Adonis Şarku’l Avsat için yazdı: Öznellik ve öteki arasında rehin kalan Arap kültürü  

Adonis Şarku’l Avsat için yazdı: Öznellik ve öteki arasında rehin kalan Arap kültürü  
TT

Adonis Şarku’l Avsat için yazdı: Öznellik ve öteki arasında rehin kalan Arap kültürü  

Adonis Şarku’l Avsat için yazdı: Öznellik ve öteki arasında rehin kalan Arap kültürü  

Asıl adı Ali Ahmed Said Eşber, (D. 1930) olan ve Adonis adıyla tanınan dünyaca ünlü Suriye-Lübnanlı şair ve denemeci Şarku’l Avsat okurları için “2022’de Dünya: Zorluklar ve Dönüşümler” dizisi kapsamında kaleme aldığı makalesini sizlerle paylaşıyoruz.  

  • 1- Yaygın Arap kültürünü nasıl tanımlayabiliriz? Bu kültürü öteki kültürlerden ayıran ve belirgin kılan özellikleri nelerdir?  

Arap kültürü örneğin, entelektüel ağırlıklı bir kültür mü, bilgiye yeni ufuklar açan yenilikçi ve yaratıcı bir kültür müdür?  
Yoksa aktarım ve dönüştürme aracı mı? Ya da çeviri ve etkileşim kültürü mü?   
Karmaşık bir araştırma kültürü mü, yoksa genel ve kolay yapıda bir kültür mü?  
Bilimin bu kültür içindeki yeri nedir?  Doğanın sırlarının araştırılması ve bilinmeyenlerinin keşfine aracılık etmekte midir? 
Bu kültür içinde felsefenin yeri nedir? insan varoluşunu, yaşamını ve akıbetini anlamaya yönelik konumu nedir?
Bu kültür, en son Osmanlı’da temsil edilen hilafetin kaldırılmasından bu yana, küresel anlamda ‘bilgi dünyasının’ inşasına ne tür katkılarda bulunmuş, nasıl yenilikler getirebilmiştir?  Günümüz bilgi üretiminde Arap dilinin konumu nedir? 
Bugün sıradan bir Arap, ataları gibi yaratıcı kültürel faaliyetlerde bulunabilecek kadar Arapçanın inceliklerine vakıf mıdır?
Arap İslam kamuoyu neden hala cinler ve büyü dünyasını, İbn Rüşd, İbn Arabi, Ebu’l-Alâ el-Maarrî veya Râzi'nin dünyasından daha fazla kabullenmektedir?
Bunlarla sınırlı olmamak üzere örnek olarak verdim. Bunun yerine, Descartes, Freud, Marx ve Einstein'ı da örnek olarak verebilirdim.  
Arap bireyler niçin doğdukları ülkelerde değil de başka ülkelerde yaratıcı kültürel alanlarda öne çıkabiliyor?
Eksikliğin ya da yetersizliğin Arap bireylerde olmadığını, iktidar ve kurumlarının sorumluluğunu hatırlatmak için bu kritik soruyu sormamız gereklidir.  Araplar niçin, çeşitli tezahürleriyle kültürü, idari ve siyasi olarak kendi hizmetlerindeki araçlar olarak gören kurumları inşa etmeyi sürdürüyor?  
O halde Arap devletlerinin bakış açısına boyun eğmeli ve söylediklerini tekrarlamalı mıyız?  Kültür, doğanın sırlarını çözmek için değil de iktidara hizmet eden araçlar anlamına mı gelir?  

  • 2- Bu soruları ve benzerlerini sormadan, Arap kültürü hakkında konuşmamız nasıl doğru olabilir? 

İlgili okuyucular bu soruların cevaplarının, geniş tartışmalara yol açacağını tahmin edebilirler. İşte bu muhtemel tartışmalar, Arap aydınları arasındaki anlaşmazlığın daha çok kimlik düzeyinde derin bir anlaşmazlık olduğuna işaret ediyor. Ortak Arap kültürünün kimliği, belirsiz, bulanık ve neredeyse kaybolmuş durumdadır. Bu kültür derinlemesine incelendiğinde, içinde karşıt çelişkili fenomenler barındırdığı ve üreticilerinin kabilecilik anlayışından sıyrılamadığı görülecektir. Oysa Arap kültürü olarak tanımlarken, aynı evde yaşandığına vurgu yapılmaktadır. Arap kültürü otoriter bir kültür olduğundan, kültür üreticileri genelde bireysel çıkarlarını önceler.  Bu durum çeşitli çağrışımlarıyla ancak daha fazla sefalete yol açabilir. 

