Putin ve Reisi bugün İran-Rusya ilişkilerinde yeni bir dönem başlatıyorlar

Masada İran'ın nükleer programı ve stratejik iş birliğinin güçlendirilmesi var.

Hamaney ve Putin Kasım 2015’te bir araya geldiler. (Mehr)
Hamaney ve Putin Kasım 2015’te bir araya geldiler. (Mehr)
TT

Putin ve Reisi bugün İran-Rusya ilişkilerinde yeni bir dönem başlatıyorlar

Hamaney ve Putin Kasım 2015’te bir araya geldiler. (Mehr)
Hamaney ve Putin Kasım 2015’te bir araya geldiler. (Mehr)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, göreve başlamasından bu yana ilk kez Rusya’yı ziyaret edecek olan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile bugün Moskova’da kapsamlı bir görüşme gerçekleştirecek.
İran nükleer dosyasına ilişkin müzakerelerin sürdüğpü bir dönemde gerçekleşen ziyaretin zamanlaması Moskova ve Tahran açısından önemli. Taraflar, Rusya ile Batı ülkeleri arasında artan gerilim çerçevesinde tutumlarını koordine etmenin ve stratejik iş birliğini güçlendirmenin önemini vurgulayarak bu görüşmeye öncelik verdiler. NATO'yu Rusya, İran ve Çin'in baş düşmanı olarak gören İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney'in Uluslararası İlişkiler Danışmanı Ali Ekber Velayeti de, bu iki dosyayı birbiriyle ilişkilendirdi.
Kremlin'den (Rusya Cumhurbaşkanlığı) yapılan açıklamada, Putin-Reisi görüşmesinde büyük önem taşıyan bölgesel ve uluslararası dosyaların yanı sıra ekonomi ve ticaret alanlarında ortak projelerin uygulanması da dahil olmak üzere ikili iş birliğiyle ilgili tüm konuların ele alınmasının planlandığı belirtildi. Açıklamaya göre ayrıca İran nükleer programına ilişkin Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) uygulanmasının da ele alınması bekleniyor.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Reisi’nin ziyareti hakkında yaptığı açıklamada, iki ülkenin yaklaşık 20 yıl önce Moskova ve Tahran tarafından imzalanan bir önceki iş birliği anlaşmasına alternatif olarak geçtiğimiz ekim ayından bu yana hazırlıklarını yaptığı stratejik ortaklık anlaşmasının imzalanabileceğinden bahsetmemesi ise dikkat çekti.
Rusya ve İran’dan kaynaklar, daha önce, yeni bir iş birliği anlaşmanın Reisi'nin Moskova ziyareti sırasında imzalanacağını açıklamışlardı. Fakat Rusya’nın resmi basın organları dün, iki tarafın bu ziyaret sırasında ortak anlaşmalara imza atmayacaklarını ve daha sonra imzalanacak anlaşmanın taslağını hazırlamaya devam edeceklerini bildirdiler.
Diğer yandan basında açıklamalarına yer verilen kaynaklara göre görüşmede, başta askeri ve siyasi diplomatik düzeylerde olmak üzere her alanda iş birliği ve stratejik ortaklığın güçlendirilmesine odaklanılacak.
Cumhurbaşkanı Reisi’nin kendisiyle istişarelerde bulunarak Moskova ziyaretinin önünü açtığı ve görüşme öncesinde İran tarafından görüşme için önerilen başlıca konulara ilişkin görüş alışverişinde bulunduğu İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney’in Uluslararası İlişkiler Danışmanı Ali Ekber Velayeti, ‘İran ve Rusya’nın iki büyük bölgesel güç ve uluslararası arenada önemli bir etkiye sahip olduklarını’ söyledi. Velayeti’ye göre ABD, İran’ın Rusya ile sahip olduğu gibi bir ilişkiye layık olduğunu kanıtlayamadı. Tahran'ın gerçekleştirdiği görüşmelerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) çerçevesine ve kararlarına uygun olması ve BMGK’nın daimi bir üyesi olarak Rusya'nın bu konuda olumlu bir rol oynayabilmesi gerektiğini düşünen Velayeti, Rusya’nın nükleer anlaşmayla ilgili müzakerelerde önemli bir rolü olmasından ötürü İran’ın onunla istişare etmesinin doğal bir durum olduğuna işaret etti. Rusya ile İran arasındaki ilişkilerin karşılıklı saygıya, karşı tarafın haklarının eşit temelde tanınmasına ve iç işlerine karışmamaya dayandığını söyleyen Velayeti,  NATO'nun İran, Rusya ve Çin için ortak bir düşman olduğunu da sözlerine ekledi.
Ancak Rus analistlerin yorumlarına göre her zaman Moskova'nın ilişkileri güçlendirme ve onları stratejik bir yola dönüştürme arzusundan bahsedilse de Rusya ve İran'ın iki ülkenin masalarındaki öncelikleri ele alma yaklaşımları tamamen örtüşmüyor. Rus analistler, hem Moskova hem de Tahran'ın aynı nihai hedeflere sahip olmayan hesaplarında karşı tarafı kullandığı görüşündeler.

