Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap Koalisyonu’nun rolü, Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için oldukça önemli ve gereklidir

Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Sana’nın Husilerin kontrolü altında kalmasının, şehri terör tehditleri için kalıcı bir platform haline getirdiğini söyledi.

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
TT

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap Koalisyonu’nun rolü, Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için oldukça önemli ve gereklidir

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Sana’nın Husi milislerin kontrolü altında kalması konusunda uyardı. Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Abdulmelik söz konusu durumun şehri terör tehditleri için kalıcı bir platform haline getirdiğini belirterek İran projesini hezimete uğratmak için Yemen bileşenleri arasında yeni bir uzlaşma ve uyum aşamasına geçilmesiçağrısında bulundu. Ülkesinin yakın zamanda başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez’den mali destek alacağı bilgisini veren Yemen Başbakanı, Koalisyon’un meşru hükümeti destekleme rolünün Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için önemli ve gerekli olduğunu vurguladı. Muin Abdulmelik, son dönemde farklı cephelerde kazanılan zaferlerin, Yemen güçleri saflarındaki birliğin ve Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’nun büyük çabalarının sonucu olduğunun altını çizdi. Başbakan, geçici başkent Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, yaşananların milislerin üstesinden gelmeye yönelik yeni aşamanın başlangıcı olduğunu vurguladı. Abdulmelik, güneydeki Amalika güçlerinin Şebve’nin kurtarılmasındaki rolünü de ‘belirleyici’ olarak nitelendirerek bu durumun organizasyonun düzeyini yansıttığını söyledi. Meşru hükümetin Birleşmiş Milletler’in (BM) yolunda, BM ve ABD temsilcilerinin çabalarını desteklediğine dikkat çeken Muin Abdulmelik, “Ancak sonuca ulaşana kadar daha kararlı bir yol benimseme zamanı geldi. Husi milislerin yaptıklarına dair gerçekçi açıklamalara yer verilmeyen bir dilin yardımı olmayacaktır” ifadesini kullandı.
Yemen Başbakanı Muin abdulmelik, Şarku’l Avsat ile gerçekleşirdiği röportajda Riyad Anlaşması’ndan Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yaptığı son ziyarete, Yemen’de bir sonraki aşamaya ilişkin vizyonundan ülke gündeminin üst sıralarında yer alan birçok başlığa dair açıklamalarda bulundu:

-Her şeyden önce, bizi Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ağırladığınız için teşekkür ederiz. Bugün tanık olduğumuz durum, ortak düşman olan Husilerle mücadele etmek için bir uyum olduğunun göstergesidir. Varılan aşamayı ve sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu, safların birlik içinde hareket etmesinin bir sonucudur. Halk, buna tanık oldu ve sahada yaşananların sonuçlarını da gördü. Başlangıçta farklı mesajlar veriliyordu. Bu aynı zamanda Cumhurbaşkanı Hadi’nin safları birleştirme konusundaki konuşmasının somutlaşmış bir halidir. Hükümet sahadaki tüm güçlere çeşitli mesajlar göndermeye başladı. Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’unn çabaları da buna büyük bir katkı sağladı. Sahada yaşananlar dengeleri değiştirdi. Ekonomik durumdaki iyileşmeye ek olarak Şebve’de yaşananlar, Amalika Tugayları’nın operasyonları ve kasabaların kurtarılması stratejik önemdedir. Ama halen bundan daha fazlasını istiyoruz. Tüm bunlar, milislerin ilerlemesinin üstesinden gelmeye yönelik  yeni bir aşamanın başlangıcıdır.

-Şebve kasabalarını özgürleştirme sürecine ve güneydeki Amalika güçlerinin rolüne ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Amalika’nın belirleyici rolü organizasyonun düzeyini yansıtıyor. Birçok kişi şehit düştü. Bu bölgeler on gün içerisinde kurtarılana ve bu role güven duyulana kadar gece gündüz devam eden şiddetli çatışmalar süreçte oldukça belirleyici oldu. Karadaki kuvvetleri yeniden harekete geçirmek ve onları savaş alanına yönlendirmek, Bayhan, Usaylan ve Ayn’da tanık olduğumuz, el-Balak ve diğer alanların restorasyonu gibi Ulusal Ordu’nun Marib’deki ilerlemesine katkı sağlayan bir gelişmedir. Bu, savaşta kuvvetlerin yeniden düzenlendiğinin gerçek bir kanıtıdır.

