Husiler haklı görünmek için Ravabi adlı kargo gemisine askeri teçhizat yüklüyor

Suudi Arabistan savunması tarafından imha edilen Husilere ait İHA. (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan savunması tarafından imha edilen Husilere ait İHA. (Şarku’l Avsat)
TT

Husiler haklı görünmek için Ravabi adlı kargo gemisine askeri teçhizat yüklüyor

Suudi Arabistan savunması tarafından imha edilen Husilere ait İHA. (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan savunması tarafından imha edilen Husilere ait İHA. (Şarku’l Avsat)

İran destekli Husi milislerin son olarak Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bandıralı Ravabi adlı kargo gemisini kaçırmasına yönelik tepkiler artıyor. Yemen kaynaklarına göre milisler, korsanlık faaliyetlerini haklı çıkarmak ve uluslararası toplumun önünde gerçeği çarpıtmak amacıyla gemiye silah ve askeri teçhizat yüklüyor.
Dün şafak vakti Yemen açıklarında, Hudeyde yakınlarında seyir halinde olan BAE bandıralı kargo gemisine Husiler tarafından el koyuldu. Yemen’de meşru hükümeti destekleyen Arap Koalisyonu olayı terörist Husi milislerin seyrüsefer özgürlüğüne ve küresel ticarete yönelttiği ‘gerçek bir tehdit’ olarak niteledi.
Arap Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el Maliki, söz konusu ihlalle mücadele etmek için gerekirse güç kullanılabileceğine yönelik açıklamada bulundu.
Husiler, Hudeyde'nin kuzeyindeki Ras İsa Limanı’nı  demirleyen Safer petrol tankerinin bakımını engellemeye çalışmak ve bunu uluslararası toplum için bir şantaj kartı kullanmasına ek olarak, Hudeyde’yi silah kaçakçılığı yapmak için kullanıyor. Yemenli yetkililer limanı milislerden kurtarmaya, seyrüsefer ve uluslararası ticaretin güvenliğini ve emniyetini korumaya yönelik acil adımlar atılması gerektiğin yinelediler. Koalisyon Sözcüsü dün yaptığı açıklamada, “Ravabi adlı BAE bandıralı kargo gemisi, dün saat 23.57’de Hudeyde yakınlarında seyir halindeyken korsanlığa ve adam kaçırmaya maruz kaldı” dedi.
Sözcü, Sokotra Adası’ndan Cizan Limanı’na yol alan geminin, adadaki bir Suudi Arabistan hastanesine malzeme taşıdığını bildirdi. Sahra hastanesinden gelen geminin ambulans araçları, tıbbi ekipman, iletişim ekipmanı, çadırlar, sahra mutfağı, sahra çamaşırhanesi ve aksesuarları ile teknik ve güvenlik desteği taşıdığı bilgisini verdi.
Tuğgeneral Maliki, terörist Husi milislerin korsanlık eyleminin, Babu’l Mendeb Boğazı ve Kızıldeniz’in güneyindeki deniz seyrüsefer özgürlüğü ve küresel ticarete yönelik gerçek bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Husi milislere gemiyi derhal serbest bırakmaları çağrısında bulunan Maliki, “Aksi takdirde, Koalisyon güçleri gerektiğinde güç kullanımı da dahil olmak üzere bu ihlalle başa çıkmak için gerekli tüm önlemleri ve tedbirleri alacaktır” ifadesini kullandı.
Diğer yandan Batı kıyısındaki Ulusal Kuvvetler Sözcüsü Tuğgeneral Sadık Dvaid, Ras İsa Limanı yakınında bir geminin hedef alındığı terör olayının Yemen'i, ABD denizaltı (Cole) olayından bu yana ülkenin itibarını zedeleyen, ticaret koridorlarındaki terör suçlarına yeniden bağladığını söyledi. Dvaid, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “İran'ın Yemen'in topraklarını ve insanlarının itibarını zedelemesini ve yeteneklerini sabote etmesini kınıyoruz” dedi.
Yemenli askeri analist Tuğgeneral Muhammed el-Kamimde konuya dair şu değerlendirmede bulundu:
“Husi-İran işgalcilerinin tedarik hattını kesmek ve küresel ticaretin günlük yüzde 12'sinin geçtiği uluslararası nakliye hattını tehdit etmesini önlemek için Hudeyde ve limanlarının kurtarılması önemli ve stratejik bir gereklilik haline geldi. Husiler, Yemen'i ve uluslararası alanı istikrarsızlaştırmak için tüm suç yöntemlerini kullanarak karada, denizde ve havada küresel ve bölgesel bir tehdit kaynağı haline geldi. El Kaide ve DEAŞ örgütlerinden daha tehlikeliler. Dünya bu tehlikeye cevap vermezse pişman olur.”
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreterliği de Husi milislerin Yemen açıklarında Suudi Arabistan’ın sahra hastanesi için ekipman taşıyan BAE bayraklı kargo gemisine yönelik korsanlık ve adam kaçırma eylemini şiddetle kınadı.
Genel Sekreterlik tarafından yapılan açıklamada söz konusu saldırı, uluslararası hukuk ve anlaşmalarla güvence altına alınan deniz ve ticari seyrüsefer özgürlüğünü engelleyen ve Yemen halkına insani yardımların gönderilmesinin durdurulmasına yol açan bir suç eylemi olarak nitelendirildi. Geminin derhal serbest bırakılması çağrısında bulunuldu.
Bahreyn Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında da ‘seyrüseferi tehdit eden deniz korsanlığının’ şiddetle kınandığı kaydedildi. Uluslararası topluma söz konusu terör eylemini kınama çağrısı yapıldı.
Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, İran destekli Husi milislerin deniz korsanlığı eylemlerinin Babu’l Mendeb ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer özgürlüğü için tehdit oluşturulduğuna dikkat çekildi. Bu ve benzeri eylemlerin bölgedeki güvenliği ve istikrarı bozmak için yapıldığı vurgulandı. Bahreyn Dışişleri Bakanlığı uluslararası topluma terör eylemini kınama çağrısı yaparken Husilerden de gemiyi ve mürettebatını derhal serbest bırakması istendi.
Kuveyt de İran destekli terörist milislerin BAE bandıralı kargo gemisini kaçırmasını şiddetle kınadığı duyurdu. Kuveyt Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, bu suç eylemiyle Husi milislerin uluslararası hukuk kurallarının daha fazla ihlal ederek denizcilik hatları ve küresel ticaret için ciddi bir tehdit olduğunu gösterdiği bildirildi. Açıklamada, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere uluslararası toplumun, uluslararası barış ve güvenliğin yanı sıra küresel ticaret ve gemi tedarik hatlarına tehdit oluşturan bu tehlikeli uygulamaları durdurmak için harekete geçmedi gerektiği vurgulandı.
Mısır Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada da BAE bandıralı geminin Hudeyde açıklarında seyir halindeyken Husi milisler tarafından kaçırılması kınandı. "Bu tür eylemler seyrüsefer hürriyeti için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır” ifadesine yer verilen açıklamada geminin serbest bırakılması çağrısında bulunuldu.
Arap İçişleri Bakanları Konseyi de Husi milislerin terörist bir eylemle kargo gemisine el koymasını kınadı.
Konsey’in Tunus'taki merkezinden dün yapılan açıklamada, Babu’l Mendeb ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer özgürlüğü ve uluslararası ticaret için ciddi tehdit oluşturan bu suç eylemine tepki gösterildi. Ayrıca bu tür eylemlerin uluslararası insan hakları hukuku ilkelerinin yanı sıra Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmeleri, 1982 BM Deniz Hukuk Sözleşmesi ve 2000 Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin ihlali olarak gerçekleştiği vurgulandı. Bu tür saldırgan eylemlerin, bölgenin güvenliği ve istikrarına bozduğuna dikkat çekilerek uluslararası ekonomi ve ticaret hareketinin merkezi olan bölgeye yönelik tehditler karşısında sağlam bir duruş sergilemenin önemine değinildi.

