Avrupa’nın Fransa ve Almanya liderliğinde yeniden canlanması

“Yaşlı kıtanın tanık olduğu siyasi dönüşümlerle birlikte önde gelen siyasi pozisyonlarda da bir takım değişiklikler olduğunu gördük.”

Dünya uzun yıllar boyunca Avrupa ülkelerinin politikalarına nasıl bir yön vereceğini öğrenmek istediğinde gözünü Almanya ve Fransa'ya çevirdi. (AFP)
Dünya uzun yıllar boyunca Avrupa ülkelerinin politikalarına nasıl bir yön vereceğini öğrenmek istediğinde gözünü Almanya ve Fransa'ya çevirdi. (AFP)
TT

Avrupa’nın Fransa ve Almanya liderliğinde yeniden canlanması

Dünya uzun yıllar boyunca Avrupa ülkelerinin politikalarına nasıl bir yön vereceğini öğrenmek istediğinde gözünü Almanya ve Fransa'ya çevirdi. (AFP)
Dünya uzun yıllar boyunca Avrupa ülkelerinin politikalarına nasıl bir yön vereceğini öğrenmek istediğinde gözünü Almanya ve Fransa'ya çevirdi. (AFP)

Nebil Fehmi (Mısır eski Dışişleri Bakanı)
Uluslararası arenada son dönemde Avrupa'nın rolüne dair birçok soru gündemde. Bu sorular bazen Avrupa projesinin tamamen boşa bir çaba olduğuna dair söylemlere kadar ulaşıyor.
Avrupa’yı takip eden herkes, yaşlı Kıta’nın (Avrupa Kıtası) gerçekten yaşlı ve kimliğini yeniden şekillendirme sürecinde olduğunu artık açıkça görebilirler. Avrupa ülkeleri arasında ürünlerin ve hizmetlerin dolaşımını ve takasını sağlamak ve birbirleri için homojen ve çekici pazarlar oluşturmak için üzerinde anlaşmaya varılan çok sayıda ilkenin kabul edildi. Buna rağmen halen Avrupa pazarında yer alanlar ile Kıta’nın batısında resmi kurumların dışında kalanlar arasında kurumsal bir uzlaşıya varılmaya çalışılıyor. Bazı Doğu Avrupa ülkelerinin, onları çok taraflı sistemlere karşı daha isteksiz hale getiren farklı yönetim ve Varşova Paktı’nı çöküşünden sonraki ilk yıllarda hakim olan tatlı atmosferin ardından gün yüzüne çıkmaya başlayan toplumsal ilişkiler kavramları ve deneyimleriyle Avrupa Birliği'ne (AB) katılmasından sonra “Avrupa projesi fikri” felsefi bir meydan okumayla karşı karşıya geldi.
Avrupa’daki siyasi dönüşümlerle birlikte önde gelen siyasi pozisyonlarda da bir takım değişiklikler olduğunu gördük. Bu değişiklikler, sola eğilimden çevresel ve diğer faktörlerin daha da belirgin hale gelmesine kadar geniş bir yelpazede yer alıyordu. Doğu Avrupa ülkeleri ise özellikle yeni ve sık görülen mülteci akınlarının yaratığı zorlukla tecritçi bir milliyetçi tonu benimseyen ve besleyen sağcı bir eğilime sahip. Tüm bunlara şahit olurken Avrupa’daki en bariz ve birleştirici özellik, büyük liderlerin ortadan kaybolması ve Avrupalı ​​siyasi liderlerin daha geniş, daha kapsamlı, daha stratejik ve çok yönlü bakış açısı pahasına vatandaşların günlük acil sorunlarıyla ilgilenmeye odaklanmaları oldu. Kıta, bir takım özlemleri ve görüşleri olan düşünürler ve politikacılar çağının ardından yönetim ve kısa vadeli sözleşmeler çağına girdi. Bu, aynı zamanda dünya genelinde gördüğümüz bir dönüşüm.
Dünya, uzun yıllar boyunca Avrupa ülkelerinin politikalarına nasıl yön vereceğini, hırslarını ve sınırlarını öğrenmek istediğinde gözünü Almanya ve Fransa'ya çevirirdi. Almanya’nın şansölyeleri Bismarck, Adenauer, Brandt ve Cole ile Fransa’nın cumhurbaşkanları Bonaparte, de Gaulle, Mitterrand ve Chirac, Avrupa’nın vizyonlarının oluşmasında önemli roller oynarken Avrupa’nın batısı ile doğusu arasında patlak veren Soğuk Savaş gibi çatışmalardan kaçınmak ve ortamı yumuşatmak için rekabet ile gerilim arasında bir ton belirlediler. Uluslararası camianın ilgisi zaman zaman coğrafi olarak Avrupa Kıtası’nda olsa da ABD’ye daha yakın yönelimleri olan İngiltere’nin pozisyonlarına kayıyordu. Burada, Fransa ve Almanya’nın Yaşlı Kıta’nın geleceğine yön verip