-Belki de meşru tarafın saflarının birleştirilmesinin bir sonucudur...
Evet. Bugün herkesisn görüşleri birebir aynı olmasa da safların birliğini sağlamak oldukça önemlidir. Var olan anlayışların tamamı Husilere karşı savaşta birleşiyor. Ancak her bir tarafın, bunu tekeline alma girişiminde bulunmaması gerekiyor. Herkesin tek bir savaşa girmesine ihtiyacımız var: Vatan ve devlet. İster hükümete ve Riyad Anlaşması’na katılan güçler, isterse de onun dışındakiler olsun bu savaş herkesi kapsıyor.

-Koalisyon, ‘Mutlu Yemen’in Özgürlüğü’ adını verdiği operasyonunu duyurdu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Suudi Arabistan liderliğindeki Koalisyon’la koordinasyonun düzeyi nasıl?
Suudi Arabistan Krallığı ve BAE liderliğindeki Koalisyon’un oynadığı rol oldukça önemli. Bu durum, Yemen’in Arap çevresine yeniden kazandırılması için temel, önemli ve belirleyicidir. Basın toplantısında yapılan duyuru da bunun somutlaşmış halidir. Bu sadece askeri operasyonlarda değil, Yemen’in restorasyonu ve bu sisteme dahil edilmesi çerçevesinde de daha geniş bir anlama sahip. Husilerin Yemen’i çevresinden izole etme girişimi ise milislerin ülkeyi uluslararası barışı ve güvenliği tehdit eden bir platforma dönüştürmeye çalışan ideolojisine kadar uzanıyor. Yemen, Araplığın kaynağıdır. Dolayısıyla bu operasyonun ilanı, Yemenlilere umut ve yeni bir ivme kazandırmak için önemlidir. Birkaç ay önce saflar birleşirken Arap Koalisyonu’nun operasyonlarındaki ivmesnin yeniden sağlanmasından bahsetmiştim. Olan buydu ve insanlara siyasi, ekonomik ve askeri konularda umut verdi. Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi liderliğindeki hükümetin çabalarını çok geniş bir şekilde, farklı bir yöne döndürdü. Uzlaşı inşa etmeye çalışanları seçmek, bir sonraki aşamada çok şey başarılmasında esastır. Henüz yolun başındayız.

Sana’nın geri kazanılması ve her karış toprağının kurtarılması

-Şebve ve Marib operasyonlarındaki ilerleme, Yemenlilere sorunların çözülmesi konusunda büyük umut verdi. Bugün ise asıl soru şu: Bu operasyonlar Sana kurtarılana kadar devam edecek mi?
Hiç şüphe yok ki hedefimiz tüm Yemen’i bu milislerin elinden kurtarmaktır. Herkesin aynı masada oturmasına izin veren şeyin ‘Husilerin bir Yemenli olarak düşünmeye başlaması’ olduğunu söylemiştik. Ancak Sana, böyle bir milis gücünün kontrolü altında olduğu sürece, her zaman bir tehdit platformu olarak kalacaktır. Yemen halkı, başta Sana olmak üzere Husilerin kontrolündeki bölgelerde ekonomik ve toplumsal hayatın her alanında sıkıntı yaşıyor. Sana artık Arap şehirlerinin incilerinden biri olarak bildiğimiz Sana değil. Amaç, her karış toprağını kurtarmak,, Husilerin Yemenli olarak düşünmeye başlamasını sağlamak ve Devrim Muhafızları ve İran’ın üzerlerindeki etkisini ortadan kaldırmaktır. Husiler, akıllarını başlarına alırlarsa bu yaklaşmakta olan barış anlayışlarını inşa etmek için başlangıç olacaktır.

-Medya kaynakları geçtiğimiz günlerde Taiz ve Hudeyde’nin kurtarılması için yapılan hazırlıklara dikkat çektiler. Bu haberlerin doğruluk payı nedir?
Husilerin kontrolünde olan her bölge önümüzdeki günlerde kurtarma hazırlıklarına sahne olacak. Askeri açıdan önceliklerin neler olduğundan bahsetmeyeceğim. Bu konu önümüzdeki günlere bırakılacak.

