Anton Mardasov - Washington’daki Orta Doğu Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisi. Aynı zamanda Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde askeri konular uzmanı
Askeri geçit törenleri genellikle iki yoldan birini izler. Uluslararası istikrar dönemlerinde, çoğunlukla törenseldirler. Açılımı göstermek, diplomasiyi aktifleştirmek ve yabancı liderlerin varlığıyla sembolik olarak birlik imajını pekiştirmek için bir platform görevi görürler. Ancak, dış politika atmosferi gerginleştiğinde işlevleri değişir ve askeri gücü sergileme, devletin kaynaklarını gösterme ve iç birliği pekiştirme aracı haline gelirler. Yakın zamana kadar Moskova, Kızıl Meydan'da düzenli olarak en yeni silah sistemlerini sergiliyordu.
Ukrayna'daki savaşın başlamasından bu yana, bu geçit törenlerinin ölçeği belirgin şekilde azaldı. Bu durum, başta ekipmanların büyük bir kısmının ön cephelerde konuşlandırılması, aktif olarak savaşta kullanılmayan veya büyük miktarlarda üretilmeyen sistemlerin sergilenmesine yönelik eleştiriler ve devam eden, halka açık etkinliklerin formatını etkileyen hava saldırıları tehdidi olmak üzere bir dizi faktörden kaynaklanıyor. 2026 yılında mobil internet ve SMS hizmetlerinin askıya alınması ve geçit töreninin askeri ekipman olmadan sınırlı bir formatta yapılıyor. Kremlin, etkinliğe “altı yabancı liderin katılacağını” açıkladı; bu sayı 2023 ve 2024 yıllarındaki katılımdan daha düşük. Buna karşılık, 2022 yılındaki törene hiçbir yabancı konuk katılmamışken, 2025'teki 80. yıl dönümü geçit törenine 27 lider katılmıştı.
Yeniden artan gerilimler arasında Moskova, Sergey Lavrov ve Marco Rubio arasında doğrudan bir iletişim kanalı açtı; bu, özellikle geçen ekim ayında gerçekleşen, Vladimir Putin ve Donald Trump arasında görüşme fikrinin ele alındığı bir önceki görüşmelerinden bu yana, aralarındaki nadir doğrudan iletişim düzeyinde atılmış bir adım. Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın Washington'da Rusya dosyasının yönetimini yakın zamanda devralmış olmalarına rağmen, mevcut gelişmeler acil bir diyaloğu zorunlu kıldı. 9 Mayıs'tan önceki gerilimler, Ukrayna krizi ve ABD'nin olası müdahalesi de dahil olmak üzere daha geniş çaplı bir gerilime kayma risklerini müzakere etmek için bir fırsat sağladı.
Birçok siyasi güç 9 Mayıs'ın sembolizmini kullanıyor, ancak Rusya içinde kendisi hakkındaki yorumlar tek bir temelde birleşiyor. Komünistler devletin ve liderliğin rolüne odaklanırken, demokratlar halkın fedakarlıklarını öne çıkarıyor. Bununla birlikte, kahramanlık, savaşın büyüklüğü ve zaferin önemi tartışmasız kabul ediliyor. Bu anlamda, bu ortak hafızaya bağlılık, siyasi meşruiyet için gayri resmi bir test haline geliyor, çünkü bunu sorgulayanlar pratikte kendilerini kamusal alanın dışında buluyorlar.
Güvenlik tehditlerine ve mevcut siyasi iklime rağmen, Büyük Yurtseverlik Savaşı Rusya'da ulusal birliğin temel taşı olmaya devam ediyor
Güvenlik tehditlerine ve mevcut siyasi iklime rağmen, Büyük Yurtseverlik Savaşı Rusya'da ulusal birliğin temel taşı olmaya devam ediyor. Kamuoyu yoklamaları, halkın yüzde 98'inin bu günün hatırasının korunması gerektiğine inandığını, yüzde 89'unun aile sohbetlerinde bundan bahsettiğini, yüzde 82'sinin 9 Mayıs'ı anmayı planladığını ve yüzde 49'unun kutlamalara katılmayı düşündüğünü gösteriyor. Zafer günü, ülkenin en önemli bayramı olma konusunda yılbaşı ile rekabet etmeye devam ederken, son yirmi yılda onu bir anma ve yas günü olarak görenlerin sayısı arttı. Z kuşağı da dahil olmak üzere kuşaklar boyunca bu hatıranın kalıcı doğası, geçmişi günümüze bağlama gücünü ortaya koyuyor.
2026 yılında Rusya, Meçhul Asker Anıtı'ndaki “Ebedi (Sönmeyen) Ateş”ten alınan közlerin, Kudüs'teki Kutsal Ateş'i anımsatan bir ritüelle çeşitli bölgelere taşınacağı 10’uncu kez “Anma Meşalesi” etkinliğini düzenleyecek. Bazı katılımcı etkinliklerin iptal edildiği göz önüne alındığında, bu kutlama daha da önem kazanıyor. Dini karşılığının aksine, Ebedi Ateş daha geniş bir sivil anlam taşıyor, çünkü savaşa ve sonrasına yönelik anma ve saygının kamusal ifadesine dönüşüyor.