vermediği, eğer veriyorsa bunun ne yöne doğru olduğu sorusu ortaya çıkıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile başkent Paris’teki Siyasal Bilimler Üniversitesi'nde, cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklamasından yaklaşık bir hafta önce düzenlediği bir basın toplantısı sırasında tanışma fırsatım oldu. Aslında o zamanlar popülist seçim müdahalelerinden rahatsız olsam da seçimlerden sonra Avrupa'nın siyasi ve güvenlik rolüyle ilgili bazı önemli konuları gündeme getirdiği için kendisiyle ilgili fikrim hızla değişti ve daha olumlu oldu. Macron’un gündeme getirdiği konular arasında küreselleşme çağında uluslararası uygulamaların gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi de yer alıyordu. Buna karşı son zamanlarda Suriye’deki ve ardından Lübnan’daki durumla ilgili bazı girişimlerinin gerçekçi olmamasına şaşırdım. Bu tür girişimler, Fransa yönetiminin başı olarak ülkesinin kararlılığını sağlar ki bu olumlu bir gelişmedir. Fakat bunlar aynı zamanda daha fazla deneyim ve bilgelik gerektiren adımlardır.
Dünya, eski Almanya Şansölyesi Angela Merkel'in 16 yıllık liderliğinin ardından Berlin sahnesinde neler olacağını merakla izledi. Seçimlerin sonucunda Olaf Schulz'un Almanya'nın yeni şansölyesi olarak seçilmesi ve ilk kez bir araya gelen Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti’den (FDP) oluşan bir koalisyon hükümetinin kurulması iletişim, istikrar ve inovasyon karışımı bir geleceğin kapısını araladı.
İktidar ve fikir birliği açısından büyük bir deneyime sahip olan SPD’nin muhafazakarlarından biri Schultz, demokratik toplumsal uzlaşının bir destekçisi olarak görülüyor ve Avrupa'nın önemine inanıyor. Aynı durum, ABD ile ilişkiler için de geçerli. Küreselleşme çağında Almanya’nın rolünün önemine ve ekonomisinin modernize edilmesi gerektiğine inanan Schultz, 2017 yılında çıkardığı bir kitapta, piyasa şartları ve rekabet ortamıyla başa çıkmakta zorlanan sınıfların karşı karşıya oldukları zorlukları hesaba katarak Almanya’nın politikalarını yönlendiren yedi ilkeyi ayrıntılarıyla sunuyor.
İlk değerlendirmeler, Schultz'un Merkel'in temkinli ve pragmatik yaklaşımını sürdüreceği yönünde. Öyle olabilir ancak koalisyon partileri arasında imzalanan ‘İlerici Siyasi Merkez’ adlı anlaşma,  eskisinden daha aktif ve kararlı bir eğilimi yansıtıyor. Bu aynı zamanda yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının yarattığı mevcut zorluklara ve yansımalarına rağmen güven ortamını ve bir takım özlemleri yansıtan bir anlaşmadır. Pek çok kişi 1969 yılında göreve gelen Şansölye Willy Brandt’ın Almanya'ya daha demokratik bir ülke olması için adeta yalvardığını hatırlayacaktır.
Anlaşma, bu bağlamda bir yandan borçlanma ve sosyal güvenlik sistemini modernize etme ve yeterli imkanlara sahip olmayanlara daha fazla destek sağlama konusunda muhafazakar Alman politikalarına ilişkin daha fazla esnekliğin kapısını aralarken diğer yandan çevreyle ilgili cesur adımlar, ekonomik sistemin modernizasyonu, göçmen ve mültecilere yönelik bir takım tutumları da içeriyor.
Yurt dışıyla ilgili önemli göstergeler arasında, Avrupa projesine ve AB kurumlarına bağlılığın teyidi yer alırken aynı bağlılık Çin’in dış politikaları konusunda daha sert tutumlara sahip ve “Kuzey Akım 2” adlı enerji projesi dahil olmak üzere Rusya'ya karşı daha temkinli olan NATO için de geçerli.
Anlaşmanın uygulanması, özellikle 2022 Nisan'ında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Fransa’nın hırslı ve akıllı rolüyle örtüşürse Avrupa projesine yansıyacak olan daha aktif bir yaklaşımla ilginç bir Almanya başlangıcı olacaktır.
Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.