-Son zamanlarda Husilerin Abu Dabi’yi hedef almasını ve milislerin İran Devrim Muhafızları’nın emirlerine bağımlılık düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teröristlerin dün Abu Dabi’de sivilleri hedef alması, Husi milislerin İran rejimine ve onun Yemen ve bölgedeki yıkıcı projesine bağımlılığının boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Durum, milislerin Yemen’in komşu ülkelerdeki ve uluslararası ticaret koridorlarındaki hayati çıkarları istikrarsızlaştırmak ve hedeflemek için bir platform olarak kullanmanın amaçlandığını da gösteriyor. Bu, tüm Yemen topraklarını barış şanslarını yok eden bu terör grubunun elinden geri almanın bir öncelik olduğunun kanıtıdır. Yönetime ve meşru hükümeti destekleyen Koalisyon’a yönelik bu suçlar, devletin restorasyonunun tamamlanması ve darbeye son verilmesi projesine devam etmemizi engelleyemez. Diğer yandan bu suçlar, uluslararası barışın ve güvenliğin korunması için başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) olmak üzere uluslararası toplumu Husi milislere ve destekçilerine karşı kararlı bir duruş sergilemeye çağırıyor.

- Son gelişmeler göz önüne alındığında Stockholm Anlaşması’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Baştan itibaren anlaşmanın uygulanmasında sorun vardı. Stockholm Anlaşması’nı uygulama metodolojisi farklı olmalıydı. Ancak bu birikimler, anlaşmanın ölümeye yakın bir hale gelmesine neden oldu. Misyonu ve sonraki tüm sonuçlarını sorgulanabilir kılan da buydu. Önemli olan model, Hudeyde şehrinin silahtan arındırmak, milislerin kontrolü dışındaki sivil ve askeri liderler etrafında tam bir anlaşma içinde olmak ve Hudeyde'nin farklı bir statüye sahip liman olarak kalmasını sağlamak üzere nasıl rehabilite edilebileceğiydi. Bunlar gerçekleşmedi. Misyonda böyle bir hedefin olmaması ve takip edilen yollar, milislerin kontrolü sağlamasına izin verdi. Bu da anlaşmanın çökmesine veya neredeyse klinik olarak ölmesine yol açtı.

-BM ve ABD temsilcilerinin çabaları hakkındaki düşünceniz nedir?
Mesele temsilcilerle ilgili değil, barış arzusu ve iradesiyle alakalıdır. Husiler herhangi bir temsilciye şans tanımadı. Dünyanın en iyi temsilcisiyle de gelseniz cevap alınamadığı sürece bir şey elde edemezsiniz. Temsilci, Aden’i ziyaret etti, Taiz ve Muha’ya gitti. Ayrıca Yemen’in farklı bölgelerine de ziyaretler gerçekleştirecek. Yurt içinde ve dışında siyasi bileşenlerle görüşecek. Mesele, barış istemeyen tarafla ilgili. Bu da gösteriyor ki barıştan yana olan tüm olumlu mesajlara rağmen buna karşı çıkan da bir taraf var. Bunu beklememeli ama kararlı ve sağlam bir dil kullanmalıyız. Bu taraf, geri adım atacaktır. Söylediğim gibi Yemenliler bir masaya oturup tüm başlıklarda detaylarıyla anlaşabilirler.

Barış çabaları ve Riyad Anlaşması

-Barış sürecindeki son gelişmeler ve Suudi Arabistan girişimi de dahil bu konuda yapılan çalışmalar nelerdir?
Hükümetin bu dönem boyunca BM sürecini ve BM Temsilcisi’nin çabalarının yanı sıra ABD Temsilcisi’nin de çabalarını destekleme konusundaki tutumu açıktır. Yemen’e yönelik uluslararası tavırda bir birlik olduğunu söyleyebiliriz ve bunun üzerine bir şeyler inşa etmemiz gerekiyor. Bu mesele, Dışişleri Bakanı tarafından takip ediliyor ve Genel Sekreter’in ne gibi çabalar sarf edeceğini göreceğiz. Sonuç olarak Husiler, tüm ateşkes çağrılarına karşı çıktı. Suudi Arabistan ve Yemen hükümeti tarafından ortaya koyulan girişimlerin çoğu da bunlar arasındaydı. Sana Havalimanı’nı 2019’da ve 2020’de açmaya çalıştık. Belki de çoğu kişi bunu bilmiyor. Buranın kapalı kalmasını istemiyoruz. Ama uzun süredir yolcuların sıkıntı yaşamasına alternatif olarak iç istasyonlar açıldı. Husi milisler, tüm bu girişimlere karşı çıktı. Ancak sonuca ulaşana kadar daha kararlı bir yol benimseme zamanı geldi. Husi milislerin yaptıklarına dair gerçekçi açıklamalara yer verilmeyen bir dilin yardımı olmayacaktır.