Viyana müzakereleri
Analistlere göre Moskova, bir yandan İran’ın nükleer programı da dahil önemli dosyalarda arabulucu rolünü oynamaya devam ederken diğer yandan müzakerelerin umut edilen sonuca, yani nükleer anlaşmanın canlandırılmasına da pek hevesli görünmüyor.
Moskova'nın müzakerelerin yedinci turunda Tahran'a müzakere masasına dönmesi için baskı yaparken İran’ın tutumlarını güçlü bir şekilde savunması ise dikkat çekici. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, geçtiğimiz yılın sonlarında yaptığı bir açıklamada Batı ülkelerinin İran'ın müzakereleri durdurduğuna dair iddialarına karşı çıkmış, İran'ın KOEP’teki taahhütlerini ihlal eden adımlarının Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'ndaki (NPT) taahhütleriyle çelişmediğini savunmuştu.
Şarku'l Avsat'a konuşan analistlere göre Rus basınında gündemi meşgul eden bu tartışma başlıca iki meseleyi ortaya çıkarıyor. Bunlardan ilki, Rusya-İran ilişkilerinin gidişatına yeterince güven duyulmaması. Moskova'da, Batı'ya açılımı güçlendiren yeni bir anlaşma imzalandığında Tahran'ın Rus şirketlerinin bu ülkedeki faaliyetlerine olan ilgisini azaltacağına inananlar var. Bu da Batı ile olan krizi mümkün olduğunca uzun bir süre aksi yönde seyretmesini sağlamanın Moskova'nın çıkarına olduğu anlamına geliyor.
İkincisi ise Tahran'ın gerçekten nükleer silah elde etme sınırına gelmeyi başarması durumunda Moskova'nın nasıl bir tutum sergileyeceği sorunu. Bu bağlamda, yorumların çoğunun Moskova'nın İran’ın nükleer bir bomba elde etmesi konusunda komşu ülkelerin veya Batı'nın duyduğu endişeyi göstermediği yönünde olması dikkat çekici.
Rus bir İran uzmanı, ‘Putin’in İranlı mevkidaşına içinde kırmızı düğme olan bir çanta verilse buna hiç gücenmeyeceği’ değerlendirmesinde bulundu. Moskova uzmanlarına göre resmi düzeyde nükleer güce sahip ülkelerin sayısının artması hoş karşılanmasa da gelişmeler bu senaryoya göre ilerlerse yeni bir gerçeklikle bir arada var olabilir. Buna karşın Kremlin'i en çok endişelendiren, güçlü ve Batı ile iş birliği yapan İran'dır.
İran’ın eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in nisan ayında sızdırılan bir ses kaydında, Rusların önceki müzakerelerde İran'ın Batı ile ilişkilerini normalleştirmesinden korktuğu için nükleer anlaşmanın başarılı olmasını istemediğini itiraf etmesi de bunu doğrular nitelikteydi.

