ABD, Körfez’in Husilerle mücadelesinde hangi adımları atmalı?

ABD’li diplomat Dennis Ross, yeniden denge kurma yönünde Biden yönetimi için beş adım belirledi

Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)
Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)
TT

ABD, Körfez’in Husilerle mücadelesinde hangi adımları atmalı?

Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)
Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)

İsa Nehari
İran destekli Husilerin Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkenti Abu Dabi'yi bir hafta içinde ikinci kez hedef alması dolayısıyla Körfez ülkeleri, Husilerin ABD terör listesine yeniden alınması taleplerini yeniledi. Birkaç gün öncesinde ise Başkan Joe Biden, yönetiminin bu konu üzerine durduğunu doğrulamıştı.
BAE’nin Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe, Husilere mali ve silah akışının durdurulması çağrısında bulunurken Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz ise Husilerin yeniden terör listesine dahil edilmesi ve liderlerinin yaptırımlara tâbi tutulması yönünde yasa tasarısı sundu.
Bill Clinton ve George W. Bush dönemlerinde Orta Doğu'da barış sürecinin ilk adımlarını atan ABD’li diplomat Dennis Ross ise BAE'ye yönelik son saldırıların ABD'nin eylemin ötesinde zemin hazırlamasını gerektirdiğini ifade etti. Aynı zamanda İranlıların yokluğunda böyle bir saldırının mümkün olamayacağına da dikkat çekti.
ABD merkezli The Hill web sitesinde yayınlanan bir makaledeki açıklamalarında Ross, Güvenlik Konseyi'ni (BMGK) Husileri baskı altına alarak İran'ın Husilere silah ihraç etmesini engelleyecek bir karar almaya çağırdı. Abu Dabi ile ilişkileri göz önüne alındığında Rusya ve Çin'in veto haklarını kullanmayacaklarına da dikkat çekti.

Husilerin İran ile bağı
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre ABD’li diplomat, Husilerin İran'a tabi oluşu tartışma konusu varsayılsa dahi Kudüs Gücü ve Hizbullah'ın Husilere füze ve insansız hava araçları (İHA) sağladığı ve İHA üretimi için eğitim verdiği gerçeğine değindi. Zirâ başkent Riyad dahil olmak üzere Suudi Arabistan’da sivil hedefleri ve ülke genelindeki petrol tesislerini hedeflemeleri göz önüne alındığında İran’ın Husileri Suudi Arabistan üzerinde bir baskı aracı olarak gördüğünü ifade etti.
“İran, bu çatışmayı sınırlamak değil de körüklemek için elinden geleni yapıyor” ifadelerine başvuran Ross, bunun Husilerin geçtiğimiz hafta BAE’ye yönelik saldırılarından da anlaşıldığını ifade etti. Husilerin birçoğu BAE savunma sistemleri tarafından ele geçirilen füze ve İHA’ları Abu Dabi'deki bir sanayi bölgesini hasara uğratmış, havaalanındaki bir şantiyenin de etkilenmesiyle 3 sivil hayatını kaybetmiş, 6 kişi yaralanmıştı.
ABD’li diplomat, İran nükleer programıyla ilgili Viyana’da yürütülen müzakerelerin sonucu ne olursa olsun Husilerin düzenlediği saldırıların Washington'un İran'ın Orta Doğu'daki davranışlarıyla mücadele etmesini zorunlu kıldığına inandığını söyledi. Aynı zamanda Tahran'da rejim lideri “Rehber” Ali Hamaney başta olmak üzere rejim liderlerinin füze programlarını veya bölgedeki faaliyetlerini müzakere etmeyecekleri konusundaki ısrarlarına atıfta bulundu.
Ancak Ross, bugün bölgede Barack Obama yönetimi ve Avrupalı ​​müttefiklerinin İran ile nükleer anlaşmaya vardığı 2015 gerçeğinden farklı olarak değişen koşulların kaydedildiğini söylüyor. Aynı zamanda anlaşma taraflarının İran'ı bölgedeki eylemlerinden sorumlu tutma yönünde endişelerinin olduğunu, bu nedenle anlaşmayı uygulamaktan cayabileceklerini de ekliyor.
Nitekim Ross, bugün ABD’nin geçmişten ders alarak İranlıların Husiler ile ilgili olanlardan başlayarak faaliyetlerinin bedelini ödemesini sağlaması gerektiğini vurguladı. Husilerin ise düzenledikleri saldırıların bedelini ödeyeceklerini, izole hale geldiklerini ve Washington'un saldırı altındaki ülkelerin savunmasını güçlendirmek için çalışacağını bilmeleri gerektiğine değindi.
Aslında Husi milisleri açıkça destekleyen Tahran, Husiler tarafından kullanılan füzeler ve diğer silahların kalıntılarından İran yapımı oldukları anlaşıldığı halde, Husi milislere silah tedarik etmediğini öne sürüyor.
Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Independent Arabia’nın Husilerin yeniden terör örgütü olarak sınıflandırılmasına ilişkin sorularına verdiği yanıtta “ABD, Yemen'deki insani durumu iyileştirme yönündeki kararlılığını sürdürüyor. Husiler insani sonuçları hesaba katmak zorunda kalacak” ifadelerine başvurdu.