  • 3-Arap kültürünün hareket alanı, İslâm Vahyinin zuhurundan itibaren dini bir çevre tarafından kuşatılmıştır. Bu çevrede, vahye ve dine bakış açısında farklı siyasal yaklaşımlar oldu. Zamanla iktidar ve din arasında organik bir bağ olduğu görüşü öteki görüşlere baskın hale geldi. Bu süreçlerde iktidar ve kültür üreticileri arasında nasıl çatışmalar yaşandığı erbabının malumudur. Bu kültürel içeriklerin başında ise, Arapçanın en önemli kültürel ürünü olan şiir gelmekteydi. Bu çatışma halen bir şekilde form değiştirerek devam etmektedir. Bu olgunun nedenleri ve sonuçları ile ilgili daha fazla yorumda bulunmama gerek yok, özellikle ilgililerinin bunu gayet iyi bildiği düşünülürse.

Ancak vurgulanması gereken, bu yaklaşımın üç ana konuyu ifsat ettiğidir:  
a-Kültür ya da bilginin yaratıcı üretimi, öyle ki kültür bir araştırma ve yaratıcı olmaktan çıkıp birikim haline gelmiştir. 
b-Din siyasi bir araca dönüştürülmüştür. İktidar, amaç ve tek referans kaynağı olmuştur. Oysa olması gereken, özgür irade, hukuk ve özgürlüğü çerçeveleyen bir üst konumda olmasıdır.
c-Din, bireysel bir özgürlük alanı olmaktan çıkmış, otorite tarafından kapalı tek boyutlu bir sisteme dönüştürülmüştür.  

  • 4-Bugün Arap kültüründe, evrensel düzeyde ‘Arap yaratıcılığı’ olarak gösterilebilecek hususlar edebi alanlardadır. Bu alanlar, şiir, roman, müzik ve resim sanatlarıdır. Bu alanlar da etkileşim ve yaratıcılık arasındaki ayrım itibariyle tartışmaya açıktır.

Felsefe ve bilime gelince, özellikle modern branşlar (atom, teknoloji ve uzay bilimleri) başta olmak üzere, tüm çeşitleriyle, ilkesel olarak felsefe dini görüşle çelişki içindedir. Şöyle ki felsefe özü itibariyle soru iken, din cevaptır. Felsefeciler dini metinlere doğrudan soru yöneltemezler. Şimdiye kadar olduğu gibi, dinin kaynaklarının şerhlerine ve yorumlarına dair sorular sorabilirler. Bu da yeni bir bilginin ve yaratıcı felsefi düşüncenin üretilmesine mâni olur. Bir tür yeniden yazma veya restorasyona yol açar. Böylelikle kişi dini siyasi sistemin mekanizmasında tutsak olur. 
İmam Şafii: “Kim ki Kur'an hakkında kendine ait görüşünü (rey) söylerse, haklı da olsa haksızdır” demiştir. Bu söz, bireyin din hakkında bir özgün bir fikri olamayacağını, siyasi otorite tarafından temsil edilen ‘cemaatin - toplumun’ dini görüşünün olabileceği anlamına gelir.
Bu sözün işaret ettiklerinden, bir kısmı doğrudan vahye dayalı olmak üzere başka bir şekilde yorumlayarak kurtulabiliriz. Örneğin şu ayetler: “Dinde zorlama yoktur.”, “Sizin dininiz size, benim dinim banadır”. Özellikle Allah’ın peygamberine hitaben buyurduğu şu ayet ile: “Sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah, dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir”.  

