Ürdün’de Arap aydınları ve iktidarlarla ilişkileri masaya yatırıldı

Ürdün’de, “Arap Aydını ve İktidarla İlişkinin Diyalektiği” başlıklı sempozyum düzenlendi.

Ürdün’de Arap aydınları ve iktidarlarla ilişkileri masaya yatırıldı
TT

Ürdün’de Arap aydınları ve iktidarlarla ilişkileri masaya yatırıldı

Ürdün’de Arap aydınları ve iktidarlarla ilişkileri masaya yatırıldı

Uluslararası Dengeli Çizgi Forumu (Vasatiyye), Ürdün’ün başkenti Amman’da, Arap Aydını ve İktidarla İlişkinin Diyalektiği: Tarafsızlık mı Bağımlılık mı?” Başlıklı bir sempozyum düzenledi.
Vasatiyye Genel Sekreteri Mervan el-Fauri, moderatörlüğünü yaptığı sempozyumun giriş konuşmasında şunları söyledi:
“Aydınların toplumdaki rolü son derece önemlidir. Bu ayki sempozyum başlığını seçerken bu role odaklanmayı tercih ettik. Aydınlar kamuoyunun görüşlerinin oluşmasında ve bir ulusun istikbalinin şekillenmesinde önemli roller üstlenir. Aynı zamanda toplumun, hayati meselelerle ilgili motivasyonunu güçlendirir ve duyguların diri tutulmasına destek olur. Özetle ifade etmek gerekirse; aydınlar, düşman saldırılarına karşı, bir ulusun şahsiyetinin olumlu bir şekilde fikren şekillenmesine katkıda bulunur. Entelektüeller, kalemleriyle gerçekliği teşhis eder ve bu gerçekliği değiştirmek için çaba gösterir. Aydınlar ve sanatçılar, şiir, öykü, roman ve tiyatro oyunlarıyla toplumun duygularını dile getirir. Aydınların eserleri ebediyen ölümsüz kalır ve nesillerden nesillere aktarılır. Bu sebeple, resmi makamlar tarafından milli aydına gösterilen ilgi ve insan onuruna yakışır geçim kaynaklarının sağlanması, toplumun geleceğine yapılan bir yatırım anlamına gelir. Bu aynı zamanda, ulusal kimliğin, kültürel ve entelektüel mirasın korunması demektir”.
Sempozyumda ayrıca Prof. Dr. Musa Berizat ve Prof. Dr. Adnan er-Revsan birer tebliğ sundu.
Fauri’den sonra söz alan panelist Prof. Dr. Revsan, aydın ve iktidar arasındaki ilişkiye dair tartışmaların kadim zamanlardan beri süregeldiğini hatırlatarak şunları söyledi:
“İslam öncesi cahiliye döneminde ünlü Ukaz pazarı çok önemli bir edebi ve kültürel platformdu. Bu pazarda mal alışverişinden ziyade, sunum yapan yazarlar, şairler ve filozoflar dikkat çekmekteydi. Hicri birinci yüzyılda Mirbed el-Basri pazarı bu rolü üstlenerek, Arap ve Müslüman aydınlara ev sahipliği yaptı. Bu pazarda aydınlar ve alimler arasında, edebi, felsefi ve kelami tartışmalar yapılmaktaydı. Bu platformdan, Ferezdak, Cerir, İbn-i Sirin ve Hasan el-Basri gibi meşhur alim ve şairler geçti. Hasan Basri tüm tehlikelerine rağmen hakikat adına iktidarla çatışma halindeydi. Vali ve yöneticilere gidip hak bildiklerini yüzlerine karşı söylüyordu, bazıları dinliyor bazıları dinlemiyordu ama o iktidara yanaşmaksızın ‘bağımsız bir aydının’ nasıl olması gerektiğine dair bir örneklik teşkil etti. Hasan Basri bir örnek olup aynı ‘bağımsız tarzı’ benimseyen çok sayıda alim ve aydının var olduğunu söyleyebiliriz. Bu pazarlar ya da platformlar iktidarın egemenliğinde değildi. Bir alim, şair ya da düşünür, üniversite olarak tanımlayabileceğimiz bu platformlarda kendi tezini ya da şiirini dillendirir bu şekilde şöhrete kavuşur ya da yergiye muhatap olurdu. Günümüze dönecek olursak, aydınların görüşlerini serbestçe ifade etmesi gelişmiş demokrasilerde pek bir sorun teşkil etmemektedir. 