Dengeyi yeniden sağlama yönündeki adımlar
Ross, Biden yönetiminin Husilerin gerilimi körükleyişi ile başa çıkma yönünde atacağı beş adım olduğunu öne sürüyor. İlkinin BMGK’ya Husi saldırılarını kınayan ve daha fazlası durumunda yaptırım uygulanmasını öngören bir karar sunmaktan geçtiğini söyleyen Ross, Abu Dabi ile ilişkileri göz önüne alındığında Rusya ve Çin'in veto haklarını kullanmayacaklarına da dikkat çekiyor.
BAE’ye istihbarat sağlayarak füze saldırıları öncesinde onları uyarmanın ikinci adımı teşkil ettiğini belirten Ross, ABD’nin bunu yapmaya muktedir olduğunu vurguluyor.
Biden yönetimi ilk haftalarında Yemen’de Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’na askeri desteği askıya almış olsa da Riyad ve Abu Dabi ile savunma işbirliğini hiç duraksatmadı.
Pentagon'un son açıklamalarında belirtildiğine göre ABD savunma sistemleri Pazartesi günü BAE'deki ABD üssünü hedef alan Husi füzelerini durdurmayı başardı.
Washington'a BAE’deki hava ve füze savunma sistemlerinin modernizasyonunu hızlandırması çağrısında bulunan Ross, Körfez ülkesi yetkililerinin bir süredir böyle bir destek aradığını ancak Biden yönetiminin yavaş yanıt verdiğine dikkat çekti.
Dördüncü olarak vereceği yanıtların etkinliğini artırma yönünde BAE’nin hassas güdümlü mühimmat ile desteklenmesi ve sivil kayıplara neden olma olasılığının azaltılması gerektiğini de ekledi. Aynı zamanda “ABD bunu biliyor, açıklaması gerekiyor” ifadelerine başvurdu.
Diplomat Ross aynı zamanda ABD yönetimini saldırılara yanıt verme sürecini simüle etmek için BAE ve bölgedeki diğer ülkelerle ikili askeri tatbikatlara katılmaya çağırdı.
ABD yönetiminin kendi vatandaşları dahil olmak üzere çok sayıda sivil can kaybına yol açabilecek herhangi bir saldırıya yanıt olarak müttefiklerinin yanında olacağını göstermesinin önemli olduğunu vurgulayan Ross, “ABD’nin bu yöndeki taahhüdünü görmesi gereken yalnızca arkadaşlarımız değil. ABD’ye ve onun uluslararası bir düzeni şekillendirme arzusuna meydan okumaya kararlı görünenler de var” dedi.
Orta Doğu'daki çatışmaları yakından takip eden Ross, Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Ali Hamaney’in ABD'nin gerilimi kırma stratejisi hakkındaki varsayımlarına karşı çıkmak gerektiğini, zirâ Washington'ın bu ülkelerin attığı adımların yol açtığı risklere karşı daha hazırlıklı hale geldiğini söyledi.