  • 5-İslam hilafetinin kuruluşunun başlangıcından itibaren, Arap dili dünyasında kültür, iki temel üzerinde yükselmeye başladı:

Birincisi; vahyin nazil olmasından sonra sınırları ve yapısı belirginleşen, şiirin ve hukukun dili olan Arapçadır.
İkincisi ise vahiyden önce süregelen Arapçadır.  Arap dilinin kendi bünyesinde, ilahi yaratıcılık ile dilin dini olarak aktardıkları ile kültür dilinin, özellikle şiir dilinin taşıdığı ve taşımaya devam ettiği beşeri yenilikler arasındaki her düzeydeki derin bölünmenin sırrı burada yatmaktadır. Bu bölünmenin gelişim ve ufukları itibariyle yaratıcılık tarihinde ender bir anı temsil ettiğini düşünüyorum.  
Arap kültürünün menşei, gelişimi ve geleceği konusunda burada kapsamlı bir araştırma yapma imkanımız bulunmuyor. Bununla birlikte, ilahi dil ile beşeri dil arasındaki bölünmenin ortaya çıkardığı yaratıcı iklim üzerine odaklanılması gerekir. Eğer ilerleme kaydetmek istiyorsak, er ya da geç bu araştırmayı yapmak zorundayız. Burada sadece değinmekle yetiniyoruz.   
Hilafet ya da saltanat, dini ve kültürel otoritesini, katı ve nihai bir din yorumuyla güçlendirdi. Buna mukabil düşünceler, görüşler ve duruşlar kapalı ideolojiler haline geldi. Böylelikle, aynı ülke ve tek tip bir siyasi sistem içinde karşıt kardeşler aynı kültür dünyasını paylaşmış oldu. Bu da kendi içinde bölünmeler anlamına gelir.  “O'nun peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmıyoruz” ayetinin işaret ettiği Tevhid peygamberlerine iman ediyoruz. Öte yandan, sadece Arap dilinde nazil olan olan vahye itaat ediyoruz. Bunu da otoritenin içtihadı uyarınca, içtihat otoritelerinin de desteğiyle yorumlanmış haliyle gerçekleştiriyoruz.
Bu üç boyutlu bir ikilemdir, entelektüel, tarihi ve yaşamsal: Arap kültürü özgürleşemiyor.  Özgürleşemediğinde de geçmişteki bir ufka ve derinliğe işaret etmekle yetiniyor. Bu durumdaki Arap kültürü, sivil, yaratıcı ve insani olamaz. Çünkü bu kültür, hayata ve evrene dair özgür bir vizyona ve geleceği şekillendirecek yaratıcı bir dinamizme dayanmıyor.   
Belki de burada, ‘imamet ve siyaset’ etrafındaki çatışmaların psikolojik boyutlarına değinmeliyiz. Birey psikolojisi değil, toplumsal bilinçaltı açısından değerlendirdiğimizde, sözcüğün özel anlamıyla dini olmayı da aşarak kültürel bir olguya dönüştüğünü görüyoruz. Bu kültürü de eğitim yöntemleri ve kurumlar kökleştiriyor. Bu çatışmada Müslüman sadece Müslüman olarak kalamıyor. “Şöyle bir Müslüman”, “şöyle bir düşünür” veya “şöyle bir şair” olması dayatılıyor. Bir Müslüman düşünür, şair ya da sanatçının doğru bir İslami çizgide olup olmadığı sınanıyor. O Ehl-i Sünnet mi yoksa Şii mi, Vahhabi mi yoksa İhvan’dan mı? Selefi mi yoksa Rafizi mi? Yani objektif bir değerlendirme imkanı ortadan kalkıyor, aydınlar, otoritenin ‘çıkar’ ya da ‘istihdam’ amaçlı değerlendirmesine tabi oluyor. Arapça metinler de kendi içeriklerine göre değil, siyasi ve dini önyargılarla okunmuş oluyor. Bize siyasi ve dini duruş olarak muhalif olanların herhangi bir alanda yazdıklarını önemsemiyoruz. Bu yazar ya da sanatçı ne denli önemli şeyler üretmişse de önemli olan bizim tarafımızda mı yoksa karşımızda mı olduğudur. Bu anlayış, ideolojik kabileci yaklaşımın kökleşmesinin ve Arap kültürü altında sivil bir toplum oluşturulamamasının nedenlerinden biridir. Oysa toplumdaki bireylerin ilişkisi, medeni ilkeler, özgürlükler, hukuk ve sorumluluklar çerçevesinde belirlenmelidir. Şu haliyle daha çok; farklı coğrafyalarda bir arada olan, aynı haklara sahip olmadan aynı görevleri yerine getirmek zorunda olan bireylerin oluşturduğu topluluklar görüntüsü veriyoruz.  
 Geçmişte okullarda dini mezhepler/ekoller dersi olurdu, bugün buna ‘şiir mezhepleri/ekolleri’, ‘sanat mezhepleri/ekolleri’ ve ‘düşünsel mezhepler/ekoller’ ekledik.  Herkes kendinden emin bir şekilde şöyle söylüyor: “En çok ben etkiliyim, en büyük benim.” 
Böylece, günümüzdeki ya da geçmişteki önemli temel metinlere olan ilgi azalıyor, bunların yerini, siyasi kullanıma elverişli ikincil metinler alıyor.   