Demokratik ülkelerde siyasetçi ile aydın arasındaki diyalektik, taraflardan biri için tehdit oluşturmaz ve ‘düşüncenin ifade edilmesi ’genellikle toplumun fikri ve kültürel mirasına ve yürürlükteki medeni kanunlara tabidir. Ancak otoriter rejimlerde ya da ağır işleyen az gelişmiş demokrasilerde aydın ve sanatçıların başı iktidarla belaya girebilir. Bu tür ülkelerdeki iktidarlar, aydın ve sanatçıların ürünlerine, kendi çıkarlarına hizmet ettiği ya da çıkarlarına karşı gelmediği sürece müsamaha gösterir. Bir entelektüel hakikat adına iktidarla çatışırsa, dışlanır, marjinalleştirilir ve siyasi gerekçelerle hapsedilerek susturulabilir.
Aydının kim olduğu ya da kimin aydın olduğu sorusunun tartışmalı olduğuna değinen Revsan şöyle devam etti:
“Genel olarak eğitimli biri ile alim, malumat sahibi ile entelektüel arasında bir ayrım olduğu kabul edilir. Bir entelektüelin gücü, kültürel zenginliğine ve özgün düşünsel üretimine dayanır. İngiliz düşünür Francis Bacon’un ‘entelektüel otorite’ olarak adlandırdığı şeyin temelinde bu vardır. Bu ‘otoritenin unsurları’ ise, bilim insanının deneylerden elde ettikleri sonuçlar ve sanatçının yaratıcı özgün üretiminin yanı sıra iktidara bağımlı olmayan ilkeler çerçevesinde oluşturduğu belirleyici irade ile ayrım yapmaksızın topluma sunduklarıdır.
Entelektüel faaliyetler, düşünür ve sanatçıların kültürel yaratıcılıkları otoriter rejimlerin müdahaleleri ışığında güdükleşir. Otoriter rejimler aydın ve entelektüellere ya baskı yapar ya da maddi çıkarlarını okşayarak onları baştan çıkarmaya çalışır. Her iki yöntemde, yani kısıtlama ve benimseme, kültürel ve entelektüel sığlıkla sonuçlanır. Böylesi bir ortamda verimli sonuçların elde edilebilmesi oldukça zordur. Öte yandan, entelektüel ve kültürel üretim, asgari özgürlüklerin garanti altına alındığı ve hakikat arayışının önemsendiği toplumlarda, gelişmek için uygun bir zemin bulabilir. Eski Fas Dışişleri Bakanı ve düşünür Muhammed bin İsa’dan alıntı yapacağım şöyle yazmıştı:
“Aydın ve siyasetçi birbirini bağımlı olmakla mükellef değildir. Siyasetçinin görevi; ülkedeki mevcut kurumsal kanallar ve mekanizmalar aracılığıyla kamu işlerinin doğru bir şekilde yönetilmesine katkıda bulunmaktır. Aydının rolü ise fikir üretmek, toplumsal gerçekliği yansıtmak ve değerleri sorgulamakla sınırlıdır. Siyasetçinin bu ‘çıkarımlardan ve ürünlerden’ faydalanma sorumluluğu vardır. Yani her birinin rolü, bazen tamamlayıcı iken bazen birbiriyle kesişmektedir. Hem aydın hem de siyasetçi bağımsız olmalıdır, zira amaçlar ve araçlar ikisi için aynı değildir. Burada aydın geçinen soytarıları ya da safsatacı politikacıları kastetmiyoruz.” 
Yine bir alıntıyla devam edeceğim, yazar ve eski Mısır Kültür Bakanı Cabir Asfur şöyle demişti: “Arap dünyasında entelektüel, siyasetçiye tabidir, oysa gelişen bir zihin olarak, geçici çıkarlar veya kısa vadeli kazanımlarla ilgilenmeyen entelektüelin ürünü, siyasi eylem için referans teşkil etmelidir. Bir entelektüel siyasetle iştigal edebilir, ancak siyasi manevralar yerine, kültürel ilkelerine bağlı kalmayı sürdürmelidir”.  
Fark ettiyseniz siyaset ve düşünce adamlığını bir arada yürüten kişilerden örnek verdim. Genelleme yapmanın sakıncalarını bilerek şunu diyebilirim; Bu gibi kişilerin bakış açısının iki yönü vardır; biri görevde iken diğeri ise görevi bıraktıktan sonra şekillenir. Arap ülkelerinde iktidardakilerin, kültür ve düşünceyle sahici bir ilişkiyi nadiren kurduklarına şahit oluyoruz. Genelde siyaset sahnesinde muhalefete düşüldüğünde bu ilişkinin önemi hatırlanır ve toplumda etki bırakan kültürel entelektüel çalışmalar yapılabilir. İstisna olmasalar da Sudan’da Sadık el-Mehdi ve Hasan Turabi’yi örnek olarak gösterebilirim”.
Ürdün’de entelektüellerin rolüne dair de konuşan Prof. Dr. Revsan ayrıca şunları söyledi:
