ABD ve İspanya gerçekten Batı Sahra’daki ihtilafı çözecek mi?

“BM Batı Sahra Özel Temsilcisi’nin bölgeye gerçekleştirdiği son ziyaret turu, bölgesel çatışmayla ilgili tüm tarafların nabzını ölçmeyi hedefliyordu”

Cezayir-Fas sınırından bir kare (AFP)
Cezayir-Fas sınırından bir kare (AFP)
TT

ABD ve İspanya gerçekten Batı Sahra’daki ihtilafı çözecek mi?

Cezayir-Fas sınırından bir kare (AFP)
Cezayir-Fas sınırından bir kare (AFP)

Nevfel eş-Şarkavi
İspanya'nın El Mundo Deportivo gazetesi, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile İspanyol mevkidaşı Jose Manuel Albares’in Batı Sahra’daki ihtilafı çözmek için tarafların çabalarını birleştirme konusunda fikir birliğine vardıklarını bildirdi. Gazete, İspanya Dışişleri Bakanı Albares’in uzun süredir devam eden bu soruna nihai bir çözüm bulunması gerektiğini belirttiğini aktardı. Gazeteye göre Albares, yaptığı açıklamada, “Siyasi çözüm ertelenemez. Eğer ertelenirse kriz onlarca yıl daha sürecektir” dedi.
ABD yönetiminin, Fas tarafından yapılan, Batı Sahra’ya Rabat yönetiminin egemenliği altında ‘özerklik’ verilmesi önerisine ve konunun müzakere edilmesi için bir temel oluşturmasına açıkça verdiği destek dışında Batı Sahra sorunu hakkında net bir tutum sergileme konusundaki isteksizliği göz önüne alındığında bu gelişme, ABD’nin ve çatışan taraflarla çıkarlarını koruma ilkesine göre hareket eden İspanya'nın tutumlarında bir değişiklik olarak değerlendirilebilir mi?
İspanya Dışişleri Bakanı, Birleşmiş Milletler (BM) Batı Sahra Özel Temsilcisi Staffan de Mistura ile yaptığı görüşmede, Batı Sahra sorununa bir an önce BM çerçevesinde siyasi ve kabul edilebilir bir çözüm bulunması gerektiğinin altını çizdi.
Bakan Albares, dosyanın kapatılmasının, ‘askıya alınmış, hatta unutulmuş’ bu sorun için artık ahlaki bir zorunluluk haline geldiğini vurguladı.

ABD-İspanya görüşmesinin bağlamı
ABD ve İspanya, Batı Sahra sorunundaki önemli gelişmelerin ardından ihtilafın çözümüne yöneldiler. Uluslararası ilişkiler ve güvenlik konularında uzman olan Abdulvahid Evlad Mevlud, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, ABD ile İspanya arasındaki görüşmenin BM Batı Sahra Özel Temsilcisi’nin bölge ülkelerine (Fas, Cezayir, Polisario Cephesi ve Moritanya) yaptığı ve tarafların görüşlerinin alındığı ilk ziyaret turunu takiben önemli bir jeostratejik bağlamda gerçekleştiğini söyledi. Mevlud, görüşmenin İspanya Kralı 6. Felipe’nin İspanya ile Fas arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini belirtmesinin ardından gerçekleştiğini de sözlerine ekledi.
Mevlud, ABD Dışişleri Bakanı'nın İspanyol mevkidaşı ile görüşmesinin, görüşmede Batı Sahra sorununun çözülmesi çabalarının yoğunlaştırılması gerektiğinin vurgulandığı göz önüne alındığında olumlu olarak görülebileceğini belirtti. Mevlud, ABD'nin, Kuzey Afrika bölgesindeki güvenlik dengesiyle en çok ilgilenen ülke olan İspanya gibi diğer uluslararası güçlerle müzakerelerin önünü açtığına dikkat çekerek, “Dolayısıyla ABD’nin Batı Sahra sorununun çözümüyle ilgili baskı yapmak için İspanya gibi etkili ortaklar aradığı söylenebilir. ABD ve İspanya dışişleri bakanları arasındaki görüşme, Batı Sahra’daki ihtilafa bir çözüm bulunması için daha fazla destek sağlayabilir” yorumunda bulundu.
Uluslararası ilişkiler uzmanı Hişam Mutezid (Hicham Mouatadid) ise BM Batı Sahra Özel Temsilcisi’nin bölgeye yaptığı ziyaret turunun, İspanya Dışişleri Bakanı Albares’in ABD ziyaretiyle doğrudan bağlantılı olamayacağını daha ziyade bu bölgesel çatışmayla ilgili tüm tarafların nabzını ölçmeyi hedeflediğini söyledi.  Ancak Mutezid, BM Batı Sahra Özel Temsilcisi De Mistura'nın ziyaretinin, iki ülkenin dışişleri bakanları arasındaki görüşme için bir pusula görevi görebileceğinin göz ardı edilemeyeceğinin de altını çizdi.