  • 6-Arap dili dünyası bugün Avrupa ve ABD’nin, yani Batı'nın kültürel, bilimsel ve teknik başarılarının etkisi altında yaşıyor: Kuantum Devrimi, Dijital Devrim, Moleküler Biyoteknoloji Devrimi. Bu devrimler, tüm algıları altüst etti. Bilimi ekonomi ve politikanın gereksinimleriyle bütünleştirdi.  Batı’da yaşayan bazı Arap bireyler bu devrimlere katkı sunmuş olsa da Araplar, yönetim ve kurumsal olarak bu devrimlerin hiçbirinin içinde yer almadı. Bu durum, gelişimin önünde bireylerin değil, iktidarların ve kurumların engel teşkil ettiğini gösteriyor. Nitekim Araplar arasında bireysel olarak her alanda yaratıcı zihinlere rastlamak mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden itibaren, Arapların, büyük bilişsel devrimler ve evrensel düzeyde insanlığın kaydettiği ilerlemeler ışığında yeni bir yaşam ve yeni bir kültür kurmak için çalışma iradesi göstermeleri beklenirdi. Ancak bu varsayımın yersiz olduğu görüldü. Son yıllarda, Arap kültür dünyasında yaşananlar, bize miras kalan aktif kültürel kodların sorunlarını yansıtmaktadır. Öyle örnekler vardır ki, Arap siyasi hayatının, kültürünün ve ahlakının düşkünlüğüne işaret ederek insanı utanç içinde bırakır.  

Aynı zamanda bu örnekler insanda, hayatın, vatanın, demokrasinin ve özgürlüğün anlamları hakkında şüphe uyandırıyor.  
İnsanların hayatlarıyla bu denli kolay oynanması, hilafetin birkaç ülkenin topraklarında, ilkel bir formda yeniden canlandırılması başlıca örneklerdir. İnsanın bu denli önemsizleştirilmesi, en temel insani değerlerin her düzeyde ayak altına alınması, Arap dünyasının ve Arap kültürünün tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir yıkımla karşı karşıya olduğunu göstermektedir.  
Arap kültür dünyasında, fikri sanatsal edebi ürün verenler, eserlerini dinin farklı yorumlarının egemen olduğu bir sosyo-politik ortamda ortaya çıkarıyorlar. Bu durumda bahsi geçen içeriklerin, şu veya bu şekilde bu ortamın hükümlerine tabi olacağını daha önce de ifade etmiştik. Bu hükümlerde tarihsel boyut, değişim ve gelişim asla dikkate alınmıyor. Fıkıhta ve şeri yaklaşımda, zaman ve mekan ne kadar değişse de aynı kalmış gibi değerlendiriliyor. 21. Yüzyıl ile birinci yüzyıl arasında bir fark görülmüyor. Bu hükümleri yorumlayanlar, zamanın ve mekanın da bu hükümlere tabi olması beklentisi içindeler. Aslen insana hizmet etmesi için konulmuş yasaların, insandan daha büyük ve önemli olduğu algısı oluşturuluyor. İnsanın varlığı, hak ve özgürlükleri bu hükümlere tabi oluyor. O halde kesin hükümler ışığında, kültürün özü olan özgürlük ve yaratıcılık üzerine konuşmamız beyhude olacaktır.  
Arap kültürü, bir yönüyle geçmişi yaşayıp yaşatırken, diğer yönüyle yabancı kültürleri benimsiyor. Yani ötekinin kültürel yaratımlarını kendi diline aktarıyor. Bu haliyle Arap kültürü, biri öznel  (geçmişten), diğeri ötekiden kendi dışından (gelecekten) olmak üzere iki efsanenin esiri olmuş durumdadır. Bu durum, Arapça yazarken, doğa ve metafizik konularda büyük maceralara girişilememesini açıklıyor.   