Husiler gerilimi artırırken bunlara yanıt verme yönündeki adımlar
BAE Savunma Bakanlığı, Husilerin Pazartesi günü Yemen’den fırlattığı iki balistik füzeye herhangi bir can kaybı yaşanmadan karşı konularak imha edildiğini duyurdu.
“İmha edilen balistik füze kalıntıları, BAE çevresindeki ayrı alanlara düştü” ifadelerine başvuran Bakanlık, herhangi bir saldırıya karşı gerekli koruma önlemlerini aldığını teyit etti.
Söz konusu saldırı, geçen hafta başkent Abu Dabi'de bir yakıt deposunu hedef alan, 3 kişinin ölümüne ve Abu Dabi Uluslararası Havaalanı’nda yangın çıkmasına neden olan saldırının ardından BAE topraklarına yapılan ikincisi sayılıyor.
Husi grubu üstlendiği bu saldırıyı İHA ve balistik füzeler ile gerçekleştirdiğini belirtmiş, BAE ise bu bilgileri doğrulamıştı.
Söz konusu saldırıların uluslararası çapta kınanması ardından, Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Arap Koalisyonu ise Sana ve Saada'da Husileri hedef aldı. Koalisyon tarafından yapılan açıklamada, “Husilerin başkent Sana ve diğer bölgelerdeki mevkileri ve üslerine çeşitli hava saldırıları düzenlendi” ifadelerine başvuruldu. Haber ajanslarına konuşan yerel sakinler ise bu saldırıları ‘2019'dan beri düzenlenen en şiddetli’ saldırılar şeklinde niteledi.
BAE 2019'da Yemen'deki varlığını önemli ölçüde azaltmış, ancak Abu Dabi destekli Yemen kuvvetleri yakın zamanda Yemen'in petrol üreten Şebva ve Marib bölgelerinde Husilere karşı yürütülen savaşlara dahil olmuştu.



Körfez ülkeleri, yapılacak her türlü görüşmeye dahil edilmekte ısrar ediyor

El-Budeyvi'ye göre, İran savaş sırasında füzelerinin %85'ini Körfez ülkelerine fırlattı (Körfez İşbirliği Konseyi)
El-Budeyvi'ye göre, İran savaş sırasında füzelerinin %85'ini Körfez ülkelerine fırlattı (Körfez İşbirliği Konseyi)
TT

Körfez ülkeleri, yapılacak her türlü görüşmeye dahil edilmekte ısrar ediyor

El-Budeyvi'ye göre, İran savaş sırasında füzelerinin %85'ini Körfez ülkelerine fırlattı (Körfez İşbirliği Konseyi)
El-Budeyvi'ye göre, İran savaş sırasında füzelerinin %85'ini Körfez ülkelerine fırlattı (Körfez İşbirliği Konseyi)

Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan mevcut krizi çözmeye yönelik her türlü görüşme veya anlaşmaya Körfez ülkelerinin de dahil edilmesi gerektiğinin altını çizerek, "Bu krizden sonra Ortadoğu haritasını değiştirmeyi amaçlayan her türlü bölgesel çerçeve, girişim veya düzenleme kesinlikle reddedilmektedir" uyarısında bulundu.

Dün Riyad'da bir dizi Arap ve yabancı büyükelçiye verdiği brifingde el-Budeyvi, dünyanın dört bir yanındaki ortak ve dost ülkelere, İran'dan Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerine yönelik saldırılarını derhal ve koşulsuz olarak durdurmasını talep eden mesaj göndermeleri çağrısında bulundu.

Kuveyt, İran'la bağlantılı bir hücrenin tutuklandığını duyururken, Bahreyn de Tahran için casusluk yapmakla suçlanan kişilerin yargıya sevk edildiğini açıkladı.