Jeopolitik keşmekeş
Hem Rusya hem de İran, Batı tarafından uygulanan yaptırımlardan zarar gören ülkeler olduğundan Moskova için Reisi'nin ziyaretinin ekonomik yönü de büyük önem taşıyor. İran ile ticari ve askeri hacmi 2018 yılında 1,74 milyar dolardan 2019 yılında 2 milyar dolara yükseldi. Rus haber ajansı TASS’ın haberine göre 2021 yılının ilk altı ayında bölge içi ticaret hacmi, 2020'nin aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 40 büyüdü.
Moskova bu eğilimin devamını beklese de askeri-teknik iş birliğine daha fazla önem veriyor. İran ve Rusya savunma bakanları daha önce, iki ülke ilişkilerinde yeni kapılar açacak kapsamlı bir askeri iş birliği anlaşması hazırlamaktan bahsetmişlerdi. Moskova, BMGK tarafından uygulanan yaptırımların ve kısıtlamaların kısmen de olsa kaldırılmasının, bu alanda büyük bir sıçrama sağlayacağını düşünüyor.
İran meselelerinde önde gelen uzmanlardan biri ziyaretle ilgili dikkat çeken bir yorumda bulundu. Söz konusu uzman bu ziyaretin, nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinin sonucu ne olursa olsun, iki ülke arasındaki ilişkilerde, bir başka deyişle iki taraf arasındaki ilişkilerin iç içe geçtiği dosyalar çerçevesinde yeni mekanizmalar kuracağını söyledi.
Reisi’nin ziyareti çevresinde Rusya’dan Viyana’daki müzakereler için destek isteme gibi bir hedefi yok. Bunun yanında Reisi, selefi Hasan Ruhani'nin Batı ile iş birliğini genişletmeye yatkın yaklaşımının aksine, Moskova ile uzun vadeli ilişkileri güçlendirmeyi sabırsızlıkla bekliyor.
Bu çerçevede, Kremlin’e yakın uzmanların, Reisi’nin Moskova ziyaretinin ‘bölgesel dosyalardaki tüm anlaşmazlıklara rağmen yeni bir iş birliği dönemini başlatacağı’ fikrine odaklanmaları dikkat çekiciydi. Basında yer alan haberlere göre masada askeri iş birliğinin yanı sıra yer alabilecek konulardan biri de Ermenistan üzerinden güneyden kuzeye uzanan, yeni İpek Yolu'nun bir parçası olabilecek ulaşım koridorunun açılması ve İran'ın bu jeopolitik projede kendisine önemli bir rol edinme arzusu yer alacak.
Bazı Rus gözlemciler, Reisi'nin Moskova ziyareti ile Putin'in Tahran ziyareti arasında karşılaştırmalar yaptılar. Putin, nükleer anlaşmanın duyurulmasından dört ay sonra, Temmuz 2015'te Tahran’a yaptığı ziyaret, Suriye dahil olmak üzere çeşitli dosyalarda ve alanlarda iş birliğine yönelik büyük bir başlangıcın zeminini hazırlamıştır. Ancak uzmanlar, o tarihten bu yana geçen yedi yılda bölgesel ve uluslararası düzeyde durumun çok değiştiğine, Suriye savaşından sonra Rusya'nın bölgede doğrudan bir varlığa sahip olduğuna ve uluslararası arenada etkisini büyük ölçüde artırdığına, bunun da Tahran'la yakın bir ilişkiye olan ihtiyacının, hedefleri bakımından eskiye kıyasla değişmesi anlamına geldiğine işaret ettiler.
İran'ın bir yıl önce yaşanan Ermenistan-Azerbaycan savaşı nedeniyle kaybettiği ve Suriye'deki varlığının akıbeti de dahil birçok zorlukla karşı karşıya kalan bölgesel dosyalara ilişkin konumu da değişti. Buna karşın Tahran, geçtiğimiz yıl tam üye olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) başta olmak üzere Moskova ve Pekin liderliğindeki bölgesel ittifaklara daha fazla katılım gösteriyor.
Bölgesel politikalar, Kazakistan'da yaşanan son olaylar ve Güney Kafkasya, Orta Asya ve Afganistan'daki durum Peskov’un dediği gibi, ‘Moskova ve Tahran arasında saatlerin ayarlanmasını ve Moskova ile Tahran arasındaki koordinasyon mekanizmalarının güçlendirilmesini’ gerektiren dosyalar arasında yer alıyor.



Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
TT

Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla

Abdullah Faysal Al Rabah

Amerikan başkanlığı, özünde, devletin bürokratik kurumları ile siyasi tarihe iz bırakmayı amaçlayan kişisel bir iradeyle somutlaşan başkanın bireysel vizyonu arasında sürekli bir mücadeleyi temsil eder. Bu mücadele sadece bir görüş ayrılığı değildir; aksine, özünde iki güç tarzı arasındaki bir rekabeti yansıtır. O güçler de hassas kurumsal kâr ve zarar hesaplarına dayanan rasyonel, yasalcı bir güç ile gelenekleri yıkmaya ve hesaplı riskler alma yoluyla gerçekliği yeniden şekillendirmeye eğilimli karizmatik bir güçtür.

Donald Trump döneminde, denge açıkça ikinci tarz lehine kaymış gibi görünüyor. Zira Washington, on yıllardır dış politikasını karakterize eden stratejik temkinlilik alanından, ABD'nin yüksek çıkarlarını ve sınırlarını yeniden tanımlayan proaktif, şok edici eylemler alanına geçiş yapmış bulunuyor.