  • 7-Kültür aynı zamanda, eşyaların birbiri ile ilintisi, insanın eşya ile ilişkisi, dil ve evren arasındaki ilişkiye dair araştırmalar gerektirir. Bu bağlamda şu soruyu sorduğumuzda: Arap kültürü, 20. Yüzyılda ve 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde bu hususlarda ne tür ilerlemeler kaydedebilmiş ya da neleri başarabilmiştir? Diğer kültürlerin üretimleriyle ve insanlığa olan katkılarıyla kıyaslarsak, bu soruya nasıl bir yanıt verebiliriz?  

Bu sorunun nesnel yanıtı, Arap kültürünün ilerleme kaydetmek bir yana gerilediği yönünde olacaktır. Araplar, hem nicelik hem nitelik açısından Arapçanın cahili olmaya başladı. Arap dünyasında Yabancı dillerin hakimiyeti artmıştır.  Ayrıca, bu dillerden Arapçaya yapılan çevirilerin çoğu, Arap dilini zenginleştirmek yerine sığlaştırmıştır. Bu çevirilerde dilbilgisi hatalarına ve yanlış kullanımlara sıklıkla rastlanır.  
Kültür, hak ve özgürlüklerin dikkate alındığı bir sivil toplum dışında yaşayamaz ve yenilenemez. Arap ülkelerinde olduğu gibi, aynı haklara sahip olmadan aynı görevleri yapmak zorunda olan bireyler sağlıklı bir kültürel üretim gerçekleştiremez. Sivil yurttaşlığın olmadığı yerde sivil kültür oluşamaz. Kültür otoritenin gözetlediği bir toplumsal olguya dönüşür. Görüşlerine katılmadığı yazarları, reddetmek, baskı kurmak ve itibarlarını sarsmak bu minvalde tutumlardır.
Arap kültür dünyasında, yazınsal faaliyetler bahsi geçen sorunlardan azade değildir.  Metinlerin, yazarın etnik, mezhepsel veya ideolojik bağlantılarından bağımsız olarak nesnel bir şekilde okunduğuna nadiren rastlanır. Bu da yaygın okuma kültürünün yazılanı anlamaya çabalamak yerine, önyargılı bir şekilde, hatta bazen yazarın söylemediklerini ona isnat ederek, niyet okumaları içerdiğini gösteriyor. Örneğin sol eğilimli kişiler ya da sağ eğilimli kişiler, kendilerine düşman olarak gördüklerini okumayı keskin bir biçimde reddediyorlar. Kendilerine şu basit soruyu sormuyorlar: Bir düşünüre ya da yazara karşıysak, onu okumadan onunla nasıl tartışabiliriz ya da onunla nasıl savaşabiliriz? Bazıları böylesi bir soruyu; ‘kılıçla ya da tamamen dışlayarak’ diye yanıtlayabilir.  
İnsan üreten bir varlık olarak doğdu.  İnsanın hayatı yükselen ve düşen, her yönü aydınlatan bir ateş misalidir. Soru sormanın yasaklanması, düşüncenin yasaklanması anlamına gelir.
Düşünce yasaklanırsa insan yasaklanmış olur. Ne anlamı vardır insan olmanın, altından da olsa bir zincire bağlı olarak yaşıyorsa. Yaratıcı her eser, insanın evrenin merkezinde olduğu inancına dayanır.  