 

 



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Rusya Suriye sahilinde kalıyor ancak misyon değişiyor

Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
TT

Rusya Suriye sahilinde kalıyor ancak misyon değişiyor

Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

Rusya’ya ait bir gemi konvoyunun Suriye’nin batısındaki Tartus’a ulaşmasıyla birlikte, Rusya’nın Akdeniz kıyısındaki iki üssünden birinin bulunduğu bu limana Moskova-Şam mutabakatının ardından gelen ilk gemilerin ne taşıdığı gündeme geldi. Söz konusu mutabakat, Rusya’nın Suriye topraklarındaki varlığının geleceğine ilişkin düzenlemeleri içeriyor.

Rus konvoyunda yer alan dört gemi, bu ayın 7’sinde Akdeniz’e ulaştı. Rus çarlarının, 2024’ün sonlarında başlıca müttefikleri olan Suriye eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’in devrilerek Moskova’ya kaçmasının ardından da Akdeniz’deki varlığını korumaya çalıştığı biliniyor.

Askeri-teknik iş birliği

Deniz istihbarat şirketi Sea Max’in uydu görüntüleri üzerinden yaptığı ilk incelemeye göre Rusya’ya ait Sparta ve ikmal gemisi Akademik Paşin konvoyda yer aldı. Reuters ise konvoydaki iki gemiyi görüntülerken, Rus petrol tankeri General Skobelev’in Suriye açıklarında demirlediğini ve boşaltma operasyonu sırasında limanın üzerinde bir gözetleme balonunun uçtuğunu bildirdi.

Bu sırada Sparta gemisi, Hmeymim ve Tartus üslerine gönderilen mühimmatın da bulunduğu malzemeleri boşalttı. Konvoydaki dördüncü gemi ise Rusya’ya ait Amiral Levçenko destroyeri. Konvoyun Cebelitarık Boğazı’nı geçerek Akdeniz’e yönelmesi ve gemilerin sinyal yayınlarını kesmesinin ardından, uydu takibiyle Suriye kıyılarına ulaştıkları doğrulandı.

Rus siyasi işler uzmanı Dr. Roland Bijamov yaptığı değerlendirmede, Rus gemilerinin faaliyetlerinin iki ülke arasındaki yeni ilişkiler ve ikili iş birliği çerçevesinde, askeri-teknik iş birliğinin yeni bir modeli kapsamında yürütüldüğünü söyledi. Bijamov, Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Hmeymim Üssü’ne gerçekleştirdiği ilk ziyaretin, tarafların son dönemde vardıkları anlaşmaları fiilen uygulama aşamasına geçtiğini gösterdiğini belirtti.

 Rusya Akdeniz'den çekilmeyecek, Akdeniz'e kıyısı bulunan iki Suriye üssünde varlığını sürdürecek (Independent Arabia)
Rusya Akdeniz'den çekilmeyecek, Akdeniz'e kıyısı bulunan iki Suriye üssünde varlığını sürdürecek (Independent Arabia)

Bijamov’a göre Rusya Akdeniz’den çekilmeyecek; Tartus ve Hmeymim’deki varlığını sürdürecek, ancak buradaki faaliyetlerini ortak eğitim merkezleri ve lojistik merkezler şeklinde yeniden yapılandıracak.

Rusya’nın yeni Suriye ordusuna silah tedariki konusunda ise Bijamov, bunun mümkün olduğunu ancak sürecin kademeli ve pratik şekilde ilerleyeceğini, ilk aşamada Şam yönetimine yeni ordunun ihtiyaç duyduğu yedek parçalar ile askeri teçhizat bileşenlerinin sağlanmasıyla sınırlı kalacağını ifade etti.

Rus gemilerinin gelişinin, Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Rus üssüne gerçekleştirdiği askeri heyet ziyarete paralel olarak gerçekleştiğine dikkat çeken Bijamov, iki gelişmenin aynı sürecin birbirine bağlı parçaları olduğunu belirtti. Bijamov’a göre Moskova, yeni koşullar altında varlığını sürdürürken, Şam da diğer uluslararası aktörlere karşı elini güçlendiren bir konum elde ediyor. Sürecin temelinde ise pragmatizm ve ortak çıkarlar bulunuyor.

Mutabakat ve Rusya’nın varlığı

Suriye-Rusya ilişkilerini takip eden uzmanlara göre, gerçekleşen gelişmeler Şam’ın dış politikasında, Suriyelilerin hafızasında önemli yer tutan en karmaşık meselelerden birinin çözümü açısından yeni bir adım oluşturuyor. Böylece iki taraf arasındaki eski düşmanlık, barış ve karşılıklı çıkar ilişkisine dönüştürülürken, uzun süre Rusya’nın mutlak nüfuzu altında bulunan bir bölgede Suriye egemenliğinin yeniden tesis edilmesi hedefleniyor.

Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Rus üslerine yaptığı ziyaretin ardından Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani de cuma günü Lazkiye Uluslararası Havalimanı’nı ziyaret etti. Şeybani’ye Genelkurmay Başkanı, deniz ve hava kuvvetleri komutanları ile askeri istihbarat başkanı eşlik etti. Heyet, mutabakatın uygulanmasına ilişkin süreci takip etmek ve üzerinde anlaşmaya varılan uygulama adımlarının ne aşamada olduğunu değerlendirmek üzere bazı Rus yetkililerle bir toplantı gerçekleştirdi.

Moskova ile Şam arasında Rusya’nın iki üssünün geleceğine ilişkin müzakereler bir buçuk yılı aşkın süre devam etti. Taraflar, sivil nitelikteki tesislerin yönetiminde Suriye egemenliğini güvence altına alan bir anlaşmaya vardı. Buna göre Hmeymim Havalimanı ve Tartus Limanı’ndaki dördüncü ticari rıhtım gibi tesislerin kademeli olarak yeniden işletmeye alınması ve sivil yatırımlara açılması öngörülüyor.

Buna karşılık mutabakat, askeri nitelikteki tesislerde Rusya’nın varlığını yeniden düzenlerken, Akdeniz kıyısındaki bu bölgede Suriye’nin ulusal egemenliğini de güvence altına alıyor. Suriye Dışişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin açıklamasına göre yeni düzenlemelerin uygulanması için üç ayı aşmayacak net bir takvim belirlendi.

Eğitim ve silahlandırma

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre taraflar, 9 Ağustos’ta imzalanan mutabakat kapsamında askeri üs ve tesislerin işlevlerini yeniden düzenleyerek bunları ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürme konusunda anlaşmaya vardı.

Askeri analist Ahmed Kabalan yaptığı açıklamada, anlaşmanın yeni Suriye ordusuna teknik destek sağlanmasının yanı sıra eğitim ve yetiştirme faaliyetlerine katkıda bulunmasının önünü açtığını söyledi. Kabalan, özellikle Şam’ın kurtarılmasının ilk günlerinde İsrail hava saldırılarında imha edilen ağır araçların ve hava savunma sistemlerinin onarımı konusunda iş birliği yapılabileceğini ifade etti.

Kabalan’a göre bunun karşılığında Moskova Akdeniz’deki iki üssünü koruyacak. Tartus Üssü’nün, Rusya’ya Akdeniz’in güney kesimindeki NATO faaliyetlerini izleme imkânı sağlaması nedeniyle önemli olduğunu belirten Kabalan, üssün kaybedilmesinin bölgedeki güç dengesini etkileyebileceğini, ayrıca farklı ülkelerde yürütülecek operasyonlar için bir ikmal ve hareket noktası niteliği taşıdığını ifade etti.

Suriye Gelecek Hareketi ise yayımladığı açıklamada, mutabakat hükümlerinin uygulanmasının hızlandırılması çağrısında bulundu. Açıklamada, açık bir uygulama planı, kesin takvimler ve askeri tesislerin sivil ve eğitim merkezlerine fiilen dönüştürülmesini denetleyecek mekanizmalar oluşturulması istendi. Ayrıca Lazkiye Havalimanı ve Tartus Limanı’nın geliştirilmesine yönelik kapsamlı bir plan hazırlanması ve geri alınan tesislerin yönetiminde şeffaflığın artırılması, işletme faaliyetleri ve gelirler konusunda düzenli raporlar yayımlanması talep edildi.

Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı

Moskova, 2011’de Suriye’de halk hareketinin başlamasının ardından ülkenin içişlerine doğrudan müdahil oldu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Rusya, Çin’le birlikte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisini kullanarak Esed yönetimi ile muhalifler arasındaki çatışmaları sona erdirecek uluslararası kararların önünü kesti.

Askerî açıdan Rusya’nın Suriye’deki varlığı 2015’te önemli ölçüde arttı. Moskova, önceki Suriye yönetimine silah ve teknoloji desteği sağlarken, Hmeymim ve Tartus’taki faaliyetlerini genişletti; ayrıca ülkenin farklı bölgelerinde çok sayıda askeri üs ve nokta kurdu.

Esed’in devrilmesine kadar devam eden bu varlığın ardından, muhaliflerin 27 Kasım 2024’te Halep’e yönelik operasyon başlatmasıyla Rusya, kentteki son askeri noktası olan Esed Askeri Akademisi’nden personelini çekti. Rusya ayrıca ağır araçlarını ve gelişmiş savunma sistemlerini batıdaki Hmeymim ve Tartus üslerine taşıdı ve varlığını korumak amacıyla diplomatik çözüm arayışlarına yöneldi.