Bugün Amerikan dış politikasında tanık olduğumuz değişim, Beyaz Saray'daki başkanın kimliğindeki değişiklikle sınırlı değil; istihbarat ve saha risklerinin değerlendirilme biçiminde ve tolerans sınırlarında yapısal bir devrimi yansıtıyor. Önceki yönetimler başarısızlığın sonuçlarından ve bunun başkanın siyasi geleceği ve ulusun prestiji üzerindeki etkisinden korkarken, mevcut yönetim jeopolitik çıkmazı kırmanın temel yolu olarak şok taktiklerini benimseyerek yüksek riskli bir kumar oynamaya daha yatkın görünüyor. Bu makale, Amerikan başkanlığının elini kolunu bağlayan geçmişteki başarısızlıklar ile küresel güç dengesinde ulusal çıkar kavramını yeniden şekillendiren mevcut başarılar arasında derinlemesine bir tarihsel karşılaştırma yaparak bu doktrini çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Başarısızlığın acısı ve Kennedy ile Carter'ın gölgeleri

Büyük Amerikan istihbarat operasyonları tarihi, on yıllarca Washington’daki politika yapıcılarının bilincini şekillendiren sert derslerin ağır bir kaydını sunmaktadır; zira ABD'nin yaşadığı kayıplar başkanlar üzerinde derin bir olumsuz etki bırakmıştır. 1961'e geri döndüğümüzde, John F. Kennedy'nin aslında selefi Dwight Eisenhower'ın yönetimi sırasında formüle edilmiş bir istihbarat planını miras alıp uyguladığını, ancak Küba'daki Domuzlar Körfezi çıkarmasının başarısızlığının bedelini hem iç hem de uluslararası alanda kendisinin ödediğini görüyoruz. Bu operasyonun başarısızlığı sadece sahada askeri bir geri adım değil, Soğuk Savaş'ın zirvesinde Amerikan başkanlığının prestijine doğrudan bir darbe oldu. O dönemde istihbarat hesaplarında yapılan bu hata, Kennedy'yi dünya önünde utanç verici bir savunma pozisyonuna soktu ve daha sonra Sovyetleri Küba Füze Krizi'nde Washington'un sınırlarını test etmeye cesaretlendirdi.

sdvds
Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında patlak veren gösterilerde Kübalı ve Amerikalı Castro destekçileri ile muhalifleri arasında çıkan çatışmalar, New York, 19 Nisan 1961 (AFP)

Aynı dramatik sahne, 1980'de Tahran'daki Amerikalı rehineleri kurtarmak için düzenlenen Kartal Pençesi Operasyonu sırasında Jimmy Carter’ın da başına geldi. Bu sadece teknik olarak başarısız bir girişim değil, aynı zamanda askeri ve bürokratik kurumun değişen saha koşullarına uyum sağlayamaması durumunun bir tezahürüydü. Tabas çölündeki enkaz görüntüleri, liderliğin başarısızlığının bir simgesi haline geldi. Carter, vatandaşlarını korumakta başarısız olan bir süper gücü yöneten zayıf bir başkan olarak görüldü ve bu da Ronald Reagan karşısında ezici bir yenilgi almasına neden oldu. Bu tarihi başarısızlıklar, “istihbarat başarısızlığı kompleksi” olarak adlandırılabilecek bir durum yarattı ve bu da sonraki birçok başkanın, siyasi ve ahlaki yıpranma tuzağından korkarak, cesur saha operasyonları yerine karmaşık diplomatik çözümleri tercih etmesine yol açtı.

Trump dönemindeki yaklaşım, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdıBuna karşılık, Trump'ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu kaçırma operasyonu, başarısızlık mirasıyla dolu bu tarihi kalıbı kırdı. Trump'ın giriştiği macera, Domuz Körfezi veya Kartal Pençesi Operasyonu kadar felaketle sonuçlanabilecek bir başarısızlık potansiyeli taşıyordu. Amerikan can kayıpları veya operasyonun başarısızlığı, siyasi kaderine Kennedy ve Carter'ın peşini bırakmayan aynı gölgeyi düşürebilirdi. Buna karşılık operasyonun başarısı, modern istihbarat hesaplarının doğruluğunda temel bir değişimi ortaya koydu; bu hesaplar artık önceki on yıllarda mevcut olanlardan çok daha fazla teknolojik araca ve insan kaynağına sahip. Bu nedenle Trump, hızlı ve nokta bir vuruşla başarısızlık korkusunun üstesinden gelmeyi seçti ve oynadığı kumarı Latin Amerika'daki güç dengesini yeniden şekillendiren stratejik bir başarıya dönüştürdü.