Körfez savunmaları İran saldırılarına karşı koymaya devam etti; Suudi Arabistan savunması dün Doğu Bölgesi'nde 37 insansız hava aracını imha etti.


Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı engelini kıtalararası lojistik sistemiyle aşıyor

Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)
Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)
TT

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı engelini kıtalararası lojistik sistemiyle aşıyor

Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)
Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)

Küresel tedarik zincirlerinin benzeri görülmemiş sınavlarla karşı karşıya kaldığı, dünyanın en kritik geçitlerinden biri olan Hürmüz Boğazı’nda aksamalara neden olduğu bir dönemde, Suudi Arabistan, ticaretin kesintisiz akışını garanti altına alan ve ülkenin lojistik altyapısını bir “can damarı” hâline getiren üstün bir ulaşım sistemini ortaya koydu. 2021 yılında Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından başlatılan Ulusal Taşımacılık ve Lojistik Stratejisi sayesinde Riyad, kıtaları birbirine bağlayan bir altyapı mühendisliğini hayata geçirerek mevcut jeopolitik zorlukları pratik bir başarıya dönüştürdü; kriz yönetimi ve acil tahliye operasyonlarında yüzde 97’nin üzerinde başarı oranı sağladı.

Sistemin ilk temelleri, Suudi Arabistan’ı üç kıtayı birbirine bağlayan küresel bir merkez hâline getirmek amacıyla atıldı. Uluslararası büyük şirketlerle ortaklaşa geliştirilen lojistik bölgeler ve hava, kara ve deniz taşımacılığında hızlandırılmış ihracat ve tedarik prosedürleri sayesinde hükümet, mal, hizmet ve enerji akışının kesintisiz olmasını güvence altına aldı; böylece ülke altyapı geliştiriciliğinden, küresel ekonomik istikrarın güvence altına alınmasında kilit aktöre dönüştü.

Hava ulaşımında hazırlık

Bu hazır durum yalnızca ticari alanla sınırlı kalmadı; insani kriz yönetiminde de etkinlik sağlandı. Şarku’l Avsat’a konuşan Lojistik uzmanı Hassan Al Halil, “Hava taşımacılığı artık acil durum müdahalelerinin temel motoru haline geldi; hızlı tahliye operasyonlarının yüzde 70-80’ini hava yolu taşımacılığı oluşturuyor. 500-2000 kişilik büyük tahliyeler ise deniz taşımacılığı ile gerçekleştiriliyor. Müdahale süresi 24-72 saat arasında değişiyor, bu da gelişmiş operasyonel hazır olmayı gösteriyor” dedi.

Al Halil, operasyonların sıkı sağlık kontrolleri ve yolculuk sırasında verilen bakım ile entegre bir kurumsal koordinasyon içinde yürütüldüğünü vurguladı. Ancak yoğun hava yolları ve uçuş sürelerindeki yüzde 20-30 artış, uluslararası sistem farklılıkları ve kriz bölgelerindeki altyapı yetersizlikleri nedeniyle etkinlik yüzde 40’a düşebiliyor. Yine de Suudi Arabistan, operasyonel esnekliği ve acil durum planları sayesinde başarı oranını yüzde 97’nin üzerinde tutuyor; sistem sadece kriz yönetimi için değil, aynı zamanda mal, hizmet ve enerji akışının sürdürülebilirliği için stratejik bir model oluşturuyor.

Yanbu Limanı ve deniz taşımacılığı

Hava taşımacılığı kadar deniz taşımacılığı da jeopolitik alternatif olarak öne çıktı. Kızıldeniz limanları, özellikle Yanbu Limanı, Hürmüz Boğazı’ndan geçen yüklerin yönlendirilmesinde stratejik bir şerit hâline geldi. Doğu-Batı Petrol Boru Hattı ile entegre çalışmaları sayesinde Suudi Arabistan, ihracatını gergin bölgelere kaydırmadan sürdürebiliyor.