“Ürdün’de aydın ile otorite arasındaki ilişkiyi değerlendirirken kendimizi bir çelişkiler denizinde buluyoruz. Geçmişte Ürdün’de eğitim ve kültürün rolü önemsenmiş olsa da günümüze baktığımızda, bir entelektüelin haiz olması gerektiği ilkelerin neredeyse tamamen ihmal edildiğini görüyoruz. Genelleme yapmak istemeyiz ancak medyada öne çıkan ve iktidar tarafından rağbet gören ‘entelektüellerin’ sadece iktidarın hoşuna giden şeyleri dillendirdiğine şahit oluyoruz. Ürdün’de yazılı olmayan ama herkesin bildiği kurallar vardır; entelektüeller rolleri sınırlandırılmış bir kesimdir. Gerçek entelektüeller siyaset sahnesine aldırış etmeden yalnızlığı göze alarak faaliyetlerini sürdürür ve siyasete bulaşmamaya özen gösterir. Çünkü siyaset belirli kesimlerin tekelindedir ve yönü bellidir. Siyasetin geleceği için belirlenen yol haritası adeta değişmezdir ve entelektüellerin eleştirilerine kapalıdır. Parlamentoya baktığımızda ‘kültürlü kesimin’ yüzde onluk bir dilimi temsil ettiğini görüyoruz. Geri kalanlara gelince, Eddie Cohen'in tanımladığı gibi, Yahudi metinlerinde geçen Juwaim (Ağyar - halk) sınıfındandırlar. Cohen’i beğenin ya da beğenmeyin, İsrailli bu düşünür Ürdünlü entelektüellerin sahip olmadığı ifade özgürlüğüne sahiptir. Siyaset sahnesinde itibar görmeyen bu gerçek entelektüeller, kitaplara gömülüp adeta ömür boyu inzivaya mahkum olmuştur. Arada bir yerel kültürel faaliyetlerde görünürler ancak etkin değildirler.
İkinci kesim aydın ve entelektüellere gelecek olursak, bu kişiler sahip oldukları kültür köşelerini, siyasi sistemin içinde ya da eşiğinde bir mevkie ulaşmak için kullanırlar. Entelektüellik onlar için bir konum elde etme aracı, ailesinin ve kendisinin geçimini sağlayabileceği bir vesiledir. Bu vesile ilkelerini çiğnemesini gerektirse de böyledir. Bu kesimi belki de ‘ulaştırıcı entelektüel ekol’ olarak tanımlayabiliriz.
Üçüncü bir kesim ise, kendilerini entelektüel olarak tanıtan oluşumlardır ancak aralarında entelektüelleri barındırmazlar. Öncüleri okur yazar kesimdir ve her türlü siyasi tartışmanın içinde yer alırlar. Bu kesim aydınsı sınıf, siyasetçilerin dikte ettiği mevkilerini terk etmezler ve entelektüel boşluğu doldurmak adına göz boyarlar. Yeri gelmişken şunu da söylemeliyiz; Arap dünyasında felsefe, siyaset ve düşünceyle ilgili eserler çok az sayıda okunmaktadır. Ürdün’ün durumu ise Arap dünyasına kıyasla daha da perişandır. Mısır, Lübnan, Kuveyt bizden daha iyi durumdadır, hatta savaşın dramını yaşayan Irak ve Yemen dahi bizden bu konularda daha ileridir. Tüm Arap aleminde yılda 50-60 bin civarında eser basılırken bu sayı Japonya’da 80 bin, Britanya’da 150 bin ve İran’da 65 bin civarındadır”.
Kültür ve siyaset arasındaki ilişki hakkında uzun uzadıya konuşabiliriz, bu konuşma bir yönüyle keyif verici iken bir yönüyle hüzünlüdür. Çok uzatmak istemiyorum, bir örnek vererek konuşmamı sonlandıracağım. Cahiliye döneminde ‘Sealik’ yani hırsızlar dahi kültürlü insanlardı. Bir hırsızın sözlerine bakın: 
“Ben büyük bir dalgayım, sert bir kilidim, ben ateşim. Filler konuşsa benimle susmak bilmezler, deniz bıkmaz sözlerimden.  
Dostlarım Basra'nın hasırından, Mısır'ın hardalından, Şam’ın mercimeğinden, Cezirenin çakıllarından, Musul’un buğdayından ve Filistin’in zeytininden çoktur.”
Ebu Said Razi’nin (ö. 1031 m.s) Nesr ed-Durer eserinde alıntıladığı bu hırsızın ifade gücüne dikkat edin. Eskiden hırsızlar kültürlü iken, bugünlerde Arap alemindeki çoğu entelektüel ve sanatçı Makyavelist mukallitler olarak iktidarlara yaltaklanıyor. Sevgili vatanımızda aydınlar nasıl bu hale geldi? Bu soruyu tartışmaya ve varsayılan tüm cevaplara açık bırakıyoruz”.