Operasyonlar sürüyor
Arap Koalisyonu son 24 saat içerisinde Marib ve Şabva’da İran destekli Husi milislere yönelik 35 operasyon gerçekleştiğini bildirdi. Operasyonlarda 133 milisin etkisiz hale getirildiği ve 15 askeri aracın da imha edildiği bilgisi verildi.
Arap Koalisyonu dün el Beyda Valiliği’ndeki es Savadiye Kampı’na yönelik tehdide yanıt olarak hava saldırıları düzenlediğini duyurdu. Açıklamada kampın silahların depolanması, tedariki ve füzelerin fırlatılması için kullanıldığı aktarıldı.
Koalisyon, sivillerin bulunduğu kampı boşaltmak ve uluslararası insan hakları hukukuna uygun olarak gerekli tüm önlemleri almak için süre vermişti.
Koalisyon ayrıca Husi milislerce Suudi Arabistan’a fırlatılan 5 insansız hava aracının (İHA) Suudi savunması tarafından imha edildiğini duyurdu. İHA’ların başkent Sana’dan fırlatıldığı belirtilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“İHA’ları etkisiz hale getirmek için tehdidin kaynaklarını yakından izliyoruz. Tehdide yanıt olarak, milislerin düşmanca davranışlarını caydırmak için operasyonel seçeneklerin masada olduğunu bir kez dh vurguluyoruz.”



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.