11 yılda 12 defa ilan edilen afların amacı: 2017 dışında her yıl ilan edilen afların birinci nedeni asker toplamak ve muhalifleri zayıflatmak

Beşar Esad,  asker kaçaklarına yönelik yeni bir af ilan etti / Fotoğraf: Sana Haber Ajansı
Beşar Esad, asker kaçaklarına yönelik yeni bir af ilan etti / Fotoğraf: Sana Haber Ajansı
TT

11 yılda 12 defa ilan edilen afların amacı: 2017 dışında her yıl ilan edilen afların birinci nedeni asker toplamak ve muhalifleri zayıflatmak

Beşar Esad,  asker kaçaklarına yönelik yeni bir af ilan etti / Fotoğraf: Sana Haber Ajansı
Beşar Esad, asker kaçaklarına yönelik yeni bir af ilan etti / Fotoğraf: Sana Haber Ajansı

Türkiye gündemi kar yağışıyla uğraşırken komşusu Suriye'den gelen bir açıklama dikkatleri bu yöne çevirdi.
Suriye Devlet Başkanlığı Ofisi'nden yapılan açıklamada, "Devlet Başkanı Beşşar Esad, 25 Ocak 2022 tarihine kadar askerlikten kaçan, ülke içinde ve dışında bulunanlar için tam af ile ilgili karar çıkardı" denildi.
Affın Suriye'de bulunanlar için 3 ay içinde, ülke dışında olanlar için de 4 ay içinde gönüllü olarak askeri şubelere gelmeleri şartıyla uygulanacağı da kaydedildi.
Af kararı Türkiye'de de ilgiyle karşılandı. Twitter'da Esad adıyla açılan taga yorum yapan çok sayıda kişi Suriyeli sığınmacıların bu af ile ülkelerine dönmelerinin önünde engel kalmadığını öne sürdü.
Durum gerçekten öyle mi? Af gibi olaylar sıradan ülkeler için genellikle istisnai uygulamalar olsa da aynı şeyi Suriye için söylemek mümkün değil.
Suriye iç savaşın ilan edildiği 2011'den bugüne kadar ilan edilen af sayısı son afla birlikte 12 oldu.
Bu süre zarfında affın ilan edilmediği tek yıl ise 2017 oldu.
Örneğin geçen yıl da 2 Mayıs 2021'den önce işlenen suçlar için genel af ilan edilmişti.
Ancak "silah kaçakçılığı", "vatana ihanet", "casusluk", "düşmanla işbirliği" ve "ölümle sonuçlanan terör suçları" af kapsamı dışında bırakılmıştı.

Çıkarılan bir af kapsamında cezaevinden serbest kalanlar / Fotoğraf: AFP
2017 hariç 2011'de iki kez, diğer yıllar bir kez af ilan edildi
İşte basına yansıyan haberlere göre son 10 yıl içinde Suriye'de Esad tarafından ilan edilen aflar: 
31 Mayıs 2011: Suriye'deki Müslüman Kardeşler üyelerini de kapsayan, siyasi suçlulara yönelik bir af çıkarıldı.
21 Haziran 2011: 31 Mayıs'taki siyasi suçluları kapsayan aftan günler sonra bu sefer 21 Haziran'da genel af ilan etti. 20 Haziran'a kadar işlenmiş her türlü suçu af kapsamına alındı.
15 Ocak 2012: Esad tarafından 15 Mart 2011 tarihinden, kararın onaylandığı tarih olan 15 Ocak 2012'ye kadar, ülkedeki olaylarla ilgili, işlenmiş suçları kapsayan af ilan edildi.
29 Kasım 2013: Esad, 29 Ekim'den önce askeri hizmet kanunu çerçevesinde işlenen suçları kapsayan af ilan etti.
Düzenleme kapsamında yurtdışındaki firarilerin 90, yurt içindekilerin ise 30 gün içinde birliklerine teslim olmaları durumunda af kararnamesinden yararlanabilecekleri belirtildi.
9 Haziran 2014: Suriye'de 9 Haziran 2014 öncesi için işlenen suçlara yönelik ‘genel af' ilan edildi.
25 Temmuz 2015: Esad, asker kaçakları için genel af ilan etti.
17 Şubat 2016: Suriye'de yine asker kaçaklarını da kapsayan bir genel af ilan edildi. Suriye içinden 30, Suriye dışından 60 gün içinde teslim olanların aftan yararlanacağı kaydedildi.
9 Ekim 2018: Esad'dan asker kaçakları ve firarileri kapsayan bir af daha geldi. Aftan yararlanabilmek için yurt içindeki erkeklerin dört ay, yurt dışındakilerin ise altı ay içinde başvuru yapmaları gerektiği açıklandı.
15 Eylül 2019: Esad, Ankara'da yapılacak olan Rusya-Türkiye-İran zirvesi öncesinde genel af ilan etti.
23 Mart 2020: Bu tarihten önce işlenen suçlar için 2020 yılı 6 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yi yayımlayarak genel af ilan edildi. Af, her zamanki gibi Esad'ın imzasıyla yayınlandı.
2 Mayıs 2021: 26 Mayıs 2021'de yapılacak devlet başkanlığı seçimi öncesinde Esad bu af ile desteğini artırmaya çalıştı.
25 Ocak 2022: Af seçeneğine yine başvurarak asker kaçaklarına çağrı yapan Esad'ın önümüzdeki yıllarda da yeni aflar çıkarması muhtemel.