Gece Yarısı Çekici ve nükleer egemenliğin riskleri

Taktik operasyonlardan varoluşsal krizlerle başa çıkmaya geçiş, 1962 Küba Füze Krizi ile 2025'te zirveye ulaşan İran nükleer programı krizi arasında neredeyse kaçınılmaz bir karşılaştırmayı gerektiriyor.

dsfvdf
1961 Nisan'ında Küba'nın güney kıyısındaki Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında yaklaşık 1500 Castro karşıtı müttefikin Playa Giron plajına çıkarma yapmasının ardından ele geçirilen ABD yapımı silahların yanında duran bir Küba askeri (Reuters)

Kennedy döneminde, ABD yönetimi, tam teşekküllü bir nükleer çatışmaya kaymayı önleyecek dikkatlice ayarlanmış bir çevreleme politikasıyla krizi yönetmeye çalışarak ince bir çizgide yürüdü. Amaç, karşılıklı olarak füzeleri geri çekme anlaşmasında olduğu gibi, doğrudan çatışmaya başvurmadan ulusal güvenliği garanti altına alacak, itibarı koruyacak bir uzlaşmaya varmaktı.

Trump dönemindeki yaklaşımsa, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdı. Washington artık kademeli çevreleme veya kırılgan izleme anlaşmaları arayışında değil; bunun yerine, düşmanın niteliksel gücünü felç ederek tehdidin kökünü kurutma stratejisine geçiş yaptı. Askeri doktrindeki bu niteliksel değişim, Harry Truman'ın çatışmanın tüm seyrini değiştirecek kesin bir eylem olarak, Japonya'ya karşı nükleer silah kullanma kararını aldığı zamanki yaklaşımını hatırlatıyor.

2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen, hesaplı riskin, ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor

Trump'ın bu bağlamdaki maceraları, Truman'ın izlediği savunmacı maceracılığa benzetilebilir; her ikisi de uzun ve maliyetli bir yıpratma savaşını, geri dönüşü zor olacak yeni bir gerçeklik dayatan şok edici bir eylemle sona erdirmeyi amaçladı. Truman, yıkıcı bir dünya savaşını sona erdirmek ve Japonya'ya yapılacak bir kara işgalinde yüz binlerce Amerikan askerinin kaybını önlemek için nükleer silah kullanma yoluna gitti. Buna karşılık Trump, İran nükleer tehdidini etkisiz hale getiren ve Ortadoğu'da on yıllardır süren, ABD Hazinesine milyarlarca dolara mal olan jeopolitik yıpranmaya son veren yeni bir stratejik gerçekliği dayatmak için Gece Yarısı Çekici Operasyonunu düzenledi. Her ikisi de, beklemeye daha fazla tahammülü kalmayan yüksek Amerikan çıkarları adına siyasi ve kurumsal tabuları yıktı.

Ancak aralarındaki temel fark, Truman'ın kesin bir zafer ve konvansiyonel teslimiyetle sonuçlanan deklare edilmiş ve kapsamlı bir savaş bağlamında hareket etmesi, Trump'ın ise resmi bir teslimiyeti beklemeden düşmana stratejik felci dayatmayı ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan gri çatışmalar alanında hareket etmesidir. Bu durum, istihbarat hesaplarının başarısını, öngörülemeyen bir bölgesel felakete doğru kaymayı önlemede çok önemli bir unsur haline getiriyor.

Obama'nın mirasından kopuş ve 2026 gerilimi

 İran dosyasındaki 2026 gerilimi ile 2015 anlaşması arasındaki karşılaştırma, uluslararası ilişkilerde gücün rolüne dair anlayışta derin bir uçurumu açığa çıkarıyor. Obama, gücü diplomatik süreci desteklemek için son çare olarak görürken, Trump onu nükleer tehdidi kökünden ortadan kaldıran yeni bir diplomatik gerçekliği dayatmak için birincil, hatta bazen tek araç olarak ele alıyor. Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında yapılması beklenen İstanbul görüşmeleri hazırlıklarıyla aynı zamana denk gelen bu tarihi değişim, ABD'yi, çözümsüz krizleri çözmek için kararlı eylemi tercih edilen yöntem olarak gören, küresel hiyerarşinin tepesinde kalmanın bedeli olarak hesaplı bir risk sayan Harry Truman mirasına geri döndürüyor.

fd
ABD'nin 33. Başkanı Harry Truman (1884-1972), 1945'te başkent Washington'da medyaya hitap ediyor (AFP)

