ABD ve Avrupa, Etiyopya ve Sudan’daki çıkarlarını korumak için mücadele ediyor

Addis Ababa'nın Tigray sorununu çözmesi, ABD ve Batılı tarafları hesaplarını gözden geçirmeye itiyor.

Birleşmiş Milletler’in New York'taki genel merkezinin önünde toplanan Tigrayli göstericiler. (AFP)
Birleşmiş Milletler’in New York'taki genel merkezinin önünde toplanan Tigrayli göstericiler. (AFP)
TT

ABD ve Avrupa, Etiyopya ve Sudan’daki çıkarlarını korumak için mücadele ediyor

Birleşmiş Milletler’in New York'taki genel merkezinin önünde toplanan Tigrayli göstericiler. (AFP)
Birleşmiş Milletler’in New York'taki genel merkezinin önünde toplanan Tigrayli göstericiler. (AFP)

Hem Sudan hem de Etiyopya, gerek siyasi ihtilaflar nedeniyle iç karışıklığa neden olan sorunlar olsaun gerekse kendi isteğine göre ilerlemek ve siyasi vizyonlarına ulaşmak için koşullarını dikte etmeye devam eden dış güçlerin hedefleriolsun, benzer sıkıntılardan geçiyorlar. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) varyantları ve diğer meselelerle meşgul olan uluslararası arenada şu sorunun cevabı merak ediliyor: Karşı karşıya oldukları iç koşullar ve dış zorluklar göz önüne alındığında iki ülkenin sorunları hangi noktaya gidiyor?

Etiyopya sıkıntıların üstesinden geldi
Etiyopya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Dina Mufti haftalık basın toplantısında, 2021 yılını ‘Nahda (Rönesans) Barajı ve dış güçlerin müdahale ettiği Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) ile yaşanan çatışmadan ötürü Etiyopya için bir imtihan ve baskı yılı’ olarak nitelendirdi. Sözcü açıklamasının devamında “Etiyopya, krizi uluslararası boyuta taşımaya yönelik tüm girişimlerin üstesinden gelerek bu aşağılık girişimlerin hepsini engellemeyi başardı” ifadelerini kullandı.
Sudan Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin 1 Ocak 1956’da elde ettiği bağımsızlığı münasebetiyle benzer bir açıklama yaptı:
“Sudan zor bir durumdan geçiyor. Göz ardı edilemeyecek zorluklar, sıkıntılar ve krizlerle kuşatılmış durumda. Bunlarla ancak tam bir farkındalık, dürüstlük ve gerçek bağlılığın yanı sıra ulusun çıkarları her türlü çıkarın üstünde tutularak mücadele edilebilir.”
ABD, Sudan'da askeri ve sivil unsurlar arasında tanık olunan siyasi farklılıklar konusunda, geçtiğimiz 30 Ekim'de yaptığı çağrıda Sudan güvenlik güçlerinden her türlü şiddetten kaçınmalarını ve Sudan vatandaşlarının barışçıl gösteriler yapmasına saygı göstermelerini istedi.
ABD'nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Jeffrey Feltman, "Sudan halkının Orgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki hükümeti barışçıl bir şekilde protesto etmesine izin verilmesi gerektiğini" vurguladı.