Aydın taklitçi değil özgün kişidir
Şarku’l Avsat’ın Uluslararası Vasatiyye Forumu’un web sayfasından aktardığı haberine göre Adnan er-Revsan'ın ardından sözü alan Prof. Dr. Musa Berizat sempozyumdaki tebliğinde şu ifadeleri kullandı:  “Bana göre entelektüel, hayata dair özgün bakış açısı olan, toplumunun kültürünü yakından tanıyan ve ülkesinde, dünyada yaşananlara karşı bir duruşu olan kişidir. Kendi kimliğiyle ve içinde yaşadığı toplumun sorunlarıyla ve geleceğiyle ilgilenir. Kaynağı neresi ya da kim olursa olsun, kendini hakikate kapatmaz. Taklitçi değildir farklı düşüncelere ve kültürlere açıktır. Akıl ve fıtrat yasalarına uymayan yanlış yargılarla uzlaşamaz. Kanaatlerini ifade ederken yaltaklanmaz, adalet, hürriyet, bağımsızlık, insan onuru ve vatan sevgisi meselelerinde pazarlıksızdır” diye konuştu.
Prof. Dr. Musa Berizat daha sonra şunları ifade etti: “Arap dünyasındaki aydınlar da dünyanın geri kalanındaki aydınlar gibi tasnif edilerek farklı sınıflara dahil edilebilir. Genel olarak yargıda bulunacaksak, aydınlarımızın yarısı iktidarın güdümünde iken, diğer yarısının kendi içinde ayrı sınıflar teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Her aydının bağımsız olduğunu iddia edemeyiz, bazılarının ideolojik, kültürel, bölgeci aidiyetleri olduğu aşikardır. Arap aydınlarının, damarlarında Adnan ve Kahtan’ın kanı akmaktadır. Arapların inanç dünyası ve akidesi, Hz. Muhammed’e (sav) indirilen vahiy ile şekillenmiştir. Peygamberimiz daha önce var olmayan sağlamlıkta bir devlet kurmuş ve tüm insanlık için hidayet mesajı sunmuştur. Bir Arap aydın bir yandan Müslüman olarak hem dindaşları hem de tüm Araplarla birleşirken, diğer yandan farklı tabiiyetler geliştirebilir. Arap alemindeki bölünmüşlük bir yanıyla olumlu bir yanıyla olumsuzdur. Küçük çocuklar okula gittiklerinde farklı sistemlerle eğitilmekte ve farklı ülkelerde olmaları hasebiyle, kendi ülkelerinin ve bölgelerinin milliyetçisi olmaktadırlar. Yani Araplık ve Müslümanlık maddi ve manevi güç kaynağı olacağına, siyasallaşarak ayrım ve ötekileştirmeye sebebiyet veren bir sorunsal haline gelmiştir. Süreç içinde maalesef, din politikleştirilmiş, İslamcılık ve Arapçılık karşı karşıya gelmiştir. Bu iki akım, solculuk, liberalizm, sivilleşme ve son olarak ‘İbrahimi Hanif’ anlayışla çatışmaya girmiştir. Bu çatışmaların kültür dünyamız üzerindeki olumsuz yansımaları inkar edilemez.”