Yanbu Güney ve Kuzey terminallerinden günlük ortalama 4,4 milyon varil ham petrol ihraç edilirken, bu rakamı 5 milyon varile çıkarmayı hedefliyor. Limanların etkinliği, nakliye maliyetlerini yüzde 58 oranında düşürdü ve rüzgar türbinleri gibi büyük hacimli kargoların hızlı sevkiyatına imkan sağladı.

İhracat rotalarının çeşitlendirilmesi

Al Halil, ihracat rotalarının akıllıca çeşitlendirilmesinin tıkanma noktalarına maruz kalmayı yüzde 40 oranında azalttığını belirtti. Bu sayede küresel nakliye maliyetlerindeki yüzde 50’lik artış ve jeopolitik risk sigorta primleri minimize edildi. Gemi gecikmelerindeki 3-10 günlük artışa rağmen Suudi limanlarının verimliliği ve geçici muafiyetler, duraklama sürelerini yüzde 25 oranında düşürdü ve nakliye fiyatlarının dalgalanmasını azalttı.

gvfrvfre
Suudi Arabistan Demiryolları’na ait bir yolcu treni (SPA)

Kara ve demiryolu taşımacılığı

Suudi Arabistan, kara taşımacılığıyla bölgesel bir dağıtım merkezi hâline geldi; 500 binin üzerindeki kamyon filosu ve SAR tren hattının günlük 2 bin 500 konteyner taşıma kapasitesiyle Körfez ülkelerine mal sevkiyatı gerçekleştiriliyor. Bu entegrasyon, sadece ticari akışı değil, bölgesel bağları da güçlendiriyor; örneğin Kuveytli vatandaşlar Riyad’dan kara yolu ile taşınırken, Irak’tan Arar Havalimanı’na uçuşlar ile yolcu hareketi destekleniyor.

Körfez’de deniz bağlantıları

Suudi limanları, Körfez’de alternatif bir stratejik deniz bağlantısı olarak öne çıkıyor. Suudi Limanlar İdaresi (Mawani), Dammam-Şarika arasında çok modlu taşımacılığı sağlayan bir köprü kurarken, Bahreyn ile Kral Abdulaziz Limanı ve Halife Bin Selman Limanı arasındaki Gulf Shuttle hizmeti, yılda 105 milyon ton kapasiteye sahip liman altyapısı üzerinden ticari akışı hızlandırıyor.

Ayrıca SAR tren hattı, Doğu Bölgesi limanlarını sınır kapısına bağlayarak Ürdün ve kuzey ülkeleri ile ticaret akışını güçlendirdi.

Yolcu taşımacılığı ve insanî destek

Sistem, insani ve bölgesel boyutlarda da etkili. Kuveytli vatandaşların kara yoluyla taşınması ve Irak’tan Arar Havalimanı’na uçuşlar, yüzde 97’yi aşan operasyonel başarı oranıyla gerçekleştiriliyor.

Akıllı kriz yönetimi ve maliyet azaltımı

Yetkililer, gemilere geçici muafiyetler tanıyarak duraklama sürelerini yüzde 25 oranında azaltıp maliyetleri düşürdü. Deniz taşımacılığı maliyetleri yüzde 8-18 düşerken, nakliye fiyatlarındaki dalgalanmalar yüzde 10-20 arasında azaldı.

Bölgesel gıda güvenliği

Aynı zamanda sınır kapıları, özellikle Ebu Samra, Katar’a mal akışını güvence altına alarak bölgesel gıda güvenliğine katkı sağladı. 25’ten fazla ülkeden tedarik çeşitlendirmesi ve bazı ürünlerde 12 aylık stratejik stoklar, yüzde 95’in üzerinde bulunabilirlik sağladı.

Shuttle taşımacılığı ve demiryolu Lojistiği

Lojistik ve tedarik zinciri uzmanı Naşmi Al Harbi, demiryolu bağlantılarının artık tamamlayıcı değil, stratejik bir can damarı olduğunu vurguladı. Şubat 2026’da Riyad-Doha hızlı tren projesi onaylanarak yolculuk süresi iki saate düşürüldü ve KİK ülkeleri arasında temel mal akışı kesintisiz hâle geldi.