Akıl dışı baskılar
ABD ve Batılı örgütler Kasım 2020'de yapılan askeri operasyonunun ardından Tigray savaşının dayanakları hususunda Etiyopya hükümetini insan hakları ihlalleri ile suçlarken Etiyopya hükümeti ise "Tigray konusunda kendisine uygulanan baskıların akıl dışı”olduğunu söyledi.
Avrupa Birliği (AB) geçtiğimiz mart ayında Etiyopya hükümetini Tigray'da yaşananlarla ilgili eleştirdi. Avrupa Komisyonu, Tigray bölgesindeki ihtiyaç sahiplerine ve mültecilere insani yardımların ulaştırılmasına getirilen kısıtlamalara ilişkin 'endişesini' dile getirdi. Ne var ki Etiyopya hükümeti bu açıklamaların doğru olmadığını söylüyor. Geçtiğimiz kasım ayında ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken yaptığı bir basın açıklamasında ‘Etiyopya'da yakında bir iç patlama’ olabileceğine dair uyarıda bulundu.
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, ABD'nin Addis Ababa'daki durumla ilgili tekrar tekrar yaptığı uyarılar ve ardından diplomatik heyetlerin ve yabancı uyruklu kişilerin ülkeyi terk etmesine yol açan korkutma ve kışkırtmaları hakkında, geçen haziran ayında değerlendirmelerde bulundu:
“Gerçek mermilerle değil, yalan yanlış söylemlerle savaşıyoruz. Etiyopya, kalkınma yolunu bozmaya çalışan iç ve dış mihrakların baskılarını engellemek için birçok büyük projeye imza atıyor."
Etiyopya Dışişleri Bakanlığı 25 Mayıs'ta, Tigray Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerinden ötürü ABD'nin Addis Ababa'ya getirdiği kısıtlamalar karşısında rahatsızlığını dile getirdi. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Dina Mufti yaptığı basın toplantısında, "Kısıtlamalar iki ülke arasında 120 yıldır devam eden stratejik ilişkilere değer kazandırmıyor" dedi. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı bir önceki gün de Birleşmiş Milletler'i (BM) Etiyopya'daki mevcut duruma ilişkin ‘tarafsız’ olduğunu bildirdiği tutumunu gözden geçirmeye davet etti.
Etiyopya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Demeke Mekonnen geçtiğimiz cumartesi günü BM'ye gönderdiği mektupta BM'yi ‘TPLF'ye karşı verilen mücadelede taraflı tutumunu değiştirmeye ve Etiyopya hükümetine baskı yapmamaya’ çağırdı. Mekonnen ABD yönetiminin Addis Ababa'yı ‘Afrika Büyüme ve Fırsatlar Kanunu’nun (African Growth and Opportunity Act - AGOA) sağladığı imtiyazlardan çıkarmaya yönelik kararlarını ‘acele atılmış adımlar’ olarak değerlendirdi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Batılı ülkeler 5 Ocak'ta, Abdullah Hamduk'un görevinden istifa etmesinin ardından Sudan ordusunu tek taraflı bir şekilde yeni bir başbakan atamaması konusunda uyardı. ABD, AB, İngiltere ve Norveç tarafından yapılan söz konusu açıklamada “Sudan'da güvenilir bir hükümet ve parlamentonun kurulması, ekonomik yardımların yeniden başlamasını kolaylaştırmak için atılması gerekli bir adımdır” ifadeleri kullanılarak ülkenin bir çatışmaya girme tehlikesine karşı uyarıda bulunuldu. Ayrıca Batılı ülkeler, ‘ilgili sivil tarafların yönetimde geniş bir katılımı olmadan bir başbakanı veya belli bir hükümeti desteklemeyeceklerini’ vurguladılar.
Başbakan Abdullah Hamduk'un istifa etmesinin ardından Batı'nın gelecek hükümete yönelik tehditleri ışığında Sudan Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ‘ulusal kazanımlara bağlı kalınacağını, ülkenin kaosa kaymasına izin verilmeyeceğini, geçiş sürecini ve elde edilen başarıları koruyup vazifeleri tamamlamak ve barış yoluna devam etmek için ciddi bir şekilde çalışılacağını, geçiş yönetiminin bütün kurumlarının kurulacağını ve Sudan halkının ülkeyi yönetmesi için seçtiği kişiye yetki vereceği 2023 yılında belirlenen tarihte bağımsız seçimlerin düzenleneceğini’ vurguladı.
Etiyopya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Dina Mufti geçen pazartesi Etiyopya Haber Ajansı'na (ENA) verdiği demeçte şunları söyledi:
“Addis Ababa, Sudan'daki durumu yakından izliyor ve Sudan halkının kendi iç ihtilaflarını herhangi bir dış müdahale olmaksızın barışçıl bir şekilde çözebileceğine inanıyor.”