* Adonis Kimdir?
Arap şairi, Asıl adı Ali Ahmed Said Eşber’dir. 1930 yılında Suriye'de Lazkiye'nin Kassabin köyünde doğdu. 14 yaşına kadar burada yaşadıktan sonra Tartus'ta bir Fransız lisesinde okudu. Dah sonra Lazkiye'deki devlet okulunu bitirerek 1950 yılında Şam Üniversitesi'ne girdi. Ülkenin bağımsızlığa kavuşması sürecini yaşadı. Suriye'de bulunan Fransız kuvvetlerine karşı gösteriler örgütledi.
İlk şiirlerini bu sırada yayınladı. Şam Üniversitesi'nde Edebiyat öğrenimi gördü. Beyrut Saint Joseph Üniversitesi'nde doktorasını yaptı. Burada Baudelaire ve Rilke'nin şiiriyle tanışan Adonis, 1954'te edebiyat ve felsefe lisansı aldı. “Şiir” dergisini çıkarttı. Bu dergi tüm Arap dünyasını etkiledi. 1961 yılından bu yana Lübnan vatandaşlığına geçti ve Adonis ismini aldı.
Ortadoğu'dan Fas'a kadar tüm Arap şiirini etkileyen Adonis, Arap şiir geleneğinden koparak şiiri özgünleştirdi. Arap şiirinin kendi kimliğini yitirmeksizin dünya şiiriyle ilişki kurmasına çalıştı. Beyrut iç savaşından sonra Paris'e yerleşti. Mistisizme ilgilendi.
1971 yılında Suriye -Lübnan En İyi Şair Ödülü'nü, 1986'da Brüksel'de Uluslararası Şiir Bienali Büyük Ödülü'nü kazandı. 1983 yılında Paris'te Stephen Mallarme Akademisi Üyesi seçildi. 1986 yılında da şiir dünyasının en önemli ödüllerinden olan “Le Grand Prix des Biennales de Poéise” (Brüksel) ödülünü aldı. şiirleri 10 ayrı ülkede -belki de daha fazla- yayımlandı Uluslararası Nâzım Hikmet Şiir Ödülü'nün ilkini kazanan şair Adonis (Ali Eşber) halen Paris’te yaşamaktadır.
Başlıca Eserleri
Şamlı Mihyar'ın Şarkıları (1961)
New York'a Mezar (1989)
Arap Şiirine (poetikasına) Giriş



Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
TT

Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)

Owen Scott ABD Muhabiri 

Coldplay konseri sırasında öpücük kamerasına yakalanarak kötü bir ün kazanan insan kaynakları yöneticisi, "hikayesini geri kazanma" konuşmasının biletleri için 875 dolar talep ediyor.

53 yaşındaki Kristin Cabot, evli patronu Andy Byron'la sarmaş dolaş görüntülerinin stadyum ekranlarında canlı yayımlanması üzerine aniden eğildikten sonra Nisan 2025'te internet mimine dönüşmüştü.

Artık viral olan videoda Coldplay'in solisti Chris Martin stadyum hoparlörlerinden "Ya gizli ilişki yaşıyorlar ya da çok utangaçlar" demişti.

Olayın ardından Cabot ve Byron dünya çapında manşetlere taşınmış, birçok kişi ilişkileri hakkında spekülasyonlar yürütmüştü.

Artık Cabot, "hikayesini" nasıl geri kazandığını anlatan konuşmalar yapıyor ancak onun söylediklerini dinlemek isteyen katılımcıların 875 dolar gibi dudak uçuklatan bir ücret ödemesi gerekiyor.

Etkinliğin açıklamasında, "Medyanın olumsuz merceği altındaki kadınların uzun süredir maruz kaldığı toplumsal ayıplamanın şiddetini Cabot ilk elden deneyimledi; aynı durumdaki erkekler genellikle bundan paçayı sıyırıyor gibi görünüyor" ifadeleri yer alıyor.

Cabot, Byron'la birlikte Jumbotron'da yakalandığında eşinden ayrılmıştı ancak patronu evliydi.

İki çocuk annesi Cabot skandalın ardından verdiği bir dizi röportajda, bu mim yüzünden "iş bulamadığını" söylemişti.

New York Times'a verdiği röportajda skandaldan "birkaç High Noons"u (alkollü içki markası -çn.) sorumlu tutan Cabot, daha sonra Britanya gazetesi The Times'a kendisini "kızıl harfle" (Scarlet Letter; zina yaptığı için boynuna kızıl bir "A" harfi asılarak toplumdan uzaklaştırılan bir kadını konu alan Nathaniel Hawthorne romanı -çn.) damgalanmış gibi hissettiğini açıklamıştı.