Shuttle taşımacılığı, yüksek frekanslı küçük gemilerle limanlar arasında hızlı transfer sağlayarak maliyet yapısını ve tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdi. DHL ve Maersk’in Riyad’daki lojistik yatırımları, Suudi Arabistan’ın uluslararası şirketler için güvenli bir lojistik merkez hâline gelmesini pekiştirdi. Ülke, Dünya Bankası Lojistik Performans Endeksi’nde 17 basamak yükselerek 38. sıraya ulaştı.

Sonuç

Tüm bu adımlar, Suudi Arabistan’ın yalnızca geçici bir kriz yönetimi yapmadığını, aynı zamanda küresel ticaret haritasında stratejik konumunu güçlendirdiğini gösteriyor. Limanların entegrasyonu, altyapı gelişimi ve operasyonel esneklik sayesinde ülke, ticaret ve enerji akışlarını etkin bir şekilde yönlendirebilen kıtaları bağlayan bir lojistik merkezi hâline geldi.


Casim el-Budeyvi: Körfez ülkeleri olmadan yapılacak bölgesel düzenlemeler kabul edilemez

Casim el- Budeyvi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatarak “tüm sınırları aştığını” söyledi (Körfez İşbirliği Konseyi)
Casim el- Budeyvi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatarak “tüm sınırları aştığını” söyledi (Körfez İşbirliği Konseyi)
TT

Casim el-Budeyvi: Körfez ülkeleri olmadan yapılacak bölgesel düzenlemeler kabul edilemez

Casim el- Budeyvi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatarak “tüm sınırları aştığını” söyledi (Körfez İşbirliği Konseyi)
Casim el- Budeyvi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatarak “tüm sınırları aştığını” söyledi (Körfez İşbirliği Konseyi)

Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi İran ile ABD ve İsrail arasında süren krizle ilgili yürütülecek herhangi bir müzakere ya da anlaşma sürecine Körfez ülkelerinin mutlaka dahil edilmesi gerektiğini vurguladı. Budeyvi, “Bu kriz sonrasında Ortadoğu’nun haritasını değiştirmeyi amaçlayan her türlü çerçeve, girişim veya bölgesel düzenleme kesin olarak reddedilmektedir” dedi.

Budeyvi, çözümde önceliklerinin diplomatik ve siyasi yollar olduğunu belirterek, bunun “en akılcı ve en başarılı seçenek” olduğunu ifade etti. Bununla birlikte Körfez ülkelerinin uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi çerçevesinde “tüm seçenekleri değerlendirdiğini” de sözlerine ekledi.

Perşembe günü Riyad’da Arap ve yabancı büyükelçilere verdiği brifingde konuşan Budeyvi, uluslararası ortaklara İran’a yönelik açık ve birleşik bir mesaj verilmesi çağrısında bulundu. Bu mesajın, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını derhal ve koşulsuz olarak durdurmasını içermesi gerektiğini söyledi.

Körfez ülkelerinin hedefinin hiçbir zaman İran’ı zayıflatmak ya da yok etmek olmadığını belirten Budeyvi, amaçlarının karşılıklı saygı, iç işlerine müdahale etmeme ve saldırmazlık ilkelerine dayalı normal ilişkiler kurmak olduğunu dile getirdi.

Mevcut durumun “Ortadoğu’nun karmaşıklığı” çerçevesinde ele alınamayacağını vurgulayan Budeyvi, yaşananların uluslararası hukukun açık ihlali ve herhangi bir çatışmanın tarafı olmayan ülkelere yönelik sistematik saldırılar olduğunu ifade etti. Uluslararası aktörleri gerçekleri doğru değerlendirmeye çağırdı.