Sosyolojik bir bakış açısıyla, Amerikan siyasi figüründe, ortak çıkarları koordine etmeye çalışan uluslararası yöneticiden, müzakere masasına oturmadan önce hegemonyayı dayatmayı ve sahadaki gerçekliği değiştirmeyi amaçlayan ulusal lidere doğru bir dönüşüm gözlemliyoruz. Bu değişim, Amerikan siyasi kurumunun ulusal çıkar kavramını anlama biçimindeki bir değişikliği yansıtıyor. Tavizlerden kaynaklanan geçici istikrar artık amaç değil; aksine, nihai hedef, kalıcı üstünlüğü garanti eden kesin bir stratejik zaferdir. Bu tırmandırmada istihbarat hesaplarının hassasiyeti, teknik bilgi toplamanın ötesine geçerek, nokta saldırıların düşman başkentlerindeki güç yapılarına yönelik etkisini anlama yoluyla düşmanların davranışlarının analizini de içerecek şekilde genişledi.

Sonuç olarak, 2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen hesaplı riskin, hızlanan teknolojik ve nükleer silahlanma yarışının ortasında ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor.

Karizmatik liderliğin sosyolojisi ve ulusal çıkarlar

Bu değişim, liderliğin sosyolojik boyutunu dikkate almadan anlaşılamaz. Trump, istihbarat ve askeri bürokrasiye meydan okuyan ve onu büyük hedeflere engel olarak gören bir lider modelini yeniden canlandırıyor. Kennedy ve Carter örneklerinde, kurum başkanı kontrol etti ve emellerinin sınırlarını belirledi; bu da sonuçta sorumluluğun dağılmasından kaynaklanan başarısızlıklara yol açtı. Trump döneminde ise karar alma merkezileştirildi ve maceracı kişiliğiyle iç içe geçmiş olsa da, bu durum istihbarat kuruluşunu, liderliğin direktiflerini desteklemek için en doğru değerlendirmeleri sağlamak zorunda kaldığı bir konuma getiriyor.

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi

Bu liderlik tarzı, ABD'nin yüksek çıkarları kavramını temelden değiştiriyor; uzun vadeli kurumsal uzlaşmanın ürünü olmak yerine, başkan tarafından dayatılan ve tüm sorumluluğunu üstlendiği stratejik bir vizyon haline geliyor. Trump'ın Maduro'yu devirmedeki veya “Gece Yarısı Çekici” ile rakiplerinin nükleer yeteneklerini felç etmedeki başarısı, karmaşık diplomatik vaatlerden ziyade somut sonuçları tercih etme eğiliminde olan Amerikan kamuoyunun gözünde bu liderlik tarzının meşruiyetini güçlendiriyor. Ancak sürdürülebilirlik soruları devam ediyor. Hesaplar ne kadar hassas olursa olsun, bir macera her zaman bir maceradır ve can kayıpları -eğer meydana gelirse- karizmatik bir kahramanı bir anda istenmeyen bir başkana dönüştürebilir.

Peki sonra ne olacak?

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, geleneksel kurumların rutininden çok uzak, şok edici eylemlere ve hızlı sonuçlara dayalı yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi. Bununla beraber bu yaklaşım, uluslararası düzenin geleceği için büyük zorlukları da içinde taşıyor. Proaktif maceraları gerçekleştirirken istihbarat hesaplarının doğruluğuna aşırı güvenmek, geçmişte büyük çatışmaları önleyen güvenceleri zayıflatabilir.

cdvfdv
Eylül 1945'te çekilen bir arşiv fotoğrafı, daha sonra tarihi bir dönüm noktası olarak korunan, Atom Bombası Kubbesi olarak bilinen Hiroşima Bölgesel Sanayi Geliştirme Binası'nın kalıntılarını gösteriyor (AFP)

Bugün dünya, Washington'un egemenlik ve güç kavramlarını yeniden tanımlamasını izliyor; artık mesele sadece çıkarları korumakla ilgili değil, tarihin seyrini saatler içinde değiştiren nokta operasyonlarla bunları dayatmakla ilgili.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Trump yönetiminin 2026'da benimsediği kesin sonuç doktrini, uluslararası topluma yeni bir gerçeklik sunuyor; burada stratejik ihtiyat zayıflıkla eş anlamlı hale gelirken, maceracılık, istenen sonuçlara ulaşıldığı ve önceki başkanları deviren ağır insani kayıplardan kaçınıldığı sürece, siyasi dehanın bir işareti olarak görülüyor.