Sadece diplomatik bir tutum
Analistler, ABD ve İspanya tarafından Batı Sahra sorunuyla ilgili yapılan ortak açıklamayı, diplomatik bir bildiriden ibaret olduğunu ve herhangi bir siyasi ilerleme teşkil etmediğini söyleyerek önemsizleştirdiler. Mutezid, ABD ve İspanya’nın Batı Sahra’daki ihtilafa bir çözüm bulmak için çabaların birleştirilmesi gerektiğine dair bu yeni tutumunun, iki ülke arasındaki ilişkilerde görülen klasik diplomatik tutumlar arasında yer aldığına dikkati çekti. Bu yeni tutumun, Batı Sahra’daki ihtilaf bakımından siyasi bir ilerleme olarak kabul edilmediğini belirten Mutezid, Madrid’in bölgenin eski sömürgecisi olduğu ve bu stratejik meselenin ayrıntılarını iyi bildiği için siyasi ve tarihi bir sorumluluğu olan bu dosyaya karşı kararlı ve sorumlu bir duruş sergileyeceği diplomatik cesaretten uzakta, belirsiz bir siyasi söyleme sarılmaya devam ettiğini söyledi.

Kritik kavşak
Analistlere göre ABD çıkarlarını korumak isterken bir yandan da İspanya’yı, Batı Sahra sorunuyla ilgili herhangi bir müzakereye katılmayı reddetme kararını geri çekmesi için Cezayir'e baskı yapmaya ikna etmeye çalışıyor. Bu analistlerden biri olan Evlad Mevlud, ABD’nin Fas'ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasına rağmen Cezayir gibi ortaklarını kaybetmek istemediği göz önüne alındığında, bunun işlerin Fas’ın istediği gibi gittiği anlamına gelmediğine işaret etti. Mevlud, sopayı ortadan tutmanın Batı Sahra sorununun çözümüne fayda sağlamadığı ve sorunun ilgili tarafların bir kısmı üzerinde baskı kurulmasını gerektirdiği göz önüne alındığında ABD ve İspanya'nın kritik bir kavşakta olduğuna inanıyor. Ayrıca Mevlud, Washington’ın bunun farkına varmış olabileceğini, bu yüzden Madrid'i en azından Cezayir'i müzakere masasına oturmaya ikna etmesi için zorlamaya karar verdiğini söyledi. Bunun ABD’nin Batı Sahra sorunuyla ilgili tutumunu net bir şekilde ifade etmesinin başlangıcı olabileceğini düşünen Mevlud, “Belki de Fransa, İngiltere ve diğer ülkelerle Batı Sahra sorununa ilişkin yapılacak toplantılar, ABD’nin bu ihtilaf konusundaki tutumunun ciddiyetini gösterir” dedi.

Sorun sıkıcı bir hale geldi
Öte yandan ABD ve İspanya arasındaki Batı Sahra ihtilafıyla ilgili ilişkilerin karmaşıklığına işaret eden Hişam Mutezid, İspanya’nın ABD’nin Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasından endişe duyduğunu ve bu nedenle tüm diplomatik ve siyasi ağırlığıyla ABD'yi kararını geri almaya zorladığını açıkladı. Mutezid’e göre ABD'nin Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasının, diplomatik ve siyasi tereddütlerinden sıyrılıp bu suni çatışmaya karşı tarihi sorumluluğunu üstlenmesi için Madrid üzerinde oluşturduğu büyük baskı göz önünde bulundurulduğunda bu durum, İspanya’nın bölgedeki diplomatik, siyasi ve stratejik gündemine hizmet etmiyor. Mutezid, ABD’nin Fas’ın egemenliğini tanınmasının, Madrid hükümeti üzerinde, Batı Sahra sorununun çözümü pahasına her zaman bölgedeki diplomatik ve stratejik kazanımlarını korumaya çalıştığı olumsuz ve tarafsız duruşundan uzaklaşması için korkunç bir baskı oluşturduğunu da sözlerine ekledi.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.