Lübnan Başbakanı Mikati: Kabine bütçeyi gelecek hafta görüşecek

Lübnan Başbakanı Mikati, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümeti canlandırma ile Beyrut limanındaki patlamayı soruşturmak arasında bir bağlantı söz konusu değil

Lübnan Başbakanı Necib Mikati (Reuters)
Lübnan Başbakanı Necib Mikati (Reuters)
TT

Lübnan Başbakanı Mikati: Kabine bütçeyi gelecek hafta görüşecek

Lübnan Başbakanı Necib Mikati (Reuters)
Lübnan Başbakanı Necib Mikati (Reuters)

Lübnan kamuoyunda Şii İkilisi olarak adlandırılan müttefik partiler Hizbullah ve Emel Hareketi, Lübnan Bakanlar Konseyi oturumlarını boykot etmeyi durdurma kararı sonrasında toplantıların yolunu yeniden açtı. Bu gelişme, ‘cari yıla ilişkin bütçe kanunu taslağının görüşülmesi ve onaylanması için parlamentoya sevk edilmesi’ ve ‘mali kurtarma planının, (Lübnan’ı, kendisini kuşatan ekonomik ve toplumsal krizden kurtarmak için) Uluslararası Para Fonu (IMF) ile müzakere etmek üzere zorunlu bir yol olarak görülmesi’ sonrasında daha da açık hale geldi. Gelişmeyle eş zamanlı olarak Başbakan Necib Mikati de gelecek hafta başlarında bir toplantı düzenleme çağrısı yaparken, Şarku’l Avsat’a ise toplantının bütçe tartışmasıyla ilgili olacağını belirtti.
Mikati, bütçe kanunu taslağının hazırlanması için Maliye Bakanı Yusuf el-Halil ile işbirliği içinde bakanlarla birlikte çalıştığını açıkladı. Mikati’ye göre taslak, gelecek hafta başlarında toplantılar sırasında ele alınmak üzere bu hafta sonu bakanlara dağıtılmaya hazır hale getirilecek. Emel ve Hizbullah hareketlerinin liderleri, Bakanlar Kurulu toplantılarına yönelik boykotlarını durdurduklarını belirttikleri ortak bir açıklama yaptı. Açıklamanın ardından Beyrut Limanı’ndaki patlamaya ilişkin adli soruşturmanın askıya alınması karşılığında oturumların düzenlenmesine izin verildiğine dair bir anlaşmaya ulaşıldığı söylentileri yayılırken, söz konusu liderler ise söylentileri yalanladı.
Mikati, oturumların yeniden başlaması ile adli soruşturma arasında herhangi bir bağlantı olmadığını vurguladı. Emel ve Hizbullah liderliği tarafından yapılan açıklamada böyle bir meselenin ne yakın ne de uzaktan gündeme getirilmediğini söyleyen Mikati, “Ben hala yetkilerin ayrılması ve yargıya müdahale edilmemesi gerektiği kanaatindeyim” dedi. Necib Mikati, limandaki patlamaya ilişkin soruşturmanın ‘uyum, seçicilik ve anayasal hükümlere bağlılıktan uzak şekilde’ yeniden düzenlenmesi gerektiğini ve soruşturmayı normale döndürecek bir çıkış yolu bulmanın, yargıya bırakıldığını ifade etti.
Mikati, Şii bakanların Emel ve Hizbullah’ın açıklamasına cevaben kabine toplantılarına katılmak üzere geri dönüşünün, şu anda bölgesel ve uluslararası düzeylerde olup bitenlerle ilgili bir dış öneriye dayandığı söylentileri karşısında da şaşkınlığını dile getirdi. Başbakan, iki hareketin kararının, Lübnan halkının acılarına ilişkin duygularını yansıttığını ve hareketlerin, halkı ekonomik ve finansal krizden kurtarmak için taleplerine ve ihtiyaçlarına yönelik çağrılara yanıt verdiklerini söyledi. Başbakan Mikati, “Çünkü açlık halkın kapılarını çaldıktan sonra hiçbir mezhebe ihtiyaç kalmayacak. Hepimiz ülkemizi kurtarmak için üzerimize düşen sorumlulukları üstlenmek zorundayız ve olan da bu” değerlendirmesinde bulundu.
Lübnanlıların acısının belirli bir mezheple sınırlı olmadığını, aksine büyük çoğunluğunu etkilediğini söyleyen Mikati, bu nedenle halk baskısının da tüm taraflara yönelik olduğunu belirtti. Başbakan, “Bu yüzden acılarını hafifletmek için mümkün olduğunca çok çözüm sunarak çöküşü durdurmaya öncelik verilmelidir” dedi.
