. Bazı özel okullarda öğrenci devamlılığının azaldığı gözlenirken, Husilerin baskı ve baskınlarının sürmesi ve eğitim kurumlarının öğrencileri bilimsel açıdan yetiştirmek yerine onları silah altına almak için kullanılan merkezlere dönüştürülmesi yönündeki endişeler de giderek artıyor.

gtyh
Husiler, aileleri, çocuklarıyla savaşçı olarak gurur duymaya teşvik ediyor. (Getty Images)

Sana’nın merkezindeki Muin bölgesinde yaşayan ve dört öğrencinin babası olan Abdullah, Husilerin askere alma girişimlerine maruz kalmalarından korktuğu için ortaokul ve lise çağındaki iki çocuğunu evde tutmak zorunda kaldığını söyledi. Okul yönetiminin çocuklarını Husilerin baskılarından koruyabileceğine dair güvenini kaybettiğini belirten Abdullah, çocuklarını eğitimden mahrum bırakmakla askeri saflara katılma riskine maruz bırakmak arasında zor bir seçimle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Abdullah, kendi ifadesiyle öğrencileri saflarına katmak ve askeri telkine tabi tutmak için kullanılan merkezlere dönüşen okullara çocuklarını göndermekten artık ailelerin büyük bölümünün korktuğunu dile getirdi.

Abdullah, “Çocuklarımızı eğitim almaları ve geleceklerini inşa etmeleri için okullara gönderdik; askeri kurslara ve savaş cephelerine sürüklenmeleri için değil” dedi. Husilerin uygulamalarının artık müfredat ve okul faaliyetlerine kendi görüşlerini dayatmakla sınırlı kalmadığını belirten Abdullah, okul yönetimlerine öğrenci seçmeleri ve bu öğrencileri askeri eğitim kurslarından sorumlu birimlere teslim etmeleri yönünde baskı yapıldığını kaydetti.

Okullar üzerindeki baskı

Sana’nın güneyindeki Sebin bölgesinde bulunan özel bir okulda görev yapan ve adının açıklanmasını istemeyen bir öğretmen, Sana ve çevresindeki özel okul yönetimlerinin, öğrencileri saflarına katmak ve eğitim başarılarının önüne geçecek şekilde askeri kurslara yönlendirmek amacıyla Husilere bağlı kültürel sorumluların giderek artan baskısıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Öğretmen, ideolojik telkin faaliyetlerinin eğitim sürecine giderek daha fazla müdahale ettiğini, Husilerin eğitim kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığı ve okul yönetimlerini talimatlarına uymaya zorladığı bir ortamda, öğretmenlerin tehdit veya cezalarla karşılaşma korkusuyla bu uygulamalara itiraz etmekten çekindiğini belirtti.

dcfhyjg
Husiler, Sana’daki okullara mezhepçi programlar ve savaşa seferberlik zorunluluğu getirdi. (X)

Öğretmen, öğrenim görmek ve geleceklerini inşa etmek için güvenli bir ortam sunması gereken okulların giderek artan müdahalelerle karşı karşıya kaldığını vurguladı. Öğrencileri okul sıralarından uzaklaştırarak eğitimle hiçbir ilgisi bulunmayan faaliyetlere katılmaya zorlamayı amaçlayan baskıların da giderek yoğunlaştığını ifade etti.

Husilerin bu girişimleri, örgütün kontrolündeki bölgelerde eğitim sisteminin kötüleşmeye devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. On binlerce öğretmen ve eğitim çalışanı yıllardır maaşlarını alamazken, uygulanan politikalar yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdı ve okulların eğitim ve öğretim görevlerini yerine getirme kapasitesini zayıflattı.