Orduya asker toplamak için af seçeneğine sıklıkla başvuruldu
Bu kadar sık af ilan edilmesinin ise iki temel nedeni bulunuyor.
Birincisi muhalif saflarda teslim olmaları artırarak, güç kaybını sağlamak ve çatışmalar nedeniyle artan asayiş olaylarının önüne geçmek.
İkinci neden ise asker toplamak.
Savaş süresince birçok kişinin kaçak durumuna düşmesi nedeniyle Esad, orduya asker toplamak için af kartına sıklıkla başvurdu. Kaçak olmaları sebebiyle cezalı duruma düşen gençler de af kapsamına aldı.

Somer Sultan / Fotoğraf: YouTube
"Savaştan önce aflar bu kadar yoğun değildi"
Suriye siyasetinde afların etkisini ve nedenlerini 2 Mayıs 2021'deki affın ardından yaptığımız haberde görüşlerine başvurduğumuz ve halen Suriye'de Esad yönetiminin kontrolü altındaki alanlarda yaşayan gazeteciler Sarkis Kassarjian ile Somer Sultan'a sormuş, her iki isimden cevaplar almıştık.
Şam'da yaşayan gazeteci Sarkis Kassarjian'a ilk sorumuz "Savaştan önce de bu kadar sık af ilan ediliyor muydu?" oldu.
Kassarjian, Suriye'de normalde savaştan önce de afların ilan edildiğini ancak bu kadar yoğun olmadığını ancak birkaç yılda bir ilan edildiğini hatırlatarak, savaş süresince çok yoğun bir şekilde af ilan edildiğini belirtmiş ve bunun nedenleriyle ilgili şu görüşleri dile getirmişti:
"Birinci sebebi savaşın yarattığı etki sebebiyle toplumda ahlaki gerileme ve kriminal olayların artması. Onun için disiplinin zayıfladığı, devletin kontrolünden çıkmış yerlerde insan kaçırma, soygun gibi çok ciddi sorunlar var. Bu da insanlar arası çatışmalara neden oluyor. Devlet af çıkarıp diyor ki ‘Ben hakkımdan vazgeçtim, siz aranızda anlaşın.' Suriye'de her bir kanunsuz işin cezalandırılmasının iki yönü var. Biri toplumsal hak, bir de şahsi hak. Aflar şahsi hakları kapsamıyor. Yani birisi kardeşimi öldürdüyse burada eğer ben hakkımı düşürmezsem o insan yargılanıyor, hapse giriyor. Ama afla devletin vereceği ceza düşüyor. Diyelim ki cinayet durumunda benim kişisel hakkım için yedi, devletin hakkı için üç yıl hapis verilecekse af durumunda üç yıl düşüyor katil benim hakkım olan yedi yılı alıyor."

"Askerden kaçmanın cezası beş yıl hapis ama çok uygulanmadı"
Aflarda genel olarak devlete karşı işlenen suçlar, casusluk, düşmanla işbirliğinin de olduğu 26 suç tipinin af kapsamlarının dışında bırakıldığını hatırlatan Kassarjian, özellikle asker kaçaklarına yönelik çok sayıda af düzenlemesi yapıldığını kaydetmişti.
Suriye'de normal şartlarda askerden kaçmanın cezasının beş yıl olduğunu söyleyen Kassarjian, "Ama savaş süresince hapis cezası çok uygulanmadı. Çünkü insanlar ‘Bizim bölgemiz devlet kontrolünde değildi, nereye başvuracaktık' diyor. Bu nedenle birisi gelip kendisi askere teslim olunca ceza uygulanmıyordu" dedi.

Afların bir nedeni de Suriye'ye dönüşleri artırmak / Fotoğraf: AA
"Göç edenlerin dönmesine de katkı sağlıyor"
Kassarjian, çıkarılan afların amacıyla ilgili olarak da son olarak şunu söyledi:
"Aflar göç edenlerin dönmesine de katkı sağlıyor. Bazen insanlar mecburi nedenlerden de göç edebiliyor. Sonrasında haklı veya haksız bazı suçlardan hüküm alabiliyor. Her zaman bu hükümler haklı da olmuyor. Bazen birinin senle kişisel sorunu varsa sen göç ettikten sonra sana dava açabiliyor. Mahkemede sana tebligat gönderdiğinde göç ettiğinde davalara gelemediğinden hüküm çıkabiliyor.  Aflar bu insanların dönüp hukuki süreci devam etmesini de teşkil eder."

Somer Sultan / Fotoğraf: Facebook
"Son aflar asker toplamak için değil, tansiyonu düşürmek amaçlı"
Lazkiye'de yaşayan Somer Sultan ise savaşın özellikle ilk yıllarında çıkarılan aflar daha çok asker toplamak amaçlı olsa bile özellikle son iki üç yıldır çıkarılanların daha çok ülkedeki tansiyonu düşürmek ve toplumsal uzlaşıyı artırmaya yönelik olduğunu öne sürerek, "Geçmişe oranlar çatışmalar çok azalmış durumda. 2020 yılı içerisinde terhisler bile oldu. Mevcut duruma bakıldığında devletin daha fazla asker toplama eğiliminde olmadığını görüyoruz" diye konuşmuştu.
Independent Türkçe



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.