-Peki, Riyad Anlaşması ve kalan maddelerin uygulanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir vali ve güvenlik müdürü atanması, ardından Yemen devletinin bileşenleri içerisinde bir uzlaşı organı oluşturan hükümetin oluşturulması oldukça zaman aldı. Bugün hükümet, farklı yollarda ilerlemeye yardımcı olan bir uzlaşı organı sayılıyor. Ancak güvenlik, askeri ve bazı kurumlarındaki  düzenlemelerde, atamalarda ve değişikliklerde bazı unsurların halen kendilerine daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Ama büyük ölçüde anlaşma zor bir dönemden geçti. Farklı tarafların anlaşmanın uygulanmasını engelleme girişimlerine rağmen bu dönemleri atlatabildik. Cumhurbaşkanı Hadi’nin çabaları da birçok engelin aşılmasına katkı sağladı.

-Anlaşmanın en zor kısmının aşıldığı söylenebilir mi?
Yalnızca Aden’de değil, tüm vilayetlerde herkesin zorluk beklentisine, sürekliliğin olmamasına ve özellikle de ekonomik desteğin gecikmesi ve diğer zorlu koşullara karşı bu zorluklara dayanma kabiliyetine rağmen hükümet sahneyi yönetiyor.  Temelde birçok anlayışın kazanılması yatıyor. Riyad Anlaşması, bu anlayışları inşa etmek için hepimizin güvendiği bir çerçevedir. Bu durum, savaş nedeniyle büyük ölçüde zayıflayan Yemen’deki siyasi sahneyi restore etmek için daha fazla siyasi girişim gerektiriyor. Bunu onarmak için çaba göstermek lazım. Hükümet, bunu sürdürmek için içeriden ve dışarıdan tüm siyasi güçlerle iletişim kurmaya çalışıyor. Birçok devlet kurumunda reform yapılması esastır. Mesele insanlarla değil, mekanizmalarla ilgilidir.

-Hükümetiniz için bir öncelik olan ve en az savaş kadar önemli görülen ‘ekonomi meselesine’ geçelim. Bugünkü koşullar hakkında konuşalım...
Ekonomik durumla ilgili olarak öncelikle para birimindeki bozulmayı durdurmak önemli. Bu, bir dereceye kadar gerçekleşti. Bozulma, belirli bir dönemde oldukça büyüktü. Ulusal paraya güven kalmadı, döviz kurlarının bozulmasıyla enflasyon çok fazla yükseldi. Harcamalar kısılıp gelirler artırılmaya çalışıldı. Ama güven büyük oranda kaybolmuştu. Merkez Bankası’na yeni bir liderliğin atanması, içeride ve dışarıda bu güvenin güçlenmesine katkıda bulundu. Bu, adaylıklar ve Cumhurbaşkanı’nın kararı ile gerçekleşti. Bu konu, güvenin yeniden inşa edilmesine büyük ölçüde katkıda bulundur. Ancak sistem gelir artışı açısından daha karmaşık. Vilayetlerin yeniden birbirlerine bağlanması büyük çapta gerçekleşti. Tüm siyasi çalkantılara rağmen bu yıl gelirler önemli ölçüde arttı. Bu nedenle şu an için önemli olan mesele, istikrara ve güvene dönüştür. Herkesin merak ettiği mevduat konusuyla ilgili olarak da şunu söyleyebilirim ki Suudi Arabistan Krallığı’nda görüşmeler yürütülüyor. Bu, Suudi Arabistan’ın da katkısıyla, Körfez çerçevesinde gerçekleşecek. Ancak bu konu bir reform planının parçası olduğu için hükümet, Krallık, BAE ve bazı ülkeler arasında şu an belirli koşullar tartışılıyor. Bazı taraflar, mevduatın olmadığını veya erteleneceğini söylüyorlar. Bu tedbirler alınırsa gecikme yaşanmaz. Merkez Bankası Başkanı, görüşmeler ve ziyaretler gerçekleştiriyor. Bu konuda bildiriler sunuyor. Önümüzdeki günlerde olacaklar bunu netleştirecektir. Daha büyük ve daha kapsamlı reformlar için düzenlemeler yapılıyor. Ekonominin desteklenmesi de bunun bir parçası. Sadece mevduat değil, petrol türevlerindeki kolaylıklar da döviz kurlarının kontrol edilmesine büyük ölçüde yardımcı olacaktır.
Ekonomik sistemi yeniden canlandırmak için önümüzdeki dönemde yayınlanmak üzere bir dizi karar düzenleniyor. Konu sadece Merkez Bankası değildir. Diğer finans kurumlarında da önümüzdeki birkaç dönemde yapılacak düzenlemeler ve reformlar var.