PRWeek'in 2026 Kriz İletişimi Konferansı’nda yapacağı konuşmasının ana konusu, bu mecazi "kızıl harfi" nasıl üstünden attığını açıklamak olacak gibi görünüyor.

Cabot'ın internette yükselen eleştirilere karşı koymak için hizmetlerinden yararlandığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, kendisine sahnede eşlik edecek.
 

Görsel kaldırıldı.Öpücük kamerası videosunun ardından işe aldığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, Cabot'a sahnede eşlik edecek (PRWeek)


Etkinliğin açıklaması şöyle devam ediyor:

Bu oturumda Astronomer'ın eski insan kaynakları direktörü Cabot ve onun halkla ilişkiler temsilcisi, sektörün efsane ismi Dini von Mueffling, Cabot'ın kendi hikayesini kontrol altına alıp yeniden yazmasını sağlayan (hem kısa hem de uzun vadeli) stratejileri paylaşacak.

16 Nisan'da Washington D.C.'de düzenlenecek konferansta başka şirketler ve hayır kurumları da etkinlikte konuşma yapma hazırlıklarını sürdürüyor.

Bu oluşumlardan biri, LGBTQ+ bireylerin intiharını önlemeye odaklanan, kâr amacı gütmeyen Trevor Project.

ABD'nin başkentinin göz alıcı halkla ilişkiler etkinliğine katılan bir diğer şirket Blackbird.AI ise yapay zekanın krizleri büyütme tehlikesi üzerine bir konuşma yapacak.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment


Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
TT

Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Uluslararası bir keşif gezisi, okyanus tabanının altındaki gizli tatlı su rezervlerini ilk kez kapsamlı bir şekilde belgeleyerek, çok az anlaşılan bir sisteme dair yeni bilgiler sundu.

Su, gezegenimizin yüzeyinin yaklaşık yüzde 70'ini oluştursa da aynı zamanda yeraltı su kaynaklarında da depolanıyor.

Birçok kıyı topluluğu, tatlı su ihtiyaçları için bu su kaynaklarına bağımlı.

Yeraltındaki su kaynaklarının, deniz tabanının altında tatlı, hafif tuzlu su bölgelerine doğru açık denize gittiği biliniyordu ancak bunlar şimdiye kadar neredeyse hiç keşfedilmemişti.

Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, deniz tabanının yaklaşık 200 metre altındaki bir bölgede tatlılaşmış suyu belgeledi ve örnekledi. New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından alınan çökelti örnekleri, ilk kez açık deniz tatlı su sistemlerinin varlığını doğruladı.

Araştırmacılar, bulguların dünyanın dört bir yanındaki benzer gizli su kaynaklarına daha fazla ışık tutabileceğini söyledi.

Devam eden çalışmalarda, bilim insanları, su kaynaklarını yerinde tutan ve su geçirmez tabakalar diye bilinen kumlu katmanlar da dahil olmak üzere, tortularda depolanan suyu örneklemeyi umuyorlar.

grthy
Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından tortu örnekleri aldı (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Colorado Maden Okulu'ndan jeolog Brandon Dugan, "Tatlılaşmış suyun hem denizel hem karasal tortularda, birden fazla tortu türünde bulunduğunu görmek bizi heyecanlandırdı" dedi.

Bu kadar farklı malzemelerdeki tatlı su, suyun hangi koşullarda buraya yerleştiğini anlamamıza yardımcı olacak.

Araştırmacılar, birçok kıyı bölgesinin tatlı su kaynakları için yeraltı suyuna bağımlı olması nedeniyle, bulguların toplum için büyük önem taşıdığını söylüyor.