Irak, “silahsızlanma” sürecini 2027’nin ortasına erteledi

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)
TT

Irak, “silahsızlanma” sürecini 2027’nin ortasına erteledi

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)

Irak, silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik planını 2027 yılının ortasına erteledi. Planın daha önce bu ayın sonunda uygulanmaya başlanması öngörülüyordu.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, dün yaptığı açıklamada, silahlı grupların unsurlarının devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören bir plan açıkladı. Zeydi planın, grupların saldırılarını durdurmaları karşılığında ABD saldırılarına maruz kalmamalarını öngören 90 günlük bir aşamayla başlayacağını belirtti.

Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Zeydi ile New York'ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yayımlanan açıklamada, Irak Başbakanı ile “milislerin dağıtılması ve saldırılarının durdurulması” konusunda mutabakata vardığını söyledi.

ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Tom Barrack ise Irak'ın, “Haziran 2027 sonuna kadar askeri güce sahip tek makamın devlet olması” yönünde taahhütte bulunduğunu ifade etti.


Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
TT

Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)

Gazze'deki yetkililer, bölgede sakinlerin yaşadığı ve yıkılma tehlikesi bulunan bina sayısının yaklaşık 2 bin olduğunu tahmin ediyor. Buna rağmen bölge halkı ve yetkililer, kendilerini barındıkları binaların çatılarının çökmesi tehlikesine karşı koruyabilecek herhangi bir alternatif bulunmadığını kabul ediyor.

Gazze kentinde bir hafta önce “Saade” binasının çökmesinden zarar gören kişiler ve görgü tanıkları, yaklaşan kış ve yağışlarla birlikte ortaya çıkabilecek tehlikelere ilişkin “Şarku'l Avsat”a konuştu. Görgü tanıkları ve mağdurlar, yağışların, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı sırasında hasar gören diğer binaların da çökmesini hızlandırabileceği uyarısında bulundu.


Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.