Rus askerleri, Zafer Günü askerî geçit töreni provası için Moskova'nın merkezindeki Kızıl Meydana yürüyor, 4 Mayıs 2026 (AFP)
Sovyet geleneğinden günümüze
Sovyetler Birliği'nde, devrimin yıldönümü olan 7 Kasım, uzun süre kitlesel mitingler ve Kızıl Meydan'daki askerî geçit töreniyle ilişkilendirilen en önemli ulusal bayram olmayı sürdürdü. Ancak, 1950'lerin sonlarından itibaren devrimci söylem seferber edici gücünü kaybetmeye başladı ve 1965'e kadar 9 Mayıs kutlamaları sınırlı ve mütevazı kaldı. Bu durum genellikle Stalin ve Kruşçev'in belirli askeri liderlerin rollerinin öne çıkması konusundaki isteksizliğine bağlanır. Ancak ideolojik motivasyon çok daha derindi, çünkü devlet fedakarlıkları sebebiyle onlara duyduğu borcu hatırlatmak değil, vatandaşlarından sadakat istiyordu. 1947'den itibaren Zafer Günü, gazilere verilen imtiyazların azaltılmasına paralel olarak ulusal bayram statüsünü kaybetti. Ancak, zamanla popüler bir etkinlik olarak yeniden konumunu sağlamlaştırdı.
Bu değişim, Kruşçev'in görevden alınmasından sonra gerçekleşti. 1965'te 9 Mayıs yeniden ulusal bayram ilan edildi ve yıldönümünde ilk askerî geçit töreni düzenlendi. Bu tarih, savaşı yaşamış olan yeni nesil liderler için kişisel bir öneme sahipti. Brejnev döneminde, Zafer Günü ile ilişkilendirilen sembolizm güçlendi, ancak yine de en önemli bayram haline gelmedi, dahası 7 Kasım'ın sembolizmini gölgede bırakmaması için 9 Mayıs'ta geçit töreni yapılmadı. Büyük ölçekli kutlamalar, Sovyet döneminin sonlarında, 1985 ve 1990 yıllarında düzenlenen iki geçit töreniyle birlikte geri döndü. Krizin ortasında, yetkililer sembolik odağı devrimden zafere kaydırdı.
Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, 7 Kasım resmi statüsünü kaybetti ve pratik olarak Zafer Günü, en önemli ulusal bayram haline geldi
Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, 7 Kasım resmi statüsünü kaybetti ve pratik olarak Zafer Günü, en önemli ulusal bayram haline geldi. O dönemde Boris Yeltsin, meşruiyet kaynağı olarak zafer fikrine dayandı, ancak aynı zamanda bayramı daha geniş bir uluslararası çerçeveye yerleştirmeye çalıştı. 1995 yılında, yeni Rusya, Zafer Günü'nün 50. yıldönümünü anmak için ABD Başkanı Bill Clinton da dahil olmak üzere Hitler karşıtı ittifakta yer alan ülkelerin liderlerinin katılımıyla ilk askerî geçit törenini düzenledi. Bu, Sovyet döneminde hayal edilmesi zor bir sahneydi. Mareşal Georgi Zhukov, Stalin'e alternatif bir uzlaşma figürü olarak bayramın sembolizminde merkezi figür haline geldi. 50. yıldönümüne gelindiğinde, onun fotoğrafı kurumsal olarak yerleşmişti; onun için bir anıt dikilmiş ve adını taşıyan bir nişan oluşturulmuştu. Bu dönem, Birinci Çeçen Savaşı ile aynı zamana denk geliyordu ve yetkililer zaferin tarihsel hafızasını yoğun bir şekilde kullandılar.
2008'den itibaren, Batı ile giderek gerginleşen ilişkilerin bir işareti olarak görülen Vladimir Putin'in Münih konuşmasından kısa süre sonra, askeri teçhizatlar Kızıl Meydan'daki askeri geçit törenlerinde yeniden boy göstermeye başladı. O zamandan beri, resmi söylemde bayramın sembolizmi kademeli olarak değişti. 2014'ten sonra odak noktası Hitler karşıtı ittifaktan, Sovyetler Birliği'nin zaferdeki kritik rolüne doğru kaydı.