Aynı şekilde Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Emel ve Hizbullah liderleri tarafından yapılan açıklamanın zeminini, Mikati’nin geçen cuma günü Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin siyasi yardımcısı Milletvekili Ali Hasan Halil ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın siyasi yardımcısı Hüseyin Halil ile görüşmesi hazırladı. Görüşmeler, geçen cumartesi gününe kadar devam ederken, daha sonra ise Mikati, Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Meclis Başkanı Berri ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan kaynaklar, tüm tarafların zor durumda olduğunu söyledi. Kaynaklar, bir krizden çıkmanın tek yolunun Bakanlar Kurulu’nun oturumlarının yeniden başlatılması için ortamı hazırlamaktan geçtiğini söylerken, bunun için de hükümetin eyleminin harekete geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Kaynaklar ayrıca, Şii İkili’nin ‘Şii bakanların kabine toplantılarına katılmasının önünü açan’ açıklamalarındaki ifadelerinin, oturumları harekete geçirmenin yol haritasını oluşturduğuna dikkat çekti. Çalışma gündemlerinin başbakanın emrinde olduğuna inananların, suçlamalarının yersiz olduğunu daha sonra anlayacaklarını belirten kaynaklar, “Çünkü Mikati, hükümeti parlamentonun güvenini kazanır kazanmaz, bütçeyi onaylamaya dikkati çekerek öncelikleri belirleyen ilk kişi oldu. Bu, sadece anayasal bir hak olduğu için değil. Aynı zamanda Mikati, Lübnan’ı kurtarmak ve kapsamlı bir bozulmaya sürüklenmesini durdurmak için bahse girdiği uluslararası güvenceler ortasında, IMF ile müzakere etmek için gerekli pasaportu Lübnan’a tek başına sağladı” dedi.
Kaynaklar, oturumların yeniden başlatılmasının, hükümetin ‘bir yandan Lübnan’ı siyasi yumuşama aşamasına’ geçirmesine ve ‘Mikati’nin uluslararası toplum tarafından belirlenen koşullar defterine bağlı kalmakta ısrar etmesini engelleyen mayınları sökmesine’ izin vereceğini vurguladı. Aynı kaynaklar, bu durumu ise ülkenin onsuz finansal toparlanma aşamasına geçemeyeceği ekonomik ve finansal reçete olarak nitelendirdi. Kaynaklar, hükümetin gündeminin, IMF ile müzakereleri kolaylaştırmak için bütçeyi ve kurtarma planını onaylamakla ve bunları Lübnanlıların yaşam koşullarının iyileştirilmesine bağlamakla sınırlı kaldığını söyledi. Kaynaklar ayrıca, yasama seçimlerinin zamanında yapılması için ortam hazırlamanın ve anayasal ilkelere göre yeniden yapılanarak iktidarın barışçıl şekilde değişmesinin yanı sıra elektrik akımı arzını artırarak elektrik sektörünün rehabilitasyonun hükümetin öncelikleri arasında yer aldığını vurguladı.
Aynı kaynaklar, Şii İkili’nin mali toparlanma planını görüşmek üzere anlaşmaya varmasının ve bunun onaylanmasının, Hizbullah’ın önceki tavrının aksine IMF ile müzakerede esneklik gösterme arzusunu yansıttığını dile getirdi. Kaynaklar ayrıca, Bakanlar Kurulu’nun Mısır’dan gaz ve Suriye üzerinden Ürdün’den de elektrik ithal ederek elektrik sektörünü rehabilite etmek için reform planı hazırlamaya odaklanacağını söyledi. Kaynaklara göre Mikati, “İşler planlanana göre giderse, 10 hafta sonra elektrik arzının 10 saat artırılmasına tanık olacağız” dedi.
Ancak geriye şu sorular kalıyor? Cumhurbaşkanı nerede duruyor? Hükümete destek veren taraflar arasında halen ihtilaflı olan idari atamalara ve siyasi konulara girmeden kabine toplantılarının gündemini bütçeyle sınırlandırarak, finansal toparlanma planını hazırlayarak ve elektrik sektörünü rehabilite ederek Mikati’nin işini kolaylaştıracak mı? Yoksa atamaları temel bir madde olarak görmekte ısrar eden siyasi varisi Milletvekili Cibran Basil’e mi yanıt verecek? Dün (16 Ocak) geceden beri Avn ile temasa geçen müttefiki Hizbullah’ın durumu ne olacak? Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Avn, Basil’i hoşnut etmek için hükümet toplantılarının gündemini değiştirme yeteneğine sahip değil. Cumhurbaşkanı Avn, Mikati’nin kendisi için çizdiği yol haritası dışından atamaları uygulamakta ısrar ederse, Mikati’nin itirazıyla karşılaşacak.
Başbakan, atamaları toplantıların gündemine dahil etmeyi reddettiği tavrını hala koruyor. Hükümetinin parlamentonun güvenini kazanmasından sonraki ilk gün, seçim kotaları ve kayırmacılık yolunu tıkadı.
Bu nedenle Basil, ısrarının hiçbir yere varmadığının ve başbakanın yetkilerini ihlal ettiğinin farkında. Atamalar konusunda ısrar etmesi halinde kendisini köşeye sıkışmış halde bulacak. Bunların yanı sıra Basil’in, tüm siyasi cephelerde atamaları güçlendirmek ve bunu seçim kampanyalarında kullanmak üzere mücadele etmesinin hiçbir gerekçesi yok.
Bu nedenle top, şu an Avn ve Basil’in oyun sahasında. Peki Mikati ile aynı fikirdeler mi? Yoksa ülkeyi yeni bir maceraya atacak hesapsız bir siyasi mücadeleye mi giriyorlar?



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.