ABD'nin sadece krizleri yönetmekle kalmayıp, onları tasfiye etmeye çalıştığı tarihi bir dönüm noktasındayız. Bu, hem fırsatlar hem de tehlikelerle dolu ve istihbarat camiasının, oyunun kurallarının sonsuza dek değiştiğini fark eden rakiplere karşı doğruluğunu koruyabilme yeteneğine bağlı bir süreçtir.


İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin ‘nükleer haklarına’ bağlılığını yineleyerek diyaloğa hazır olduklarını, ancak ‘baskı ve dayatmalara boyun eğmeyeceklerini’ söyledi. Pezeşkiyan, ABD ve Avrupa ülkelerini ‘baskı politikaları’ izlemek ve nükleer çerçevenin ötesine geçen şartlar dayatmakla suçladı.

Pezeşkiyan, 1979 Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla Tahran’daki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, ‘hegemon güçler’ olarak nitelediği ABD ve bazı Avrupa ülkelerini eleştirdi. Söz konusu ülkeleri devrimin ilk günlerinden bu yana İran’ı zayıflatmaya çalışmakla suçlayan Pezeşkiyan, ‘kışkırtma, ayrılık çıkarma ve darbe planları’ iddiasında bulundu.

İran’da devrimin yıl dönümü etkinlikleri, resmî kurumların geniş çaplı çağrı ve seferberliğiyle başladı. Devlet televizyonu, ülke genelindeki kutlamaları aktarırken, Tahran’da bulunan Azadi Meydanı’ndaki ana töreni canlı yayımladı. Törende Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), balistik füzeler, Paveh seyir füzesi ve Şahid tipi kamikaze insansız hava aracını (İHA) sergiledi.

dv ds
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen devrimi anma töreninde balistik füzeler sergilendi. (EPA)

Devrimin yıl dönümü, bölgede karşılıklı tehditler ve artan askerî gerilim eşliğinde, müzakere sürecini yeniden canlandırmaya yönelik bölgesel ve uluslararası diplomatik girişimlerin yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor.

Pezeşkiyan konuşmasında, Umman arabuluculuğunda yürütülen nükleer müzakerelere odaklandı. İran’ın nükleer silah edinme hedefi olmadığını savunan Pezeşkiyan, ülkesinin uluslararası hukuk ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) çerçevesinde denetim mekanizmalarına tabi olmaya hazır olduğunu söyledi. İran’ın barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkına sahip olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, bu hakkın ‘müzakereye açık olmadığını’ ifade etti ve Tahran’ın ‘uluslararası hukuk çerçevesinde’ ve egemenlik ilkelerini aşmadan diyaloğa hazır olduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, olası müzakerelerin liderlik ve rejim kurumları tarafından belirlenen ‘kırmızı çizgiler’ çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini kaydederek, İran’ın ‘siyasi ve ekonomik baskılara boyun eğmeyeceğini’ dile getirdi. Washington ve bazı Avrupa başkentlerinin inşa ettiğini söylediği ‘güvensizlik duvarının’ hızlı bir uzlaşıyı engellediğini öne süren Pezeşkiyan, ABD’nin ‘aşırı taleplerinin’ görüşmelerin ilerlemesini zorlaştırdığını savundu. Ayrıca ‘hegemon güçleri’, müzakere kapsamını nükleer dosyanın ötesine taşımaya çalışmakla suçladı.

Pezeşkiyan, İran’ın mevcut zorlukları ‘ulusal dayanıklılıkla’ ve Dini Lider Ali Hamaney’in rehberliğinde aşacağını belirtti. Bu ifadeler, söz konusu dosyada nihai kararın ülkenin üst düzey liderliğinin yönlendirmeleriyle uyumlu olacağı mesajı olarak değerlendirildi.

xcsdvfgr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törene katılan İranlılar (AP)

Pezeşkiyan, ilgili açıklamalarında ülkesinin uluslararası izolasyonu kırmak amacıyla çok taraflı platformlardaki angajmanını ve ‘ortaklıklarını genişletmeyi’ hedeflediğini belirtti. İran’ın BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi oluşumlara katıldığını hatırlatan Pezeşkiyan, Avrasya Birliği ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) gibi bölgesel çerçevelerde iş birliğinin güçlendirildiğini ifade etti. Bu adımların Batı ile gergin seyreden ilişkiler karşısında kısmi bir alternatif sunduğunu ve İran’ın pazarlarını genişletmesine, yaptırımların etkisini hafifletmesine imkân tanıdığını söyledi.