ABD'nin kuzeydoğu kıyıları, açık deniz tatlı su rezervlerine sahip olduğu düşünülen en çok incelenen alanlardan biri. Tahminler, New Jersey ve Maine arasındaki Atlantik kıta kenarı boyunca yaklaşık 1300 kilometreküp depolanmış tatlı su olabileceğini gösteriyor.

ds67ı
Bilim insanları, tortu örneklerini renk ve yapı bakımından tanımlamak için Toprak Renk Şeması'nı kullanıyor (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Bunu daha iyi anlamak için, araştırmacılar New York'un her yıl 1,5 kilometreküp tatlı su, yani yaklaşık 1,5 trilyon litre kullandığını söylüyor.

Leicester Üniversitesi'nden sedimentolog Sarah Davies, "501 Seferi, başından beri yenilikçi oldu; okyanus sondaj topluluğu genelinde yeni araçlar, yeni yöntemler ve yeni işbirlikleri getirdi" dedi.

13 ülkeden yaklaşık 40 araştırmacının devam eden çalışmaları, besin maddelerinin dünyanın kıta sahanlığı tortularında nasıl döngüye girdiğini ve bu süreçlerin okyanus ekosistemlerini nasıl şekillendirdiğini ortaya çıkarabilir.

Dr. Davies, "Karadaki çalışmalar bu ivmeyi sürdürüyor ve örnekler şimdiden heyecan verici bir hikaye ortaya koyuyor" dedi.

Independent Türkçe


NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
TT

NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)

NASA'nın Juno uzay aracı, Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni Jüpiter'in sanılandan biraz daha küçük ve basık olduğunu tespit etti.

Bir gaz devi olan Jüpiter büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor. 

Daha önce NASA'nın Pioneer ve Voyager görevlerinden elde edilen veriler, devasa gezegenin ekvatordaki çapının 142 bin 984 kilometre, bir kutbundan ötekine olan uzunluğunun da 133 bin 708 kilometre olduğunu gösteriyordu.

Ancak İsrail'deki Weizmann Bilim Enstitüsü'nden araştırmacılar bu ölçümlerin tam isabetli olmadığını belirledi.

NASA'nın aracı Juno, 2016'dan beri Jüpiter'in yörüngesinde. Görev süresi 2021'de uzatılınca rotası değiştirilen Juno, Dünya'dan bakıldığında Jüpiter'in arkasından geçişler yapmaya başladı.

Bu sayede gezegenin büyüklüğünü daha net bir şekilde hesaplamak mümkün oldu. Aracın, Jüpiter'in arkasından Dünya'ya gönderdiği radyo sinyallerinin Jüpiter'in arkasından geçerken bükülmesi ya da zayıflaması, gezegenin boyutunu ölçmeye yarıyor.

Juno'nun ham verilerini işlemek için gereken teknikleri geliştiren Maria Smirnova "Radyo sinyallerinin, Jüpiter'in atmosferinden geçerken nasıl büküldüğünü izledik. Böylece bu bilgileri Jüpiter'in sıcaklık ve yoğunluğuna ilişkin ayrıntılı haritalara dönüştürdük ve dev gezegenin şekli ve boyutuna ilişkin şimdiye kadarki en net resmi elde ettik" diye açıklıyor.

Bulguları hakemli dergi Nature Astronomy'de 2 Şubat Pazartesi yayımlanan çalışmaya göre Jüpiter'in ekvatordaki çapı sanılandan 8 kilometre, kutupları arasındaki uzunluk da 24 kilometre daha küçük.

Çalışmanın yazarlarından Yohai Kaspi "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek" diyor. 

Jüpiter'in boyutu elbette değişmedi; değişen, onu ölçme yöntemimiz.

Devasa bir gezegen için birkaç kilometrelik bir farkın önem taşımayacağı düşünülebilir ancak bilim insanları durumun böyle olmadığını söylüyor.

Araştırmayı yöneten Eli Galanti, "Bu birkaç kilometre çok önemli" diyor. 

Yarıçaptaki küçük değişimle, Jüpiter'in iç yapısını gösteren modellerimiz hem kütleçekim verileriyle hem de atmosferik ölçümlerle çok daha iyi uyum sağladı.

Jüpiter, gaz devi gezegenleri anlamada bir standart sunduğu için bu veriler Güneş Sistemi'nin ötesindeki gaz devleri hakkında daha iyi bir fikir sahibi olmaya katkı sağlıyor.

Independent Türkçe, Reuters, Space.com, NatureAstronomy