-Söz konusu prosedürlerin tamamlanmasına ne kadar süre kaldı?
Birkaç hafta kaldı. Şu an bütçe hazırlanıyor. Siyasi durum ve gerginlikler nedeniyle geç kalmış olabiliriz. Ancak son dört ayda hükümetin istikrarını sağlarken sahne tamamen yeniden programlandı. Bu nedenle ekipler, şeffaflığın oluşturulması kapsamında, bir sonraki bütçeyi düzenlemeye çalışıyor. Ama bu durumu farklı bir yoldan düşünmek lazım. Maliye Bakanlığı, bu konuda çok çalışıyor. Bütçenin hazırlanması için teknik komitelerin düzenlenmesine başlanacak. Bunun da bir an önce tamamlanmasını umuyoruz.

-Peki, dövizin sürekli dalgalanması konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu durumla başa çıkmaya yönelik herhangi bir plan var mı?
Bu sektörün yeniden düzenlenmesi ve yeniden yapılandırılması önemlidir. Bu bir gözetim rolüdür. Şu an ihlallerde bulunan çok sayıdaki borsa şirketleri ile sıkı bir şekilde ilgileniliyor. Spekülasyon da yaşananların bir parçasıdır. Bu bozulmanın sonuçlarını artıran şey, kontrol dışı para döngüsüdür. Dalgalanma sağlıksızdır. Spekülasyon unsurları kâr elde etmek için her yolu deniyor. Nakit bloklarını takip edebilmemiz için önümüzdeki dönemde dövizlerde açılan birçok hesabı kapatmak da dahil planlarımız var. Blokajların iade edilmesi, nakit blokajını takip edebilmemiz için önümüzdeki dönem açısından büyük önem arz ediyor. Bu yöntem yasa dışı kazanç sağlamada yaygın olarak kullanılıyor. Sonuçları önümüzdeki dönemde ortaya çıkacaktır. İşlerin artık düzelmeye başlaması da olası. Çünkü sonuçta mesele bir merkez bankası değil, daha ziyade güvenlik kıskacı, tüm mercilerin düzenlemesi, yargının ve savcılığın rolünün etkinleştirilmesi ile ilgilidir. Hepsi, ekonomik manzarayı sıfırlamanın önemli bileşenleridir.

- Yakın zamanda BAE’yi ziyaret ettiniz. Ziyaretten ne gibi sonuçlar çıktı:
Sonuçlar, birçok meselenin yeniden etkinleştirilmesi açısından mükemmeldi. Şu an özellikle ekonomik dosyada kapsamlı bir şekilde çalışan teknik ekipler bulunuyor. Suudi Arabistan ve BAE ile ortaklığımız sadece meşru hükümeti desteklemekle sınırlı değil. Enerji, ulaşım ve limanlar dahil olmak üzere belirli ekonomik sektörlerin desteklenmesi açısından da önemlidir. İş fırsatları, mallara daha iyi erişim ve daha düşük maliyetle enerji üretimi yaratmak için tüm sektörler gelecekt oluşturulacak ortaklıklara açıktır. Şu an büyük ölçüde Suudi Arabistan’dan sağlanan petrol türevleri hibesine bağımlıyız. Bu, belirli bir dönem için bir kurtarma girişimidir. Ama bu dönemde, yenilenebilir enerji ve güneş enerjisi de dahil enerji sektöründe ortak yatırımlar yapılmalıdır. BAE’deki kardeşlerimiz bu alanda büyük bir deneyime sahip. EXPO 2020’de, Yemen standını ziyareti sırasında Şeyh Muhammed bin Zayed ve Şeyh Muhammed bin Raşid ile görüştüm. Son derece motive edici, pozitif atmosfer var. Yakın zamanda safların birleştirilmesi ve Şebve’de elde edilen başarı, ivmenin yeniden kazanılmasına yardımcı oluyor. BAE ziyareti de bu ivmenin parçasıydı.

- Bir sonraki aşamayı nasıl tanımlarsınız?
Bir sonraki adım, Körfez ülkeleri, Mısır’daki kardeşlerimiz ve Arap coğrafyasıyla olan stratejik ortaklığımızı yeniden inşa etme aşamasını temsil ediyor. Yemen’in Arap çevresini restore etmesini ve Yemen meselesinin yeniden düzenlenebilirliğini yoğun şekilde konuşuyoruz. Bölgede karmaşık dosyalar var. Ama hükümeti destekleyen etkili bir düzenleme olursa nihayetinde Yemen devletinin kurumlarını inşa etmekten başka bir şey yapamayız. İnsanlar doğrudan devlet vizyonunu, onun kurumlarını ve yeniden örgütlenme yeteneğini görmek istiyor.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”