Katılımcılar, Zafer Bayramı'nı kutlamak amacıyla 7 Mayıs 2026'da Rusya'nın Moskova kentinde düzenlenen "Zafer Dansı" etkinliğinde dans ediyor (Reuters)
Jeopolitik cephe
İkinci Dünya Savaşı meselesi, geçmişe dair okumalar ulusların mevcut hesaplarından ve çıkarlarından doğrudan etkilendiği için giderek jeopolitik bir çatışma alanı haline geliyor. Moskova'daki Zafer Müzesi yakınlarında bulunan parkta 2005 yılında dikilen Hitler'e karşı savaşan Müttefik Kuvvetlere adanmış anıt, bu dönüşümün sembolik bir yansıması olarak görülebilir. Tarihçi Aleksandr Dyukov'un belirttiği gibi, BM bayrağı altında Fransız, Rus, Amerikan ve İngiliz askerlerini bir araya getiren anıt, Rusya, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasında Nazizm'e karşı kazanılan zaferin ortak tarihsel hafızasını görsel olarak temsil etmek üzere tasarlandı. Ancak bugün, birleşik bir tarihsel anlatı fikrinin neredeyse tamamen ortadan kalktığı ve Sovyetler Birliği’nin eski müttefikleri kendilerini çağdaş siyasi ve askeri çatışmalarda karşıt taraflarda buldukları için anıt daha çok bir anakronizm gibi görünüyor. Hatta fiziksel durumu bile -aşınma nedeniyle yazılarının okunmasının zorlaşması- bu eski uzlaşmanın aşındığını yansıtıyor.
İkinci Dünya Savaşı, Sovyetler Birliği'nin rolü ve liderliği hakkındaki tartışmalar yoğunlaşıyor, kutuplaşma genişliyor ve çoğu zaman akademik tartışma alanını aşarak siyasi çekişmede bir araç haline geliyor. Bu görüş ayrılıkları, Rusya'nın Sovyet sonrası bazı devletlerle ilişkilerinde özel bir sertlikle belirginleşiyor. Bununla birlikte, Stalin liderliğinin politikaları veya Sovyet kurumlarının uygulamaları hakkındaki farklı görüşlere rağmen, savaşın sonucuna ilişkin temel değerlendirme Rus söyleminde sabit olmayı sürdürüyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu değerlendirme, Sovyetler Birliği'nin Nazi Almanyası'nı yenmede oynadığı belirleyici rolü ve hem cephedeki askerlerin hem de cephe gerisinde çalışanların kahramanlığını kabul etmeye dayanmaktadır.
Batı'da, İkinci Dünya Savaşı, tıpkı Birinci Dünya Savaşı'na ilişkin mevcut görüş gibi, büyük ölçüde geçmişin kapanmış bir sayfası olarak görülüyor. Ancak, birinci savaştan farklı olarak, sonucu genellikle demokrasinin diktatörlüğe karşı zaferi olarak yorumlanıyor. Bu çerçeve, içsel bir çelişki doğuruyor; çünkü Hitler karşıtı ittifak, dünkü müttefiklerin Soğuk Savaş bağlamında hızla düşman haline gelmesinden önce, son derece farklı siyasi sistemlere sahip ülkeleri bir araya getirmişti. Bu çelişkinin üstesinden gelmek için Batı'daki ana akım, Sovyetler Birliği'nin ikili rolü tezini benimsedi. Buna göre Sovyetler Birliği’nin 1941'den sonra Nazizm ile savaştığı doğru, ancak 1939'da imzalanan Molotov-Ribbentrop Paktı (Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında, iki devletin de birbirine saldırmayacağını öngören pakt) nedeniyle savaşın patlak vermesinde ortak olarak görülüyor. Bu yorum, özellikle Avrupa Parlamentosu'nun 2019’da aldığı tarihi hafızayı koruma kararıyla kurumsal olarak yerleşti.
Rusya'nın pozisyonu ise prensip olarak Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanyası ile bu şekilde eş tutulmasını reddediyor. Bu reddediş, özellikle 2021 tarihli yasada açıkça belirtildiği gibi, iki tarafın amaç ve eylemlerinin özdeş olarak gösterilmesini yasaklayan yasalar şeklinde yankı buldu
Rusya'nın pozisyonu ise prensip olarak Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanyası ile bu şekilde eş tutulmasını reddediyor. Bu reddediş, özellikle 2021 tarihli yasada açıkça belirtildiği gibi, iki tarafın amaç ve eylemlerinin özdeş olarak gösterilmesini yasaklayan ve Sovyet halkının zafere olan belirleyici katkısını inkâr etmeyi suç sayan yasalar şeklinde yankı buldu. Böylece, tarihsel hafıza devlet politikasının bir unsuru ve Rusya'nın dış politika pozisyonunu şekillendirmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası haline geldi.
Rus siyaset bilimci Aleksey Makarkin'in de belirttiği gibi, Küresel Güney ülkeleri farklı bir yaklaşım benimsiyor ve İkinci Dünya Savaşı'na bakış açıları büyük ölçüde sömürgecilik karşıtı anlatı çerçevesinde yer alıyor. Bu ülkeler, savaşın küresel yorumu hakkında büyük tartışmalara dahil olmak yerine kendi ulusal tarihsel anlatılarına öncelik veriyorlar. Aynı zamanda birleşik bir küresel tarihsel anlatı oluşturma hırslarının olmaması, onları mevcut Rusya-Batı kutuplaşmasından uzak tutuyor, böylece bu tür tartışmalara katılım bağlayıcı yükümlülükten ziyade siyasi bir karar haline geliyor.
* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.