İlginin iç yüzü
Etiyopya Kamu Diplomasisi Enstitüsü Başkanı Yasin Ahmed yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“ABD ve Batı'nın gösterdiği ilgi, insanlık olarak tanımlanan sebepler veya Batı'nın kutsal bir şiar olarak benimsediği demokrasi ilkelerinden kaynaklanıyor gibi görünse de bu önemin her şeyden önce çıkarlar tarafından harekete geçirilen sebepleri var. Batı siyasetindeki değişmez gerçek, gerek ekonomik gerek jeostratejik boyutlarda olsun kendi çıkarlarıdır. Etiyopya, 18’inci yüzyılda, İmparator Menelik döneminde Batı ve İtalya sömürgeciliğinden başlayarak sömürge dönemleri ve sonrasında Batılı güçlerin ilgi ve rekabetine sahne olmuştur. Bence ABD ve Batı'nın Etiyopya ve Sudan'ı hedef almasının en önemli gerekçeleri Washington, Pekin, Türkiye ve Rusya'nın Afrika Boynuzu üzerindeki rekabetinde gizli. Bu da Etiyopya ve Sudan'ı rekabet ve çatışma hususunda önemli iki ülke ve arena haline getiriyor.”

Açıklamasında Etiyopya sahnesine ilişkin tahminlerine de yer veren Ahmed sözlerini şöyle sürdürdü:
“Etiyopya'nın Tigray sorununu çözmedeki başarısı, başta ABD olmak üzere Batılı tarafları hesaplarını gözden geçirmeye itecek. ABD'nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Jeffrey Feltman’ın Etiyopya’ya yapacağı ziyaret, Addis Ababa'ya yapacağı son ziyaret olabilir. Çünkü ABD yönetimi Feltman’ın yerine David Satterfield'ı geçirmeye karar verdi. Burada ortaya çıkan soru şu: Feltman’ı değiştirme kararı, Washington'ın Etiyopya hükümetine ve Afrika Boynuzu ülkelerine karşı başarısızlığı için bir örtbas mı?”

Ordunun yetkilendirilmesi
Diğer taraftan Afrika Danışmanlık Merkezi Müdürü Mu'tasım Abdulkadir el-Hasan duruma ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sudan'ın ekonomik ve stratejik öneme sahip olduğu Afrika Boynuzu bölgesi hedef alınıyor ve bölge üzerinden bir rekabet dönüyor. İki ülkenin içinde bulunduğu koşullardaki ortak faktör ve amaç, ABD ve Batı'daki müttefiklerinin iki ülkedeki siyasi sistemlere dayatmaya çalıştıkları itaat etme yaklaşımıdır. Sudan durumuna daha önceden hiç gösterilmeyen bir önem gösteriliyor. Bu da bu ülkelerin çıkarlarının arkasında Hartum'daki bir rejimin kendilerine müttefik olmasını ve emirlerine itaat etmesini sağlamaya çalıştıklarını gösteriyor. Sudan topraklarının sahip olduğu zenginliklerin elde edilmesi, dış güçler için bir sorun teşkil eden ordunun kasıtlı olarak yetkilendirilmesinin ardından, ulaşılmak istenen esas amaçtır. Dış güçler askeriyeyi çeşitli yollarla siyaset sahnesinden ekarte edip yerine arkasından kazanımlar elde edecekleri zayıf bir sivil rejim koymaya çalışıyor.”
Abdı-ulkadir, gelecekte yaşanacaklara ilişkin de tahminlerde bulundu:
“Önümüzdeki yıllarda ve 2023'te sivil bir hükümeti aday göstermek için yapılacak seçimlere kadar ordu, yönetim Sudan halkının hak ve çıkarlarını gözeten sivilllere devredilene kadar bırakana kadar iktidarda olacak. Bundan dolayı Sudan’da taraflar arasında daha fazla çatışmaya tanık olunacak.”



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”