Pezeşkiyan, komşu ülkelerle ilişkilerin öncelikli olduğunu vurgulayarak, İslam ülkeleri ve bölge devletleriyle bağların geliştirilmesinin dış politikanın temel eksenini oluşturduğunu ve stratejik bir tercih olduğunu dile getirdi. Çeşitli bölge başkentleriyle temas ve koordinasyon içinde olduklarını belirten Pezeşkiyan, bölgesel sorunların ‘bölge ülkeleri tarafından ve dış müdahale olmaksızın’ çözülmesi gerektiğini savundu.

Buna karşın, Tahran’ın somut bir ekonomik açılım sağlamasının, nükleer dosyadaki gelişmelere ve Batı yaptırımlarına bağlı olmaya devam ettiği değerlendiriliyor. Yaptırımlar, ülkenin mali ve yatırım alanındaki hareket alanını belirleyen temel unsur olmayı sürdürüyor.

Devrimin yıl dönümü kutlamaları, bir ay önce yaşanan ve insan hakları örgütlerine göre binlerce kişinin öldüğü ya da yaralandığı geniş çaplı protestoların ardından geldi. Söz konusu gösteriler, güvenlik güçlerinin kapsamlı müdahalesiyle bastırılmıştı.

Pezeşkiyan, son protestolara da değinerek hükümetin ‘barışçıl itirazı memnuniyetle karşıladığını’ ve bunu meşru bir hak olarak gördüğünü, ancak ‘şiddet, sabotaj ve yabancı müdahale çağrılarını’ kabul etmediğini söyledi. Son olayları ‘acı verici’ olarak niteleyen Pezeşkiyan, can kayıpları ve zararların yaşandığını ifade etti.

İran’ın İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana dış baskılar ve zayıflatma girişimleriyle karşı karşıya kaldığını savunan Pezeşkiyan, hegemon güçleri iç krizleri istismar ederek ülkenin istikrarını hedef almakla suçladı. Bu politikaların İran halkının özgüvenini sarsmayı ve ülkenin ilerleyişini engellemeyi amaçladığını ileri sürdü.

Ulusal birliğin korunmasının, gerek yaptırımlar gerek iç gerilimler karşısında öncelik taşıdığını belirten Pezeşkiyan, hükümetin zarar gören herkese karşı sorumlu olduğunu ifade etti. İç bölünmelerin derinleştirilmesinin ‘yalnızca ülkenin düşmanlarına hizmet edeceği’ uyarısında bulundu.

dfrfr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törenden (AP)

Pezeşkiyan, ekonomik yetersizlikler nedeniyle özür dileyerek hükümetin toplumsal hoşnutsuzluğa yol açan ekonomik ve sosyal sorunları çözmek için çalıştığını söyledi. Vatandaşların yaşam koşullarının iyileştirilmesinin hükümet için ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, ülkenin artan mali baskılar, düşen alım gücü ve enerji, bankacılık ve dış ticaret sektörlerini etkileyen Batı yaptırımlarıyla karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekti.

Son günlerde yetkililer, yıl dönümü etkinliklerine katılım çağrılarını artırarak medya ve organizasyon kampanyalarını yoğunlaştırdı. Resmi makamlar, söz konusu günü ‘dış baskı ve tehditlere karşı bir mesaj’ olarak nitelendirirken, son dönemde yaşanan protestolar bağlamında da etkinliklerin mevcut zorluklar karşısında rejime yönelik halk desteğini yansıttığını belirtti.

Devlet medyası, hükümetin organize ettiği yürüyüşlere katılan bakanlar, milletvekilleri ve güvenlik yetkilileri ile kamuoyunda tanınan isimlerin görüntü ve videolarını yayımladı.


Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
TT

Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov bugün yaptığı açıklamada, Batı'nın Grönland'daki askeri varlığını güçlendirmesi halinde, Moskova'nın askeri önlemler de dahil olmak üzere “karşı önlemler” alacağını söyledi.

Lavrov, Rus parlamentosunda yaptığı konuşmada, “Grönland'ın militarize edilmesi ve Rusya'ya karşı askeri kapasite oluşturulması durumunda, askeri ve teknik önlemler de dahil olmak üzere uygun karşı önlemleri alacağız” dedi.

Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ikinci dönemine başladığından beri, güvenlik nedenleriyle Washington'un Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan mineral zengini stratejik adayı kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.

Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile ABD'nin etkisini artırmak için bir “çerçeve” anlaşması yaptığını açıkladıktan sonra, geçen ay Grönland'ı ele geçirme tehdidinden vazgeçti.