Körfez ülkelerinin onlarca yıldır bölgesel ve küresel istikrarın temel unsurlarından biri olduğunu, aynı zamanda güvenilir bir enerji tedarikçisi ve küresel ekonomide sorumlu bir ortak olarak öne çıktığını belirten Budeyvi, buna karşın ülkelerinin saldırı hedefi olmayı ya da bölgesel hesaplaşmaların sahası haline gelmeyi kabul etmeyeceğini söyledi.

brfgb
Casim el-Bedeyvi, mevcut krizin çözümüne yönelik yürütülecek her türlü görüşme ve anlaşmaya Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin mutlaka dahil edilmesi gerektiğini vurguladı. (KİK)

İran’ın son 25 günde 5 binden fazla balistik füze ve insansız hava aracıyla Körfez ülkelerini hedef aldığını aktaran Budeyvi, savaş süresince fırlatılan füzelerin yüzde 85’inin Körfez’e yöneldiğini kaydetti.

Körfez hava savunma sistemlerinin bu saldırıları “yüksek profesyonellikle” engellediğini belirten Budeyvi, bunun saldırıların ciddiyetini azaltmadığını ve İran’ın sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını vurguladı.

Budeyvi ayrıca İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, ticari gemiler ve petrol tankerlerinin geçişini engellemesi ve geçişlerden ücret talep etmesini uluslararası deniz hukuku ihlali olarak nitelendirdi. Bölgede gemi kaçırma ve saldırıların da tekrarlandığını ifade etti.

Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıkların yalnızca Körfez’i değil küresel ekonomiyi de etkilediğini belirten Budeyvi, bazı ülkelerin petrol ve gaz tedarikinde sıkıntı yaşadığını söyledi. Uluslararası deniz yollarının hiçbir tarafça engellenemeyeceğini ya da şartlara bağlanamayacağını vurguladı.

fdvfd
Casim el-Budeyvi’ye göre, İran’ın savaş boyunca fırlattığı füzelerin yüzde 85’i Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini hedef aldı. (KİK)

Boğazın kapatılmasının başlangıçta enerji fiyatlarını artırabileceğini, ancak uzun vadede küresel ekonomi, enerji piyasaları, deniz sigortacılığı ve sivil havacılık üzerinde “yıkıcı sonuçlar” doğuracağını ifade eden Budeyvi, “Hürmüz Boğazı’nda olan, sadece orada kalmaz” dedi.

Körfez ülkelerinin ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından habersiz olduğunu belirten Budeyvi, bu operasyonlara katılmadıklarını ve topraklarının İran’a karşı kullanılmasına izin vermediklerini Tahran’a ilettiklerini söyledi. Buna rağmen İran’ın saldırılarını sürdürdüğünü ifade etti.

Körfez ülkelerinin gerilimi tırmandırmamak için azami ölçüde itidal gösterdiğini ve karşılık vermekten kaçındığını belirten Budeyvi, bunun İran’ın saldırıları durdurması umuduyla yapıldığını dile getirdi.

fvfr
Casim el-Bedeyvi, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin azami ölçüde itidal gösterdiğini ve çatışmanın yayılmasını önlemek amacıyla karşılık vermemeyi tercih ettiğini belirtti. (KİK)

Son olarak Körfez’in küresel ekonomi için stratejik önemine dikkat çeken Budeyvi, bölgenin günlük yaklaşık 16 milyon varil ham petrol üretimiyle dünya üretiminin yüzde 22’sini karşıladığını, küresel petrol ihracatının yüzde 27’sine denk gelen 11,5 milyon varil ihracat yaptığını belirtti. Ayrıca dünya petrol rezervlerinin yüzde 33’üne ve doğal gaz rezervlerinin yüzde 21’ine sahip olduğunu vurguladı.

Bu verilerin Körfez’i küresel ekonomi için vazgeçilmez bir unsur haline getirdiğini belirten Budeyvi, bölgede yaşanacak herhangi bir istikrarsızlığın doğrudan enerji güvenliği ve küresel ekonomik istikrarı etkileyeceğini sözlerine ekledi.